8 Ekim 2012 Pazartesi
Çocuklarda disiplin eğitimi..Tamam da sınırı peki?
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Ekim 08, 2012Şu anda okuduğum kitabın adı bi değişik; Kaplan Anne'nin Zafer Marşı..
Amy Chua isimli çinli bir anne tarafından yazılmış kitap.
Arka Kapak yazısı;
"Çok satanlar listelerinde 1 numara"
ABD, New York Times, İngiltere, Sunday Times, Almanya, Der Spiegel
ABD, Almanya, Brezilya, Çin, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsrail, İsviçre, İtalya, Japonya, Norveç ve Rusya dâhil, 25 ülkenin ardından, şimdi de Türkiye'de
Çinli anne Batılı anneye karşı mı?
Dünya güçleriyle yarışmaya başlayan Çin'in bu başarısının ardında Doğu disiplini görülüyor; Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, bu disiplinin çekirdek ailedeki pratiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Amy'nin kızlarının şunları yapmaları yasak: yatıya kalmak, çocukların bir araya getirildiği oyun gruplarına gitmek, okul tiyatrosunda rol almak, televizyon izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak, kendi ders dışı etkinliklerini seçmek, A'dan daha düşük bir not getirmek, keman ya da piyanodan başka bir enstrüman çalmak, keman ya da piyano çalmamak.
"Chua'nın hatıratı, Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, okunması kolay, zekice yazılmış, eğlenceli, dürüst ve biraz da hüzünlü."
Chicago Sun-Times
"Chua, tipik Asyalı çocukların sıra dışı başarılarının ardındaki sırrı açıklıyor: Çinli anne. Bu çocukları yetiştirmede başarılı olan en geleneksel yöntemi de ön plana çıkarıyor: katı, eski ve tavizsiz değerler. (!) Chua, yöntemlerinin korkutucu olduğunu inkâr etmiyor; fakat elde ettiği sonuçların tartışılmaz olduğunun da farkında!"
Publishers Weekly
Evet benim Şirin'i yetiştirme tarzıma çok uzak olan şeyleri Amy kızlarının üzerinde birebir uygulamış..Beni tanıyanlar bilir yumuşak bir anneyim ben ama Şirin'i tanıyanlar da bilir şirin de sert bir çocuk değildir..Uyku zamanını,okula gitme zamanını,evden çıkma ya da giyinme zamanına uyan sözümü dinleyen bir kız çocuğu..Elbette itiraz ettiği zamanlar oluyor..Mesela akşamları uyurken uykusundan uyanıp (o derin uykudan nasıl uyanıyor hala anlayamıyorum) bi kaç kez seslenip beni yanına çağırır..Bu hayatımızı etkileyen bir durum zira benim uyku kalitem de onun uyku kalitesi de zarar görüyor..Bi de tabi yemek mevzu var ki o zaten şirin ilk doğduğu andan itibaren hayatımızda..Hoş artık daha çok çeşit yemek yiyor (ıspanak felan da dahil buna) ama yemek yeme süresi oldukça uzun ve meşakkatli..evde öyle en azından..doğuştan peynirden nefret edenler kategorisinde..Peynir yemiyor..Böyle çok insan varmış sonradan öğrendim peynirin kokusuna dayanamazlarmış bırak tatmayı..Kızım o gruptan işte..Bu konuda henüz hiçbir şey yapamadım..Neyse işte yani sonuç itibariyle çok katı kuralları olmayan ama koyduğu kuralları da maksimum düzeyde koruyan bir anne tarafından büyütülüyor şirine..
Bu kitap neden ilgimi çekti sorusuna da yanıtım üstte anlattıklarımdan çıkarılabilir sanırım..Çinli ebeveynlerin kuralcılık ve çocuk yetiştirmede ki katılıkları herkesçe bilinir öyle değil mi? Fakat bu kitapta öyle şeyler okuyorum ki çocuklara acımamak elde değil..Çinli anne Amy elbette çocuklara zarar vermiyor ve kızlarını çok seviyor ancak prensipler türk annelerinin öcü görmüşçesine korkacağı tipten..
Amy'nin ilk kızı Sophia yumuşak huylu..On sekiz aylıkken alfabeyi öğrenmiş matematikte de üstün başarılar göstermiş bi kız..Öyle ki kreşte çocuklar henüz 1'den 10'a kadar saymayı öğrenirken Amy Sophia'ya alışılmış Çin yöntemleri ile toplamayı,çıkarmayı,çarpmayı,bölmeyi,kesirleri ve ondalıkları öğretmiş bile.
İkinci kız Louisa'yı ise amy şöyle tanımlıyor: "O melek suratlı bir asi!"Hatta diyor ki; "onu düşündüğüm zaman gözümün önüne vahşi bir atı eğitmeye çalışmak geliyor.."
Ve elbette anne kızın arasındaki bu çekişmeler ve zorlukları bi kaç satır sonra Amy kendisi açıklıyor ; Kaderin cilvesi şu ki,Lulu ve ben birbirimize çok benziyoruz: Benim çabuk parlayan,çatal dilli ve hemencecik affeden kişiliğimi almış.." Tanıdık değil mi? :)
Amy ne yaptığını bilen entellektüel bir kişilik aslında..O bir hukuk profesörü..Kendinisin yetiştirilirken aldığı ve o sebeple hukuk profu olduğu geleneksel çin eğitimini kendi kızları üzerinde uygulamış ancak şöyle bir ayrıntı var olayda..Onun çocukluğu zamanındaki gibi değil ne çocuklar ne de hayat..Gelişen teknoloji, kolay bilgi edinme ve vericilerin zenginliği sayesinde çocuklar artık bir kuşak öncesindeki nesilden bile fazla farkındalar herşeyin..Kendilerini çok kolay ifade ediyorlar ve özgüvenleri çok çok yüksek ebeveynlerine göre..Amy işte bu nesiller arası gelişmeyi reddederek anne babasının onu yetiştirirken verdikleri gelenekler eğitimi çocuklarına vermek istiyor..Ve yapıyor da..Ancak ciddi çatışmalar yaşıyorlar özellikle lulu ile.Lulu 13 yaşındayken bir lokantada bardakları yerlere atıp annesine,"Hayattan ve senden nefret ediyorum"diye bağırmış..
Amy'ye göre çocukların annelerini sevmelerinden çok başarılı olmaları önemli..Önlerinde ki hayatın zorluklarını düşünürsek aslında çok da yanlış bir düşünce değil ve bir çeşit fedakarlık gibi ama elbette bizler ve çinliler çok farklı kültürlere sahip toplumlarız..E baktığımızda da şu anda Çinlilerin dünya üzerindeki güçleri tartışılmaz e bi de bize bakın..Koyun gibi nereye sürülürse oraya giden hiç bir zamda sesini yükseltmeyen üç kuruş kazanabilmek için kıçından ter akıtan bir milletiz..Fark ortada gibi!!
Kitap yayınlandığında elbette çocuk yetiştirme tarzı üzerinde epey tartışmalar yaşanmış..Time dergisine kapak olmuş kitap ve ABD,İngiltere ve Almanya'da bir numaraya yükselmiş çok satanlar listesinde..Ve karşıt eleştiriler Amy'nin bir anneden çok bir canavar olduğu yönünde hatta ölüm tehtitleri bile almış Amy..
O tüm bunlara şöyle yanıt veriyormuş;
"Bu, bir anne, iki kızı ve iki köpeği ile ilgili bir hikaye. Aynı zamanda Mozart ve Mendelssohn, piyano, keman ve Carnegie Hall'a çıkmayı nasıl başardığımızla ilgili... Bu, sözde, Çinli anne babaların Batılılardan nasıl daha iyi olduğuyla ilgili bir hikaye olacaktı. Ama onun yerine, kültürlerin acı çatışması, kısa süren bir zafer sevinci ve 13 yaşında birinin benim burnumu sürtmesiyle ilgili oldu."
Ben okurken disiplin yöntemlerini -Hiç bir zaman Amy'nin yöntemleri kadar katı olmayacaksa da-sorgulamaya başladım açıkçası..Bakalım ilerleyen sayfalar bize :) neler sunacak..
İçimden sizi öpmek geldi..
Kocaman öpücük!!
Etiketler: kaplan annenin zafer marşı
6 Ekim 2012 Cumartesi
Etiketler: antonin dvorak, humoresque
4 Ekim 2012 Perşembe
Etiketler: benim dengemi bozmayınız, sezen aksu
2 Ekim 2012 Salı
Başlık da benim değil yazı da..ben okudum siz de okuyun deyü alıntı yaptım bugün..Yıldız'ın yazılarını seviyorum..
Etiketler: Cosmopolis, gönül, Orhan Gencebay.duman
1 Ekim 2012 Pazartesi
Sabah gözümün önünde bir sis perdesi ile uyandım hala tam aralayabilmiş değilim..
bi de bu sıcak canımı sıkıyor!
28 Eylül 2012 Cuma
çeşit çeşit cover..seç beğen al..ve sonunda EDEPSİZ KOMEDYA..TA-TA!!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Eylül 28, 2012
PİJAMA - BOŞVERMİŞİM...
PAPYON - ALIŞMAK SEVMEKTEN ZOR..
DUMAN - OLMADI YAR (FAVORİM HEM DE ÇOK)
UMUT KAYA - GÜL GÜZELİ
AYYUKA - BENİ DE ALLAH YARATTI (HASTASIYIMMM)
dışardayım..denize ayaklarımı sokma şansım var ama ben yapmiyorum birazdan yapcam onu..şimdi nemli çimlerde uzandım kulaklarımdan tüm bedenime yayılan bir şarkı..
sözler,ıpılık bir rüzgar tepemde..buz gibi biram da var..ohhhh..misss...
defalarca defalarca aynı şarkıyı başa alıp dinliyorum..
Veee vee bugünkü keşfim.. "EDEPSİZ KOMEDYA" allam bayıldım çok güzell...
gözlerin ya vardı aklımda
biz çoktan unuttuk dünya dediklerini
aşk bir kaza dedin bizse sağ kurtulduk
bugün senin günün onu da mahvettin
seni sorana her yanım derim
ve dahasını da eklerim
ellerini uzat ki dokunsun
parmakların bugün
27 Eylül 2012 Perşembe
Bu akşam iş çıkışııı??.hımpf..keşke şimdi elimde olsa "fena", ilk sayfayı açıp içine ismimi yazsam, önce koklasam kitabı sonra bi çay koyup koca fincana başlasam okumaya..
atila özer belli ki çok değişik bakış açısına sahip bir yazar..ve röportajı için işte size link;
RÖPORTAJ
Ve çarpıcı bir anlatımla Özer'in kendinden Fena...
Etiketler: atila özer, doğan kitap, fena, roman
26 Eylül 2012 Çarşamba
Bu katliamla ilgili elbette bir sürü şey yazılabilir küfürler edilir lanetler okunur ama benim bugün bunların hiçbirini yapacak gücüm yok..
bilgi edinmek isterseniz konuyla ilgili vikipedia
üzgün bir gün..
Etiketler: matruşka, sabra ve şatilla katliamı
25 Eylül 2012 Salı
Epifonem gibi imiş hayat;anlatılan neyse onun hikmetli bir sözle son bulması..hayat gibi dedim ya..ve onun sonu..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Eylül 25, 2012
ey ezilmişlik!
bir gün ben de ulaşacağım kapılarına.
yoksulluğun o sonsuz panayırını aşacağım.
aşkın şiirini ve memuriyetini kuracağım
ve elbette bitecek zamanla edebiyat tarihi
sevdanın ve alkolün kahramanlığı er mektupları
gurbetin yüreğimi dağlayan diktatörlüğü.
sevgilim acemi bir karanfil gibi açıyor
her sabah şehrin yanaklarında
bense her gece sıkıntıdan ve yeminden
elbiseler biçiyorum, namussuz ve onurlu sevdalar
dağları dağları da deliyor yalnızlık
ışıdım yoksulluğa, perişanlığa.
uykusuz kamyonlar çizdim gecenin alnına
devşirme köyler, puslu kasabalarda dolaştım.
kaç yıl
umudun ve ezilmişliğin çadırında besledim
yorgunluğu
sokakların dilber ellerinden öptüm
saçlarını okşadım dağların
ve kuşlar bile uğramazken karanlığıma
şimdi hey desem şehri saçaklarından sarsıyor yalnızlığım
eğil yüzüme sevgilim, çöz iplerini
o uslanmaz hayvanlığımı utandır, bırakılmışlığımı çınla
çünkü doymuyorum abazanlığıma pazar
mecmuaları, şahane çirkinliğim ve hülyalarımla
ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi
şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık
REFİK DURBAŞ
PENGUEN
Penguenbana sırtını dönme
biliyorum, sana benziyorum
ve içinde saklı tuttuğun yele.
Penguen
benim de içimde saklı tuttuğum
buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.
Kim bağışlayacak beni, penguen
çizdim senin beyaz ve narin yerini.
Bir yanım bembeyaz ışık
kör ediyor, bir yanım zehir gece
parktaki salıncağa binmeyi
beceremedim bugün ben de.
Penguen bana sırtını dönme.
Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
Dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim
var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz,
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.
Penguen,
kim bağışlayacak beni?
çizdim senin beyaz ve narin yerini
elimde unuttuğun ince metalle.
PENGUEN 2
O büyük ve muazzam zamanda unuttumKanatlarım çok oldu üşüyor benim
Bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
Bu yüzden eğik boynum.
Bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
Bundan gözlerimdeki kayalık,
İçimdeki serseri buzullar
Dürtme içimdeki narı
Üstümde beyaz gömlek var.
Birhan KESKİN
22 Eylül 2012 Cumartesi
SEZEN AKSU - SOR BENİ ile smirnese
Lal olmuş dilim benim
Sen sor beni dağlara
Sır olmuş sözüm benim
Kulak ver rüzgarlara
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
İster yüz sür yağmura
İster anlat suya
Kar kapamış yolları
Yola sor,kara sorma
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
lal olmuş dilim benim
Sen sor beni dağlara
Bu dünyanın sarhoşuyum çocuklar gibi
Sev beni anneni sever gibi
Sır olmuş sözüm benim
Kulak ver rüzgarlara
İster yüz sür yağmura
İster anlat suya
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
Kar kapamış yolları
Yola sor,kara sorma
Dağlara sor beni
Rüzgârlara sor beni
Yollara sor beni
Kendinden bul beni
Yollara sor beni
Kendinden bil beni
Söz: Yıldırım Türker
Müzik: Arto Tunçboyacıyan
18 Eylül 2012 Salı
Evet haberleri izlemekten kaçınıyorum,biliyorum bu hayatımdaki bir sorundan kaçmak,hasıraltı etmek gibi ama akşam evde bulunacağım huzurlu bir kaç saati haberleri izleyerek huzursuz hale getirmek istemiyorum..Fakat bu sefer de kendimi bu ülkenin sahibi insanlardan biri olarak vicdanen rahatsız ve huzursuz hissetmekten alamıyorum..80-90 kuşağının apolitik, tek tutkuları cep telefonlarının markası olan gençlerinden ne farkım kalıyor diye düşünüyorum..Haksızca ve düşmanca her gün toprağa verilen insanları izlemekten başka hiçbir şey yapamamak çok acizce..
Ve fakat zaten başbakanımız -kendisi o kadar milleti düşünen bir lider ki-benim bu çok da dürüstçe olmayan kaçışımı düşünmüş olacak , her bir olaydan ,o olayın yarattığı sonuçlardan halkın haberdar edilmesi konusunda net kararlar almış..Geçen gün Tüsiad başkanı Boyner'in "Uludere'de Afyon'da ne oldu,bunu öğrenmek hakkımız" başlıklı konuşmasından sonra Başbakan bir açıklama yapmış ve buyurmuş ki;"Her şeyin öğrenilmesi gerekenleri,azami ölçüde sinyalini vermesi gereken merci neresidir?Hükümet,yargı,Genelkurmay'dır."Yani bu üçü bir araya gelecek ve ne öğrenip ne öğrenmeyeceğimize karar verecekler..!!
Olan olayları ya da sonuçlarını biz öğrenebilir de,öğrenmeyebiliriz de..Benim bu ülkede olan biteni,neden olduğunu,sonucunda ne gibi önlemler alındığını,ülkemin ne hallerde olduğunu öğrenmem bu üç karar verici mercinin inisiyatifinde..
Bu ülkenin genelkurmayı da hükümeti de yargısı da bu ülkenin vatandaşını zerre kadar düşünmüyor.Daha iyisi nasıl olur, daha doğrusu nedir diye düşünmüyorlar..İnsanlar ölüyor bu insanlar bizim insanlarımız diye düşünmüyor..Ben bu üçüne de güvenmiyorum..Benim hakkımı kim koruyacak?Ben kimin himayesinde bu bayrak altında yaşıyorum? "Dışarıdaki düşmandan" mı koruyayım kendimi "içerideki düşmandan mı"
Çünkü benim huzurumu ve güvenliğimi sağlayacak polis teşkilatı nasıl daha kötüleşirim nasıl daha zarar verebilirim diye kafa yoruyor..Biliyorum bu geçmişte de böyleydi şimdi de böyle ama normal olan biraz da olsa yol almamız değil miydi? Barış için türküler söyleyen grubun solistinin kulak zarı patlatılıyor,keman çalan kolu kırıyorlar acımasızca..Henüz 21 yaşında ve aslında ressam olmak isterken askere giden delikanlı özgürlükçü ve barış sağlamak için "savaşan" örgüt tarafından katlediliyor..Ben neden taraf seçip birine üzülmek zorunda bırakılıyorum! !
Güvenmiyorum bu ülkeyi yönetenlere..Yargıya da güvenmiyorum..Orduya da..Hükümete de..Özgürlüğünü aramak adı altında dağda gencecik insanları gözünü kırpmadan "halkların kardeşliği için,barış ve bağımsızlığı"için adam öldürene de güvenmiyorum..Beni kim koruyacak??? Ve neden ben kendimi korunmaya muhtaç hissediyorum topraklarımda??
Etiketler: politik
17 Eylül 2012 Pazartesi
Barbur yeni bir albüm daha yapmış.."SARI"
BURDAN 4 gün boyunca albümü dinleyebilirmişiz..
Edinmek farz..
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
İki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12'yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
İki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine...?
Etiketler: jehan barbur, sarı
14 Eylül 2012 Cuma
Etiketler: aga zaryan, throw it away
11 Eylül 2012 Salı
Onları dinlerken Tanrı ile tanışıp yukarıdan insanoğlunu izler gibiyim..
19 Eylül'de Harbiye'de olacaklarmış..
Keşke en iyi konserler İstanbul'da olmasaymış..
Etiketler: dead can dance, saltek
10 Eylül 2012 Pazartesi
epey zaman önceydi,
o vakitler mücadele olarak adlandırdıklarım başka ben başkaydım..
güneşe bakarken gözlerimi hayallerim korurdu,
yara berelerimi göstermekten çekinmezdim, korkularım başka ben başkaydım..
geçilen yollarda yaralarımız da biz de büyüdük,
çocuk aklımızla otuzlu yaşların hayal edilemez olacağını bilemezdik elbet..
o kızın oluruna bırakmayı öğrenebileceğini görmekte varmış ne tuhaf.
oluruna bırakıp olmazsa hayırdan sayıyoruz artık..Doğru olamayacağına inancımız tam kendimizden adımız kadar emin..Diren sadece aykırı bir isimden ibaret bugün..
Sırtımızda o günlerden kalan bir sızı..Ki o sızı İstiklal caddesinde gazete satmak için taşınılan çantalardan yadigar..Bugünkü sızılardan çok uzak..ve ne kadar romantik..!
Etiketler: ben
28 Ağustos 2012 Salı
Eve kavuşma heyecanından sonra gelmesi gereken diğer hasret dolu davranış film izlemekti..Ve elbette ne zamandır aklımda olan eve dönüşü kutlayabileceğim bir film olmalıydı..O film Midnight in Paris idi..
Bir Woody Allen filmi olan Midnight in paris Allen dialogları ve tarzı ile tanış olarak karşılıyor ilk sahneden itibaren..muhteşem paris şehri karşısında herkesin ağzından dökülen cümlenin negzel bir şehirrr olduğundan çok eminim..
Filmin başrol oyuncusu Owen Wilson sanırım çok çalışarak yapmış olmalı bunu , gerçek bir Allen aktörü..mimikler,eller kollar buram buram Allen kokuyor ki bu hafif şaşkın ama ne istediğini bir gün mutlaka bulacağına olan inancı tam karakterin kokusunu hoş buluyorum..yeşil limon gibi..
Filmi izlerken hep ama hep yine aynı cümle dönüp durdu kafamın içinde..Charles Baudelaire'in sözü; "Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir"..bi ara sıklıkla yaşadığım bu his uzun zamandır uğramıyor bana..ne mutlu..ama bu hissiyatı iyi tanıyan biri olarak film sırasında eski dosta selam çakmayı ihmal etmedim..neyse efenim ne diyorduk;Gil (wilson) kafası karışık,karmakarışık bir yazar..Holivudda kiralık kalem! iken Paris'e geldiğinde başladığı bağımsız ve özgün romanına daha bir yakınlaşıyor ve aslında adam Paris'te yaşamak istediğini anlıyor..İstiyor ki Paris'in buram buram sanat kokan,zamanda diğer ülkeler kadar hızlı ilerlememiş bu şehirin yağmuru altında romantizmin dibine dibine vursun..Adam yağmurdan hoşlanan bir kadın arıyor yahu..bence gayet yeterli bir sebep :)) Ve fakat güzel ve ağır amerikan nişanlısı İnez (Rachel McAdams) hayatınızda görebileceğiniz sayılı gıcık aileye sahip ve her aramayıp olduğu haliyle mutlu olan insanın basitliğine sahip bir kadın..Mutlu olan demeyelim de şey diyelim farkındalıkların cezbediciliğine kapılmamış bir kadın..
Bi de hani ilişkilerde bi yere gidince bozulan bir hal vardır..yani varolunan yerde, sıradan hayatlarında çok farkedilmez de mekan değişince o ilişkiye bişiler olur..ne sen eski sensindir artık ne de aşık olduğun kişi..olur bu bazen..tabi manyak gibi aşıksan ve eminsen geri döndüğünde herşey yolunda devam eder ama bazen de ya geri dönmezsin ya da döndüğünde herşey değişmiştir artık..bunu da görüyoruz filmi izlerken işte..anlatabildim mi ya? Bence çok anlatamadım ama napim..bu kadar oldu..filmi izlemek lazım..
Filmi izlerken birdenbire nasıl oldu ki şimdi bu diye mantıklı bir açıklama yapmaya ihtiyaç duymadan zamanda geri dönüşler yaşamaya başlıyoruz..Belki aldığı haplar belki beyninin oynadığı bir oyun belki de hakaten oluyor..dedim ya buna mantıklı bir sebep aramak gayet yüzeysel bence.oluyor işte..ve bu olduğunda sizi Dali'ler (muhteşemmmmm Adrian Brody) Picasso'lar,Hemingway'ler (ki ben en çok Dali ve Hemingway'i beğendim),Fitzgerald'lar karşılıyor sizi 1920'lerin Paris'in de.
eve yeni dönmüşseniz ve yayılıp güzel bir 90 dakika geçirmek istiyorsanız izleyiniz..
bi takım notlar: Çokbilmiş dantel paul yansın bitsin kül olsun bence..
Hehe dedektif olayı güzeldi çok güzeldi..
Marion Cotillard'ın canlanırdığı Adriana karakteri ile şarap içmek isterdim..
Etiketler: Midnight in Paris, Woody Allen
25 Ağustos 2012 Cumartesi
13 Ağustos 2012 Pazartesi
lakin balık yemenin kötü bir tarafı yok..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Ağustos 13, 2012Etiketler: nirvana
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Bebek, bilmiyormusun ki ben sadece bir insanım
Benim de diğerleri gibi fikirlerim var bazen kendimi bulurum
Oh aman tanrım,pişmanım yaptığım bazı aptal şeylerden dolayı
Ben sadece maksadı iyi olanın ruhuyum
Oh aman tanrım,beni yanlış anlaşılmış durumuna düşürme
Lütfen beni yanlış anlaşılmış durumuna düşürme
Bebek,beni şimdi anlıyormusun?
Kendimi bir parça çılgın hissederim
Fakat bilmiyormusun ki,hiç bir canlı her zaman bir melek olamaz
Bazı şeyler yanlış gittiğinde kötü görünürüm
Çünkü ben sadece maksadı iyi olanın ruhuyum
Oh aman tanrım,beni yanlış anlaşılmış durumuna düşürme
Bebek,bazen o kadar sorumsuzum ki
Gizlemesi çok zor olan bir neşeyle
Bazen bütün yaptıklarım endişeli görünür
Sen o zaman benim diğer yanımı görmenin sınırına gelirsin
Eğer sinirli görünürsem
Seni bilmek,tanımak isterim
Sana tahammül edemediğim anlamına gelmez bu
Hayatın kendi problemleri var
Ve ben kendi payıma sahibim
Ve asla yaparım demediğim bir şey bu
çünkü seni seviyorum.
Etiketler: Don't Let Me Be Misunderstood, nina simone
4 Mayıs 2012 Cuma
Sanıyordum ki o zamanlar beni bir daha kimse bu kadar mutlu edemez..Beni ondan daha iyi kimse tanıyamaz..Yüzüme o gülümsemeyi kimse bir daha yerleştiremez sanıyordum..Ama Ankara bi kez daha şaşırttı beni :)
Başı-boş ordan oraya savrulurken direniyor ve bekliyordum ama sonumu da pek iyi görmüyordum..Güvenemiyordum kimselere..Kolay mıydı bir kişiyi en baştan tanımak teslim etmek kendini? Savunmasız bir durumdaydım ve her an yanlış şeyler yapabilirdim..
İstanbul'dan Ankara'ya göç zamanında ailemi,arkadaşlarımı ve elbette büyüdüğüm Kadıköy'ü arkamda bırakacaktım bişi daha bırakacaktım geride sarı kafamın şekilden şekile girmesini sağlayan ve yüzümde kocaman gülümsemeye sebep olan canım biricik kuaförümü..
Hayatım boyunca saçlarımı sadece iki kişi şekillendirmişti..İlki çocukluğumdan ilk gençliğime ve sonrasında erken kadınlığıma uzanan Yalçın Kan..İkincisi Yakup..London kuaför....Beni ben yapan tarzın ilk yaratıcısı..Kendimi daha iyi hissetmeme sebep olan kişi..Şimdi artık Ankara'da da ağzımı açmadan oturduğum ve kendimi ellerine bıraktığım kuaför-sanatçım Magic Touch'dan Ferhat Özkan..ta-ta-taaa!!!
Ya ben saçımı yaptırırken neblim işte oje sürdürürken felan felan kendimi rahat hissetmeliyim..Böyle içeri girince kapıdan ona buna selam verip azcık laflayıp,kahve içerken kurabiye yiyip bi tane daha var mııı diye sormalıyım..Böyle kasıntı kasıntı duramam yani..Tanıyan bilir :)Ama efenim zor beğendiğimden kelli işinde çok iyi olan insanlar da olmalı..İşte orası MAGIC TOUCH..Valla bak onnarı çok seviyorum diye demiyorum..Biz Şirinella ve Durişko ile gittiğimizde Emine ve Ezgi'ye havale..Kızlarla o kadar sevecen ilgileniyorlar ki..Ebru zaten işinde şahane bir güzellik uzmanı ve kaş ve makyaj bence ondan sorulur..Suzan abla Ankara'da edindiğim hakkaten bir abla..Bi insanın eli bu kadar mı hafif olur bi insanın sohbeti bu kadar mı şeker olur..Suzan ablaa seviyorum seni! :))
Deniz'e para verirken bile zorlanmıyorum düşünün..Evet evet o kasa sorumlusu :)))
Ve elbette bence bir sanatkar o..Sayın kuaförüm Ferhat Özkan..Bigün bile asık suratlı,konuşmaz görmedim onu..İşinin arasında asla başka bir iş almayan uzun yıllardır bu işi layıkıyla yapan sayın Özkan bey..En güzeli de nasılsa artık buraya geliyor deyip fön çekerken bile maksimum profesyonelliği bırakmaması..Yeni saç kesimimi hergün mutlaka bi kişi soruyor..Her seferinde ona da söylüyorum yine sordu biri diye..Sakin bi şekilde gülümsüyor."heh demedim mi ben sana" gülümsemesi o..
böyleyken böyle..mutluyuz yani biz burda..Hep beraber..
diğer çalışan herkese selamlar burdan,sevgiler..Yarın sabah görüşürüz...
Magic Touch Bayan Kuaförü
Güvenevler Mah. Şili Meydanı 5/A Kavaklıdere/ ANKARA
Tel:0 312 466 16 29-30
Etiketler: magic touch ankara kuaför
27 Nisan 2012 Cuma
ilk sözler yeni türkü'nün yeni şarkı sözü..diğeri artık bilirsiniz doğa için çal-4...ve ithaf..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Nisan 27, 2012Böyle gitmez
Öfkeyle yanıyorsun
Böyle gitmez
Bırakalım bu son olsun
Koyu gölgeler içinde korkutuyor gözlerin
Biliyorum ki bakan sen değilsin
Uzak kalmışız ulaşmıyor sesin
Ne farkeder artık
Yolun ortasında inecek gibi
Bavulun hazır sesin ciddi
Çok badireden geçtik ama
Belki de artık vakti
Böyle gitmez
Sen bizi sevmiyorsun
Böyle bitmez
İçimde bu öfkeyle böyle bitmez
Eksiğiz İkimizde
Seni ben sulara çizdim göklere, aynalara
Kalbimdeki kendini anla
ve bu çocuksu çizgilerden al tamamla resmimizi
İlk durakta inen yolcular gibi
Yabancıyız senle yan yana
Belki geç kaldık herşeye
Ama son bir kez dinle beni
Böyle bitmez
Ben bize aşık oldum
Deniz ve Berin'e...
bazen hissettiğin boynundan çıkarıp duvara astığın o uzun mavi boncuklu kolyen gibi aşağı sarkıyor olduğun değil mi? saklama öyle..biliyorum.. fakat unutmamalı o kolyeyi sen her sabah tekrar alıp astığın yerden,koynuna takıyorsun ..kalbinin güm gümleri akşamdan sabaha yaşaması için yetiyor ona..anlayacağın mavi boncuklu kolye idare ediyor..ya sen?sen geceleri neyle besleniyorsun ertesi günü akşama bağlayabilmek için?
umud..
A
N
K
a
r
A
Etiketler: doğa için çal, yeni türkü
21 Nisan 2012 Cumartesi
Futbol güzeldir...fenerbahçe daha güzeldir!!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cumartesi, Nisan 21, 2012Yarın akşam el clasico
Pazar akşamı bizim gecemiz olacak!!
o şanlı tarihine süremezler hiç bir leke!
Etiketler: el clasico, fenerbahçe, fenerbahçe marşları
14 Nisan 2012 Cumartesi
Bunu bin iki yüz defa felan dinnemişimdir zahir..
bi de bunu buldum;
Etiketler: iran müziği, niyaz, vas
12 Nisan 2012 Perşembe
Etiketler: buika, No Habra Nadie En El Mundo'' (Romi)
8 Nisan 2012 Pazar
3 Nisan 2012 Salı
Pardon, bakar mısınız? Adınız neydi sizin? Baş harfini göğsüme yazmış olabilirim...
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Nisan 03, 2012Pardon, bakar mısınız?
Tanışmış mıydık?
Sevmiş miydim ben sizi hiç?
Sevişmiş miydik?
Pardon, daha önce
Konuşmuş muyduk?
Yürüyüp çıkmazlarda
Yorulmuş muyduk?
Yüzünüz ne kadar da aşina
Avucumun içine alıp öpmüş olabilirim
Gözünüz öyle uzak bakmasa
Sizi tanıdığıma yemin ederim
Peki bu şarkıyı hatırlar mısınız?
Pardon, bakar mısınız?
Adınız neydi sizin?
Baş harfini göğsüme
Yazmış olabilirim
Pardon, daha önce
Nerdeydiniz?
Geçtiğiniz yollara
Düşmüş olabilirim
Etiketler: pardon, sezen aksu
29 Mart 2012 Perşembe
Etiketler: çocuk sanat, şirinella
28 Mart 2012 Çarşamba
Şirinella ile tiyatro günümüzdü bugün..Keloğlan Keleşoğlan adlı oyuna gittik..Ulus'daki Küçük Tiyatro'daydı oyun..Oyunu Ulviye Karaca yazıp yönetmiş..Devlet tiyatrolarının internet sitesinde oyunun konusu kısaca şöyle verilmiş;
"Sıradan bir hayatın içinden çıkıp birden sıra dışı olaylar yaşamaya başlayan Keloğlan’ın hayata ve olaylara bakışı değişir, kendi içindeki dinamikleri fark eder. Artık o eski tembel Keloğlan gitmiş yerine kendine güvenen, aklını kullanan ve insanları olumlu yönde etkileyen bambaşka bir Keloğlan gelmiştir."
BURDAN siteye ulaşabilirsiniz..
Ben bayılıyorum Devlet Tiyatrosu çocuk oyunlarına..Çocuk oyunu nassaa amann demiyorlar ışık-ses-kostümler şahane oluyor..İzlemek çok keyifli..Çocuğunla izlemek ayrı bir keyif tabi..
Daha öncede Benim tatlı meleğim ile Narnia Günlüklerine ve Müjdat Gezen sahnesindeki Kırmızı Başlıklı Kız oyununa gitmiştik ama şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki özel tiyatrolar Devlet tiyatrolarının yanından bile geçemez..Bir hafta on gün önce biletlerinizi alın ve devlet tiyatrolarına götürün çocuklarınızı..Bilet demişken ciddi ciddi bilet kalmıyor o yüzden dediğim gibi bilet işini en az bi on gün önceden halledin..
Bu arada Ankara’da düzenlenen “Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali" (link var yine) nisan ayında başlıyor..Ben bugün sordum festival kitapçığı sordum ama henüz dağıtılmamış..
Tiyatro oyununu izledikten sonra dışarı çıkınca kimi gördük biliyor musunuz bu arada? Keloğlan'ı! :)) ehehe..Oyunun bi kısmında kafasındaki başlığı çıkarıyor ve aslında sırma saçları olan devlet tiyatrosu sanatçısını görebiliyorsun..Dışarda görünce Şirin'i dürtüp sordum bak bu kim biliyor musun?? aa dedi keloğlann..saçlarından tanıdımmm :))
Sonra hava çok soğuktu koşa koşa evimize döndük..Şimdi mısır patlatıp 101 dalmaçyalı'yı izliciz..
21 Mart 2012 Çarşamba
gözlerinin çimen yeşili, gözlerimle buluştukça suya dönüyor..
öyle pür neşe..
kıştan çıkan bahar dalının renginde..
Ankara/2012
Sevgilim,efendime dünya şiir gününde bir aşk şiiri..Gece ve gündüz eşit bugün hem belki ben de bir şiir yazarım sana..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Mart 21, 2012Aşk
Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.
Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.
Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.
Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.
Birhan Keskin
Etiketler: Aşk, birhan Keskin, dünya şiir günü
17 Mart 2012 Cumartesi
kara kutunun içinden çıkacakları nefesini tutmuş bekliyordu..adım adım neler yaptığını ne aşamalardan geçtiğini kendi kendine bininci kez tekrar düşündü..bininci kez emin oldu, yoktu onun hiç bir suçu, verilecek hiç bir hesabı yoktu..Ne annesi ile geçen onlarca yılda sorumsuzca davranmış ne de sonradan hayatına aldığı insanlara başının çaresine bak yalnızsın artık demişti.Her zaman kendinden çok etrafındaki insanları düşünen aşırı hassas bir insan olmuştu..Ama şimdi neden bu son olayda kendini kanıtlamak için anlamsız ve hırçın iç savaşın içine sürüklenmişti..Yo hayır kimse sürüklememişti onu, kendi kendine yapmıştı bu haksızlığı..Kendi kendine acı vermeye devam ediyordu..tekrar tüm ayrıntıları gözden geçirmeliydi.Kendini aklamanın tek yolu buydu;beyninin en sapa kıvrımından geçen en ufak bir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışarak yeniden yaşamaya başladı olanları..Sanki kendi kendini delirtmeye çabalıyordu..Delirirse eğer kimse ona "nedennnn???" diye soramazdı.."Bak gördün mü allahından buldu allaan delisi" derlerdi ve sorun çözülürdü kendiliğinden..Ama maalesef delirecek kadar akıllı davranamıyordu..Sinir sistemi tüm kontrolü ele almış akıllıca saçmalamasına izin vermiyordu bir türlü..Nefes alamadığını hissettiği ilk anda kendini sokağa attı.Buz gibi bir güneş parıldıyor insanın hayattan alabileceği zevk kırıntılarını anında donduruyordu..öldürmeyen güçlendirir mantığıyla adımlarını sahile doğru hızlandırdı.Tekelden aldığı kutu bira ve bi paket sigara ile artık hazırdı dünyanın tüm suçlarını üstlenmeye..
O buz tutmuş bankta kaç saat oturdu yaşanılan veyahut yaşanacak olan kaç kahabati üstlendi hatırlamaz olduğunda silkinerek kalktı..Haberim olmayanlar için artık çok geç kabahatlisi benim ancak bu yaşanılan sonuncusu için bişeyler yapmalıyım diye düşünüyordu..Oksijen onu teslim almadan inanıyordu suçu kabahati olmadığına ama işte yine direnememiş ucundann kıyısından beynini kemiren "ben de böyle yapmasaydım...." düşüncesi bir paket sigara sonunda oksijenin yaptığı ile aynı şeyi yapmıştı..Kahrolası "ben böyle yapmasaydım .... olmayacaktı",ikinci bir kimlik gibi yakasına yapışmış kendine güvensiz bir insanın yaratışında muhteşem başrolü üstlenmişti yine..
Bunca, içtenlikle içini döktüğü içe-dönüşten sonra yapılacak şeyi biliyordu..Kara kutu parçalanacak,saçılacakların hepsini yutacak ve sonunda kendini patlatacaktı.Böylece hiç kimse onun ne kadar az-ne kadar çok ne kadar iyi ne kadar kötü ne kadar yanılmış ne kadar doğru kararlar almış-vermiş olabileceğini değil sadece patlamış,lime lime olmuş,buruşmuş ruhundan ya da bedeninden (hangisini görürlerse) arta kalanlara dikkat kesilecek neden ile değil sonuçla ilgileneceklerdi..Evet evet yapması gereken buydu ve hemen hiç vakit kaybetmeden (ya da vazgeçmeden) ruhunu-bedenini patlatmalıydı..
Sessizce kapıya doğru adım attı ve kimseyi uyandırmak istemezcesine anahtarı kilide yerleştirdi..
Halbuki bir evi kimseyle paylaşmamıştı bugüne dek..
Onu yargılayacak kimse olmamıştı hayatında..Yargılayacak kadar tanıyan kimse..Hiç kimse..
Hayatı boyunca hiç sigara içmemiş hiç bir denizin kenarında metal kutudan bira yudumlamamıştı..
Kara-kutu nedir bilmez,içinde ne barındırdığından haberi olamazdı..
Bir annesi olduğundan habersizdi..İnsanların henüz iyi ya da kötü olarak ayrılsanmadığı evlerin olmadığı göğün olmadığı hayatın ilerlemediği hep durduğu bir yerdeydi..
sesi soluğu kaçmış sese benzer bişi duydu sonra..kulağına fısıldıyordu birisi Gece diyordu,adın Gece..
***********************
İstememişti hiç allah biliyor ya..Evlenmeden olmaz deyip durmuş ama işte başında ona sahip çıkan ne ana ne baba olmadığından sözünü geçirememişti..karanlık ve buz gibi bir odada kaybetmiş ya da kazanmıştı kadınlığını..Nerden baktığına bağlı! O bir yerden bakamayacak kadar korkmuş ve ilgilendiği tek şey onunla evlenip evlenmeyeceği olmuştu.Evlenemeyeceğini çünkü zaten devletin ona verdiği yetkiye dayanarak bir devlet memurunun sevdiği adamı daha önce evlendirdiğini bilmiyordu..Öğrendiğinde de artık üzülemeyecek kadar yorgundu..Gebe olduğundan temizliğe gittiği ofisin tuvaletlerinde kusarken şüphelendi..Eczaneden yemek parasına kıyarak aldığı gebelik testinden sonra em1in oldu artık..üç gün sonra Rasim'e söylediğinde pişman olmuştu bile..Korkunç bir hamilelik geçirmişti..Çocuğunun doğmasının tek nedeni kürtaj yaptıracak kadar parasının olmamasıydı..Rasim hamile olduğunu öğrendiği akşam masaya bir elli lira bırakmış ona aldığı ikinci el telefonu istemiş sonra da çekip gitmişti..Tek göz odada kalakalmışta ağlayamamıştı bile Seher..İşte şimdi dokuz ay geçmiş temizliğe gittiği evlerden biriktirebildikleriyle çocuğunu doğurmaya çalışıyordu bu leş gibi hastane odasında..Yüzü yaralı hemşire tekrar haykırdı; "ıkın kızım ıkın hadi"
***********
Bitti tamam diye verdi kucağına çocuğunu..Bu kapkara saçlı nerdeyse hiç sesi çıkmayan 2 kilo ağırlığındaki "şey"onun bebesiydi!! Ne tuhaf bakıyordu böyle bu? Sanki daha doğmadan kaderini bilir gibi diye geçirdi aklından Seher..
Sonra kulağına fısıldadı sesi soluğu kaçmış sesiyle;Gece diyordu,adın Gece..
Etiketler: öykü.ben
16 Mart 2012 Cuma
Etiketler: neredesin firuze, ya evde yoksan
8 Mart 2012 Perşembe
Etiketler: Pretty Woman, Roy Orbison
7 Mart 2012 Çarşamba
Etiketler: hani biz, manga, yıldız tilbe
26 Şubat 2012 Pazar
AN İTİBARİYLE KENDİMİ İŞTE BÖYLE HİSSEDİYORUMSS..
2 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazar, Şubat 26, 201225 Şubat 2012 Cumartesi
" Krallar vardır: Halk seçer, veya herhangi bir şekilde gelirler; başlarında taç vardır. Sarayları, büyük servetleri, idare ettikleri halk kitleleri vardır.
Bir de yeryüzünde krallar vardır, onları hiç kimse seçmiş değildir. Başlarında taçları yoktur, bazen hiç kimse tanımaz onları, paraları da yoktur belki...
Belki hayatta kalabilmek bile en büyük sorunlarıdır. Krallardır onlar... Görünmeyen krallar, Allah'ın seçtiği krallar, ruhları kral olanlar...
Yüceliklerini, bazen çok dikkatli bakıldığında, düşünen gözlerinde veya dudaklarındaki suskunlukta görmek mümkün olabilir...
Veya o da olmaz. Esas krallardır onlar... " Erkin Koray/1974
DUMAN İYİDİR!!! ÇOK İYİDİR..BU YORUMU DA SEVDİM..
VE UMUT NE YAPARSA DİNLERİM!
Etiketler: erkin koray, gül güzeli, haberin yok ölüyorum, krallar, melis danışmend, umut kaya
21 Şubat 2012 Salı
kara kutunun içinden çıkacakları nefesini tutmuş bekliyordu..adım adım neler yaptığını ne aşamalardan geçtiğini kendi kendine bininci kez tekrar düşündü..bininci kez emin oldu, yoktu onun hiç bir suçu, verilecek hiç bir hesabı yoktu..Ne annesi ile geçen onlarca yılda sorumsuzca davranmış ne de sonradan hayatına aldığı insanlara başının çaresine bak yalnızsın artık demişti.Her zaman kendinden çok etrafındaki insanları düşünen aşırı hassas bir insan olmuştu..Ama şimdi neden bu son olayda kendini kanıtlamak için anlamsız ve hırçın iç savaşın içine sürüklenmişti..Yo hayır kimse sürüklememişti onu, kendi kendine yapmıştı bu haksızlığı..Kendi kendine acı vermeye devam ediyordu..tekrar tüm ayrıntıları gözden geçirmeliydi.Kendini aklamanın tek yolu buydu;beyninin en sapa kıvrımından geçen en ufak bir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışarak yeniden yaşamaya başladı olanları..Sanki kendi kendini delirtmeye çabalıyordu..Delirirse eğer kimse ona "nedennnn???" diye soramazdı.."Bak gördün mü allahından buldu allaan delisi" derlerdi ve sorun çözülürdü kendiliğinden..Ama maalesef delirecek kadar akıllı davranamıyordu..Sinir sistemi tüm kontrolü ele almış akıllıca saçmalamasına izin vermiyordu bir türlü..Nefes alamadığını hissettiği ilk anda kendini sokağa attı.Buz gibi bir güneş parıldıyor insanın hayattan alabileceği zevk kırıntılarını anında donduruyordu..öldürmeyen güçlendirir mantığıyla adımlarını sahile doğru hızlandırdı.Tekelden aldığı kutu bira ve bi paket sigara ile artık hazırdı dünyanın tüm suçlarını üstlenmeye..
O buz tutmuş bankta kaç saat oturdu yaşanılan veyahut yaşanacak olan kaç kahabati üstlendi hatırlamaz olduğunda silkinerek kalktı..Haberim olmayanlar için artık çok geç kabahatlisi benim ancak bu yaşanılan sonuncusu için bişeyler yapmalıyım diye düşünüyordu..Oksijen onu teslim almadan inanıyordu suçu kabahati olmadığına ama işte yine direnememiş ucundann kıyısından beynini kemiren "ben de böyle yapmasaydım...." düşüncesi bir paket sigara sonunda oksijenin yaptığı ile aynı şeyi yapmıştı..Kahrolası "ben böyle yapmasaydım .... olmayacaktı",ikinci bir kimlik gibi yakasına yapışmış kendine güvensiz bir insanın yaratışında muhteşem başrolü üstlenmişti yine..
Bunca, içtenlikle içini döktüğü içe-dönüşten sonra yapılacak şeyi biliyordu..Kara kutu parçalanacak,saçılacakların hepsini yutacak ve sonunda kendini patlatacaktı.Böylece hiç kimse onun ne kadar az-ne kadar çok ne kadar iyi ne kadar kötü ne kadar yanılmış ne kadar doğru kararlar almış-vermiş olabileceğini değil sadece patlamış,lime lime olmuş,buruşmuş ruhundan ya da bedeninden (hangisini görürlerse) arta kalanlara dikkat kesilecek neden ile değil sonuçla ilgileneceklerdi..Evet evet yapması gereken buydu ve hemen hiç vakit kaybetmeden (ya da vazgeçmeden) ruhunu-bedenini patlatmalıydı..
Sessizce kapıya doğru adım attı ve kimseyi uyandırmak istemezcesine anahtarı kilide yerleştirdi..
Halbuki bir evi kimseyle paylaşmamıştı bugüne dek..
Onu yargılayacak kimse olmamıştı hayatında..Yargılayacak kadar tanıyan kimse..Hiç kimse..
Hayatı boyunca hiç sigara içmemiş hiç bir denizin kenarında metal kutudan bira yudumlamamıştı..
Kara-kutu nedir bilmez,içinde ne barındırdığından haberi olamazdı..
Bir annesi olduğundan habersizdi..İnsanların henüz iyi ya da kötü olarak ayrılsanmadığı evlerin olmadığı göğün olmadığı hayatın ilerlemediği hep durduğu bir yerdeydi..
sesi soluğu kaçmış sese benzer bişi duydu sonra..kulağına fısıldıyordu birisi Gece diyordu,adın Gece..
***********************
İstememişti hiç allah biliyor ya..Evlenmeden olmaz deyip durmuş ama işte başında ona sahip çıkan ne ana ne baba olmadığından sözünü geçirememişti..karanlık ve buz gibi bir odada kaybetmiş ya da kazanmıştı kadınlığını..Nerden baktığına bağlı! O bir yerden bakamayacak kadar korkmuş ve ilgilendiği tek şey onunla evlenip evlenmeyeceği olmuştu.Evlenemeyeceğini çünkü zaten devletin ona verdiği yetkiye dayanarak bir devlet memurunun sevdiği adamı daha önce evlendirdiğini bilmiyordu..Öğrendiğinde de artık üzülemeyecek kadar yorgundu..Gebe olduğundan temizliğe gittiği ofisin tuvaletlerinde kusarken şüphelendi..Eczaneden yemek parasına kıyarak aldığı gebelik testinden sonra em1in oldu artık..üç gün sonra Rasim'e söylediğinde pişman olmuştu bile..Korkunç bir hamilelik geçirmişti..Çocuğunun doğmasının tek nedeni kürtaj yaptıracak kadar parasının olmamasıydı..Rasim hamile olduğunu öğrendiği akşam masaya bir elli lira bırakmış ona aldığı ikinci el telefonu istemiş sonra da çekip gitmişti..Tek göz odada kalakalmışta ağlayamamıştı bile Seher..İşte şimdi dokuz ay geçmiş temizliğe gittiği evlerden biriktirebildikleriyle çocuğunu doğurmaya çalışıyordu bu leş gibi hastane odasında..Yüzü yaralı hemşire tekrar haykırdı; "ıkın kızım ıkın hadi"
***********
Bitti tamam diye verdi kucağına çocuğunu..Bu kapkara saçlı nerdeyse hiç sesi çıkmayan 2 kilo ağırlığındaki "şey"onun bebesiydi!! Ne tuhaf bakıyordu böyle bu? Sanki daha doğmadan kaderini bilir gibi diye geçirdi aklından Seher..
Sonra kulağına fısıldadı sesi soluğu kaçmış sesiyle;Gece diyordu,adın Gece..
20 Şubat 2012 Pazartesi
çok beğendim hem şarkıyı hem klibi..sade sade abartısız negzel!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Şubat 20, 2012Etiketler: living room, paris combo
18 Şubat 2012 Cumartesi
14 Şubat 2012 Salı
ÜŞÜDÜYSEN SÖYLE SEVGİLİM ,BİR KAT DAHA SEVEYİM SENİ
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Şubat 14, 2012CEMAL SÜREYA
9 Şubat 2012 Perşembe
Gece olmuş, beklerken her şeyini;
mutluluğunu endişe ile harmanlayan o his...bırakmayacak peşini bilirsin,bilirsin de, sen de istemezsin zaten ayrılmak ondan..
soğuktur hava buzdur hatta..Evinde, ayakların çıplak yün battaniyenin altında..üzülürsün sobanın yokluğuna,olsa dersin,mavi çaydanlıkta sıcacık bir çay ben de demlerdim o'na..
mutluluktan çıldırmak olur sıfatın..gözlerin su yeşili derken bir kez daha bir kez daha aşık olur bi kez daha endişe ile harmanlanan o his canlanır içinde..Yine deli divane aşıkların anlamlandırılamaz endişelerini en derinde anlarsın..
Havada kar olduğundan değildir üşümen..Deli divane olduğun yanında değildir ve sen yalnız,aşık bir kadınsındır,incecik bir kadın sesinden bu şarkıyı dinliyorsundur üşümen bundandır..Çıplak ayakların birbirine biraz daha sokulur..o gelene kadar..
Kimsenin mutlu olmasını istemediğin kadar çok istersin de mutlu olmasını, nasıl da korkarsın sensiz mutluluğun keşfine varacağından belki bir vakit..Aşıkların endişeleri derken dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm uyanıverir..Sonra kendine bile hatırlatmaktan çekinerek sönüverir korkak tebessüm..
beklersin işte tüm bunları düşünerek..
Etiketler: gözlerin su yeşili, hazal selçuk
Şirin'in keyifli olduğunda söylemeden geçmeyeceği şarkı! Ben de bayılıyorum..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Şubat 09, 2012Enbed kodu yok ama videonun..youtubedan izle seçeneği sizi videoya ulaştırır!
8 Şubat 2012 Çarşamba
Benim için anlamı çok büyük şarkılarından biri ile anmak istedim ustayı..
Etiketler: bekle beni, cem karaca
30 Ocak 2012 Pazartesi
"Tanrı, sizin kulağınıza fısıldıyor ama benimkine bağırıyor!"
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Ocak 30, 2012Az evvel kapattım televizyonu..içinden çıkardım dvd'yi..Kutusuna koydum..Bunları yaparken görmüyor hala Beethoven'ın olağanüstü, bu sebepten tanrısal notalarını duyuyordum..
Bir filmi çarpıcı bulmam için başından sonuna nefessiz izlemem gerekmiyor..Bu filmde öyle oldu en azından.."Copying Beethoven"
Gözyaşlarımı tutamadım 9. senfoni prömiyeri'ni izlerken..Çok etkilendim..Bir insanın -Beethoven bile olsa- güven duygusuna ne kadar ihtiyacı olduğunu bazen bir insanın sizin için sadece bedenden ibaret değil hem göz hem kalp hem ruh hem de ses olabileceğini bi kez daha farkettim..
O sahnenin finalinde Beethoven alkış kıyameti duymuyor-duyamıyor ta ki Anna kolundan tutup çevirene kadar yüzünü seyirciye..Senfoninin bitip sadece Beethoven'ın nefes alış verişlerini duyduğum o an sanki o salondayım..Beethoven'ın sırtı dönük bana, az önce yaşadığım şeyin; duyduklarımı tanımlamamım izahı yok..Sadece sırtı bana dönük olan tanrının sesi..Nefes alıp verişi..
Olağanüstü'den başka sıfat gelmiyor hem eserlerini hem de hissettirdiklerini tanımlamak için..
Beethoven kaba ve bencil bir takım davranışlar sergiliyor film boyunca ancak aslında gerçekten ne demek istediğini anlayabildiğinde son sahnedeki Anna gibi tıpkı ufak bir odadan dışarı çıkıyorsunuz,doğa kucaklıyor sizi ve siz tanrının sesini duyabiliyorsunuz doğanın içinden geçerken!
Tam anlamıyla sağır olduktan sonra (1917), Ludwig besteliyor 9.senfoniyi..Tıpkı onun dediği gibi;
- tanrı, sizin kulağınıza fısıldıyor ama benimkine bağırıyor!
Ve etkileyici bir ayrıntı daha filmin içinde; Beethoven'ın kapı komşusu yaşlı kadın sessizliğin tadını çıkarıyordur zira Ludwig evinde değildir, doğayı dinlemeye gitmiştir..Anna yaşlı kadınla karşılaşır koridorda..Yaşlı kadına "sessizliğe ihtiyaç duyuyorsanız neden taşınmıyorsunuz burdan" diye sorar .Yaşlı kadın 7.senfoniyi mırıldanır ve der ki "ben Beethoven'ın kapı komşusuyum herkesten önce duyuyorum bestelerini..Bundan daha özel ne olabilir benim için.."
Beklentilerimiz, ihtiyaç duyduklarımız karşısında bazen hiç birşeydir..Ve bunu anlayabildiğimizde, tıpkı yaşlı kadın gibi ,zevk alıyoruzdur artık hayattan..her şey tam anlamıyla istediğimiz gibi olmasa da..
Sanırım bu yazıda oyuncular-oyunculuklar ile ilgili bişi yazmayacağım zira Beethoven'ı anlamak şu an için en önemlisi...
Etiketler: 9.senfoni, copying beethoven, Ludwig van Beethoven
28 Ocak 2012 Cumartesi
bir video.".Allah herkese yaşatsın" dediği an ben ne dediğini anlıyordum!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cumartesi, Ocak 28, 2012Etiketler: çiğdem talu, içimdeki fırtına, melih kibar
27 Ocak 2012 Cuma
portakallı kereviz..orda durma gel mideme kerevizzz...
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Ocak 27, 2012Şimdik arkidişler bu şahane şeyi bizzat ben kendim yaptım..pek şaane pek hafif pek afilli bi yemektir kendileri..
iki kerevizi soy ve rendele..
bi adet sıkılmış suyu çıkarılmış limonla ovala
ki kararmasın kerevizlerrr..
sonna mayonez ve süzzzzme yoğurdu ekle,
sonna bi portakal orda kal'ın kabunklarını rendele..
suyunu da ekle hatta..
ceviz seviyorsan onun da içini ekle..
sonna portakalları 2 cm gibi yuvarlak yuvarlak kes..
ufancık bi kaseye koy kereviz karışımını..portakal dilimlerinin üzerlerine ters çevir.bi ipuncu kaseyi her seferinde su ile ıslat ki yapıştırma kereviz karışımını..
en nihayet üzerlerini dereotu ile süsle..
afiyet bal şekerrrr...
Etiketler: yemek tarifleri
benim memleketlim böyle gösterir tepkisini! abe kozi,sarkozy!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Ocak 27, 2012Etiketler: romanların sarkozy tepkisi
26 Ocak 2012 Perşembe
Etiketler: patti smith
25 Ocak 2012 Çarşamba
Etiketler: kurtuluş parkı
23 Ocak 2012 Pazartesi
Etiketler: bahçada yeşil çınar, MARSİS
22 Ocak 2012 Pazar
Etiketler: sadri alışık


























