26 Ekim 2010 Salı
aritmetik sevda...(takıldım Ümmüşen'e bırakamıyorum)
3 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Ekim 26, 2010sen bir bir incelemiştin
benle geleceğinin artısını eksisini yar
ben hesap yapmadım
çünkü bilirdim sensiz geçen dakikam zarar
yar.. yar..
o nasıl hesaptı yar
bir eksiği artılara çarp...eksi sonuçlar..
yar.. yar..
bana uymuyor bu hesaplar
iki olumsuzluktan çıkan olumluluklar
gözlerin gözlerime dokunsa gördüğüm anlamlanırdı..
sözlerin sözlerimi okşasa dediğim nakışlanırdı..
yar.. yar...
ne zaman gördüysem seni yar
yürek salıncaklarda uçar
göklere konar
yar... yar...
ne zaman düşünsem seni yar
yürek alır başını çıkar
mavilik toplar..
sen toplayıp çıkarmıştın
benimle bir yaşamın girdisini cıktısını yar
ben hesap yapmadım
çünkü bilirdim
sen yoksan ben külliyen zarar
yar... yar...
şimdi denkleşmekte hesaplar
sen kardan etmektesin zarar
ben zarardan kar..
yar...yar...yıllar sonra tuttum izanlar
ne bende zarar ne sen de kar
elde sıfır var..
yollarım yollarına baglansa
kaf dağlarını aşardım
kollarım kollarına dolansa
dünyaları kucaklardım..
yar.. yar...
ne zaman gördüysem seni yar
yürek salıncaklarda uçar
göklere konar
yar... yar...
ne zaman düşünsem seni yar
yürek alır başını çıkar
mavilik toplar..
Etiketler: aritmetik sevda, ümmüşen
Etiketler: istersen hiç başlamasın.murathan mungan, yeni türkü
25 Ekim 2010 Pazartesi
serinlik-ne soğuk ne sıcak..ne huzurlu ne huzursuz gibi tıpkı..yokmuşsun gibi handiyse..
9 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Ekim 25, 2010
kendimi bugün eski İstanbul sokaklarında ahşap bi evde- belki samatya belki balat- hayal ediyorum...
sabah henüz çok erken..hava güzel olacak öğleye doğru ama şimdi serince...
İstanbul sokaklarında hayal ediyorum kendimi...
Ahşap bi evde otursam..Camlarını açınca serinlikle beraber ezan sesi süzülse kulaklarıma, kocaman kolçaklı kumaşı eprimiş koltuğumda hareketsiz duran ben bi sigara yaksam..Demli çayım içimi ısıtsa...Açık pencereden gelen serinliğe inat..
Evimin en sessiz ve en huzurlu halini kaçırmamış olmaktan memnun yürek daralmalarımla barışık olsam..
İstanbul'un eski sokaklarından birinde mutsuz mu , mutlu mu olduğumu çözemesem...
Telefon hiç çalmayacak olsa..Kimseyi beklemiyor olsam..Öyle koltukta bi ben..
Ayaklarım ahşap yerlere bastığımdan üşüse...Kimse ayakların üşür giy terliklerini demese..Kimsenin beni düşünmüyor olması canımı yakmasa...Bi ben otursam o kocaman kolçaklı,kumaşı eprimiş koltuğumda..
Çok sigara içsem, kimse demese bak çok öksürüyorsun bırak şu meredi diye...Ayaklarım soğuk, ağzımda sönmeyen sigaram otursam ben...
Eski İstanbul sokaklarından birinde olsam bugün...
Kimse aramasa sormasa...
22 Ekim 2010 Cuma
sevdiğime;
seni yerlerde göklerde bulamazlarken...
bende gizli olduğunu sezenler olmuş...
dumlu dumluymuşsun yüreğimde..
kımıl kımılmışsın bileklerimde...
domur domur ter ışıl ışıl fer
ellerimde gözbebeğimde..
aramızda dağlar yollar yıllar var iken...
beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş...
sargın yaprakmışım dallarına
yangın toprakmışım yağmurlarına...
türkü olmuşsun...
umudummuşsun
sevdama yarınlarıma...
Etiketler: ertuğrul özkök, marilyn monroe
21 Ekim 2010 Perşembe
Dar sokaklarda gezinirken "yağmuru sever misin,al sana yağmur "diye geçiriyordum kendime mahsustan kızarmış gibi yaparak...
Kızmıyordum zira..Bu kadar huzurluyken ve üstelik aylardır bu serinlikteki yağmuru beklerken sadece kızarmış gibi yapabilirdi,o da eski alışkanlık..Kötü bişi yaşandığında en önce ve en çok kendini suçlar, işleri düzeltmek, insanların gönlünü almak için insanüstü bir çabayla çırpınıp dururdu..Ne yazık..En çok yıkımı o kendine verirdi de kimseler farketmezdi içindeki fırtınaları..Daha gençken çok bekledi insanlardan yaptıklarını görsünler de ufacık da olsa bi takdir etsinler diye...Ne çok bekledi..Beklerdi..Sonra zamanla hem artık bekleyecek kadar genç değildi hem de yorulmuştu...Bi de insanlara eskisi kadar değer vermiyordu..-Kendine de vermiyordu hala ya-..Bunu farkettiğinde içi sızlamıştı..Ama artık o da yerini kocaman bi boşluğa bırakmıştı işte..
Yağmuru sevmesinin nedeni;yağmurun insanlara yalnız kalma şansı tanıdığını düşündüğündendi..Yağmur yağarken şemsiye altına iki kişi ile yürümenin saçmalığına inanır ve birisi teklif edecek olsa sığmayız oraya diyerek reddederdi teklifi..Hem yalnız kalmış olurdu hem de reddedişine bir bahane...Bu kadar insanların ne düşündüğünü umursayıp yine de mümkünse insansız bir dünyada yalnız olmayı tercih etmeyi nasıl oluyordu da aynı bedende toplayabiliyordu..Cevabını bilmediği bir soru daha işte..!!
Birden ayağı kaydı yağmurdan ıslanmış dar sokaklardan geçerken..Düşerken kalçasını korumak için elini kullanınca toprak yoldaki ufacık taş taneleri ellerine battı..Kötü kaymış eline batan taşlar canını epey yakmıştı..Hafif de kanıyordu..Çocukken oyun oynarken ne çok düşerler ve kanatırlardı oralarını buralarını...Onun bi de biraz koşunca dalağı şişer arkadaşları oyuna son hız devam ederlerken o bi kenara çekilir şişmiş dalağının inmesini beklerdi..O zamanlarda bile onlarla oynarken değilde kenarda oturup onları seyrederken daha huzurlu hissederdi kendini..O zamanlar kendini ispatlamaya gerek duymazdı..Kendinden başka kimseyle konuşmaya da..en çok kendini sever en çok kendiyle dalaşırdı...Kendini güzel bulmak için bi sürü şey yapar ama o güzel halini kimselere göstermek istemezdi..Zaten annesinin zoruyla gittiği psikiyatrda ona "yalnız kalma hastalığınız" var sizin demişti..O da doktor müsvettesine nietzsche'nin şu sözünü söyleyerek çıkmış bir daha da adım atmamıştı o bembeyaz saçma döşenmiş odaya ; 'Kimine göre yalnızlık,hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçıştır..'
Şimdi kanayan eline cebinden daha önce kullandığı ve orda unuttuğu kağıt mendili bastırıyordu.."Epey kanadı be" diye düşündü...Halbuki hep yorgun ve bitkin hissederdi..Sanki vücudunda kan değil de su dolanır gibi...Şimdi bu kadar kanı görünce dudağının kenarı ile gülümser gibi yaptı.."Kansız değilmişim lan!"
Bi de o gün öyle gelmişti ; sanki bedenindeki tüm kanı kuvete boşaltmış gibi..O saçma gece..Sevgilisinden ayrıldığı o gece...Hayatına son vermek istediği gece...Bileğinden oluk oluk kan akmaya başladığında ikna olmuştu damarlarında aslında gerçekten kan aktığına...Sonra biraz yavaşlar gibi olduğunda kanın akışı bu sefer başı dönmeye başlamış, kuvetin içi kırmızıya kesmişti bile..O gün özellikle hiç bişi yememiş, annesine küvetin içine kusarak iş çıkarmak istememişti...Kanı temizlemek daha kolaydı ne de olsa...
Şimdi bu dar sokakta ve sağnak yağmurun altında nereye gittiğini bilemeden dolaşırken yaşadığı en son anın o an olduğu farkederek durdu...Herşey durdu...Etrafına bakındı..Kimse yoktu..Tam da olmasını istediği gibi..Yapayalnızdı...Elinden akan kan durmuyor eski kağıt mendili kırmızı renge dönüştürmeye devam ediyordu..
Bi ses duyar gibi oldu...Annesinin sesi olduğuna nerdeyse emindi ama ne işi vardı ki annesinin burda?? Nolur yardım edin diye bağırıyordu annesi...Sonra ses gitgide uzaklaştı ve o dar sokakta elinden akan kanla , arkasında damlacıklar bırakarak sonsuz yalnızlığa adım adım biraz daha.....
Etiketler: öykü.ben
20 Ekim 2010 Çarşamba
Bugün şiir günü ahali...
çok sevdiklerimden ne kadar olursa olsun yazcam..
İstediğiniz kadarını , istediğiniz kadar okuyunuz diye...İç geçiriniz , özleyiniz , seviniz , dağılınız , salya sümük ağlayınız , kallavi küfürler savurunuz , tepininiz , sızım sızım sızlayınız , arayınız , bekleyiniz , acıyınız , kötüleyiniz , iyileyiniz , korkunuz , rahatlayınız , yemin ediniz , mukedderata inanınız , isyan ediniz , belki'leri keşke'leri tekrarlayınız ,yarını düşününüz , dünü unutunuz , saklanınız ,bulununuz diye...
Özdemir Asaf
"ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.
unutturmayacağım, seni yaşatacağım,
kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım,
her zamanda, her yerde sen bende yasadıkça
sen evreninde sana seni aratacağım. "
"gelmesen onemli degil, gelsen onemli olurdu"
noktasiz
biri gelir sorarsa
sana beni sorarsa
gitti der misin
gittiğimi söyler misin
gidiyorum ben sana
benimle gider misin.
dün sabaha karşı kendimle konuştum.
ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
yokuşun başında bir düşman vardı.
onu vurmaya gittim kendimle vuruştum.
"uyanmak, bir akşam bizi yatağımızdan kaldırdı
gözlerimiz uyanışı anlattı bize, gel gel dedi
doğrulmak bizi kucağına aldı
adımlar ayağımızı, pencere gözlerimiz kuşattı güne beraber uyandık`
**Güne beraber uyanmak....Duyduğum en romantik cümle bu sanırım...Ve onu seninle yapmak..
Ve usta ne diyor;
"Yaşamak değil beni bu telaş öldürecek..."
Size ne düşündürüyor?? Hadi bakalım burdan yak...
Yılmaz Odabaşı
"...
bitme!
bak, içtim, yürüdüm,kederlendim
denize girdim, üşüdüm, sana geldim
düş bitmeden sen bitme
bitmeden sevgi gitme bitme!
bak, koştum, savruldum, hep örselendim
cigara ziftlendim ille de seni sevdim
uzaklarda öyle çok kederlendim
günler bitmeden bitme
bitmeden hasret gitme
bu yangın geceler, bu intihar
gidersen paramparça yüregimde ağıtlar
bu dolunay gecenin göğsünü yarar
benim göğsümde de sana geniş bir yer var
düş bitmeden sen bitme
bitmeden sevgi gitme..."
"yitirdiğim herşeyde
kazandığım birşey var;
kazandığım herşeyde biraz yitirdiklerim.
bu yuzden birileri
ısınıp dururken dinmez üşümelerim..."
"sustun,sustukça çoğalan boşluğa vurdum
sonra her uçurum ıssızlığı kadar dalgın ve yorgun
ve baştan sona günahkar,
günahına ey uçurum çiçeği; günahına vurgunum!"
"kısa bir öyküdür hayat
uğruna upuzun acılar çektiğimiz
kısa bir türküdür
bir kez daha söylemek için
delirdiğimiz..."
Nazım Hikmet Ran
en guzel deniz: henuz gidilmemis olanidir.
en guzel cocuk: henuz buyumedi.
en guzel gunlerimiz: henuz yasamadiklarimiz.
ve sana soylemek istedigim en guzel soz: henuz soylememis oldugum sozdur...
öptü beni : «— bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi.
«bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi.
«ister gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
«körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi...
Mina Urgan'ın Bir Dinazorun Anıları kitabında anlatılır;
Paşa ve arkadaşları bir ortamda yiyip içiyorlardır..Aynı mekanda Nazım'da vardır...Paşa ve arkadaşları Nazım'ı da masaya buyur ederler..Nazım gelir..Paşa Nazım'a "Bize bir şiir oku" der..Nazım da "Ben deniz kızı Eftalya değilim" diyerek mekanı terk eder..Bunun üzerine Paşa şöyle der; "Aramızda bi tane adam gibi adam vardı onu da küstürdük"
bakınız farklı bir nazım şiiri;
islamın beklediği gündür bu;
rum kostantiniyyesi oldu türk istanbulu!
cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,
türk'ün genç padişahı,
bir gök yarılır gibi girdi, "eğrikapı"dan kır atının üstünde;
feth etti istanbul'u sekiz hafta üç günde!..
o ne mutlu, mübarek bir kuluymuş allahın...
"belde-i tayyibe"yi feth eden padişahın
hak yerine getirdi en büyük niyazını:
kıldı ayasofya'da ikindi namazını!
işte o günden beri türk'ün malı istanbul,
başkasının olursa yıkılmalı istanbul!"
Ve benim Nazım'a platonik aşık olmamın sebebi şiir;
erkek kadına dedi ki:
-seni seviyorum, ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
erkek kadına dedi ki: -seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
kadın erkeğe dedi ki:
-baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
ve ben artık
biliyorum:
toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
sen yürümelisin,
beni bırakarak...
kadın sustu.
sarıldılar
bir kitap düştü yere...
kapandı bir pencere...
ayrıldılar...
Ve sanırım en sevdiğim kadın şiiri;
ben senden once olmek isterim,
gidenin arkasindan gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi, beni yaktirirsin,
odanda ocagin ustune korsun
icinde bir kavanozun.
kavanoz camdan olsun,
seffaf, beyaz camdan olsun ki
icinde beni gorebilesin
fedakarligimi anliyorsun :
vazgectim toprak olmaktan,
vazgectim cicek olmaktan
senin yaninda kalabilmek icin.
ve toz oluyorum
yasiyorum yaninda senin..
sonra, sen de olunce
kavanozuma gelirsin.
ve orada beraber yasariz
kulumun icinde kulun
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasiz bir torun
bizi ordan atana kadar...
ama biz o zamana kadar
o kadar
karisacagiz
ki birbirimize,
atildigimiz coplukte bile zerrelerimiz
yan yana dusecek.
topraga beraber dalacagiz.
ve bir gun yabani bir cicek
bu toprak parcasindan nemlenip filizlenirse
sapinda muhakkak
iki cicek acacak :
biri sen
biri de ben.
ben
daha olumu dusunmuyorum.
ben daha bir cocuk doguracagim
hayat tasiyor icimden.
kayniyor kanim.
yasayacagim, ama cok, pek cok,
ama sen de beraber.
ama olum de korkutmuyor beni.
yalniz pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze seklini.
ben olunceye kadar da
bu duzelir herhalde.
hapisten cikmak ihtimalin var mi bugunlerde?
icimden bir sey :
belki diyor.
18 şubat 1945
Piraye Nazım Hikmet
Orhan Veli
her şey birdenbire oldu.
birdenbire vurdu gün ışığı yere;
gökyüzü birdenbire oldu;
mavi birdenbire.
her şey birdenbire oldu;
birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
yemiş birdenbire oldu.
birdenbire,
birdenbire;
her şey birdenbire oldu.
kız birdenbire, oğlan birdenbire;
yollar, kırlar, kediler, insanlar...
aşk birdenbire oldu,
sevinç birdenbire.
aşk resmi geçiti
birincisi o incecik, o dal gibi kız,
şimdi galiba bir tüccar karısı.
ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.
ama yine de görmeyi çok isterim,
kolay mı? ilk göz ağrısı.
ikincisi münevver abla, benden büyük
yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları
gülmekten katılırdı, okudukca.
bense bugünmüş gibi utanırım
o mektupları hatırladıkca
............. çıkar
............ dururduk mahallede
...................... halde
............ yan yana yazılırdı duvarlara
................. yangın yerlerinde.
dördüncüsü azgın bir kadın,
açık saçık şeyler anlatırdı bana.
bir gün de önümde soyunuverdi
yıllar geçti aradan, unutamadım,
kaç defa rüyama girdi.
beşinciyi geçip altıncıya geldim.
onun adı da nurinnisa.
ah güzelim
ah esmerim
ah
canımın içi nurinnisa.
yedincisi, aliye, kibar bir kadın..
ama ben pek varamadım tadına.
bütün kibar kadınlar gibi
küpe fiyatına, kürk fiyatına.
sekizinci de o bokun soyu.
elin karısında namus ara,
kendinde arandı mı küplere bin.
üstelik .....
yalanın düzenin bini bir para.
ayten'di dokuzuncunun adı.
iş başında şunun bunun esiri,
ama bardan çıktı mı,
kiminle isterse onunla yatar.
onuncusu akıllı çıktı
..... gitti........
ama haksız da değildi hani.
sevişmek zenginlerin harcıymış
işsizlerin harcıymış.
iki gönül bir olunca
samanlık seyranmış ama,
iki çıplak da, olsa olsa,
bir hamama yakışırmış.
işine bağlı bir kadındı on birinci.
hoş, olmasın da ne yapsın,bir zalimin yanında gündelikci
........leksandra
geceleri odama gelir,
sabahlara kadar kalır.
konyak içer sarhoş olur,
sabahı da işbaşı yapardı şafakla.
gelelim sonuncuya.
hiçbirine bağlanmadım
ona bağlandığım kadar.
sade kadın değil, insan.
ne kibarlik budalası,
ne malda mülkte gözü var.
hür olsak der,eşit olsak der.
insanları sevmesini bilir
yaşamayı sevdiği kadar.
Oktay Rifat
Karısına;
sofalar seninle serin
odalar seninle ferah
gunum sevincle uzun
yataginda kalktigim sabah
elmanin yarisi sen yarisi ben
gunumuz gecemiz evimiz barkimiz bir
mutluluk bir cimendir bastigin yerde biter
yalnizlik gittigin yoldan gelir
Edip Cansever
icinden dogru sevdim seni
bakislarindan dogru sevdim de
agzindaki islakligin bugusundan
sesini yapan sozcuklerinden sevdim bir de
beni sevdigin gibi sevdim seni
kar birakilmis karanligindan.
yerlestir bu sevdayi her yerine
yuzunde ter olan su damlaciklarinin
kaynagina yerlestir
her zaman saklamadigin, acisizligin son duragina
gul tasiyan cocuguna yerlestir
ve omuzlarina, daracik omuzlarina
usumus gibisin de sanki azicik one tasirdigin
tam oraya iste, ucsuz bucaksiz bir duzlukten
bir papatya tarlasiyla ayrilmis goguslerine yerlestir
ve esmerligine bir de, eski bir yanginin izlerinin renginde
saclarinin yana dususune, onleri bolen ikilige
alnindan baslayan ve ayak bileklerinde duran
yani senin olmadan, seni bir bosluk gibi saran huzne yerlestir
yerlestir onu bir kentin parca parca alinda tutugun
kar taneleri gibi ucusan
ve her gun biraz daha hafifleyen semtlerine
yerlestir bu sevdayi her yerine.
ekledim ben tattigim her seyi denizlere
bildigim ne varsa onlar da hep denizlerden
sen de bir deniz gibi yerlestir onu istersen
sevdayi
ve kopuklendir
ve yaslandir ki iste kaderi anlamasin
ama dur, her deniz yaslidir zaten
ogrenmez ama ogretir mutlulugu
bizim sevdamiz da oyledir, iyi siirler gibi
biraz da herkes icindir.
ve gelincigin ikinci tadina benzemeli
var eden kendini birincisinden
yani bir sevdayi sevgiye donusturen.
ben simdi bir yabanci gibi gulumseyen
tanimadigin bir ulke gibi
icinde yaşamadigin bir zaman gibi
tam kendisi gibi mutlulugun
beni bekliyorsun
ve onu bekliyorsun beni beklerken
Turgut Uyar
"elele gittigimiz bu yolda
sen gitgide buyursen,
benim icimde cok beklemis
cok eski bir yer kanar..."
"belki de bir kuruntudur yaralayan kalbimi
her insan bir uyumsuzluktur ölü olmadıkça"
Can Yücel
en uzak mesafe ne afrika'dir,
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler
ne de yildizlar geceleri isildayan...
en uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir
birbirini anlamayan.
yerin seni çektigi kadar agirsin
kanatlarin çirpindigi kadar hafif..
kalbinin attigi kadar canlisin
gözlerinin uzagi gördügü kadar genç...
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kasin gözün
karsindakinin gördügüdür rengin..
yasadiklarini kar sayma:
yasadigin kadar yakinsin sonuna;
ne kadar yasarsan yasa, sevdigin kadardir ömrün..
gülebildigin kadar mutlusun
üzülme bil ki agladigin kadar güleceksin
sakin bitti sanma her seyi,
sevdigin kadar sevileceksin.
günesin dogusundadir doganin sana verdigi deger
ve karsindakine deger verdigin kadar insansin
bir gün yalan söyleyeceksen eger
birak karsindaki sana güvendigi kadar inansin.
ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin
unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin
günesin seni isittigi kadar sicak.
kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin
ve güçlü hissettigin kadar güçlü.
kendini güzel hissettigin kadar güzelsin..
iste budur hayat!
bunu hatirladigin kadar yasarsin
bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar üsürsün
ve karsindakini unuttugun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandigi kadar güzeldir
kuslar ötebildigi kadar sevimli
bebek agladigi kadar bebektir
ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ögren,
sevdigin
kadar
sevilirsin...
Ataol Behramoğlu
"o kadar guzel bir yuzdu ki gelip gecici olamazdi
ya da bir resimdi cizilmis yastigima "
Meral Özbek
O kadar sevdim ki resmini
Iste bugun konustu benle
Yorulmustum calismaktan
Karda uzun yuruduk senle
Geceleri resmine baktim
Olanlari anlattim
Seni bir gorsem diye diye
Uyudum yagmurun sesiyle
O kadar sevdim ki resmini
Biliyorum gorunce beni
Hep taniyordum diyeceksin
Ruyalarimda hep sen vardin
Hep taniyordum diyeceksin
Okudugum her cumlede
Konustugum her insanda
Gordugum her guzellikte
Sen de varsin.
Sen hep varsin.
Bana :)
diyorlar ki bazen gözlerimden
deliler doluşmuş bakıyor birer birer
delilerden sen anlarsın konuş onlarla
nasıl muhtacım buna
diyorsun ki bazen geceler boyu
sayıklarmışım olanları birer birer
düşlerden sen anlarsın konuş onlarla
nasıl muhtacım buna
bir gece ansızın gel yine
elinde mor çiçeklerle
tazelikle gel yine
binbir güzel hikayeyle...
Murathan Mungan
camsap: "size ihanet etmeyecegime soz veriyorum.
"sahmeran: "gelecekteki sen adina nasil soz verebilirsin? o baska biri, simdiki senin tanimadigi biri."
"bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
bildiğim ancak aşıkken var olduğum...
işte bu yüzden, benim için aşık olmak;
çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.
'eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, ' demiş la rochefoucauld
benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum... "
anlat bana her şeyini!
acılarını,sevinçlerini ve içinde kalan her şeyini!
istersen önce, acılarından bahset bana...
bahset ki; ortağın olayım bir dost gibi.
belki nasıl davranman gerektiğini söylerim sana,
belki de ağlarız birlikte sessiz ve derinden...
belki de sana sıkıca sarılırım sözcüklerin bittiği her yerde.
istersen sevinçlerinden de bahset bahset ki;
anlayayım acıların seni yıkmadığını nasıl direndiğini ve nasıl yok ettiğini...
istersen aşklarından da bahset bana...
bahset ki; birlikte analım tüm anıları.
yeter ki anlat bana her şeyini!
arzularını,hislerini ve tüm tutkularını...
birde seni anlat bana.
anlat ki...
anlayayım içindeki beni anlayayım ki...
anlatayım seni nasıl sevdiğimi...
Bi de link var;
ince saz - firar
Etiketler: ataol behramoğlu, can yücel, murathan mungan, nazım hikmet ran, piraye, Şiir
12 Ekim 2010 Salı
8 Ekim 2010 Cuma
Öyle oturuyorum koltukta...Arada bi kafamı çevirip hemen arkamda duran kocaman pencereden dışarı bakıyorum..Bişi yok görülmesi gereken..Bir sürü park etmiş araba,biraz uzaklarda ağaçlar -ama yaşama sevinci vermeye yetmiyor- sonra gri yağmur yüklü bulutlar..
Hem pencerenin açılabilemez olması da ayrıca keyifsizliğe neden oluyor..Görüyorsun ama havayı koklayamıyorsun...Tatsız!
Bu yağmurlu havada ne dinlenirse onu dinliyorum;Hümeyra..."Tutsana Ellerimi"..."Sana bu karanlık bu gürültü içinde ellerimi uzatıyorum , sen bu karanlık,bu gürültü içinde görmüyorsun..Bütün köşeleri tutmuşlar,ortada meydanlar, gözler içinde..Sana anlatamıyorum bütün bu köşeler bu karanlık bu ıslak bu gürültü..Tutsana ellerimi , ellerimi,görmüyor musun?"
Ellerim kurumuş soğuktan..Krem sürmek lazım..O da yağlı yağlı yapıyor sevmiyorum..
Dünü güzel geçirdik...Bi ara deli gibi gülerken hatırlıyorum kendimi ,bi ara öyle dalmış gitmişim..Ama yanımdaki kıymetlilerim hep benimle idi..Öyle zor ki bunu yakalamak..Ulen ne söylesem söyleyeyim yargılamaz bu adamlar beni..Ne kadar gıcık olsam ne kadar ayıp olsam..Dalaşırsınız..sonra gelir koyar elini kafana omzuna yaslar...Usulca koyarsın kafanı omza..susarsın..Bişi demene gerek yoktur ki..Sonra aranızda bi koltuk vardır mesaj atar sana Ibne der..Kızmazsın..Üsüldüm lam valla dersin..Bilir işte üsüldüğünü..
Öyle yani..
Elini tutarsın arabanın arkasında gülmekten karnına ağrı girmiştir..Bakar gözüne gözüne sıcacık gülümser..Bir giz paylaşır gibi..İçindeki en saklısını anlatır gibi..Gururlanırsın eni konu..Susarsın...Seversin çok seversin..
Sonra bir seneyi hiç kötü şeyleri hatırlamadan (olmamıştır da zaten) devirirsin..İş arkadaşın olmaktan çoktan çıkmıştır..Lam biz senelerdir tanımıyoz mu birbirimizi diye şaşırırsın bi seneyi farkedince..Masada karşında otururken hem nasıl bu kadar hızlı içebildiğine şaşarsın hem de saflığına..İyi niyetine..Temizliğine..Yaşı küçük daha der seversin kardeşini sever gibi,kafası iyi çalışıyor veledin dinlesem iyi yaparım dersin bi yandan da :)
Dışarda yağmur arttı..Hava hala karanlık..Benim kulağımda hala Hümeyra...
İçim de bi tuhaf..Ben genelde mutsuz olduğumda mı yazıyorum acaba?
İyi de napiyim yağmur var hava karanlık bi de boğazım yanıyor..İçtim dün soğuk soğuk..Sabah nasıl kalkarım bu yataktan diye düşünüyordum...Şimdi de nasıl eve gidesim var nasıl koca yorganın altına giresim..:(
Bi de ağlayasım...İçimden geldi...Müdürüme ağlayasım geldi beni bırak ben evime gidip ağlayayım desem...İzin verir mi ki??
Sigara içeyim ben bi..
hastayım lam..
Etiketler: ben, kız arkadaşlar
4 Ekim 2010 Pazartesi
2 Ekim 2010 Cumartesi
bi pisicik varmış...
İki gözü birden görmezmiş..
Ama mırıl mırıl kedicik hır hır sahibini aramış..
Çok yazıkmış o pisiye..
sağlıklı pisiler bile can savaşı verirken sokakta bu gözleri olmayan pisicik napar ki sokaklarda?..kış da geliyor..
umud'un evdeki canavarlar onu rahat bıraksalar bi dakka düşünmezmiş...
hadi birisinden bi ses..
yasık ona...
kahramanım için irtibat bilgileri;
Vet.Hekim Işıl Karatan
Yeşilköy Pet Care Veteriner Kliniği
Tel: (212) 662 73 76
Klinik GSM: 0 552 442 73 53
İstanbul
1 Ekim 2010 Cuma
Sesinde huzursuz bir sukunet,
Kendini belli eden etmeyen ikircikli bir sevda deyişi gibi dökülmekte dudaklarından..
Tenimde bir acı,
Tenimde tüm ölümleri saklayan bir giz..
Bu ölüler incineceklerinden mi korkuyorlar inciteceklerinden mi bilemiyorum..
Trenin herhangi bir vagonunda seyahatteyim..
Kafamda ölümsüz ölülerin fısıltıları..
Vagonda yalnız...
Yalnızlaşmak için mi çıkmıştım bu yolculuğa,
Yolda mı yalnızlaştım...
Durduğumuz her istasyonda yalnızlığım artıyor ama tren giderek tıka basa...
İçimde bir daralma..
Korkularıma esirim , köleliğime değer biçemiyorum...
Umud
İstanbul
29 Eylül 2010 Çarşamba
"Bakıp yüzüme yorgunsun hadi git yat desen..."
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Eylül 29, 2010Ben bu şahaserden çok acaip bi öykü çıkartırım ama inan çok yorgunum...
Kafamda cümlerler dolanıyor...Şimdilik orda kalsınlar belki gün içinde yazmaya cesaret ederim..
Ama şu an sadece Serap Mutlu Akbulut'un iç oyan sesi ile bu Avni Anıl sözlerini dinleyin..
Şefkat dilenecekse böyle dilenmeli..Ömrümü veririm..
Dinleyiniz
Ne olur akşamları gelsen otursan yanı başıma
Dinlesen hiç bitmeyen maceramı
Ağladığımı yalnız sen görsen gözyaşlarıma sen
Dokunsan dudaklarınla üzülme desen
Her şey gecer desen sonra sevgiyle
Bakıp yüzüme yorgunsun hadi git yat desen ne olursun
Biraz unutsan kendini biraz sevsen
Etiketler: ben, ne olur akşamları gelsen, serap mutlu akbulut
28 Eylül 2010 Salı
TUTSAK------YILDIZ TILBE & CEZA
Yükleyen secretboy_1987. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.
Dün bir yorum yaptım dedim ki;
"nolur bana da öğretiniz! "Hiç bir şey" nasıl yapılmaz?? Ya da en doğrusu "hiç bir şey" nasıl yapılır? Bakınız benim kafam burda bile karışmakta...Hiç bir şey yapmamak = hiç bir şey düşünmemek midir? Peki düşünsek ve yapmasak da aynı rahata erer miyiz? Yoksa yer miyiz kendimizi?? Görüyor musunuz sanıyorum bu benim yapabileceğim bişi değil :(( Çok fena! "
Aslında yazarın amacı sadece deneme yazmakmış...Ben her zaman yaptığım gibi kendi içimde,okuduğuma derin anlamlar yükledim ve debelenip durdum...Bi de sonra yanlış ifade ettim kendimi..Yazar bana "pardon ya!" dedi..Bi utandım...Sanki böyle ukala ukala...! :(
Ama bu hep böyle oluyor..Kıymetlilerimden biri arada bi laf ediyor bana -hani bişi diyorlar çok tosuruktan bişi de olabilir-haydii düşün allah düşün...
napcam ben böyle??
yoruluyorum..Bazen düşünürken bi kendime geliyorum..Ellerim dudağım ile burnum arasında olmayan bıyığımı buruyorum..Iyy ne gıcık bi harekettir üstelik!
ama kaptırmışım işte anladın mıı?
Şarkıdaki deli Yıldız gibi işte..Bu arada bağlama solosu da o deliye ait..Ne acaip çalmış di mi?
Sözleri de Ceza ve Yıldız Tilbe sanırım beraber yazmışlar..Ben kayboluyorum her seferinde..
Ey gökyüzü
Aydınlık mısın, benim kadar?
Ve karanlık...
Hasret yakarmışKavuşmak varmış
Güneşten sıcak..
Sudan çıplak!
Sanırım hiçbir şey yok aramızda;
Aştan başka...
Vay hayat, ey hayat
Denizde vardı oltam
Bir balık tuttum zannettim, baktım hepsi rüyaymış, mekanım yanmış bir orman
Ve tek seçimse çaresizlik, buna inanma
Göz gördüğünden korkmaz, eski bensem bir çiçek olsam da solmam...
Anlatsın bilen kimse, hep çeken bilir demişler
Çekense susmuş, hep konuşmuş çekmeyen kim varsa
Anlatsın derdi çeken, hüzün kaplı yüzlerinde kırışmakta dertler
Bir de ellerinde kürek kazma..
Ve der ki şeytan yazma, ben olursam neyle anlatırım
Neyle anlarım ben anlatmazsam hangi sazla
Mürekkebim dilimde, kağıdım aynam,
Gönlü saydam olan anlar anca işte sayfam...
Her gün intihar eşikte ve umutlar beşikte
Bu dünya kapkaranlık, ışık başka yerde,
Herkes peşimde, herkes sandığım kadar iyi olsaydı keşke
En azından ay beklerdi üstümde yalnız gecede
Başka seveceksin, başka türlü, başka şekilde, başka biçimde
Güneşten sıcak, sudan çıplak
Martıların kanadı gibi, tutsak
Hiç kimsenin kalbi yok
Bu benim kendi alın yazım seveceğim
Hiç kimsenin şansı yok
Bu benim kendi alın yazım seveceksin başka yolu yok
Seveceksin başka yolu yok...
Naklen mutluluk istiyoruz, naklen huzur istiyoruz, naklen sevgi istiyoruz
Niye varız?
Aşktan başka???

.....Saray pencerinden İstanbul....ben çekerken hayal kurdum...
Etiketler: ben, Mercan dede, tutsak
23 Eylül 2010 Perşembe
başlığı sona saklamıştım ama canım sıkıldı yazının sonunda yok başlık maşlık!!
3 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Eylül 23, 2010**Üzüm artık koltuklara çıkabiliyor...Geçen gün farketti ilk kez koltuğa yallah yepelek atladı..Ana! baktı üstünde!! alıklaştı tabi..Ben yaptım ben yaptım diye bağırıyordu içinden muhakkak!! Höt'ledim hemencecik yok koltukların üstünde öyle..
**Pisi tam bi amazon!! Savaşçı kedim benim..Yavşak olmayan kedilerin en yavşak olmayanı o!!
Ya bazen "gelmeyin lam üstüme yırtarım" diyo..Valla diyo anlıyorum ben onu..Bi yanda üzüm belası bi yanda Şirinella...Kuşatıldığında sırtındaki tüyleri dikleştiriyor o haline bayılıyorum..Yaşasın kendini ezdirmeyen dişi varlıklar!!
**Şirinella Üzüm havladığında bi tırsıyo annatamam:))) Direkman arazi :)) e ama dinsizin hakkından...
**Haftasonu cumartesi Nazım Hikmet kültür'de Şevval Sam'ın konseri var..Akşam 21 sanırım..Ben gidemicem ama siz gidin..Valla gösüm kalmaz başınıza bişi gelmez içiniz rahat olsunss (yine de ben pisi nin annesiyim nihahah)
**Rejime başladıms...Dün tartıldım höhh dedim ya noluyoruss?? Hayatımda hiç olmadığım bir kilodayım..:( kendimi nasıl desem?? Poh gibin hissediyorum...Her sabah kafam kadar ekmek arasını götürürsen dötü göbeği salarsın tabiii...Bilemiyorum...acım büyük..
Luna tez elden yardımın lazım babacım...
**Electric blue ne güzel...
**Kiremitçi geçen gün köşesinde bucağında vermiş benim yazımın bi kısmını..yorum da yapmış ama yok bu sefer ben bişi yazmicam..Şımarık şehirli erkek kısmısını sevmiyorums zorla mı??!!
**Sevgilim beni yine dalgalı Garipçe'ye götürür müsün? Hatta azcık daha soğuyunca..
**Evinizin duvarında atraksiyon yapcaksanız sakın ortanca rengi üzerine şekilsiz süngerle gri boya hayal etmeyin..poh gibi oldu..Bi de mozaik aldım sankim rum mozaik ustası mübarek ne anlarsın sen mozaik döşemekten!!! Neyse sonna düzeltti sevgilim..Kum beji üzerine capon ağacı figürlü sticker yaptık...Güzel oldu o zaman..Bi ara resmini çekersem gösteririm..
**Ya bi de kediler ne çok seviyorlar yastıkta yatmayı yafu!! Ben alıyorum ayak ucuma indiriyorum bi saniye sonna -ve ne kadar hızlılar- yastığın üzerine yerleşmiş yuvarlacık kara göslerle hır hır hır...Allam yarebbim...Ya o alışcak ya ben...Ben dimi?? Evet evet biliyorum..
**Bugün perşembe dimi daha?? Len ben Cuma zannediyorum ya!! Hastir..Bak şimdi keyfim kaçtı..Yazmıyom işte!!
Etiketler: ben, cranberries, mozaik, nazım hikmet kültür merkezi, pc, şevval sam, şirinella, tuna kiremitçi, üzüm
22 Eylül 2010 Çarşamba
şimdi ana avrat küfretcem aramız bozulcak!!!
8 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Eylül 22, 2010
cranberries dinliyorum..
her an çekip gidebilirim..
taksimde ufak bi masa..güneş vuruyor tepemden ama yakmıyor..rüzgar esiyor sırtıma ama üşütmüyor..
buz gibi bira..ayık bırakmıyor ama sarhoş da etmiyor..
yüksek sesle animal instinct dinliyorum..
oturduğum koltukta bi bedenim var ruhumu burda sananlar çok yanılıyorlar..
kandırılan kim ki şimdi? Bedenim mi? Ruhum mu? Ben mi? Onlar mı? Sen mi??
sabah havaya aldandım..kovboylarımı giydim ayaklarıma..içine turuncu çoraplarım..
şimdi darlandım ya çıkarttım attım hepsini ayaklarımdan..Çıplak ayaklarımı da göstermiyorum kimseye..masanın altına sakladım..parmaklarımı oynatıp nanik yapıyorum gelen geçene..Onlar görmüyor..Kimi kandırıyorum?? Ayaklarımı mı? Onları mı?
Ya bırakın beni ben bi gideyim nolur....
17 Eylül 2010 Cuma
Kırık Aynalar
benden başka bana dost yok
hayatım yıkık şimdi
bir cana hasret baktığım
aynalar kırık şimdi
varsa nerede dostlar nerede
uzatayım elimi
gördüğüm aynalar gibi
gönlüm de kırık şimdi
nerede beni sevdiceğim
dost bilip de sevdiğim
gördüğüm aynalar gibi
gözlerim kırık şimdi
gülerken yanımda olan
ağlarken nerede şimdi
bir hayalmiş o da benim
baktığım aynalar gibi
kırdığım aynalar gibi
Etiketler: bora ayanoğlu, kırık aynalar
16 Eylül 2010 Perşembe
Önce linkteki yazıyı okursanız daha anlamlı gelecektir yazım..
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/15783962.asp
Evet biz kadınlar karmaşık bir yapıyız.. Bunun aksini söyleyen taş olur! :)
Ve evet bazen biz kadınlar bile birbirimizi anlamakta zorluk çekiyoruz.. Ama emin olunuz anlamak için çaba sarfediyoruz.. Birbirimizi bile! Kafa yoruyoruz bunun için.. Kaldı ki erkekleri anlamaya çalışma çabamız emin olunuz sayın Kiremitçi bütün bu iş dünyasında varolma çabasından, sorumlu bir anne olma çabasından , evi temiz tutma! çabasından çok daha fazla vaktimizi almakta... Zira biz kadınlar sürekli "anlamaya çalışıyoruz" ve bence tüm "sen anlayabileceğin kadarını anla yeter'e" rağmen yapıyoruz bunu..
Hayatımda köşe bucak kaçtığım tek bir erkek tipi var aslında.. "Çocuk Erkek" Bir kadının başına gelebilecek en kötü ilişki şekli sanırım.. Biz zaten tanrı tarafından ödüllendirilmiş bir cinsiz ki bir varlık yaratabiliyoruz.. Bedeninden minik bir beden daha çıkarabilen bir mucize'yiz..Tam da bu sebepten evladımız dışında başka bir çocuk erkeği "yetiştirme" düşüncesi korkutucu geliyor bana!
"Şehirleşemeyen tarım toplumunda erkek olma halinin ne pis bir iş" olduğu konusunda sizinle elbette hemfikirim ve fakat bu olamamış toplumda kadın olmanın zorluklarını size nasıl anlatsam sayın Kiremitçi? İlk çağlardan bu yana avcı ve toplayıcı erkek rolünün yanında sürekli ona sunulanı kadarını alan dişi kişi zaten ilk baştan golü yemiş durumda değil de ne? Dışarda olması sırf bedenen farklılığı sebebiyle engellenmiş rolü sadece barınılan mekanda (mağara yada ev hala farketmiyor) beklemek olan kadın cinsi..
Günümüzde özgüven problemi yaşayan erkeklerin olduğu aşikar ama sizce bu hakketen neden kaynaklı?? Toplum yada "şehirleşemeyen tarım toplumu" olmamalı değil mi? Zira ilk çocukluk ve ilk gençlikten itibaren baskı gören , her şekilde hareket kabiliyeti sınırlandırılmış kız çocukları olan biz kadınlarız.. Erkek egemen toplumda özgüven eksikliği biz kadınlara dayatılan bir problem değil midir? Sırf erkek olduğunu için 6 yaşında bir çocuğun mastürbasyonu hoş görülürken (off neyse en azından bir problem yok oğlumda!!) aynı yaşta bir kız çocuğunun bu işi! yapması evde kıyametlerin kopmasına neden olabiliyor.. Bakınız bu kız çocuğu ilerde büyüyecek ve cinselliği "ayıp" olarak algılayarak yaşayacak..Gizli saklı... Şimdi hangi cinsin özgüven sorununa daha yakın olabileceğini biraz daha düşünmek gerekmez mi?
Takıldığım bir diğer nokta kadınlar ne yapıyor olabilirler ki erkeklerin büyümesine izin vermiyor olabilirler? Ben dahil bir çok kadın hayatının bir döneminde yada hala hem erkek hem kadın rolünü üstlenmiş durumda..Henüz bir oğlan çocuğuyken eline sofraya götürmek üzere bir tabak verilmemiş , kendi çorabını kirli sepetine atmasına izin verilmemiş erkeklerle çevrili dört bir yanımız.. O oğlan çocukları ilerde kadınlarından da annelik bekliyorlar elbette.. Ya da tıpkı bir oğlan çocuğunun saatlerce playstation oynaması gibi işten sonra televizyonun başına çöreklenip elmanın soyulmasını bekliyorlar.. Bir karikatür var ya hani Adem ile Havva..Havva elmayı uzatıyor Adem'e..Adem surat beş karış şöyle diyor ; Soy da ver,soyda ver!!
Diyorsunuz ki yazınızda ; arada takılırsa da çaktırmadan ittirmek!! Elbette sayın Kiremitçi..Hay hay :) Bu hala nedense bana ufak bir oğlan çocuğuna özgüven kazandırmak için verilen çabayı çağrıştırıyor.. Yahu o kadar çok düşünüyoruz ki kafa arada hararet yapıyor zaten biz kadınların.. Bi de tüm bu hengamede zaten olgunlaşmamış yada olgunlaşma süreci devam eden -mesela-30 yaşındaki koskocaman bir adama olgunlaşması için gerekli tüm konforu biz mi sağlamaya çalışacağız?? İyi de neden??
Benim de kendi içimde yaşadığım ego ile ilgili ya da başka bi sürü bişeyle ilgili (çok açık vermek istemiyorum ne gerek var) problem addettiğim şeyler var.. Ama bu problemler benim ve bunları sadece ben çözebilirim..Neden bi erkekten bu konuda bir destek bekleyeyim?
Kadın ve erkeğin birbirlerine ihtiyaçları var elbet.. Bu cümleyi henüz yakın bir zamanda "Ben hayatımı devam ettirmek için bir erkeğe ihtiyaç duymuyorum ,elbette ayaklarımın üzerinde durabilirim" diyen bir kadın kuruyor... Ve fakat aynı kadın geçenlerde benden çok şey yaşamış ,sözlerini dikkatle dinlediğim başka bir kadından "Kızım herşeyi de bu kadar kuvvetle karşılamana gerek yok" sözünü duyduğundan beri daha bir ılımlı bakıyor kadın-erkek ilişkisine..
İnsanoğlu kendi içinde barındırdığı problemlerini (özgüven-ego-kontrol tutkusu vs.) bildiği sürece -ki bi sürü insan henüz bunları yaşadığının farkında bile değil ve neden insanlar beni anlamıyor'a takılıp kalmış durumda- kendi çözümlemek durumunda bence..Zira çözümü başkasında aradığında aslında kendini kandırmaktan başka bişey yapmıyorsundur!!
Etiketler: kadın olmak, tuna kiremitçi
13 Eylül 2010 Pazartesi
Etiketler: garipçe köyü















