14 Haziran 2010 Pazartesi


Sıcak bir yaz akşamı..Balkonun açık kapısından içeri yaz mevsiminin sesleri girmekte..Bağır çağır şarkı söyleyen aşık velet , patlıcan kızartma-kavun ekmek yiyenlerin çatal bıçak sesleri , sıcaktan mayışmış yaşlı amcanın haberler izlerken ettiği küfür kıyamet... Ben ekşimtrak bebek kokusu ile kendimden geçerken kulağımda sesler..Yaz sesleri...Tansiyonu yerlerde bi kadının yaz çağrışımları...

Kafamda eski arkadaşımın -ama hep yakınımda ki- ettiği laf.."Duramassın sen illa bişileri karıştırcan" :) Uğraş-ı-yorum..

Sonra sesler kulağım da, aklımda duramama düşüncesi uyuyakalıyorum...Terlemiş çocuğun elleri ensemde..

Sonra nedendir zınk diye kalkıyorum gecenin bi yarısı..bi sigara..balkonda oturdum yine sesler...

şimdi içli bi ses ."Gelecektin gelmez oldun , halimi hiç sormaz oldun..."

Hüzün vakti..

Ve durma..

ve...


00.27...Güzel vakit..

Olanları , olacakları düşünme vakti...

Hangisi daha yorucu? Kafamdaki sesler mi? Yaz sesleri mi?

Madem öyle şarkıyı tamamlayalım..

Hasretinle yandı gönlüm
yandı yandı söndü gönlüm
Evvel yükseklerde uçtu
düze indi şimdi gönlüm

Aramızda karlı dağlar
Hasretin bağrımı kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm

....

İyi geceler..Ben daha burdayım...

11 Haziran 2010 Cuma

Canım arkadaşım Tolga bugün bana "Gerçi Şirin'in kardeşi yok ama aklında olsun" diye bi mail attı..

Cici bir anne blogu..Okudum Şirin yaşında çocukların tavırları aşağı yukarı aynı..


Evet Tolga'cım bizde kardeş yok ama dönemsel olarak tam kişiliğini oluşturma , benlik kazanma , karşısındakine de ben bir bireyim taam mıı'yı gözüne sokma dönemindeyiz..

En son gittiğim okul toplantısında geh geh gerinerek oturuyordum..İnsanlar neler anlattılar, inanamassın..Sokakta kendini yola atanlar , annesini ıssırarak ikna etmeye çalışanlar, kendini dolaba kilitleyenler..O dönemde Şirin bırak bunları yapmayı tutturmazdı bile..Fekat yavaş yavaş emareler görünmeye başlıyorrr...Ses tonunu en alçak tondan kullanıp ikna etmeye çalışmalar , surat beş karış gezmeler , akşam uyumayı sevmiyorumm rüyamda aslanlar görüyorum :)) demeler..Buna da şükür..Ben ve Şirin'i sokağın ortasında yanyana yatmış da görebilirdiniz..O yaparsa ben de yaparım zira :))

Sanırım annesini biliyor çocuk da çok üstüme gelmiyor..Olgun kızım benim...:)

Ama bu hiç olmayacağı anlamına gelmiyor...Bakalım..Neler olacak 4'e kadar 6 ay var daaa..

Öptüm sisi...
Anne Umo...

10 Haziran 2010 Perşembe



Yeni bir sayfa açmak ne demek aranızda bilen var mı?

Siz hiç yeni sayfalar , temiz sayfalar,yazılmamış çizilmemiş sayfalar açtınız mı hayatınızda?

Yoksa bu süslü sözcükler kandırmacadan mı ibaret?

Yeni bir başlangıç yaptım evet..Hem de en ciddisinden...

Ama neden bilinmez ,sanki kaldığım yerden devam ediyor da gibiyim bi yandan...Oğlum daha ne değişiklik olcak demezler mi adama? İnsanoğluna hep bi türlü yetmemesi yada insanoğlunun yaşadığı şartlara hep kolay adapte olması ile açıklanabilir bi durum sanırım bu yaşadığım..

Heybemde güzellikleri , iyilikleri saklıyorum hep.....beyaz kağıdım boş değil benim...herşeye yeniden en baştan sıfırdan başlıyor değilim..Kazandıklarımla , kaybettiklerimle başlıyorum..Ama hep güzelllikleri hatırlayarak , vefa duyarak...

Bir bitişin ardından Helal olsun sana hakkım diyerek...Ve hakkının helal olduğunu bilerek...

Hayat dediğinin hakkaten bunlardan ibaret olduğunu bilerek...Bi kaç kelime anlamları dağlardan ulu; vefa , iyilik , sevgi...

Değer vermek ne demek biliyorum artık..Değerin para-pul'la , paha ile ölçülmeyeceğini biliyorum...

Ufak bir tomurcuk var şimdi içimde...Mis kokulu , baharla birlikte gelen..Şahane nur topu gibi bir hayat doğdu elime..

Mukaddes bir emanet gibi taşıyacağım yeni bir hayat..Duam hep iyi'nin , hep aşk'ın ,hep vefa'nın beninle birlikte olması...Bizimle...

Tomurcuğun hep taze kalması umuduyla...

7 Haziran 2010 Pazartesi

Şirinella'nın kapris yapacağını hiç düşünmezdim..Geçtiğimiz 3,5 sene boyunca ki buna doğumunun 2.ayı da dahil Şirinella her zaman çok uyumlu her zaman çok mantıklı!! bir çocuk oldu..Muştu...

Bu dönem de -haksızlık yapmayayım kızıma- her zamankinden biraz daha nasıl desem?? "Mıymıy" :)


Geçen gün markette bana küstü..Anne beni üzüyorsun ama dedi..Sesim ciddileşip azcık yükselince "seni duyuyorum anne" dedi bana..Kafamı çevirdim, dudaklarımı ıssırdım sırıtmamı görmesin diye..




Bu aralar böyle...İnternetten araştırdım biras 4 yaş biraz riskli bi yaş...



3 yaş çocuğunun kendinden memnun ve çevresiyle uyumu diye nitelendirilen özelliklerinin ardından dördüncü yaşta,çocuğun iki-üç yaş arasındaki huysuzluk, asilik, inatçılık ve düzensizlik özeliklerine sanki geri dönüş yapar gibi olduğunu belirtirler. Ancak bu kez bütün olumsuz tavırlarda eskiye göre daha kolay düzene girebilme , yani bir olgunluk söz konusudur.

Dört yaşındaki çocuk eskiye göre aşırılıklara göre daha bir eğilimlidir.

Konuşma ve hareketlerinde tekmeleme tepinme gibi ölçüsüzlük ve kontrolsüzlük vardır. Anne ve babanın kullanmadığı, özellikle küfür ve ayıp sözleri hiç sakınmadan meydan okurcasına söyler. Bu sözcükleri kullanırken yetişkinler engelleyici ve olumsuz bir tavır sergilerse bu sözcükleri ısrarla devam eder.

Dört yaşındaki çocuk, vücudunda bazı koordinasyon bozuklukları yaşayabileceği için daha dengesiz olur. Düşme ve tökezleme durumları artar.

Dört yaşının bir diğer özelliğinde huzursuzluğundan doğan kontrolsüz davranışlardır.

Parmak emme cinsel organ ile oynama ve bazı tikler onun elinde olmadan yaptığı davranışlardır. Bu davranışlar yetişkinlerin doğru değerlendirip,üstüne düşmemeleri gerekmektedir. Yine bu yaşta iki-üç yaş arasında gösterdiği belirli alışkanlıkları saplantısal olarak tekrar eder.Belirli konularda kurulan düzenin bozulmasından huzursuzluk duyar ve bağırıp ağlayarak tepkisini ortaya koyar


4 Yaş:Enerjik ve hayalperest..4 yaşında bir çocuk artık yetenekleri, kişilik özellikleri, ilgi alanları ile tamamen kendine has bir kişilik geliştirmiştir. Kimisi utangaçtır, kimisi dışa dönük, kimisi hareketlidir, kimisi sakin... Buna karşın 4 yaş çocuklarını en iyi tanımlayan kelimeler “enerjik” ve “hayalci” olacaktır.

Hayali dünya aniden gerçek hayattan daha fazla yer tutmaya başlar ve zaman zaman gerçek ile hayali olanı ayırmakta zorlanırlar. Hayali yaratıklardan korkma ve abartma davranışları bu yaşta çok sık görülür.4 yaş çocukları yapabildikleri şeyler ile gurur duyarlar, kendilerini beğenir ve kendilerine güvenirler ve yeni maceralara atılmak isterler. Merdivenlerden yukarı aşağı koşarlar, bisiklet ya da scooter ile dolaşırlar, el arabalarını dik yokuşlardan aşağı sürerler... Ancak henüz kendi yeteneklerini doğru olarak hesap edemediklerinden ve son derece tehlikeli ve garip şeyleri yapabilecek yeteneklere sahip olduklarından çok dikkatli olmanız gerekecektir.




Bu yaşta ışık hızıyla hareket ederler. Merdivenleri koşarak çıkarlar, bisiklet ile fırlarlar, evin bir ucundan diğer ucuna tabana kuvvet koşarlar.

Üç yaşındaki nispeten daha sakin çocuğunuz, bir fişeğe dönüşür. Ara sıra davranışları (gürültülü, sert, kavgacı) size yeni yürümeye başladığı çalkantılı dönemdeki davranışları hatırlatabilir.


Fakat korkmayın. Bu zor dönem genellikle kısa sürelidir ve beşinci doğum günlerine ulaştıklarında sakin, aklı başında ve kendine güven duygusuyla dolu olacaklardır.


Dört yaş çocuğunuzun yeni keşfedilmiş güveninin de olumsuz yönleri vardır. Özellikle yaşıtlarının yanındayken, bilinçli bir şekilde yanlış davranarak gösteriş yapan övüngen biri olabilir. Eğer kafadarları yanındayken çocuğunuzu disiplin altına almak istiyorsanız, hataları hakkında konuşmadan önce onu gruptan uzaklaştırın. Şayet onu herkesin önünde azarlarsanız, yanlış davranışına utanmadan devam etmesi için teşvik etmiş ya da kızdırmış olabilirsiniz.


Bu yaş çocukları, uzun hikayeler anlatılmasına bayılırlar. Her zaman yalan söylemezler, sadece hayal kurmaya düşkündürler, fakat bazen çocuklar sıkıntıdan kurtulmak ya da işlerini halletmek için de yalan söylerler. Ebeveynler, çocuklarının doğru ya da yanlış ahlaki değerlerle doğmadıklarını anlamalıdırlar ve yalan söyleme durumu zihinsel gelişimlerinin normal bir parçasıdır.


NASIL YARDIM EDİLİR ?Okul öncesi çocuklara öfkeleriyle başa çıkmalarında ve başkaları ya da kendilerine zarar vermeyecek şekilde öfkelerini ifade etmelerinde yardımcı olmak önemlidir.


Çocuğunuzu düşmanca duygularını sergilemek yerine, duyguları hakkında konuşmaya teşvik edin. Ona aynı zamanda negatif enerjisini aktarabileceği uygun bir yer sağlayabilirsiniz.


Örneğin, minyatür bir yumruklama kum torbası satın alabilirsiniz.Siz, onu duygularını seslendirmeye cesaretlendirirken, aynı zamanda bunu yumruklayabilir.



Bazı çocuklar sosyal ilişkilerde diğerlerinden daha başarılıdırlar. Kaçınılmaz olarak bazı çocuklar terk edilecek, görmezden gelinecek ya da önemsenmeyecektir. Bu çocukların sosyal becerilerini geliştirmeye çalışın 4 yaşındaki çocuğunuza, oyuncaklarını toplaması veya tabağını temizlemesini söylediğinizde, bazen size “kapa çeneni” diyebilir veya küfür edebilir.


Bunları duymak zor olmasına rağmen, küstahlık çocuğunuzun otoriteyle başa çıkmayı öğrendiğinin ve bağımsızlığının sınırlarını test ettiğinin iyi bir işaretidir. Ama yine de, itaatsizlik ve saygısızlık gösterdiği zaman çocuğunuzu paylamanız ve yanlış yaptığını anlatmanız gerekir.


Kendine güvenleri artar. Yetişkinlerle konuşma şekillerini dinleyin. Geçmişte sırnaşık ya da utangaç olmuş olabilir. Fakat şimdi insanların gözlerine bakar ve dinlemelerini ister.



4 yaş çocuğunuz, cinselliğin daha çok farkında olmaya başlar. Kızlar ve erkekler arasındaki farklılıklar hakkında sorular sormaya başlayabilir, cinsel bölgelerini inceleyebilir ve diğer çocukların özel bölgeleri hakkında merakını ifade edebilir.


kaynak


..böyleyken böyle..




Bi de tataa!! karşınısda rengarenk Şirinella;








*****

Gökçem geldi...Çok mesudum...Kokusunu çektim içime görür görmez..O varken daha sağlam hissediyorum kendimi...Valla öyle...


Bana belki birgün gideriz diye St Ives fotograflarının olduğu bir kitap getirmiş...Bayıldım..Ne mutlu bir dilek...Gitcez bi gün..


Bi de "Devlerin yüzüğü" de denilen stonehenge'den bir kolye...Gizen,Güç ve Dayanıklılık simgesi bir kolye ucum var..


Resim de ikisi de var..Sağol tatlımmmm....







Hem Deniz var daha sırada..Deniz ve Iwan..Essex demek bu :)) Oraya da gitcez..Di miiii???


Bu arada Deniz'im üniversiteden beri ev arkadaşı olayını unutmuştum..Sen çok acaip bi ev arkadaşısın :) Ev de artık 3 kadınız...En olgunu Şirin :))) kikiki....


Bi de dün alışveriş yaparken kapalı kasanın önünde önce öyle mal mal bekleyip, sonra benim kasayı açtırmamın ardından telefonda uzun uzun konuşurken çirkeflik yapmak için benim kredi kartı şifremi girmemi bekleyen kadına burdan kalllaaaviiii bi ........!!!!!!


Neymiş sıradaymış...Kasayı ben açtırdım bi kere...Hem telefonda kırık türkçenle dedikodu yapacağına ödemeni yap tamam mıııı???


Hım bu arada bunları ona da söyledim :)



Kızdım bende..Bıraktım aldıklarımı...Sonra yemek yedik felan sakinleşince gittik mağazaya :)


Ama kasa kuyruğuna girmedim..O kadar da gurursuz diilimm...Dedim ya Deniz çok acaip bi arkadaş :)))) O aldı...








******


Haftasonu yine eminönü'nde sabah...


















****

Evinizi boyayacaksanız sakın (biliyor musun son 40 dakkadır allahın cezası boyanın ismini hatırlamaya çalışıyorum nolurr acı bana valla eve gider gitmez allahın cezası boyanın ismine bakacağım ama artık nolur bitsin bu işkence kafam zonklamaya başladı...Mutsusummm!!) isimli boyayı almayın...Çok karaktersiz...Mutfak duvarlarının yarısını boyadık..Yaniii....Tamamını boyayınca nasıl durur acaba?? Salona gül kurusu almayı düşünüyorum...Haber veririm..


Bu arada tatlım çok teşekkürler tekrar....


Mimoza değil...Manolya , melisa da değil..."Allahın cezası boya" en uyan isim aslında ama o da "M" ile başlamıyor.....

Gittim.

28 Mayıs 2010 Cuma

Minik melek;

Dünyamızı terk ettiğini duyunca ne düşüneceğimi bilemedim...Oysa ki sen bu dünyaya belki bambaşka bişi için gelmiştin..Belki bambaşka bir amacın vardı ya da sen "iyilerin kazanması" için son şansımızdın! Aksini kim söyleyebilir??

Ama sanırım Tanrı seni bu dünyadakilerden çok daha fazla sevdi...Ve sanırım biz "bu dünyadakiler" senin saflığına ve temizliğine hazır değildik!! Bu sabah senin minik melek ,gerçek hikayeni duyduğumda boğazımdaki yumruğu nasıl yokedeceğimi bilemedim...Gözlerimde kocaman gözyaşları..onlar bile dondu...Akıtamadım..İçime aktılar...

Sen minik melek o kadar değerliydin ki Tanrı onunla olman gerektiğini düşündü....

Ben senin bu dünyadan daha mutlu olacağını düşünüyorum o dünyada...Ama boğazımdaki yumruyu hala nasıl yok sayacağımı bilemiyorum..Sanıyorum bu yumrularla yaşamaya, akıtamadığımız gözyaşlarımız içimize içimize akıtmaya alışıyoruz bi süre sonra..Hayatın aymazlığı!!!

Minik melek;

Cennetteki kahkahalarını arada sırada bizim kulaklarımıza duyur nolur..Duyur ki biz de umutlanalım...En azından bu dünyada olmayan bir cennet ve o cennette senin gibi küçük melekler var...

Son bir şey;

Annene ve babana bol sabır!!

çok üzgünüm...

21 Mayıs 2010 Cuma

Şirinella akşam neler anlatcaksın bana bakalım :)))




sonra da bunu dinleyinnnn

Haftasonu için keyifli 2 öneri belki 3...

İlki bu akşam için ;

Çorlulu Ali paşa medresesinde..Ahmet'cim haber verdi bana da..Konu şu imiş ; Dumanın müziği...

İnternetten biraz arattım ama çok ayrıntılı bişiye de rastlamadım..Ahmett? Beni duyuyor musun nedir? Bilgilendir hadi bizi...
Sadece medrese ile ilgili ekşi sözlükten şunu edindim..Hoşuma gitti;

bu mekanda nargile icecekler icin dikkat edilmesi gereken bir iki husus, uyulmasi gereken bir kac racon vardir. mekan yasini basini almis nargilecilerle doludur ve rezil olmanin hic manasi yoktur netekim.

kural bir: icemeyecegin seyi ismarlama.
kural iki: marpucu toy asiklarin opustugu gibi vantuzlama. emmeyeceksin, yalnizca gerektigi kadar dokunacak, icine cekeceksin.
kural uc: atesi asla sondurme.
kural dort: sakin ha marpuca uflemeye kalkma. atesi sondurmenin en isabetli yolu budur. ayrica, opusmek gibidir demedik mi?
kural bes: nargile icerken sigara yakmak da ne oluyor! hic mi ortam gormedin?
altin kural: acele etme. nargilenin adabi budur. kimse acele etmez. icilir, konusulur, susulur, sonra yine icilir. her sey muthis bir yavaslikla yurutulur. ne olursa olsun tevekkulle karsilanir. sesler yukseltilmez. yangin bile ciksa mekan agir agir terkedilir.
Keyifli geliyor değil mi kulağa :) Bakalım...Ahmettt?? Dumanın müziği nedir canım yaa?




İkinci önerim;

Pazar günü Caddebostan sahiledeyizzzzz...Hadi sizde gelin...Şirinella çok şaşkın olcak bu resimdekileri görünce :))





son öneri;

Havalar ısındı ama yine de sinema keyfi diye bişi var ;


Beyaz perde.com dan alınan film künyesi..


Gösterim Tarihi : 21 Mayıs 2010
Yönetmen : Mike Newell
Yapım : 2010, ABD
Oyuncular
Jake Gyllenhaal (Prince Dastan) , Gemma Arterton (Tamina) , Ben Kingsley (Nizam) , Alfred Molina (Sheik Amar) , Toby Kebbell , Reece Ritchie
Haylaz bir prens olan Prens Dastan, istemeden de olsa gizemli bir prensesle güç birliği yapar. Birlikte, zamanı tersine çevirebilen Zamanın Kumları 'nı açığa çıkarabilecek ve sahibinin dünyaya hükmetmesini sağlayabilecek olan eski bir hançeri korumak üzere karanlık güçlere karşı bir yarış içine girerler.Köstebek, Dört Nikah Bir Cenaze ve Harry Potter ve Ateş Kadehi'nden tanıdığımız Mike Newell'ın yönettiği Pers Prensi: Zamanın Kumları, Mayıs 2010'da sinemaseverlerle buluşacak.Marakeş, Ouarzazate ve Erfoud, Fas'ta ve İngiltere'deki Pinewood Studios'daki büyük ölçekli bir platoda çekilen filmin yapımcısı olan Jerry Bruckheimer Films yapımları pek çok ödülün ve ödül adaylığının yanısıra, 41 kez Oscar ödülüne aday gösterilmiş ve 6 Oscar kazanmıştır. Ayrıca 23 kez Altın Küre'ye aday gösterilmiş ve dört kez ödül almışlardır.

Biz Luna ile Jake Gyllenhall'i pek beğeniris...Luna Donnie Darko'dan hayrandır kendilerine..Di mi kuzum??
Sonra Jake öyle bi kişilik ki Nathalie Portman ile falan sevgili oluyor..Bi de utanmadan Kirsten Dunst'tan felan ayrılıyor..Öyle işte..Luna???
Bu filmde bi değişik..Kıslar??Ne zaman gidiyorus??
İyi tatillerrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr...............

20 Mayıs 2010 Perşembe

Yeşilin her tonunun olduğu bir yer burası...Esen rüzgar üşütmekten ziyade haz veriyor bedenime! Rüzgarın sesi ile karışan acıklı viyalonsel sesi tuhaf bir sükunete sebep!

Çıplak bacaklarıma örttüğüm battaniyede ki rengarenkliğe inat gözümün gördüğü sadece yeşil...

Arada yüzünü utangaç bir kız çocuğu gibi gösteren güneş tıpkı hayatta olduğu gibi bazen güzel şeylerin de olabileceğinin umudu...

Ahşap iskelenin üzerinde tek tük insanlar..Sanıyorum onlarda sadece "durmak" için burdalar...


Henüz hayattaki ilk yılını tamamlayamamış gün sayan melek bile artık oksijen çarpmasından mıdır , durmanın zevkini keşfettiğinden midir sesini çıkarmadan babasının güvenli kollarında poz verdi,"gık" demedi inanamazsınız! :)

Bulutlar ayrı bir terane zaten..Yağmur yüklü olanlarla , "dağılın olumm bahar bitecek nerdeyse geçti sizin fiyakanız" diyenler sürekli didişme halindeler..

Biz hepsini kabullendik...

Önemli olan neye benzedikleri..Bazen kanatlı bir fok , bazen de bir japoncuk balıkçık...

Burda , şu anda tek derdimiz bu...

An itibariyle (antibiyotik diil doğru okuyunuz :)))) okuyamayanlar oldu zira.....(ehe)güneş galip..Sırtımı ısıtıyor tatlı tatlı...Burnumun ucunda missler gibi bir koku...Ben duruyorum...Uzun zaman sonra durabiliyorum...Mutluyum!


LUNA


Kafamda günlerdir dönen Özdemir Asaf şiiri..İsmi Yön..

"Sen bana bakma
Ben senin baktığın yönde olurum..."

Öyle işte..Başka nasıl anlatılır??

Sizin var mı bir şiiriniz??

Sevgiyle...

17 Mayıs 2010 Pazartesi




Gözüm aç benim...Aldım doldurdum tabağı bi de yanına insaflı davranıp yarım istedim sucuklu yumurtayı..Bitiremedim..Şimdi çok pişmanım :( Resimdeki hali bitmiş hali kahvaltımın..Yine Eminönü'nde Namlı'ya gittim..Gazetemi okudum, kahvemi içtim..Keyfim oldu 1500..


Sonraa bi sürü taş aldım...Kurukahveci Mehmet Efendi'den kahve aldım..Bi sürü saçmasapan şey daha..





Sonra evim Anadolu yakasına geçiş..Bu bankta oturup,


tam karşısındaki denizin bu rengini ,yaprağın bu kokusunu çekiyorsun...




Ne cici di mi?
Şirinella boyaları bıraktı şimdi ıslatıp ıslatıp el izini çıkarıyor duvarlara...


Bu sabah uzun yıllar sonra ilk kez kart aldım...Gökçe'm kart atmış Luna bize :)

Neler yapıyorsun sevgilim oralarda? Gözümde tütüyorsun..Bekliyorum ben burda..Beğendin mi denizatı mı? Espri yapmicam , o kadar özledim seni...
Öpüyorum hasretle...

Başladı di mi hafta?? Ben hala dündeyim ama....Geçemedim bu tarafa....
Cheers! (Gökçe :)

14 Mayıs 2010 Cuma

Kıvama geliyor kızım :)


Makyaj malzemelerimi yoklayarak başladı süreç..Yok anne ben verim sana 'lar , yok bunun adı ruj mu annecim'ler..:)

Geçen gün "Lila" oje sürmüş diyerek geldi eve...Yok artık dedim yafu bu çocuklar daha süt kokuyor ne ojesi?? En kesin ve en kendimden emin tavrımla çocukların makyaj yapamayacakları, "oje de neymiş allah allahhh" temalı bir nutuk çektim..Beni kessen çocuğa oje sürmem , ben saçlarını bile toplamıyorum doğru düzgün , çocuğu "hanım hanımcık kız çocuğu" yapmamak -aşılamamak için- Pembe olan tek şey evdeki Pembe panter..:) Ya tamam abarttım ama hakkaten pembe giydireyim diye bi derdim yok..Zaten Şirinella'nın şimdi en sevdiği renk mavi..Bayılırım maviye!

Bu sabah ben deli gibi evden çıkmaya çalışırken ayakkabılarımı almış , giymeye çalışıyordu..

Dayanamadım öyle şeker görünüyordu ki...



13 Mayıs 2010 Perşembe



Hüzünlü biraz karanlık hissettiğim bir sabah yaşıyorum...

Mutsuz değilim fakat..Sadece biraz hüzünlü biraz karanlık sanki pencerenin dışı...
Hava sıcak Şirinella'nın 7 cm lik ayağı da , denizatımın şaşkın suratı da gayet özgürler..

Kulaklığımın ucunda Mazhar Alanson'un son albümünden şarkılar var ;"Benim hala umudum var" Bi de "Ah bu ben"

Luna turkuaz ayakkaplarını gösteriyor..Kırmızı renk parmakları oynuyor ayakkabının içinde..O da mutsuz değil ama özgür olmak için kafasından geçen tilki sayısını o bile bilmiyor bence..
kabullenilmiş esaretlikler yaşıyoruz hayatlarımızda..Yapabilene kıskançlık-hayranlık arası bi duygu besliyoruz...Bundan kimse sorumlu değil biliyorsunuz di mi?Kendi tercihleriniz,kendi tercihlerimiz..Ve evet aynı kaçınılmaz son ; Her seçiş bir vazgeçiş...Günlük hayatı idame ettirmek için ruhların hapsi!

E napalım bizim de kaderimiz de oksijensiz , penceresiz , yaka kartları olmadan adım atamayan insan guruhu için de...offf...noluyo ya sabah sabah..Luna hep senin yüzünden olumm...Öyle işte..

Dün attım dilek kağıdımı denize..İçinde iyi dileklerim vardı..Deniz suyu da doldurdum..Leş gibi kokuyor su ama olsun..İstanbul pis biliyorsunuz di mi?Havası da pis suyu da..İnsanı da..Dün Caddebostan sahilde davul-zurna çalıyordu!!! Sonra birileri kavga etti yaka-paça!! Hani gitsen azcık deniz havası soluyayım desem bir kadın olsan ya da erkek olsan neyse yürüsen akşamın 10.30'unda..I-ıh...Zor!! Profil haftasonu sereserpe çimenlere yayılan kimsenin kimseyle ilgilenmediği profilden çok çok farklı...Ben ürktüm kendi adıma...Pis yani İstanbul...

Ama dilek kağıdım şimdi güneşin altında mavi denizde...Silinmiş midir çizdiklerim?

Yafu dilek kağıdı denizde yüzüyor ben boş bi kağıt gibi oturdum koltuğa..ofisteyim..Bi terslik??
Ana! Yalnızlar Garındayım..Çalıyor..

sensizliği bitmedi gecelerimizin
farkına varamadım rutbelerimizin
dervişler devran ederken gecelerde
ben toy bir mehtap, kelimeler birer varsayım
ana yalnızlar garındayım,
ana yalnızlar garındayım...
evden sokağa zorlanmış kızgınlıklarım
de hele kurbanım n'olacak halim
çocuklarım, karım, kağıt kalem gitarım için
onca çileye katlandım
ana yalnızlar garındayım
ana yalnızlar garındayım,
ana yalnızlar garındayım

sensizliği bitmedi gecelerimizin
farkına varamadim aile çay bahçelerinin
radyasyon bulutları geçti gecelerden
ben toy bir mehtap, kelimeler birer varsayım
ana yalnızlar garındayım, ana yalnızlar garındayım...

sert di mi??

Sert...evet...

İçimde ki umutla yaşıyorum...İsmimden memnun-mesut...

"Benim hala umudum var"

Ha gayret az kaldı...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Moda'da Koço'ya kaçarız arada bi..Kışın içerde soluruz meyhane havasını yazın dışarda...Bu cumartesi "other" kız grubum ile koço'da idik.. Akıl sesim kalp gözüm ;Berin , Kısa saçları ile beni kıskançlıktan kıskançlığa gark eden ve her geçen gün güzelleşen Deniz'im , İnanılmaz çalışan beyni ve o beyin kıvrımları arasına fırlamalığı da sıkıştıran Yelda ve simsiyah gözleri ve cin bakışları ile gecenin tatlısı Şükran....Bi de ben işte...Sıfat yetmez yazdırmayın şinci :))) -abicim blog benim-


Koço'ya gittiniz..Balık yiceksiniz zaten o cepte..Onun dışında Ciğeri enfes..Kalamarı tadından yenmiyor..Bi de kabak kızartması getirdiler rakı ile yememiştim ben hiç..Muhtaşem oluyor yanına bol yoğurt..Üfffff.....


Şükran yapmış gene yapacağını :)



Rakılı güzel...




Ne tatlı görünüyor di mi?


Sen de öyle tatlımmmmm....Güzel ama di mi tanımlamam Akıl sesim,kalp gözüm..Sensin o! :)

Gecenin sonu...


mımmmm...Şimdi olsa da yesem..



Eski balkonum o kadar büyüktü ki geçen yaz deli gibi çiçek ve saksı alıp balkonu bahçeye çevirmiştim..Şimdi ki balkonum geçen sene balkonum için aldığım masa kadar..Düşünün...Ama yine de balkon balkondur..Çiçekli balkon ise tadından yenmezdir..Hayat güzeldir ve herşey insanlar içindir.. :)
Balkondaki nane kokusu...Şirinella elleriyle ekti...Can sularını verdik beraber...
Can suyum...
İki gözüm...
Bu hafta böyle başlasın bakalım...

7 Mayıs 2010 Cuma


Bu haftayı böyle kapatıyorum ben...


İyi tatiller millet....



"kusuruma bakmayın benim canlar bağışlayın beni
ben davullara bayraklara aldırmayan bir padişahın yoluna deli divane olmuşum
cok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben ,çok uzaklardan geçen bir hayal gibi
hadi ben bensiz geleyim, hadi sen sensiz gel
tenden azade ne varsa şu ırmağın içinde, soyunalım iki can dalalım şu ırmağa haydi
bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük, bu kupkuru yerde zulümden gayri ne gördük
bu ırmakta ne ölmek var bize ,ne gam var, ne dert ne keder
bu ırmak alabildiğine yaşamaktan, iyilikten ,cömertlikten ibaret
durma, çabuk ol gelemem deme, ne evet demek yaraşır sana ,ne hayır
senin şanına sade gelmek yaraşır dostum, senin şanına sade gelmek yaraşır "


Hz.Mevlana






Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

6 Mayıs 2010 Perşembe

**sigarayı bıraktım...Bu konuda yorum yapmak istemiyorum ama bir an deliler gibi tütün arıyorum bi an sanki hiç içmemiş gibiyim...Kaç gün oldu saymıyorum ama doymadım doyamadım sevmeleri onu ben :((

***Dövme yaptırdımmmm!! Çağatay eline sağlık abicim, on numara iş çıkardın yine... Benim kolumdaki Şirinella ayağı da Çağatay'ın eseri idi..Şimdi denizatım ve yıldızım da öyle...







Dövme sonrası sigara içmedim ya...Valla bana pravoo!!


Nilo' nun doğum gününü dün ahırkapı'da kutlayacaktık..Özel sebeplerle gidemedim Ahırkapı'ya..Üsgünüm :( Artık seneye insallah...Söz verdiğim resimleri de çekemedim :( Yalancı çıktım size..Ama yakınlarda yine ufak bi seyehat düşünüyorum..O zamana bir sürü fotograf olcak, sürpriz!


****Baba tarafından Trakya'lıyım ben...Büyükbabam ve babaannem (Hasan bey ve Naile hanımlar) Selanik göçmenidir...Şimdi ben nasıl yadsıyayım DNA'ya ,kalıtıma , genetiğe?? Kızım en afillisinden Trakyalı!! Yafu çevresinde bi üj-bej diyen yok kızım şiveli konuşuyor!!

Geçen gün güneş gözlüğünü taktık tıkır mıkır yuvaya gidiyoruz...Bana dedi ki; Avalı oldum di mi anne??

Yafu noluyooo :)))


Zaten ağzından hayır duyamassınız "ayır" o....Sabah evden çıkıyoruz ava güsel di mi annee??

Bak yaa :))


****Deniz Karan biliyor musun teyzecim dünyalar tatlısı, sana tapan ve aklı sürekli sen de olan bir annen var..30 'u devirdi...Sen ve 30 'lar hemen hemen üstüste geldiniz pek de iyi ettiniz zira bir kadın için hem 30'u geçmek hem de anne olmak tahmin edilemez bir deneyim...

Bu sebepten Nilo gittikçe güzel oluyorsun...Bi kaç seneye dadından yinmezsin kuzum sen..Habo benden demesi toprağım :)) Sizin cephede ne var ne yok?? :)

Bi de son olarak biz zavallı plaza insanı iki gram çiçek ot görünce kendimizden geçiyoruz ya..Biz Deniz ve Nilo geçtik...


Beyaz plastik poşetlerin içinde ki bahar ;






Bakiim başka bişi var mı?? Neyse sonra annatırım...

4 Mayıs 2010 Salı



Heyooo...

Yarın Ahırkapı'dayız..

Hıdrellezi kutlicaz...Gelsenize...

Gördüklerimi yaptıklarımı perşembe anlatcam..Resimler de...


http://www.hidrellez.org

Bu arada hıdrellezin bir seramonisi var bakın anlatayım siz de yapın;

Hıdrellez günü yani yarın iyi dileklerini boş bir kağıda -ama çizgi bile olmaması gerekiyor kağıtta- çiziyorsunuz..

Sonra o dileklerin olduğu kağıdı bir gül ağacının altına ertesi sabah güneş doğmadan hemen almak üzere gömüyorsunuz...


Sabahın o köründe aldığınız kağıdınızı alıp bir deniz kenarına yollanıyorsunuz..Sonra içinizdeki iyi dilekleriniz eşliğinde denize atıyorsunuz dilek kağıdını...

Bitmedi...O denizden bir miktar suyubir şişeye yada kavanoza dolduruyorsunuz..Eve gidip o suyu evinize serpiyorsunuz..Koltuklara,minderlere,halılara,lavabolara her bi yere işte..

Bir sonra ki seneye kadar o su size bereket ve şans getirecek...Sağlıkla mutlulukla geçen bir senenin ardından varolan dilekleriniz eşliğinde yenileri için aynı seramoniyi tekrar edeceksiniz...

Ben yapcam..Benden demesi..


İzlenimleri yazacağım ayrıca..Gelirseniz görüşürüz...Nasıl tanıyacaksınız?? En deli çingeneyi arasın gözleriniz :))))

not:Ayrıntılı seramoni için
Nilo teşekkürler bebek...

30 Nisan 2010 Cuma



kuzum;

ayrılığın kısası uzunu olmaz imiş..

Sen gidiyorsun ya bana uzun olacak biliyorum...

Birbirinize iyi bakın oralarda..Kıymet bilirsiniz siz ya, daha da kıymetlenin birbirinize...

Aklım sende kalmayacak ama yürekten bi parça sana emanet...Gelene kadar eksik işte..!

Güzel dostum benim ; çok istediğin bi şeyi yapıyorsun helali hoş olsun sana...Hadi bakalım..Hayırlısıyla...

eyvallah..

29 Nisan 2010 Perşembe


Yine tercih edilmiş yalnızlıklar akşamlarından biri..

Onsuz eksik olacağını düşündüğüm koca şarap kadehimde şarabım eşlik ediyor bana...

Birlikteliğimizin en güzel zamanında aramız artık tatsızlaşmasın diye severek ayrılacağımız sigaram yanıyor..

Biliyorum özleyecek o beni...Nefesimi..Ama karar karardır..Aldığım kararları uygulayabilme lüksünü bi nikotin bağımlılığına satmam..

Çalan müzikte genizden acısını haykıran adam aklımı başımdan alıyor..

Gözlerimi kapatıp latin kokusunun genzimi yaktığı , loş ve nemli bir barda hayal ediyorum kendimi..Esmer tenli , yüreği yanık latin erkeği aşkını haykırıyor..

Hava çok çok sıcak..Bembeyaz tiril elbise çekiyor tenimdeki nemi..Saçlarım tepeden tutturulmuş handiyse hapsedilmiş..

İçim alabildiğine özgür..Bedenim ve ruhum birbirleriyle yarış halinde..Sevecen ve fakat teslim olmuş gözlerimle onları izliyorum..Ne derlerse yapacağım.İtirazım yok! Ne söze ne yemine prim vermeyeceğim and içtim..

Buz gibi biramdan koca bir yudum , ilk kez alkolün etkisi olmadığını biliyorum ruhumun cüretine sebep olan şeyin..

Bar ne çok kalabalık ne de sakin..

Kimsenin birbiriyle bi işi yok..

Issızlıkların kesiştirdiği ruhlar barında esmer tenli erkek içini dökercesine, boşalırcasına haykırıyor..Ağlasak mı , mutlu mu olsak bilemeyeceğimiz bir yerdeyiz..

Adamın acısını tüm kalbimle hissediyorum..

Kaç kişinin acısını taşıyoruz kendimizde?
Kaç kişinin daha acısını taşıyacağız??


Sessiz sakin bir mutluluksa aradığımız, bu kadar çabanın bu kadar zahmetin ne gereği var?

Şarkısını bitiriyor esmer tenli erkek şarkıcı , sessizce iniyor sahneden...

Nerdeyse yığılacak kadar yorgun..

Yanıma gelince adımları iyice yavaşlıyor , anlıyorum ben onu.

Beyaz eteklerimi toplayıp, kan çanağı gözlerimle kolunun altına giriveriyorum...

Yavaş adımlarla , hiçbişey düşünmeden çıkıyoruz loş , nemli bardan..
bitiyor hayat!


2010 Nisan

İstanbul

;;