20 Aralık 2011 Salı
16 Aralık 2011 Cuma
Etiketler: DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ 63. YILDÖNÜMÜ
15 Aralık 2011 Perşembe
sense and sensibility..romantik bir sabah..
1 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Aralık 15, 2011Sevgili dostum,biricik gökçe'm..
Jane Austen ile tanışmamı sen sağlamıştın yıllar önce..Çok severek yapmaktan hoşlandığın şeyleri çok sevdiklerin ile paylaşmaktan ne kadar mutlu olduğunu anlamam da hemen hemen o dönemlere denk geliyor..
Az önce sabah yataktan kalktıktan hemen sonra pek adetim değil televizyonu açtım..Movie maxlarden birinde bir film aldı gözümü..kabarık etekler,yemyeşil göz alabildiğine uzanan araziler ve kopkoyu bir ingiliz aksanı :)
Evet kuzum sense and sensibility..Film başlamıştı ama bırakmayacaktım..nerden başladım izlemeyeee bakimm hımm gece olmuş ve elinor kızkardeşi marianne'in yanına yatmıştı..dondurucu soğuk beni bile etkiledi..Sonra 18.yüzyıl İngilteresi ve aşk..Evet canımın içi türkçeye Akıl ve Tutku olarak çevrilmiş ve akıl rolünü Elinor (muhteşem oyunculuğuyla Emma Thompson) tutku rolünü ise (pembe yanakları ve hafif etine dolgun haliyle) Kate Winslet canlandırmış..
Aklıma zaman zaman seninle yaşadığımız akıl-tutku karmaşasını getirdi..Peki tamam sen çoğunlukla çok nettin akıl konusunda ama benim de tutku konusunda ki netliğimi inkar edemeyiz değil mi? Ben aşkımdan tıpkı marianne gibi yağmurlar altında koşup yataklara ölmek pahasına düşebilirdim..sen ise benim başımda "lütfen gayret et, lütfen" diye sabaha kadar beklerdin..Tüm sabırsızlığımla edward'a "neden gelmedin neden?" diye hesap sorar seni utandırırdım :) Sen ise "herkesin belli görevleri var ve onu bağışlayabilirim" derdin..
Sevgili kızkardeşim,
bakıyorum da aslında 18.yy'dan bu yana akıl ve tutku konusunda çok da bişey değişmemiş..İnsanlar olmaması gereken insanlara aşık oluyor,mutsuz oluyor ve hayattan vazgeçebiliyorlar..Ama bazen de aşık olduğun kişiyi sabırla ve gururla bekliyor ve kavuşma anına kadar yaşadığın acıları sineye çekebiliyorsun..Belki sana aşkı o kadar vefa duygusu ile sunuyor ki karşındaki kendinden beklenmedik şekilde hayatına her zaman yön vermiş tutkunun bencilliğinden sıyrılıp Marianne'in tıpkı Albay Brandon'a olan sadakati gibi kişiliğinden aykırı ama "iyi"davranabiliyorsun..
Filmin benim için en etkileyici sahnelerinden biri şüphesiz Elinor'un Edward'a veda sahnesi..Ve hemen akabinde Marianne'e itiraf ettiği-belki de-acı dolu cümleleri..
Ama beni asıl ağlatan şey film boyunca sapsağlam durmuş ve aslında o kadar da acı çekmiyor görünen Elinor'un Edward'a kendini teslim etme sahnesi..İtiraf ya da koyverme..ne olursa olsun aslında saklıyor olması acı çekmediği anlamına gelmiyor'u dannn diye vuruyor..
ve aslında willoughby bedbaht olmaya ne kadar da mahkum öyle değil mi?
böyle işte..aslında yazılacak şeyler öyle çok ki..ama artık ben seninle yüzyüze konuşmak istiyorum tüm bunları..
Seni çok seven ve hep özleyen kızkardeşin...
bu da günlerce dinlenesi..lütfen beni biri opera'ya götürür mü??
Etiketler: biberli gökçe, Jane Austen Kitap Klubü, sense and sensibility
14 Aralık 2011 Çarşamba
Etiketler: ben seni seven kadın, nilüfer
13 Aralık 2011 Salı
e bebeimm eee eee eee eeee...öyle güsel kiii.....
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Aralık 13, 2011Etiketler: greek lullaby
12 Aralık 2011 Pazartesi
Bir diğer Marilyn Monroe filmi..The seven year itch..Yaz Bekarı..
Film 1955 yapımı..Marilyn:Aşk ölene dek kitabını okurken filmden bahsetti yazar ve ben de kitaba ara verip bana hediye gelen (şahane bir insandan şahane bir hediye!) filmi izlemeye karar verdim..
Film'de Marilyn'e Tom Ewell eşlik eder ve Ewell bu filmle o yıl en iyi aktör dalında Tony ödülü alır..Yaz Bekarı'nda Ewell otuz sekiz yaşındaki yayıncı Richard Sherman rolünde..Marilyn'in ise filmde ismi yok.."Kız" olarak geçmekte..Genç kadın..Sarışın genç kadın..Bazen de muhteşem sarışın :) Shelman yaz ayları için yedi yıldır evli olduğu karısını ve haylaz oğlunu tatile gönderir ve işi olan her erkek gibi o New York'daki evlerinde kalır..Muhteşem sarışın üst kattaki daireye taşınır ve olaylar gelişir..Aslında olaylar Shelman'ın hayalinde gelişir ve öyle paranoyaklaşır ki artık karısını hayalinde aldatıyor ve çeşitli kurgularla savaşıyordur..Film bu açıdan bakıldığında döneminde sanıyorum ilkleri de gerçekleştiriyor..Zira hayal sahneleri çok etkin bir şekilde kullanılmış..
Marilyn..Marilyn..O kadar muhteşem, o kadar etkileyici ki..Diğerleri (yönetmen ve teknikleri Ewell dahil) ve Monroe var filmde..
Meşhurrrr uçuşan etek sahnesi evet!..Fekat afişteki resmi filmde sahne olarak görmüyorsunuz..Bu sahneyi New York'da tam beş bin kişi izler ve aralarında tanınmamak için bir sürü çaba sarfeden kocası DiMaggio'da vardır! Marilyn elbisesinin altına çift iç çamaşırı giyse de projektörlerin ışığı yüzünden içi görünür ve bu DiMaggio'yu delirtir.Ama Marilyn projektörlerden ve içinin göründüğüden habersizdir..Sahne tam 15 kere çekilir..Çekilen resimlerde Marilyn'in içinin göründüğü belli olmaz ve elbette filmde de..Dediğim gibi filmdeki sahnede tam açı ile görünmüyor Marilyn..
O gecenin sonunda Dimaggio ayrılmalarına sebep olan korkunçluğu yaşatır Marilyn'e..Otel odasında her tarafı morarana kadar döver onu..Öyle ki ertesi gün çekimlerde morlukları makyajla kapatırlar..Düşünsenize akşam korkunç bir dayak yiyorsunuz ve ertesi gün gidip muhteşem sarışın rolü ile harikalar yaratıyorsunuz..Bu büyük bir güç gerektirir..Ondan sebep Marilyn aslında herşeye rağmen güçlüydü ve akıllıydı..Sadece keşke o da gücünün farkında olabilseydi..
Film için hazırlanan afişte elbette uçuşan etek sahnesi vardır..Fox'ın pazarlama ekibi Marilyn'in havalanan eteğini tutarken çekilen fotografının on altı metrelik bir afişini hazırlatır ve sonra dev Monroe afişten kesilir ve film gösterime girdiği gün Times Meydanı'ndaki Loew's Theatre'ın önüne yerleştirilir..Düşünsene?!!..
Filmle ilgili bir diğer ayrıntı..Filmde Sergei Rachmaninoff''un '2 nolu piano konçertosunu oldukça bol dinliyoruz ki bu da filme ayrı bir güzellik katıyor..
Ama "sarışın" bu şarkıyla daha çok eğleniyor..E eğlenceyse maksat?? Onu kim suçlayabilir?? :))
Etiketler: marilyn monroe, sergei rachmaminoff, the seven year itch
10 Aralık 2011 Cumartesi
Sing Carmen-Maria Callas ve cicik resimlerim..
5 yorum Gönderen Umudum zaman: Cumartesi, Aralık 10, 2011Etiketler: maria callas, sing carmen
9 Aralık 2011 Cuma
Kişisel ricadır; izlemeden önce ile izledikten sonra eğer kendinizde bir su damlası kadar değişiklik hissetmiyorsanız bir daha bu bloga girmeyiniz...
3 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Aralık 09, 2011öyle sıradışı öyle etkileyici bir performans ki..
adım adım ilerliyor algın..
önce çıplaklık alıyor gözlerini..
sonra müziğin eşsiz uçuruculuğu..
sonra olanları farkediyorsun hem performansdaki hem de hayattaki..
yaralıyor-üzüyor-isyan ettiriyor...
sonra çıplaklık "doğal" gelmeye başlıyor..Utanıyorsun dikkatini çeken ilk şey bu olduğu için zira algı gerçektir!! sonra iyilik de var diye düşünüyorsun dünya üzerinde..
insanlar acı çekiyor..acı çekiyoruz diye düşünüyorsun..
çılgınca herkesin ellerini avuçlarına alıp özür dilerim demek istiyorsun..yaptıklarım için, seni üzdüğüm için, yeterince "iyi" ol-a-madığım için özür dilerim..
aklıma gelen ilk dize şu oluyor; "Dünyayı güzellik kurtaracak,bir insanı sevmekle başlayacak herşey"
May 2011 - 120 Model Tableau Vivant - Skylight One Hanson from Sarah Small's Tableau Vivant on Vimeo.
8 Aralık 2011 Perşembe
ben bu şarkıyı çok severdim..
ben sokak kızıyımmm
bana iyi davrannmaayyıınnnnnnn...
bayılırım buna da.....
ben bu filmi izledim ama hiç beğenmedim afedersin..çocuk iyi de kıza gıcınk oldum ya..ya napim ama doğruyu demeyeyim mi? Filmin bi tek bu sahnesini sefdim...bi tek bunu..
ben spora kaçar..
Etiketler: a bu hayat, halil sezai, incir reçeli isyan, nazan öncel, sokak kızı
7 Aralık 2011 Çarşamba
6 Aralık 2011 Salı
bu parkta bugün yeşil elma yedim sonra eve geldim met-üst karikatürüne güldüm..bugün de böyle geçti..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Aralık 06, 2011Etiketler: kuğulu park, metin üstündağ
yine gece.
saat geç..geç..geçmiyor..
ama geç işte..
deli mavi diye bi saçmalık var..ben çok gıcığım o iki kelimenin buluşmasına..deli güzel..mavi de güzel öyle tek başlarına..deli mavi olunca bi pisleşiyor..ıyyy...
kedim hırlıyor ben de hırlıyorum ama o zevkten ben sigaradan..ya çok içmiyorum aslında ama niye böyle oluyor ki..
şirinella 5 yaşını bitircek olum yaa..ne accaip..bi de bi tuhaf konuşuyor..yok işte,doğrusu ben öyle düşünmüyorum'lar,okula gecikeceğimizi tahmin ediyordum bu kadar oyalanırsan'lar..kendi küçük dil pappuçç..geçen gün banyodaki mavi havluyu bağla sen boğazına evde "süpermen kız" ol! e çelişiyorsun kendinle süpermen kız ne la desem çelişki ne dicek..annat babam annat..sustum demedim..bazen de "süperdilmen" oluyor..spidermen aslında ama onu da çaktırmıyorum..
bu sabah evden çıkmadan kedi oldu yine ayaklarını diliyle temizledi..bildiğin yalıyor ayağı kaldırıp..çok esnek la..düşünüyorum da bi önceki hayatında kesin kedigildi..aksine inandıramazsınız..mimkin diill..cimnastiğe felan götürmek lazım aslında..akşam ağzını kırmızı kalemle boyamış bi geldi mutfağa az önce birini boyundan emmiş gelmiş..noldu olum dudaklarına dedim..yok ya bişi olmadı kan o kan dedi...ehehehe..bi saniye yetermiş panikleyip sakinleşmeye..bana yetti yani..
günler güzel geçiyor..hasta oldum çaktırmadım...baktı ..klemiyorum çekti gitti..
ivit..spor yapıyorum..bu yaştan sonna yapıyorum valla..sıkılaşcam..sorunum kilo vermek değil!!sadece sağlıklı olmak istiyorum..ehehe..ben de inanmadım olum aatlama hemen..
saçlarım uzuyor..uzasın,ilişmiyorum..
oha saat 3!
deniz'de uyumuyor şindi..o benim büyüdüğüm şehirde ben onun iki günlüğüne kongreye geldiği şehirde..olmadı de mi? Olsa da....
ana yazasım varmış..bana sarı kafa demeniz hoşuma gidiyor..
bi ayva datlısı yaptım var yaaaaaa...yarın olsa da yisek..içine karanfil de attım..bi de çekirdeklerini..rengi de kızılımsı oldu..üff. şaanee..
bak yine deli mavi geldi şuuruma..baya bildiğin öfke hissi..tuhaf..
başkaaaa?? Behzat eski behzat değil sanki..çok değişti..ya da ben..bilmiyorum ama ilişkimize bir yenilik bir helecan lazım..olmuyo böyle..
M.M hayatı okuyorum yine..keşke M.M benim arkadaşım olsaydı..konuşsaydık böyle onla şampanya içerken..cigara içseydik felan..haplarını alsam saklasaydım..o bana kızsa ama o kadar da kızmasaydı..seviyor ya beni..olsaydı keşke..ilaçlar olmadan kafayı bulsaydık gülsek gülsek yerlere yatsak sonra sarılıp uyusaydık..böyle olsaydı keşke..
2 Aralık 2011 Cuma
spinning yaparken en şahane şarkı bence..şarkı tam kop kop ve derinliksiz evet ama what the fuck demesi çok hoşuma gidiyor napimm...
Etiketler: loca people, sak noel, what the fuck
29 Kasım 2011 Salı
sabah yine bundan yicem..Şirine iyileşse o da yese :(
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Kasım 29, 201128 Kasım 2011 Pazartesi
bu arada güzel sıcacık tereyağlı kurabiye gibi bir film izledim..
a good year..
russell crowe sevdiğimiz bir abimiz..hani baktığımda bi kaç filmini de izlemişim..Pek de "eh işte russell'cım" dediğimi hatırlamıyorum..
cinderella man
beautiful mind
Gladyatör
the next three days
ve işte
a good year..
öyle güzel öyle naif..böylee pamuklara sarıyor böyle "amannn biz de böyle yapalım yaaa" dedirtiyor..Ben dedim yani..gitmek istedim Fransa'ya..bir şatom olsun o şatonun hektar hektar şarap bağları olsun istedim,bahçede bir yüzme havuzu bir teniz kortu olsun istedim..öyle çok param olsun ki sevdiğim insanın restaurantında bahşişler karşılığında gece yarılarına kadar çalışayım istedim..İnsan bu canı çekiyor istiyor işte..
Film aynı şey gibi mesela Frida mesela sideways gibi insanda galonla şarap içme isteği uyandırıyor..
bu arada sideways'de her daim izleyebileceğim hatta tam şu an da olsa da izlesem filmlerimden biri..
neyse konumuz crowe..Ridley scott yönetmiş filmi ve hayır scott'ın büyük bütçeli filmlerinden değil ama verdiği keyif paha biçilemez..Film bi miktar (maddiyat ve hırslarla bezenmiş)İngiltere'de bi miktar da Fransa'da (keyif ve romantizm ile bezeli) geçmekte..İngiltere-Fransa ayrımı her anlamda filmde gözümüze sokuluyor iyi de ediliyor..Bence haklı bir ayrım zira Fransa sahnelerini izlerken orda olabilmek için ne gerekiyorsa yaparım diyorsan görüntü yönetmeni ya da sanat -bilemedim-iyi iş çıkarmış demektir..yani bence..
ya ben bi de böyle küçük yuvarlak,demir ayaklı masa neblim üzerinde bi kadeh,dökülen yapraklarla dolu boş havuz,yüksek tavanlı geniş odalar görmekten hoşlanıyorum..yapacak bişi yok iflah olmaz romantiklerdenim,demiştim size..
filmde bi sürü güzel sahne var anladığınız üzre ancak beni benden alan bir sahne var ki o da max'ın amcasının "şatosuna"yıllar yıllar sonra tekrar gidişi...Arabadan (oyuncak arabaya benzeyen arabadan mı demeliyim?) iner ve gezinmeye başlar..Çocukken yaşadığı her güzel anı ve amcasının tatlılıkla verdiği hayat dersleri beynine hucüm eder..Sallanan hamağın yanından geçerken cırcır böceklerinin sesinden başka hiç bir ses,hiç bir ses yoktur..Sadece cırcırlar..Allahım dedim..Gidelim nolur..
son sahnede ne de güzel dokunuyor sevdiceğinin yüzüne..telefondayken max..o hareket çok tanıdık..
velhasıl izleyin derim..
ve bi de ;
Etiketler: a good year, ridley scott, russell crowe
27 Kasım 2011 Pazar
sırtımdaki dikişler sızlıyor arada..soğuktan zannediyordum ama değil biliyorum..
baba gülüne su ver unutma..
baba kapıyı kapatma..
Düğün...ve cenaze...
------------------------------------------------------------------------------------
ağlarım seve seve
inlerim seve seve
yeter ki aşk olsun katlanırım...
Güzel gözlü çocuğum biliyorum canın yanıyor..Geçtiğimiz yollar senin önünde uzanıyor..Keşke elimden bişey gelebilse,çok mutlu olabilseniz..Yaşamadan öğrenilmiyor çocuğum..Yanımda boş bir çuval gibi oturuyorsun..keşke içini güllerle doldurabilsem..elimden gelmez ki..yaşama sevincini tutsam kolundan, gel buraya otur yamacına izle alabildiğine bak bu aşk desem..dünya çok boktan zaten sen buldun o muhteşem şeyi hadi bakalım şımarıklık etme dünya anlamaz desem?
üzülmene katlanamıyorum..elimden bişi gelse keşke..
Etiketler: düğün ve cenaze, sezen aksu
26 Kasım 2011 Cumartesi
Etiketler: taksim
22 Kasım 2011 Salı
fragman şu;
Film konusu itibariyle enteresan tabi..gelecekte para birimi zaman olmuş ve elbette zenginler hep 25 yaşına sabitlenirken olan yine garibana oluyor.. dikkatimi çeken çarpıcı bir ayrıntı da insanların bileklerinde sayaçlar var ve ne kadar zamanı kaldığı yazıyor orda..bir hollywood filmi ancak kapitalizme ağır konuşmuş gibi..film hakkında iki ayrı yorum söz konusu..Ya çok sevmişler ya da "vakit"kaybı olarak nitelendirmişler..Ben izlemeden bişi diyemem..izlicem en kısa zemanda..
justin bence sempatik çocuk..ehehe..yumuşatmanın bu kadarı! Bak hem sempatik hem çocukk..filmi kotardığıyla ilgili yorumlar çokça..
ama sence de sempatik diil mi :)))) ben koltuktan düştüm dansı izlerken..
filmde ayrıca house'dan hatırladığımız (hatırlıyoruz di mi?) thirteen lakaplı Olivia Wilde var..Güzel kız..seviyorum ben onu..gözleri bi acaip bakıyor..deli deli..
hadi bakalım ozman iyi seyirler..
Etiketler: in time fragman
21 Kasım 2011 Pazartesi
resimdeki sinirli şirin gibi bakarsam görürsün!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Kasım 21, 2011dünya uçsuz bucaksız renklermiş..
hüküm giyer gibi karaları seçen sen olabilir misin kuzum?
kırmızı balonu tırnaklarıyla sen değil misin pattttttlatan?
oysa ne de güzeldi kırmızısı?
kırmızı deyince aklına şarabın gelmesi senin hüznünden mi benim kafamın güzelliğinden mi?
berduş
bedbaht
viran
köhne
ne güzel ve ne acıklı kelimeler bunlar böyle?
gözlerini kapatınca aklının oynadığı bir oyun olmasın sakın?
karşıdaki dağları kim yıktı diye dertleneceğine, sesini duymayı denesene! offf'layan senin sesin değil mi?
ayazdan mı şikayetleniyorsun? Aşkları yakıp tutuşturanları düşün..haline şükret!
ya da sen bişi yapma..hiç bişi yapma! de git..sinirlendirme adamı!!
18 Kasım 2011 Cuma

fırat budacı'nın Kendimi durduracak değilim kitabını alcam bugün..okuması çok keyifli la...
bi de şuraya üye oldum..güzel bi web sitesi..siz de inceleyin kitap takası falanda oluyormuş..
he bi de nazan beni bi arasana hacı..
Etiketler: fırat budacı
16 Kasım 2011 Çarşamba
15 Kasım 2011 Salı
Etiketler: cem adrian, hüsnü arkan
7 Kasım 2011 Pazartesi
yardan ayrı kalması zor imiş meğer!






















































