30 Temmuz 2010 Cuma
Etiketler: ben, frida kahlo, meksika restaurant
28 Temmuz 2010 Çarşamba
italyan pizzası yemek isteyen beri gelsin...
3 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Temmuz 28, 2010
Çok sevdim burayı...İsmi 49 Çukurcuma...Çok eski arkadaşım Servet'in mekanı..Ahmet'le buluşacağım onu bekliyorum şimdi..GECİKTİ!! :))
Ama olsun ben zaten şimdiden şarabımı söyledim..Şaraplar Bozcaada'dan..Bu havada soğuk soğuk ne iyi geldi anlatamam...Peynir tabağımı da söyledim..Dar bir sokakta 49...Taksim'den Galatasaray'a gelmeden Garanti bankasının köşesinden içeriye süzülüverin- ki o sokak Ayhan Işık sokak-en aşağı kadar inin Kadınlar kahvesi,Melekler kahvesi, sokağın sonlarına doğru..Geçiniz onları sokağın sonundan sola doğru seyirtin..49 orada...Sigara yüzünden dışarda oturuyorum dar sokaktan geçen gürültücü arabaları saymazsak oldukça keyifli dışarda da oturmak..Ama içerisi de ayrı güzel..Bol bol fotograflicam...

49'un timeout'da çıkan yazısı için;
http://www.timeoutistanbul.com/p4930/yemeicme/49_pizza
Bu da facebook'da ki sayfası;
http://bs-ba.facebook.com/group.php?gid=194759585246
İtalyan pizzası yapıyorlar demiş miydim? Henüz tadına bakmadım pizzaların..Ama çok yicem..hırs yaptım!

Yonca şekerpare gibi.. Servisi büyük bir zevkle yapıyor, çok belli burayı sevdiği..

Bi sigara daha yaktım..İçerden hafif bir müzik sesi geliyor sanırım saksafon bu...Şarap serinletmeye başladı içimi, aynı zamanda adanın şarabı olduğundan üzümün şahane tadını her yudumda keskinlikle hissediyorum ve bu çok hoşuma gidiyor...

Bugünlerde kafamdan geçen düşünceler özgürlükle ilgili..Kişisel özgürlükler...İlişki yaşarken bazen unuttuğumuz -gönüllü ya da zorunlu olarak- bazen unutturulan ama hep içinde bir yerlerde sakladığın ne kadar kuytuya itersen o kadar kendini baskın hisssettiren ama ona bi şans tanındığında ne kadar tadından yenmez olduğunu farkettiğin ve ona verilen her fırsatta sana şahane anlar yaşattıran sevgili özgürlük!
***********
Kocaman bir pizzayı yuvarladık beraber..Leziz!!
Bu doğum günümde kendime 2 günlük ufak bir seyahat hediye edeceğim... Bozcaada'ya niyetlendim yine..
Gecenin son aşaması sevgili Scala ekibim ile bir kahve molası oldu..Millet hepinizi çok özlemişim...
üşengeç notu: fotografları yarın ofisten yükleyeceğim..
Etiketler: 49 Çukurcuma, ben, scala
Kıslar sisi seviyorum..Çok eğlendim beni çok mutlu ettiniz..İyi ki sizin gibi arkadaşlarım var...

Etiketler: ben, biberli gökçe, dostluk, lunawar
26 Temmuz 2010 Pazartesi
Olmasın cebimde milyonlarrrr!! lalalalalalalala.....
3 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Temmuz 26, 2010
Etiketler: ben, biberli gökçe, şirinim, üzüm
23 Temmuz 2010 Cuma
15 Temmuz 2010 Perşembe
14 Temmuz 2010 Çarşamba
13 Temmuz 2010 Salı
12 Temmuz 2010 Pazartesi
.jpg)
Not:Resimler başta evet alakasız biliyorum..Ama aşağı taşıyamadım..
8 Temmuz 2010 Perşembe
biri beni durdursunn..Hayır vazgeçtim karışmayın gezcem!!
4 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Temmuz 08, 2010Arkeoloji müzesinin serinliğini tadan bilir...Muhteşem,büyülü bir bahçe..Bahçedeki banklar da öyle..Ağaçlardan süzülen güneş parıltıları lahitlerin üzerinde kıpır kıpırdır ve inanılmaz bir huzur kaynağıdır..
Bu sene Osman Hamdi Bey'in ölümünün 100.yıldönümü imiş...Arkeoloji müzesinde bir etkinlik düzenlendi bu özel kişi için..Türkiye'nin ilk arkeoloğudur Osman Hamdi..Ve evet pek ünlü ve hakkaten şahane bir eserin yaratıcısı;
Bilirsiniz Osman Hamdi bey aynı zamanda benim de tez konum olan Nemrut'da arkeolojik kazıları başlatan zat-ı muhteremdir..Tezi hazırlarken çok heyecanlanmış ve hayranlık duymuştum..Hem Osman Hamdi bey'e hem de Kommagene kralı Antiochos'a...
Ama gidememiştim Adıyaman'a..Hala içimde derttir..:(
Fotografları çok hevesle çektim..


O gece Tuluyhan Uğurlu'nun konseri vardı müzede..Yani Piyano...
Ama piyanoya keman,ney,yaylı tambur ve daha bi sürü enstrümanda eşlik etti..Çok keyif aldım ben..
Çanakkale'deki öğrencilik yıllarıma,okuluma,İzmir Bayraklı kazısına gittim geldim..
Hocam teşekkürü bi borç biliriz...Öpüyorum sizi..
*************************************
Etiketler: Arkeoloji müzesi, ben, mey içki, Osman Hamdi bey, rakı, şirinim, Tuluyhan uğurlu
25 Haziran 2010 Cuma
Annelik ve Öğretmenlik sizce ne kadar farklı birbirinden?
2 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Haziran 25, 2010ev gibisi yok diyerek girdim eve...
rakı içtik , çok keyifli bir sohbete eşlik etti rakı...muhabbet etmenin içi boşaldı ya artık çekinerek kullanıyorum..Ama bu gece deneyimlerini çok büyük hazlarla dinlediğim , dinlerken gözlerimin dolmasına engel olamadığım bir insanı, eğitim gönüllüsünü dinledim...O insan çocuklara hayatının baharında adamıştı kendini..Henüz on sekiz yaşındaydı..Bu aralar bi düşünün on sekizinde gençler neler yapıyor? Çocukların daha aydınlık birer birey olması için başlamıştı öğretmenliğe..ve hala bu idealini sürdürdüğüne ben şahidim..
Bu gece bana gözleri dolu dolu anlatırken kızıyla yemek yapma seramonisini, anneliğin sabrını ve bilgeliğini bi kez daha kanıtlamış oldu..Eminim kendisi de farkındaydı bunun..Olmalıydı...Anne ve evet hadi bunu da söylemeliyim baba olmanın ne kadar büyük bir sorumluluk getirdiğini ve bunun harkesin harcı olmadığını bi kez daha kanıtladık bu gece...
Ve ben anladım ki bir öğretmenin,eğitim gönüllüsünün bu sorumluluğu sadece kendi çocuklarına değil -Ülker hocam söylemezsem gözüm açık gider siz şahene iki evlat yetiştirmişsiniz- yıllardır yetiştirdiği bir sürü çocuğa karşı veriyorsunuz..
Şimdi geniş balkonda tanıdık kokular arasındayım..Annelik - sorumluluk - kendini adama...bi sürü düşünce ile dolu kafam...İçerden gelen sarı-sıcak ışık ve sevgi dolu ses tınıları keyfimin bin kat daha artmasına sebep..
Ülker hocam..Bana bu gece anlattıklarınız nasıl değerli bir bilseniz..Biliyorsunuz değil mi?
Siz kendinizin ne kadar değerli olduğunuzun farkındasınız değil mi?
Bunu bilen bir sürü insan tanıdım bu kadarcık kısa süre de..
İyi ki varsınız...
Size ihtiyacımız pek çok...
Nolur kendinize iyi bakınız..
Sevgiler...
Umud..
26 Haziran 2010
Etiketler: annelik, Öğretmenlik, Ülker Baskın
23 Haziran 2010 Çarşamba
Özlem'im kuzum teşekkürler..
Eğer gerçekten istersen, güneşin parladığını söyleyebilirsin
Ayı görebiliyorum ve çok açık görünüyor
Şimdi seni yıldızlara götürecek yola çıkabilirsin
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim
Şimdi seni yıldızlara götürecek yola çıkabilirsin
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim
Etiketler: road
Tatlımın blogunda gördüğümden beri Yollar'a bakar oldum...
Sevgilim fikir için teşekkürler.. :)
Tüm bu resimleri hayal ederken Nick Drake dinleyin istedim...Sakin..Yaşamdan kopmuş kadar sakin hatta..Bu abinin intihar etmiş olması beni çok etkiliyor..İntihar tuhaf bişi ya...Nick Drake'in resmi kayıtlarda ölümünün intihar kabul edilmesine neden olan en önemli şeyin başucunda Albert Camus'un "Sisifos söyleni" adlı eserinin bulunması imiş..Ama yakın arkadaşları ve ailesi intiharı hep yalanlamışlar...
Bu arada şarkının sözlerini şöyle layıkıyla çeviren olur muu??
Hadi ya üşenmeyin..
Road dinleyin
theblogelectric.blogspot.com/2006/06/on-your-...
http://www.blogger.com/www.saidaonline.com/en/news.php?go=newslist......Etiketler: çeviri, nick Drake, road, yol ve ben, yolculuk
22 Haziran 2010 Salı
Minik sevgilimin uykusunda gördüğü ruyalardan korkarak uyandığı ve güvendiği beni yanına çağırdığı anlar hariç ayakta ve ayık olmaktan hoşlanıyorum..
belki de bu "ayık olma hali" koruyor beni..
Unutuyorum çünki...
Bu gece uzunn zamandan sonra ağladım...Büyük itiraf di mi? Geçerli sebeplerim var ya da yok..Ne farkeder? Hayatı düşünüyorum ayıkken..Uyumazken..Aymaz zamanlarım dışındayken..
Hayatı ve yaşananları düşünüyorum..
Yaşanılan her acı hakketen kazanç mıdır? O'nu düşünüyorum..Alıp veremediklerimizi..Almadan verdiklerimizi ve ödünç alıp iç ettiklerimizi..
Hangisi daha hayvani??

İnsan olmak ne demek? Sevmek mi hatırlatıyor insan olduğunuzu? Aşık olmak mı? Bebeği doyurmak mı? Can savaşı mı? Hangisi? Herkese göre değişen gerçek yok mu insaniyette?
İnanmak...İnanç...İnanmak istemek? Sen hangisini seçerdin? Hangisini seçmek zorunda bırakıldın?? Seçim yapmak hayatımızın vazgeçilmezi olmak zorunda mı?
Çok mu soru soruyorum gecenin bu saatinde? Normal olmadığımın bir kanıtı mı??
Sigaranın zehirlediğini bile bile her can sıkıntısında ona sarılmak bir çelişki değil mi? Ve bu çelişkiler hayatımızın bütünü değilse ne??
İnanmak...İnanmak...İnanmayı seçiyorum dersem kaçınız bana "bunu da kaybettik dersiniz?? Hayatım ise o inandığım kaçınız beni korursunuz?
Sık nefes alış-verişler bir yalanın ya da kendini iknanın işareti midir?
Bu saate bu kadar soru adamı rezil mi eder vezir mi??
















