13 Temmuz 2010 Salı



Evin verandasındayım..Kocaman sallanan bir koltuğun üzerinde ayaklarım çıplak gözlerim uyumaktan şişmiş haldeyim..


Önce deniz kenarında kulağımda müzikle uyuyakaldım..Bacaklarım acık yandı o yüzden..Sonra evde biraz sızmışım..Tatalı tatlı esiyor şimdi rüzgar..Bacaklarım yanıyor ama hala...Uzaktan insan sesleri geliyor bi de karpuzcunun römorkünün motor sesi..


Gözlerim şiş saçlarım deniz ve rüzgardan kabarmış kocaman olmuş oturuyorum..

:)

Mutluluk...

Evimden km lerce uzakta ...

Yolda gördüğümüz kaplumbağa gibi olsak di mi sevgili? Hani ezmeden geçtiğimiz ve yolun dışına attığı için kendini ellerimizi çırparak sevindiğimiz kaplumbağa vardı ya..Evini taşıyor sırtında her gitttiği yere..Uzaklaşsak uzaklaşsak ama evimizden ayrı kalmasak..


Yoksa uzaklaşmak uzaklaşmak mıdır? Herşeyden herkesten? Alışkanlıklardan,tanıdık kokulardan, evinin duş perdesinden..Onlar mı yük sırtımıza ? Onları kaybetmemek için mi cesaret edemiyoruz -hareket edemiyoruz-


Evimize yaptığımız her yatırım her değişim güvencemizi tazelemek için mi? Ben burdan bi yere gidemem..Bak evimizi de boyadık mis oldu , bak bu perdeyi değiştirdik ne hoş oldu e bunları da bırakıp gidemeyiz ya..!

Hayat demek evimiz mi demek ? İşimiz , kazancımız , "hayat standardımız"

Sen bana anlatıyorsun ya hep iktisatta ki genel geçer kuralları...Benim kafam basmıyor ya bazen :) Yaşamını değiştirme kararı alırken eni konu düşünmek bölü hayat standartlarının birbirine denkliği eşittir olduğun yerden kımıldayamamak! :) Tamam tamam biliyorum haklısın..Ama ben de romantiğim napcaz?? :))


Değişim üzerine kafa yordum bugün..Sahilde uyurken :) Daha da epey düşüneceğe benziyorum..

Salıncağın hızını arttırıyorum..Biraz daha düşünmem lazım..

Karpuz mu koktu???

Temmuz 2010/ Kuşadası

12 Temmuz 2010 Pazartesi











Millet!!

Eskiden beri severim otobüs yolculuğunu..Ama bu akşam daha bi sevdim..Kulağımda kulaklığım yükses sesle müzik dinliyorum..Helldorado çalıyor..en sevdiğim "Drinking Song" Kucağımda bilgisayarım yazı yazıyorum..
Berin'im beni bekliyor..Ve huzur dolu bi kaç gün..(Umarım,rica edeceğim,insallah başka ne kaldı?)
Çok uzun zamandır yapmadığım-yapamadığım bişeydi..Düşüncelerim ve benim hem zihinsel hem fiziksel olarak uzak olmam!!
Fakat içimde hep bir iç sızısı Şirinella..Yafu özlemi her an benimle..Ölcem özlemden..Ama her telefonda sesi serçe yavrusu gibi..Cıvıldayıp duruyor zilloş...Sürekli havuzdaymış..Mutlu musun diye soruyorum her telefonda..Çok mutluyum annecim diyor..Oh diyorum..Tamam o zaman..Baş edebilirim küçük bir özlemle...

Kocaman bir şeftali yemiş dün..Dalından koparmışlar mis gibi..İndirmiş mideye...Ben burda bi eriği bitirsin diye yerlerde yuvarlanıyorum..
Bal şekerim...Mutlu ol annem..Ben seni bekliyorum..
***********
Bu akşam Angelina ablanın bi filmini izledik.."Sahtekar" diye çevirmişler filmi..Orjini "Changeling" Değişmeyen, çocuk kalan..

Filmin bi kere gerçek bir hayat hikayesi olması benim filme bağlanmamı sağlayan en önemli etkenlerden biri..Angelina abla çok acaip zaten..Şahane oynamış..Filmin yarısında zırlıyordum sanırım...Bu kadar etkilendiğim diğer bir yaşanmış hayat hikayesi filmi Edith Piaf:Kaldırım Serçesi idi..Onda da salya sümük olmuştum..Gözler şiş elimde şarap kadehi..Ana bi baktım ki bi Edith de benim :)
Neyse gelelim bu akşam izlenen filme...Ya neler yapmış adamlar..Nasıl bir pisliktir bunların yaptığı..Akıl hastanesi sahneleri , hapishanede kocaman rol çalan dudakları ile bağır bağır bağıran christine ve ilk yarım saate yaşadığı çaresizlik ana halleri beni benden aldı...

Çok başarılı ve etkileyici buldum..İzleyin-izlettirin..Benim yanımda değildi ya bi de Şirin...Çok içim ezildi..Çocuğunuz varsa onu uyutun izleyin sonra şiş gözlerle gidin yanına onu koklaya koklaya uyuyun..Yok çocuğunuz yoksa kedinize sarılın..O da yoksa sevgilinize ne bileyim işte bi "şeye" sarılın, zira film öyle bi film..Gayet büyük bir dram..Mutluysanız izlemeyin..Bekleyin azcık geçsin öyle izleyin..

Ya bi de bizim ülkemizde hala bu üç kağıtçılarla yaşıyoruz biz..Her yerde var bu adamlardan..rüşvet alan polis , kayıpları iç eden felan..Durup dururken kaybolan insanlar..Çok var bizde bunlardan!! Bizde hiç olmuyor ama böyle büyük temizlikler...Yazık bize!

Denizin üstünde otobüsün içindeyim..Kapkaranlık burası..Edith piaf dinliyorum şimdi..Millet uyumaya başladı bile..

****
Üzüm Butik Otel var Bozcaada'da..Servet'cim tavsiye etti..! .Ne güzel bi yerdir orası ya..Pek heves ettim...Mis gibi şarap kokuyor hava:) Bağlara gittik..Fotograf çektikkk , şarap içtik koca bi şişeyi bi saatte falan bitirdik ohh ilaç niyetine..Güneşi batırdık..Geldik..Ben şimdi gene gidiyorum..:)
Uğur'da Üzüm Butik Otel'in sahibi..Yanlış değilimdir insallah..Bizi şaane ağırladılar..Hem Uğur -yafu adama canım çekti nerde midye dolma yerimden en iyi şarabı nerden alırımdan ee denize nerde gircez'e kadar bi sürü abuk soru sordum..Çok kibardı üf demedi :)) Eyvallah...-hem de Çağrı..Çağrı zehir gibisin devam adamım!

Polente en güzel müzik demek benim için artık..Bozcaada'ya giderseniz en kalabalık yere dikkat edin orası Polente....Bi de bardaki kız kendi sigara içti ama bana isin vermedi..Dedi ki bakın ama bis çok yoğunuz başka şansım var mı??? Ben de çok alkollüyüm başka şansım var mı dedim ama o beni duymadı...İçimde kaldı yazayım dedim :) yoğunlardı hakketen..ama kardeşim gözümüze baka baka da solunmaz ki o meret!

Neyse işte..Güzeldi velhasıl kelam..

Off saat bir olmuş..Ben uyuyim artık..

Siz de resimlere bakıp bakıp iç geçirin..

Not:Resimler başta evet alakasız biliyorum..Ama aşağı taşıyamadım..

Nerdeyim bilmiyorum\ 2010 Kuşadası yolu...

8 Temmuz 2010 Perşembe

Arkeoloji müzesinin serinliğini tadan bilir...Muhteşem,büyülü bir bahçe..Bahçedeki banklar da öyle..Ağaçlardan süzülen güneş parıltıları lahitlerin üzerinde kıpır kıpırdır ve inanılmaz bir huzur kaynağıdır..


Bu sene Osman Hamdi Bey'in ölümünün 100.yıldönümü imiş...Arkeoloji müzesinde bir etkinlik düzenlendi bu özel kişi için..Türkiye'nin ilk arkeoloğudur Osman Hamdi..Ve evet pek ünlü ve hakkaten şahane bir eserin yaratıcısı;





Bilirsiniz Osman Hamdi bey aynı zamanda benim de tez konum olan Nemrut'da arkeolojik kazıları başlatan zat-ı muhteremdir..Tezi hazırlarken çok heyecanlanmış ve hayranlık duymuştum..Hem Osman Hamdi bey'e hem de Kommagene kralı Antiochos'a...


Ama gidememiştim Adıyaman'a..Hala içimde derttir..:(



Fotografları çok hevesle çektim..























O gece Tuluyhan Uğurlu'nun konseri vardı müzede..Yani Piyano...







Ama piyanoya keman,ney,yaylı tambur ve daha bi sürü enstrümanda eşlik etti..Çok keyif aldım ben..


Çanakkale'deki öğrencilik yıllarıma,okuluma,İzmir Bayraklı kazısına gittim geldim..


Hocam teşekkürü bi borç biliriz...Öpüyorum sizi..


*************************************


Bu arada Cumartesi akşamı da Kuruçeşme Arena'daydım...Mey İçki'nin hazırladığı rakı festivalinde idik :) "Bi" Büyük Fest!..Tam 1300 çeşit meze ile Guinnes Rekorlar Kitabı’na girildi o gece..Ordaydım :)
Mey İçki'nin rakı etkinlikleri devam edecekmiş...
Bu arada bilet almadan gittiğim için nerdeyse kapıda kalıyordum..Ama şanslı mıyım neyim? Normalde 35 lira olan bileti karaborsadan 30 liraya aldım.. :) Bi de Ali'nin telefonunu..O benim karaborsacım..Telefonumda karaborsacı Ali diye kayıtlı valla bak!





**********************
Şirinella ilk kez sinemaya gitti geçtiğimiz pazar öğleden sonrası..Toy Story..Hem de 3D...Ben ondan daha çok kıpırdandım koltukta öyle diyeyim..Bişey soracak olursa eliyle ağzını kapadı ses çıkarmamak için..Offfff seviyorum huleynnnn!! Çok keyif aldı..Yine gidelim diyor sürekli artık...

Bu arada ilk kez üç boyutlu isledim bi filmi..Ne acaip oluyormuş yafu! Ama sonlara doğru göslük fazla geldi..Sıkıldım çıkardım ben..



Luna Şirinella rocker olcak diyo...


******************************
Dün Deniz'imin doğumgünüydü..Kalabalık kutladık sevgilimin doğumgününü..Çok keyifli bir mekan ayarlamış kocası ona..Züpriz parti hazırlamış üstelik..Ben kaçırdım ilk an'ı...:( Ama gecenin devamında Şirinella ile hazır bulunduk..

Canım benim..Seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?İyi ki doğmuşsun aşkım..Sen olmasan napardık?? Sağlıkla,huzurla insallah..Yıllarca koyun koyuna..


Ve son bi kaç fotograf..

Ben yaptım ben çektim..Gururluyum..İftiharla sunarımsss..



















Nazar deymesin di mi?
Ha bu arada yarından itibaren 10 gün yokum....İsin aldım..Gideceğim yerlerden yazarım..
Buna da nazar deymesin..Aman diyim..Nolur senede bi sefer :)
Öptüms..

25 Haziran 2010 Cuma

ev gibisi yok diyerek girdim eve...

rakı içtik , çok keyifli bir sohbete eşlik etti rakı...muhabbet etmenin içi boşaldı ya artık çekinerek kullanıyorum..Ama bu gece deneyimlerini çok büyük hazlarla dinlediğim , dinlerken gözlerimin dolmasına engel olamadığım bir insanı, eğitim gönüllüsünü dinledim...O insan çocuklara hayatının baharında adamıştı kendini..Henüz on sekiz yaşındaydı..Bu aralar bi düşünün on sekizinde gençler neler yapıyor? Çocukların daha aydınlık birer birey olması için başlamıştı öğretmenliğe..ve hala bu idealini sürdürdüğüne ben şahidim..

Bu gece bana gözleri dolu dolu anlatırken kızıyla yemek yapma seramonisini, anneliğin sabrını ve bilgeliğini bi kez daha kanıtlamış oldu..Eminim kendisi de farkındaydı bunun..Olmalıydı...Anne ve evet hadi bunu da söylemeliyim baba olmanın ne kadar büyük bir sorumluluk getirdiğini ve bunun harkesin harcı olmadığını bi kez daha kanıtladık bu gece...

Ve ben anladım ki bir öğretmenin,eğitim gönüllüsünün bu sorumluluğu sadece kendi çocuklarına değil -Ülker hocam söylemezsem gözüm açık gider siz şahene iki evlat yetiştirmişsiniz- yıllardır yetiştirdiği bir sürü çocuğa karşı veriyorsunuz..

Şimdi geniş balkonda tanıdık kokular arasındayım..Annelik - sorumluluk - kendini adama...bi sürü düşünce ile dolu kafam...İçerden gelen sarı-sıcak ışık ve sevgi dolu ses tınıları keyfimin bin kat daha artmasına sebep..

Ülker hocam..Bana bu gece anlattıklarınız nasıl değerli bir bilseniz..Biliyorsunuz değil mi?

Siz kendinizin ne kadar değerli olduğunuzun farkındasınız değil mi?

Bunu bilen bir sürü insan tanıdım bu kadarcık kısa süre de..

İyi ki varsınız...

Size ihtiyacımız pek çok...

Nolur kendinize iyi bakınız..

Sevgiler...

Umud..

26 Haziran 2010

23 Haziran 2010 Çarşamba

Özlem'im kuzum teşekkürler..


Eğer gerçekten istersen, güneşin parladığını söyleyebilirsin
Ayı görebiliyorum ve çok açık görünüyor
Şimdi seni yıldızlara götürecek yola çıkabilirsin
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim

Şimdi seni yıldızlara götürecek yola çıkabilirsin
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim
Gittikçe kendimi görebileceğim bir yola çıkabilirim

Tatlımın blogunda gördüğümden beri Yollar'a bakar oldum...

Sevgilim fikir için teşekkürler.. :)

Tüm bu resimleri hayal ederken Nick Drake dinleyin istedim...Sakin..Yaşamdan kopmuş kadar sakin hatta..Bu abinin intihar etmiş olması beni çok etkiliyor..İntihar tuhaf bişi ya...Nick Drake'in resmi kayıtlarda ölümünün intihar kabul edilmesine neden olan en önemli şeyin başucunda Albert Camus'un "Sisifos söyleni" adlı eserinin bulunması imiş..Ama yakın arkadaşları ve ailesi intiharı hep yalanlamışlar...

Bu arada şarkının sözlerini şöyle layıkıyla çeviren olur muu??

Hadi ya üşenmeyin..

Road dinleyin



theblogelectric.blogspot.com/2006/06/on-your-...



22 Haziran 2010 Salı

bu gece...Uyumak bazılarına iyi geliyorken ben kendimin o ölüm ve yaşam arasında gel-git ler yaşadığım saatlerden kaçınıyorum kafamdaki tilkilerle..Tilkiler de benden..

Minik sevgilimin uykusunda gördüğü ruyalardan korkarak uyandığı ve güvendiği beni yanına çağırdığı anlar hariç ayakta ve ayık olmaktan hoşlanıyorum..

belki de bu "ayık olma hali" koruyor beni..

Unutuyorum çünki...

Bu gece uzunn zamandan sonra ağladım...Büyük itiraf di mi? Geçerli sebeplerim var ya da yok..Ne farkeder? Hayatı düşünüyorum ayıkken..Uyumazken..Aymaz zamanlarım dışındayken..

Hayatı ve yaşananları düşünüyorum..

Yaşanılan her acı hakketen kazanç mıdır? O'nu düşünüyorum..Alıp veremediklerimizi..Almadan verdiklerimizi ve ödünç alıp iç ettiklerimizi..

Hangisi daha hayvani??

İnsan olmak ne demek? Sevmek mi hatırlatıyor insan olduğunuzu? Aşık olmak mı? Bebeği doyurmak mı? Can savaşı mı? Hangisi? Herkese göre değişen gerçek yok mu insaniyette?

İnanmak...İnanç...İnanmak istemek? Sen hangisini seçerdin? Hangisini seçmek zorunda bırakıldın?? Seçim yapmak hayatımızın vazgeçilmezi olmak zorunda mı?

Çok mu soru soruyorum gecenin bu saatinde? Normal olmadığımın bir kanıtı mı??

Sigaranın zehirlediğini bile bile her can sıkıntısında ona sarılmak bir çelişki değil mi? Ve bu çelişkiler hayatımızın bütünü değilse ne??

İnanmak...İnanmak...İnanmayı seçiyorum dersem kaçınız bana "bunu da kaybettik dersiniz?? Hayatım ise o inandığım kaçınız beni korursunuz?

Sık nefes alış-verişler bir yalanın ya da kendini iknanın işareti midir?

Bu saate bu kadar soru adamı rezil mi eder vezir mi??


18 Haziran 2010 Cuma




Berin...Annemm..


Bi sürü gündür düşünüyorum senin doğumgününe özel bişiler yazmak ,alem-i cihana ilan etmek sana aşkımı..Düşkünlüğümü...


Ama seni seviyorum desem biliyorsun..

Sensiz bir hayat düşünemiyorum desem onu zaten biliyorsun..

Canımın içisin,her söylediğin şeyi bin kez düşünüyorum desem e o da tamam..


Ama,


Seni seviyorum..

Sensiz bir hayat düşünemiyorummm

Canımın içi her söylediğin benim için dünyaya bedel..


Tüm bunları zaten biliyorsun..


Ama sevdiklerimize, hep yanımızda olan ,en kuytumuzdaki insanlara nazımız geçer ya..Seviyorum biliyor nasılsa dersin bi bakarsın günlerdir haftalardır güzel bi çift laf etmemişsin..


Ben böyle diilim biliyorsun günde 85 kez seni seviyorum der 25 kez de mıncırırım sevdiğimi..Yılış yılış severim...


Seni de tüm hücrelerimle seviyorum..Hastayım oluumm sana :)))


İyi varsın annecim..


İyi ki doğmuşsun...


Ömrümüz hep güzellerle , hep beraber geçsin umarım...

14 Haziran 2010 Pazartesi


Sıcak bir yaz akşamı..Balkonun açık kapısından içeri yaz mevsiminin sesleri girmekte..Bağır çağır şarkı söyleyen aşık velet , patlıcan kızartma-kavun ekmek yiyenlerin çatal bıçak sesleri , sıcaktan mayışmış yaşlı amcanın haberler izlerken ettiği küfür kıyamet... Ben ekşimtrak bebek kokusu ile kendimden geçerken kulağımda sesler..Yaz sesleri...Tansiyonu yerlerde bi kadının yaz çağrışımları...

Kafamda eski arkadaşımın -ama hep yakınımda ki- ettiği laf.."Duramassın sen illa bişileri karıştırcan" :) Uğraş-ı-yorum..

Sonra sesler kulağım da, aklımda duramama düşüncesi uyuyakalıyorum...Terlemiş çocuğun elleri ensemde..

Sonra nedendir zınk diye kalkıyorum gecenin bi yarısı..bi sigara..balkonda oturdum yine sesler...

şimdi içli bi ses ."Gelecektin gelmez oldun , halimi hiç sormaz oldun..."

Hüzün vakti..

Ve durma..

ve...


00.27...Güzel vakit..

Olanları , olacakları düşünme vakti...

Hangisi daha yorucu? Kafamdaki sesler mi? Yaz sesleri mi?

Madem öyle şarkıyı tamamlayalım..

Hasretinle yandı gönlüm
yandı yandı söndü gönlüm
Evvel yükseklerde uçtu
düze indi şimdi gönlüm

Aramızda karlı dağlar
Hasretin bağrımı kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm

....

İyi geceler..Ben daha burdayım...

11 Haziran 2010 Cuma

Canım arkadaşım Tolga bugün bana "Gerçi Şirin'in kardeşi yok ama aklında olsun" diye bi mail attı..

Cici bir anne blogu..Okudum Şirin yaşında çocukların tavırları aşağı yukarı aynı..


Evet Tolga'cım bizde kardeş yok ama dönemsel olarak tam kişiliğini oluşturma , benlik kazanma , karşısındakine de ben bir bireyim taam mıı'yı gözüne sokma dönemindeyiz..

En son gittiğim okul toplantısında geh geh gerinerek oturuyordum..İnsanlar neler anlattılar, inanamassın..Sokakta kendini yola atanlar , annesini ıssırarak ikna etmeye çalışanlar, kendini dolaba kilitleyenler..O dönemde Şirin bırak bunları yapmayı tutturmazdı bile..Fekat yavaş yavaş emareler görünmeye başlıyorrr...Ses tonunu en alçak tondan kullanıp ikna etmeye çalışmalar , surat beş karış gezmeler , akşam uyumayı sevmiyorumm rüyamda aslanlar görüyorum :)) demeler..Buna da şükür..Ben ve Şirin'i sokağın ortasında yanyana yatmış da görebilirdiniz..O yaparsa ben de yaparım zira :))

Sanırım annesini biliyor çocuk da çok üstüme gelmiyor..Olgun kızım benim...:)

Ama bu hiç olmayacağı anlamına gelmiyor...Bakalım..Neler olacak 4'e kadar 6 ay var daaa..

Öptüm sisi...
Anne Umo...

10 Haziran 2010 Perşembe



Yeni bir sayfa açmak ne demek aranızda bilen var mı?

Siz hiç yeni sayfalar , temiz sayfalar,yazılmamış çizilmemiş sayfalar açtınız mı hayatınızda?

Yoksa bu süslü sözcükler kandırmacadan mı ibaret?

Yeni bir başlangıç yaptım evet..Hem de en ciddisinden...

Ama neden bilinmez ,sanki kaldığım yerden devam ediyor da gibiyim bi yandan...Oğlum daha ne değişiklik olcak demezler mi adama? İnsanoğluna hep bi türlü yetmemesi yada insanoğlunun yaşadığı şartlara hep kolay adapte olması ile açıklanabilir bi durum sanırım bu yaşadığım..

Heybemde güzellikleri , iyilikleri saklıyorum hep.....beyaz kağıdım boş değil benim...herşeye yeniden en baştan sıfırdan başlıyor değilim..Kazandıklarımla , kaybettiklerimle başlıyorum..Ama hep güzelllikleri hatırlayarak , vefa duyarak...

Bir bitişin ardından Helal olsun sana hakkım diyerek...Ve hakkının helal olduğunu bilerek...

Hayat dediğinin hakkaten bunlardan ibaret olduğunu bilerek...Bi kaç kelime anlamları dağlardan ulu; vefa , iyilik , sevgi...

Değer vermek ne demek biliyorum artık..Değerin para-pul'la , paha ile ölçülmeyeceğini biliyorum...

Ufak bir tomurcuk var şimdi içimde...Mis kokulu , baharla birlikte gelen..Şahane nur topu gibi bir hayat doğdu elime..

Mukaddes bir emanet gibi taşıyacağım yeni bir hayat..Duam hep iyi'nin , hep aşk'ın ,hep vefa'nın beninle birlikte olması...Bizimle...

Tomurcuğun hep taze kalması umuduyla...

7 Haziran 2010 Pazartesi

Şirinella'nın kapris yapacağını hiç düşünmezdim..Geçtiğimiz 3,5 sene boyunca ki buna doğumunun 2.ayı da dahil Şirinella her zaman çok uyumlu her zaman çok mantıklı!! bir çocuk oldu..Muştu...

Bu dönem de -haksızlık yapmayayım kızıma- her zamankinden biraz daha nasıl desem?? "Mıymıy" :)


Geçen gün markette bana küstü..Anne beni üzüyorsun ama dedi..Sesim ciddileşip azcık yükselince "seni duyuyorum anne" dedi bana..Kafamı çevirdim, dudaklarımı ıssırdım sırıtmamı görmesin diye..




Bu aralar böyle...İnternetten araştırdım biras 4 yaş biraz riskli bi yaş...



3 yaş çocuğunun kendinden memnun ve çevresiyle uyumu diye nitelendirilen özelliklerinin ardından dördüncü yaşta,çocuğun iki-üç yaş arasındaki huysuzluk, asilik, inatçılık ve düzensizlik özeliklerine sanki geri dönüş yapar gibi olduğunu belirtirler. Ancak bu kez bütün olumsuz tavırlarda eskiye göre daha kolay düzene girebilme , yani bir olgunluk söz konusudur.

Dört yaşındaki çocuk eskiye göre aşırılıklara göre daha bir eğilimlidir.

Konuşma ve hareketlerinde tekmeleme tepinme gibi ölçüsüzlük ve kontrolsüzlük vardır. Anne ve babanın kullanmadığı, özellikle küfür ve ayıp sözleri hiç sakınmadan meydan okurcasına söyler. Bu sözcükleri kullanırken yetişkinler engelleyici ve olumsuz bir tavır sergilerse bu sözcükleri ısrarla devam eder.

Dört yaşındaki çocuk, vücudunda bazı koordinasyon bozuklukları yaşayabileceği için daha dengesiz olur. Düşme ve tökezleme durumları artar.

Dört yaşının bir diğer özelliğinde huzursuzluğundan doğan kontrolsüz davranışlardır.

Parmak emme cinsel organ ile oynama ve bazı tikler onun elinde olmadan yaptığı davranışlardır. Bu davranışlar yetişkinlerin doğru değerlendirip,üstüne düşmemeleri gerekmektedir. Yine bu yaşta iki-üç yaş arasında gösterdiği belirli alışkanlıkları saplantısal olarak tekrar eder.Belirli konularda kurulan düzenin bozulmasından huzursuzluk duyar ve bağırıp ağlayarak tepkisini ortaya koyar


4 Yaş:Enerjik ve hayalperest..4 yaşında bir çocuk artık yetenekleri, kişilik özellikleri, ilgi alanları ile tamamen kendine has bir kişilik geliştirmiştir. Kimisi utangaçtır, kimisi dışa dönük, kimisi hareketlidir, kimisi sakin... Buna karşın 4 yaş çocuklarını en iyi tanımlayan kelimeler “enerjik” ve “hayalci” olacaktır.

Hayali dünya aniden gerçek hayattan daha fazla yer tutmaya başlar ve zaman zaman gerçek ile hayali olanı ayırmakta zorlanırlar. Hayali yaratıklardan korkma ve abartma davranışları bu yaşta çok sık görülür.4 yaş çocukları yapabildikleri şeyler ile gurur duyarlar, kendilerini beğenir ve kendilerine güvenirler ve yeni maceralara atılmak isterler. Merdivenlerden yukarı aşağı koşarlar, bisiklet ya da scooter ile dolaşırlar, el arabalarını dik yokuşlardan aşağı sürerler... Ancak henüz kendi yeteneklerini doğru olarak hesap edemediklerinden ve son derece tehlikeli ve garip şeyleri yapabilecek yeteneklere sahip olduklarından çok dikkatli olmanız gerekecektir.




Bu yaşta ışık hızıyla hareket ederler. Merdivenleri koşarak çıkarlar, bisiklet ile fırlarlar, evin bir ucundan diğer ucuna tabana kuvvet koşarlar.

Üç yaşındaki nispeten daha sakin çocuğunuz, bir fişeğe dönüşür. Ara sıra davranışları (gürültülü, sert, kavgacı) size yeni yürümeye başladığı çalkantılı dönemdeki davranışları hatırlatabilir.


Fakat korkmayın. Bu zor dönem genellikle kısa sürelidir ve beşinci doğum günlerine ulaştıklarında sakin, aklı başında ve kendine güven duygusuyla dolu olacaklardır.


Dört yaş çocuğunuzun yeni keşfedilmiş güveninin de olumsuz yönleri vardır. Özellikle yaşıtlarının yanındayken, bilinçli bir şekilde yanlış davranarak gösteriş yapan övüngen biri olabilir. Eğer kafadarları yanındayken çocuğunuzu disiplin altına almak istiyorsanız, hataları hakkında konuşmadan önce onu gruptan uzaklaştırın. Şayet onu herkesin önünde azarlarsanız, yanlış davranışına utanmadan devam etmesi için teşvik etmiş ya da kızdırmış olabilirsiniz.


Bu yaş çocukları, uzun hikayeler anlatılmasına bayılırlar. Her zaman yalan söylemezler, sadece hayal kurmaya düşkündürler, fakat bazen çocuklar sıkıntıdan kurtulmak ya da işlerini halletmek için de yalan söylerler. Ebeveynler, çocuklarının doğru ya da yanlış ahlaki değerlerle doğmadıklarını anlamalıdırlar ve yalan söyleme durumu zihinsel gelişimlerinin normal bir parçasıdır.


NASIL YARDIM EDİLİR ?Okul öncesi çocuklara öfkeleriyle başa çıkmalarında ve başkaları ya da kendilerine zarar vermeyecek şekilde öfkelerini ifade etmelerinde yardımcı olmak önemlidir.


Çocuğunuzu düşmanca duygularını sergilemek yerine, duyguları hakkında konuşmaya teşvik edin. Ona aynı zamanda negatif enerjisini aktarabileceği uygun bir yer sağlayabilirsiniz.


Örneğin, minyatür bir yumruklama kum torbası satın alabilirsiniz.Siz, onu duygularını seslendirmeye cesaretlendirirken, aynı zamanda bunu yumruklayabilir.



Bazı çocuklar sosyal ilişkilerde diğerlerinden daha başarılıdırlar. Kaçınılmaz olarak bazı çocuklar terk edilecek, görmezden gelinecek ya da önemsenmeyecektir. Bu çocukların sosyal becerilerini geliştirmeye çalışın 4 yaşındaki çocuğunuza, oyuncaklarını toplaması veya tabağını temizlemesini söylediğinizde, bazen size “kapa çeneni” diyebilir veya küfür edebilir.


Bunları duymak zor olmasına rağmen, küstahlık çocuğunuzun otoriteyle başa çıkmayı öğrendiğinin ve bağımsızlığının sınırlarını test ettiğinin iyi bir işaretidir. Ama yine de, itaatsizlik ve saygısızlık gösterdiği zaman çocuğunuzu paylamanız ve yanlış yaptığını anlatmanız gerekir.


Kendine güvenleri artar. Yetişkinlerle konuşma şekillerini dinleyin. Geçmişte sırnaşık ya da utangaç olmuş olabilir. Fakat şimdi insanların gözlerine bakar ve dinlemelerini ister.



4 yaş çocuğunuz, cinselliğin daha çok farkında olmaya başlar. Kızlar ve erkekler arasındaki farklılıklar hakkında sorular sormaya başlayabilir, cinsel bölgelerini inceleyebilir ve diğer çocukların özel bölgeleri hakkında merakını ifade edebilir.


kaynak


..böyleyken böyle..




Bi de tataa!! karşınısda rengarenk Şirinella;








*****

Gökçem geldi...Çok mesudum...Kokusunu çektim içime görür görmez..O varken daha sağlam hissediyorum kendimi...Valla öyle...


Bana belki birgün gideriz diye St Ives fotograflarının olduğu bir kitap getirmiş...Bayıldım..Ne mutlu bir dilek...Gitcez bi gün..


Bi de "Devlerin yüzüğü" de denilen stonehenge'den bir kolye...Gizen,Güç ve Dayanıklılık simgesi bir kolye ucum var..


Resim de ikisi de var..Sağol tatlımmmm....







Hem Deniz var daha sırada..Deniz ve Iwan..Essex demek bu :)) Oraya da gitcez..Di miiii???


Bu arada Deniz'im üniversiteden beri ev arkadaşı olayını unutmuştum..Sen çok acaip bi ev arkadaşısın :) Ev de artık 3 kadınız...En olgunu Şirin :))) kikiki....


Bi de dün alışveriş yaparken kapalı kasanın önünde önce öyle mal mal bekleyip, sonra benim kasayı açtırmamın ardından telefonda uzun uzun konuşurken çirkeflik yapmak için benim kredi kartı şifremi girmemi bekleyen kadına burdan kalllaaaviiii bi ........!!!!!!


Neymiş sıradaymış...Kasayı ben açtırdım bi kere...Hem telefonda kırık türkçenle dedikodu yapacağına ödemeni yap tamam mıııı???


Hım bu arada bunları ona da söyledim :)



Kızdım bende..Bıraktım aldıklarımı...Sonra yemek yedik felan sakinleşince gittik mağazaya :)


Ama kasa kuyruğuna girmedim..O kadar da gurursuz diilimm...Dedim ya Deniz çok acaip bi arkadaş :)))) O aldı...








******


Haftasonu yine eminönü'nde sabah...


















****

Evinizi boyayacaksanız sakın (biliyor musun son 40 dakkadır allahın cezası boyanın ismini hatırlamaya çalışıyorum nolurr acı bana valla eve gider gitmez allahın cezası boyanın ismine bakacağım ama artık nolur bitsin bu işkence kafam zonklamaya başladı...Mutsusummm!!) isimli boyayı almayın...Çok karaktersiz...Mutfak duvarlarının yarısını boyadık..Yaniii....Tamamını boyayınca nasıl durur acaba?? Salona gül kurusu almayı düşünüyorum...Haber veririm..


Bu arada tatlım çok teşekkürler tekrar....


Mimoza değil...Manolya , melisa da değil..."Allahın cezası boya" en uyan isim aslında ama o da "M" ile başlamıyor.....

Gittim.

28 Mayıs 2010 Cuma

Minik melek;

Dünyamızı terk ettiğini duyunca ne düşüneceğimi bilemedim...Oysa ki sen bu dünyaya belki bambaşka bişi için gelmiştin..Belki bambaşka bir amacın vardı ya da sen "iyilerin kazanması" için son şansımızdın! Aksini kim söyleyebilir??

Ama sanırım Tanrı seni bu dünyadakilerden çok daha fazla sevdi...Ve sanırım biz "bu dünyadakiler" senin saflığına ve temizliğine hazır değildik!! Bu sabah senin minik melek ,gerçek hikayeni duyduğumda boğazımdaki yumruğu nasıl yokedeceğimi bilemedim...Gözlerimde kocaman gözyaşları..onlar bile dondu...Akıtamadım..İçime aktılar...

Sen minik melek o kadar değerliydin ki Tanrı onunla olman gerektiğini düşündü....

Ben senin bu dünyadan daha mutlu olacağını düşünüyorum o dünyada...Ama boğazımdaki yumruyu hala nasıl yok sayacağımı bilemiyorum..Sanıyorum bu yumrularla yaşamaya, akıtamadığımız gözyaşlarımız içimize içimize akıtmaya alışıyoruz bi süre sonra..Hayatın aymazlığı!!!

Minik melek;

Cennetteki kahkahalarını arada sırada bizim kulaklarımıza duyur nolur..Duyur ki biz de umutlanalım...En azından bu dünyada olmayan bir cennet ve o cennette senin gibi küçük melekler var...

Son bir şey;

Annene ve babana bol sabır!!

çok üzgünüm...

21 Mayıs 2010 Cuma

Şirinella akşam neler anlatcaksın bana bakalım :)))




sonra da bunu dinleyinnnn

Haftasonu için keyifli 2 öneri belki 3...

İlki bu akşam için ;

Çorlulu Ali paşa medresesinde..Ahmet'cim haber verdi bana da..Konu şu imiş ; Dumanın müziği...

İnternetten biraz arattım ama çok ayrıntılı bişiye de rastlamadım..Ahmett? Beni duyuyor musun nedir? Bilgilendir hadi bizi...
Sadece medrese ile ilgili ekşi sözlükten şunu edindim..Hoşuma gitti;

bu mekanda nargile icecekler icin dikkat edilmesi gereken bir iki husus, uyulmasi gereken bir kac racon vardir. mekan yasini basini almis nargilecilerle doludur ve rezil olmanin hic manasi yoktur netekim.

kural bir: icemeyecegin seyi ismarlama.
kural iki: marpucu toy asiklarin opustugu gibi vantuzlama. emmeyeceksin, yalnizca gerektigi kadar dokunacak, icine cekeceksin.
kural uc: atesi asla sondurme.
kural dort: sakin ha marpuca uflemeye kalkma. atesi sondurmenin en isabetli yolu budur. ayrica, opusmek gibidir demedik mi?
kural bes: nargile icerken sigara yakmak da ne oluyor! hic mi ortam gormedin?
altin kural: acele etme. nargilenin adabi budur. kimse acele etmez. icilir, konusulur, susulur, sonra yine icilir. her sey muthis bir yavaslikla yurutulur. ne olursa olsun tevekkulle karsilanir. sesler yukseltilmez. yangin bile ciksa mekan agir agir terkedilir.
Keyifli geliyor değil mi kulağa :) Bakalım...Ahmettt?? Dumanın müziği nedir canım yaa?




İkinci önerim;

Pazar günü Caddebostan sahiledeyizzzzz...Hadi sizde gelin...Şirinella çok şaşkın olcak bu resimdekileri görünce :))





son öneri;

Havalar ısındı ama yine de sinema keyfi diye bişi var ;


Beyaz perde.com dan alınan film künyesi..


Gösterim Tarihi : 21 Mayıs 2010
Yönetmen : Mike Newell
Yapım : 2010, ABD
Oyuncular
Jake Gyllenhaal (Prince Dastan) , Gemma Arterton (Tamina) , Ben Kingsley (Nizam) , Alfred Molina (Sheik Amar) , Toby Kebbell , Reece Ritchie
Haylaz bir prens olan Prens Dastan, istemeden de olsa gizemli bir prensesle güç birliği yapar. Birlikte, zamanı tersine çevirebilen Zamanın Kumları 'nı açığa çıkarabilecek ve sahibinin dünyaya hükmetmesini sağlayabilecek olan eski bir hançeri korumak üzere karanlık güçlere karşı bir yarış içine girerler.Köstebek, Dört Nikah Bir Cenaze ve Harry Potter ve Ateş Kadehi'nden tanıdığımız Mike Newell'ın yönettiği Pers Prensi: Zamanın Kumları, Mayıs 2010'da sinemaseverlerle buluşacak.Marakeş, Ouarzazate ve Erfoud, Fas'ta ve İngiltere'deki Pinewood Studios'daki büyük ölçekli bir platoda çekilen filmin yapımcısı olan Jerry Bruckheimer Films yapımları pek çok ödülün ve ödül adaylığının yanısıra, 41 kez Oscar ödülüne aday gösterilmiş ve 6 Oscar kazanmıştır. Ayrıca 23 kez Altın Küre'ye aday gösterilmiş ve dört kez ödül almışlardır.

Biz Luna ile Jake Gyllenhall'i pek beğeniris...Luna Donnie Darko'dan hayrandır kendilerine..Di mi kuzum??
Sonra Jake öyle bi kişilik ki Nathalie Portman ile falan sevgili oluyor..Bi de utanmadan Kirsten Dunst'tan felan ayrılıyor..Öyle işte..Luna???
Bu filmde bi değişik..Kıslar??Ne zaman gidiyorus??
İyi tatillerrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr...............

20 Mayıs 2010 Perşembe

Yeşilin her tonunun olduğu bir yer burası...Esen rüzgar üşütmekten ziyade haz veriyor bedenime! Rüzgarın sesi ile karışan acıklı viyalonsel sesi tuhaf bir sükunete sebep!

Çıplak bacaklarıma örttüğüm battaniyede ki rengarenkliğe inat gözümün gördüğü sadece yeşil...

Arada yüzünü utangaç bir kız çocuğu gibi gösteren güneş tıpkı hayatta olduğu gibi bazen güzel şeylerin de olabileceğinin umudu...

Ahşap iskelenin üzerinde tek tük insanlar..Sanıyorum onlarda sadece "durmak" için burdalar...


Henüz hayattaki ilk yılını tamamlayamamış gün sayan melek bile artık oksijen çarpmasından mıdır , durmanın zevkini keşfettiğinden midir sesini çıkarmadan babasının güvenli kollarında poz verdi,"gık" demedi inanamazsınız! :)

Bulutlar ayrı bir terane zaten..Yağmur yüklü olanlarla , "dağılın olumm bahar bitecek nerdeyse geçti sizin fiyakanız" diyenler sürekli didişme halindeler..

Biz hepsini kabullendik...

Önemli olan neye benzedikleri..Bazen kanatlı bir fok , bazen de bir japoncuk balıkçık...

Burda , şu anda tek derdimiz bu...

An itibariyle (antibiyotik diil doğru okuyunuz :)))) okuyamayanlar oldu zira.....(ehe)güneş galip..Sırtımı ısıtıyor tatlı tatlı...Burnumun ucunda missler gibi bir koku...Ben duruyorum...Uzun zaman sonra durabiliyorum...Mutluyum!


LUNA


Kafamda günlerdir dönen Özdemir Asaf şiiri..İsmi Yön..

"Sen bana bakma
Ben senin baktığın yönde olurum..."

Öyle işte..Başka nasıl anlatılır??

Sizin var mı bir şiiriniz??

Sevgiyle...

17 Mayıs 2010 Pazartesi




Gözüm aç benim...Aldım doldurdum tabağı bi de yanına insaflı davranıp yarım istedim sucuklu yumurtayı..Bitiremedim..Şimdi çok pişmanım :( Resimdeki hali bitmiş hali kahvaltımın..Yine Eminönü'nde Namlı'ya gittim..Gazetemi okudum, kahvemi içtim..Keyfim oldu 1500..


Sonraa bi sürü taş aldım...Kurukahveci Mehmet Efendi'den kahve aldım..Bi sürü saçmasapan şey daha..





Sonra evim Anadolu yakasına geçiş..Bu bankta oturup,


tam karşısındaki denizin bu rengini ,yaprağın bu kokusunu çekiyorsun...




Ne cici di mi?
Şirinella boyaları bıraktı şimdi ıslatıp ıslatıp el izini çıkarıyor duvarlara...


Bu sabah uzun yıllar sonra ilk kez kart aldım...Gökçe'm kart atmış Luna bize :)

Neler yapıyorsun sevgilim oralarda? Gözümde tütüyorsun..Bekliyorum ben burda..Beğendin mi denizatı mı? Espri yapmicam , o kadar özledim seni...
Öpüyorum hasretle...

Başladı di mi hafta?? Ben hala dündeyim ama....Geçemedim bu tarafa....
Cheers! (Gökçe :)

;;