27 Nisan 2011 Çarşamba

GİZ

Ey yar ; boynumun borcu
strateji ve taktikler burcu
anlat tabii
tek kişi çok kişidir
çöz gövdemin beyaz kimyasını
aklımın hizasını
kanat içimdeki uzayı , akşamın bahçelerini
söze söyle , yazıya dök beni

bir kucakla
bir imkansızlıkla
nasıl bilirsen onunla ilişkilendir
bir anlatana bir anlatılan gerekir...

BİRHAN KESKIN


Şiir hüzün demek biraz,mahsun olmak demek...böyle sanki bi sebepten açamayan tomurcuk gibi hissettiriyor okuduğum Keskin şiirleri..Tren garında bir dakkayla kaçırmışım gibi demir treni..Herkes girmiş ben dışarda kalmışım gibi sarı sıcak ışıldayan eve..

Ve fakat o tomurcuğa su veren de varmış gibi , gara benden sonra gelenin gözleri beni arıyormuş gibi , sarı pencereye bakarken ben, elimden tutup ısıtan varmış gibi de umutlanıyorum..

Çok şükür..

Böyle kayboluyorum kitabın içinde..

Rüyamda yunuslarla yüzdüm ben dün gece..mercanların içinden geçtim..muhteşem mavilikte elele idik..Her gece yatmadan şiir okusam yine gelir mi o yunuslar rüyamıza?Peki sen? Rüyamı gerçekleştirir misin? Ellerim ısınır mı güzel ellerinde? Treni kaçırdığımıza güler miyiz kahkahalarla? Usanmadan bıkmadan sular mısın o tomurcuğu kurumasın diye? Kaybolur musun mavilikler içinde? Şiir okusam yatmadan olur mu bunlar hep?

26 Nisan 2011 Salı




Efkan Şeşen'in albümünün adı Renkler ve Islıklar...



Arap,zaza,ermeni,azeri,gürcü,rus,irlanda,bulgar,türk,latin,laz,kürt,yunan-roman,kıbrıs,italyan halk türkülerini ıslıkla çalmış ve inanılmaz güzellikte bir albüm çıkmış ortaya..



1. der rebbe elimeylech (memleketim) / traditional

2. amari szi amari / traditional

3. gunde hember / traditional

4. el condor pasa / traditional

5. sobalarında kuruda meşe / traditional

6. hastane önünde incir ağacı / traditional

7. dzağigner / traditional

8. tamburam rebab oldu / traditional

9. gözleri hala çoçuk / efkan şeşen

10. kırmızı gül / traditional

11. arbeiter von wien (avusturya işçi marşı) / samuel pokrass

12. greensleeves / traditional

13. esinti / efkan şeşen

14. anadolu'da bir sabah / sinan şeşen

15. ases tod / edvard grieg

16. concerto d'aranjuez / joaguin rodrigo



25 Nisan 2011 Pazartesi



KAPI



geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,

ama nereye geçersin benden ben bilemem.



dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,

dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.



dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,

şu ağaçlar gibi kederli.



açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm

gelenler kadar gidenleri de,


hani sabrın sonu, hani gamlı eşek, pervasız nar nerde,

hani bahçe?



biri gelse.. biri görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..

duruyor hâlâ bende.



kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim

kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?


en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,

çok istedimdi.



bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,

sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye

gıcırdandım takatsız.



gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu!

biri gelse, biri görse, şimdi,

rüzgâr sallıyor beni...



Birhan Keskin



24 Nisan 2011 Pazar

Bu nası bi maçtı yaa..

Allamm kalbim olsa dururdu :)))

20 Nisan 2011 Çarşamba

**az önce sunta yedim..e ama tadı sunta gibi..var ya altınbaşak felan bişiler..
**o kadar sıkıldım ki soğuktan çorapların üstüne yeni aldığım sandaletlerimi giycem..Kavacık'ın delisine çıkcak adım..dişlerimden bi kaçını da söktük mü..heh..benim o...
**masamdaki tespihi biri elimden alır mııı?
**allığım kırıldı..yani allık almak için bahanem var..hadi bana güsel bi allık önerin..ciddiyim..hadi önerin alcam..
**Can Lafcı'nın ilk kitabını okudum.."Karanfiller Ölürken" akşam eve gidim..kitabın bende uyandırdığı halet-i ruhiyeyi paylaşcam..
**Şimdi de şey okicam ; Kadın öykülerinde Ankara..Sel yayıncılıktan çıkmış kitap ve öykücüler arasında;Adalet Ağaoğlu,İnci Aral,Sevgi Soysal,Nazlı Eray,Füruzan var..Bakalım nası annatmışlar Ankara'yı..
**5 Mayıs'da Hıdrellez var.11 yıldır her yıl o gün kutlanıyor..Geçen sene gidememiştik Nazan'ın dilinden kurtulamadık aylarca..Bu sene gitcez artık..(Nazan'a not ; Gitcez taam olum yaaa...) Yannız bi tuhaflık var..Bilet alcaksınız diyolar..Nası ya? Ya 10 liraymış bilet ama ossun yani allann sokağına girmek için yani...neblim..al bi de link sana;

http://web03.biletix.com/etkinlik/MKHR1/TURKIYE/tr




14 Nisan 2011 Perşembe




yağmur tüm kudretiyle yağıyor İstanbul'un üzerine...Hani bardaktan boşanırcasına..hemen açtık jaluziyi..kocaman pencerede evden çıkamayan küçük kız çocukları gibi dayadık burnumuzu cama..yani küçük kız çocukları olsaydık ve evden dışarı çıkmamıza izin verilmeseydi öyle yapardık...ama küçük kız çocukları da değiliz,evden çıkmamıza da izin verilmiyor değil...Gayet yaşını başını almış ve yaptıklarından kendimizin sorumlu olduğu yetişkinleriz di mi? Hasstiirrr...!

Radyo Eksen güzel çalıyor bu sabah evet..Teşekkürler öneri için :)

Arada reklamlara girince kendimi evde felan hissediyorum..Reklamlar niye bende evle özdeşleşmiş..Halbuki evde de izlemem ne reklam ne tv.

Yetişkinlerdik en son di mi? Neye yetiştik peki? Ne için yetiştirdik kendimizi..Ya gecikmişliklerimiz? Ya yetişemediysek?

Hayatımı düşünüyorum..Niye düşünmemeli miyim? düşünmeden mi oynanır bu oyun bebek?

Yok ben inatla ve bağımlılık derecesinde düşünmekteyim.Zira düşündükçe açılıyor yolllarım benim..O yollar beni bi yerlere götürüyor ve ben her seferinde bunu yaşamasaydım nolurdu,nasıl öğrenirdim diyorum..Acıtsa da o yollarda karşılaştıklarım -bazen- ben hep payıma düşeni alıp yola devam ediyorum..Hayat bu demek...yaşamak..acımak..öğrenmek...şükretmek..

bundan sonrasını düşünmek bugünlerde kanımın daha hızlı akmasına,kalbimin daha şiddetli çarpmasına sebep oluyor..Heyecan ve sabırsızlık dolu zamanlar..Sakin olmayı öğretiyor hayat bana..Hiç sakin olamayan ben,sakin davranmayı becermeye çalışıyorum..Acele etmeden bişi yapamayan ben sabırla koruğun üzüm olduğunun farkına varıyorum..:) sadece kendimi değil diğer değerli herkesi düşünmek ne zor ve ne kadar iyi hissettiren bişimiş...

hayatın mantıklı tarafıyla ilgilenmeyen ben duygu dolu olup mantıklı davranmak nedir öğreniyorum..Hayat bundan ibaret benim için..yaşamak ve öğrenmek...ölüm denilen şey ne zaman gelecekse o ana kadar öğrendiklerimi kar saymak..sonrasında dedim ya göreceğiz..ya da görüp göreceğimiz bu kadarmış,bileceğiz..

eksen güzel çalıyor evet..teşekkür ettim miydim?

pencerede yağmur damlaları,aklımda bölük pörçük düşünce kırıntıları,kalbimde sonsuz sevgim..

sanırım yine benim yalnız kalma,kendimle bi kaç gün geçirme zamanım gelmiş..kimsenin bana ulaşamayacağı,benim hayatımdaki herkesi düşüneceğim sayılı iki gün..Ada ne de güzeldir şimdi..



eski çektiğim resimleri vermek lazım...iç geçirmek hayal etmek lazım..














12 Nisan 2011 Salı


**Fransa'da sokakta peçeye yasak gelmiş..Polis kadınların sokakta peçelerini çıkarmalarını istemeyecekmiş ama emniyete götürüp kimlik tespiti yapılacakmış..Sonra da 150 avro ya da Fransız vatandaşlığı dersi cezası vereceklermiş..Ülkedeki müslümanlar epey gerilmişler..Her yerde aynı sorun hımm..

**Japonya'da İkinci Dünya savaşından beri en büyük felaket sayılan depremin birinci ayında "sessizlik duruşu"yapılmış..-Bizde olsa geyiği yapcam üsgünüm- ama hakkaten bizde olsa , ya büyük bir sessizlik olur zira ses çıkaracak kimse kalmaz ülkede ya da hadi es kaza oldu kalanlar diyelim sessizliği yağmacıların küfürleri bozar!! Öyle yani..Biz böyle bir ülkede yaşıyoruz..


**Murat Belge çok güzel yazmış bugün..




Diyor ki yazının bir bölümünde Belge; ..."Burası benim"dediğiniz yerin kaç metre kare olduğundan daha önemli bir şey bilmiyorsanız,o metre kareler üstünde yaşayan insanların bu durumdan ne kadar mutlu olduğu sorusu da sizi hiç ilgilendirmez. Ama sorun bu kadar yalın değil.."Burası benim" derken, sizden olmayan birinin de orada bulunduğunu görmezden geleceksiniz..Görmezden gelemeyecek aşamalara varan bir dirençle karşılaşınca,"Burada benimle yaşayacaksın ve bundan mutlu olacaksın"diyeceksiniz. Oysa onun mutlu olmasının temel kimliğiyle,kişiliğiyle,olduğu gibi olmak.. Bir bakıma çok da basit olan bu "tanıma"yı esirgediğimiz için bir savaş yıllardır sürüyor ve can alıyor.Ama aldığı candan fazla acı yaratıyor,düşmanlık yaratıyor,sonra bir Allah'ın gününde eskaza "Haydi barışalım" dense,artık barışamayacak hale gelmiş kişiler,zihniyetler yaratıyor.Bunun sonu yok,daha doğrusu "mutlu son"u yok.Böyle bir olay,böyle bir durumun yaratılmasından birinci derecede sorumlu olanların da en istemediği sonuca gider;başka bir yere de gidemez. Ya da İshak Alaton'un mantığını,daha doğrusu çıkış noktasını benimseriz.Amacımız,hegemonyayı güçlendirmek değil hegemonyayı devreden çıkarmak olur.Bunun da -bu saatten sonra-kolay olduğunu iddia etmiyorum edemiyorum.Belki daha da zor,çünkü sağlam bir barışı kurmak,müzmin bir savaşı başlatmaktan daha güç bir iştir,her zaman. koyu renk yaptığım sözün altına imzamı atarım..Her zaman..


**Türkiye'de ilk kez yapılan bir eylemle Greenpeace "Nükleeri durdur" çağrısı yapmış. Galata Kulesi'ne projeksiyonla hem türkçe hem japonca "Kalbimiz seninle"yazısı yansıtılmış ve çeşitli animasyonlarla Erdoğan'ın deprem sonrası yaptığı açıklamalar eleştirilmiş.. Bi de kulenin üzerine "Erdoğan'ı durdur,nükleeri durdur" mesajı yansıtılmış..Ya hiç mi ders almassın hiç mi geleceğini düşünmezsin bu ülkenin ben annamıyorum ya nası bi çırpıda satılıyor bu ülke?? Sinop ve Mersin değil ki sorun..Azımıza sıçcaklar ben diyim..



**Hani bi kız vardı..İsviçre'de bir tren kazası geçirmişti..Şafak Payev..Uzun süre BM için çalıştıktan sonra (mülteciler için tek kolu ve bacağı olmadan Tahran'da çalışan bi insandan bahsediyoruz)İşte o kız CHP'de İstanbul 2.Bölge'den dördüncü sırada aday gösterilmiş..


**Hehe bunları yazarken "Anadolu'nun Kayıp Şarkıları"albümünü dinliyorum..Tesadüfe bak! İşte size bununla ilgili bi haber..Garajİstanbul,müziğin görsel sanatlar ile olan etkileşimine yer verdiği Temps D'images Festivali'nde önemli bir etkinliğe daha ev sahipliği yapıyormuş.Festival kapsamında Nezih Ünen'in yönetmenliğini yaptığı belgesel Anadolu'nun Kayıp Şarkıları yer ve zaman algısını boyutlandırarak sahnede bir derinlik sağlıyormuş..Etkinlik 16 Nisan saat 21.00'da izlenebilirmiş.. bu arada filmin fragmanını veriyorum..Bu kısacık tanıtım filmi bile bana keyif veriyor..Ben seviyorum ya topraamıı..





pamuk tarla'yi dinneyin bakın ne diyo; "işçiler para ister yola gel, patronlar sopa ister yola gel.." ehehehe..şimdi slogan atcam az kaldı..


**Amy geliyorr nabberrr?Gitcez tabi olum kaçar mı? 20 Haziran pazartesi :(...Biletler sahne önü 600 lira :)) sahne önü çevresi dedikleri golden circle 350 , normaller - ki biz gayet normal insanlarız ondan sebep burdan alcaz- 131 lira..Konsere sarhoş gitmeyen nolsun...




hadin eyvallak..

8 Nisan 2011 Cuma

4 Nisan 2011 Pazartesi

Şirin'e bayılıyorum.. Artık evde sıkıldığımızda "hadi çıkalım ya" diyebileceğim bi arkadaşım var benim..Bu, kızım 4 yaşına girdiğinden beri böyle olmaya başlamıştı ama artık gerçek bir arkadaşa sahibim.. Tanrının şanslı kullarındanım..Cumartesi sabah yataktan "bugün tatillll" diyerek zıpladı :) Eh tamam erken bi saatti ve dünya dönüyordu hala bana ama onun o bıcır bıcır hali kopardı beni sıcak haftasonu yatağından..gık demedim :) Önce Berin ile kahve-muhabbet zamanı..Erenköy Beyaz Fırın yanınızda minik bir insan da varsa çok uygun bir buluşma noktası..İçerde sıcak bir ortam ve büyük koltuklar v.s var..Büyükçe bir masada da çocuklu büyüklü insanlar ya kitap okuyorlar ya da boya v.s şeyler yapabiliyorlar.. Şirinella yan masada oturan abileri bu haliyle çok güldürdü..Ekranı göremeyen abiler (o sırada dinazor oyunu oynuyordu) Şirin'in ciddiyeti karşısında kesin önemli bişi yapıyo olum diye düşünmekte haksızlar mı? Bakar mısınız?

Kahveler içildi çilekli milföy pasta yenildi..Kocaman bir garfield kurabiyesi önce burnundan başlanarak indirildi mideye...Sonra anne-kızın kuaför zamanı..aa tabi canım..artık beraber gidiyoruz saç kestirmeye..Kuaförümüz Suadiye'deki London..Sanatçılar çalışıyor orda biliyor musunuz? Yakup ve Serkan gerçek birer sanatçı bence..Saçlarım yine kısaldı...Hala sarı :) Veee Şirine'de kestirdi saçlarını..Tam bonus kafa oldu kızım..

Bitti mi? Hayır bitmediii...Kuaförden sonra süslü püslü bowling oynamaya gittik..Bi de su tosbaası aldık kuzeni Ege'ye doğum günü hediyesi..Şirin ben de istiyorum demedi şaşırttı beni..Sonra çıktı kokusu olayın..Efenim o su kaplunbağası istemiyormuş bildiğin kara kaplumbağası istiyormuş..Kocamanından..te allamm..Geçiştirdim tabi ama takıldı bi miktar üzerime gelecek belli.. :) Ve en nihayet karanlık çöktüğünde babası ile buluşma ve eve dönüş zamanı.. Cumartesi akşamı Nazan'lar da parti vardı...Gökçe'nin özgürlüğünü kutladık hep beraber..Osman bize gitar çaldı..Hep beraber söyledik..Çok keyifli çok eğlenceli bi akşamdı..Nazom güzel ev sahibi:) güzel mutlu mesut yaşayın güpgüzel evinizde bir ömür.. Pazar sabahı ailenin kadınları kahvaltı yaptık...Kahveler içildi fallar bakıldı..Sonra çok özlediğimiz sevgilimizi ziyaret ettik hep beraber..Tam onu ziyarete yakışır gibi gittik..O'ndan bahsedip yaptığı komiklikleri düşündük..Duamızı ettik,ne kadar özlediğimizi fısıldadık içimizden.. Ve Şirinella ile kavuşma zamanı..Market alışverişinde satın alınan en sefimli şeye bakar mısınız?

Akşam olunca Şirinella uykunun kollarına ben dexter'a doğru yollandım..


Dexter enteresan bi adam...Ama başka bir yazının konusu..Biraz daha tanımamız gerekiyor birbirimizi :)



Bu arada ciddi bi fenerbahçe taraftarı yetişiyo..haberiniz ola..






Mor yazma bekleyen bana ; Umut Kaya - Mor Yazma (2009) by Aluxton Aluxton69

1 Nisan 2011 Cuma



Hayat, durmadan dayat
Bir ben daha çıkar körelmiş içimden
Ya bu deve güdülür ya bu diyar terkedilir hayat
Hayat hiç sormadan dayat
Bir ben daha eksilt tükenmiş içindem
Yerime yeni bi ben ya da beni gel alıver hayat

Yazılmış yalanlar, seni hep bulurlar
Kendine biçtiğin sonsuz yalnışlıklar
Hayat sen hep dayat
Hayat bu yüzden dayat

Yoksa bulamazsın saklı halini
Yoksa göremezsin gerçek dengini
Kanat içini, sök at yanlış kendini..

31 Mart 2011 Perşembe


bir vardı bir yoktu...


kış geçmiş dereler coşar, ılık rüzgarlar eser olmuştu..


olduğu yere sığmayan bişi vardı..


gittikçe genişlemiş büyümüş ve olduğu yer dar gelir olmuştu..


bütün bir kış onu saran sarmalayan bu küçük yuvayı terketme zamanıydı...


ve işte ona sesleniyordu hayat...


şimdi güzelliklerini gösterme zamanı idi..


açtı kollarını rengarenk..


kocaman güneş vardı...


kısıp gözlerini selam verdi usul...


ufakça bi ürperdi..


bir vardı hiç yoktu..


uzun zamandır susmuştu..


şimdi kendi sesini merak ediyor ama korkuyordu..


çıkan sesin ne diyeceğini bilmiyordu..


o kadar uzun zaman mı kalmıştı kendiyle?


o kadar uzun zaman birlikte kalıp uzaklaşmış mıydı sesinden..?


ne anlatırdı sahi kendiyleyken sesi ona?


hiç vardı o yoktu..


şimdi artık dedi sesini duyarak, ışıldama zamanı..


fısır fısır zamanı geçti..


mırıl mırıl öpüşme zamanı..


güneş güldü..


ışık vardı bulut yok..

29 Mart 2011 Salı


Geçenlerde bahsetmiştim ya hani size biberli foto çok acaip fotograf çekiyor diye..hani beni de çekti demiştim..hani tekrar etcektiniz içinizden biberli foto..biberli foto...ettimiz mi bakim? :) ehe şımarıkım bugün ben..










Biberli bi gün pek heyecanlı geldi yanımıza..Bir yarışmaya katılmıştı...Ödül Fotoğraf Atölyesinde bir kur temel fotograf eğitimiydi..Ve evet tabi ki Gökçe kazandı!!!


Gökçe başladı mı bitirir demiştim di mi? Aldığı ilk eğitim ona şunu farkettirdi aslında..Gökçe bi tarafıyla sistematik ve realist bi tip..Ama -ve itiraf ediyorum benim daha çok sevdiğim tarafı- sanatçı ruh..özgür ve kendine münhasır..O fotograf çekerden bu iki özelliğini de kullanabiliyor...


Şimdi artık yıllardır yakındığı bu oksijensiz yerden uçuyor Gökçe kuşu..Ve tam zamanında birbirleriyle kesişen durumlar ona yeni bir iş alanı yarattı.. O artık Fotograf Atölyesi'nin bir çalışanı..Pek sevgili Ahmet Demirhan hocası Gökçe'deki ışığı bir çırpıda farkediyor ve onun hem atölyenin bir çalışanı yapmak hem de kendi bildiklerini bu hevesli fotograf öğrencisine öğretmek istiyor.. Diyeceğim o ki Gökçe amatör olarak başladığı ve aşık olduğu fotograf işini profesyonelliğe taşıyor..


Fotograf Atölyesinin eğitmenleri kursta eğitim vermenin dışında özel bir takım günlerde de (evlilik-doğum-doğumgünü-portre-parti) sizinle birlikte olup an be an gününüzü fotograflıyorlar..Gökçe'nin atölyedeki görevi işte bu özel günlerde Ahmet hocayla beraber sizin güzel anlarınızı kameraları ile sonsuz kılmak! Ben biberli'yi hem fotograf çekerken gördüm hem de fotografçılıkla ilgili planlarını anlatırken..Gözleri çok az şeyden bahsederken ışıl ışıl olur...


Fotograf onun hayatına çoktan sızmış ve onsuz yapamayacağı çok belli artık.. Eğer sizin de bu sıralar evlilik ya da doğum ya da hatırasını yaşatmak istediğiniz özel günleriniz varsa bence Gökçe ve Fotograf Atölyesi ekibi doğru adres..


Bu arada iletişim bilgileri aşşada;


Telefon: 0216 357 44 63-73


Gsm : 0541 357 44 63-73


Adres:Bağdat caddesi Noter sokak Kuroğlu palas apt. 32/B Şaşkınbakkal/Kadıköy/İst


Evlilik fotografları için yetkili kişi: Ahmet Demirhan/Gökçe Özses

Doğum fotografları için yetkili kişi: Leyla Alpaslan/Begüm Demirden

Diğer konsept fotografları için yetkili kişi : Tüm Ekip :)


Resimlerden birkaçını sizlerle paylaşayım istedim..









28 Mart 2011 Pazartesi

bazı şeyler için diyorsun ki "ne kadar geç keşfetmişim"..üzülüyorsun felan.. sonra diyorsun ki "len ya hiç farketmeseydim?? " ben de onu farkettim.. hani burdayım çalışıyorum ama o beni alıp uçuruyor.. sessizce ama çok keskin cümleler kuruyor kulaklarıma..üflüyor..fısır fısır..fısır fısır.. Biri de; Jehan Barbur..Bir video benden..gerisi sizden artık... Düşünsene pazar sabahı..kapı pencere açık,üstünde hırka..güneş ve biz bu albümle kahvaltı yapıyoruz..Pöhüüüü..... Gökten düşmüş yerlere dağılmışım Büyümemiş küçük bir kadınmışım Bazıları için uzak bir rüyaymışım Sonunda senin gibi insanmışım Ama yolum çok, yolum çok uzun Ama yolumda küçüçük sokaklar.. Görebilir misin içimin rengini Bulabilir misin zamanın rengini Yürüyüp geri gelsen Yamacımda dinlensen Aklımda masal olmuş Günlerimi getirsen

26 Mart 2011 Cumartesi

bahar geldi farkında mısınız?

erik ağaçları çiçek açıyor ,pencereden gelen baharın serin kokusunu duymak umut veriyor bana..artık daha geç karanlık iniyor şehre..

gelsin bahar..o ilk zamanlarındaki uyuşukluk halini , çağlayı tuza banmayı , erik çıksa da yesek sohbetlerini pek özledim...

hem bahar "yeni" de demek değil mi?.. adımı seviyorum :)

baharın ilk günlerinin tadını çıkaralım hadi..

23 Mart 2011 Çarşamba

17 Mart 2011 Perşembe



"yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar.ve yine yan yana yürümeyelim... diye dar kafalıydı insanlar.ve sırf dardı diye kafalar düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik, sarılmak yakar bizi deyip aşkı hep uzaktan sevdik..."



"Sorun seçimlerini hep iki kötü arasında yapmak zorunda kalmandaydı; ve seçimin ne olursa olsun bir parçanı daha kesiyorlardı.

Kesecek bir şey kalmayana dek.

İnsanların çoğu yirmi beş yaşında mahvolmuştur. Araba süren, yemek yiyen, çocuk sahibi olan, kendilerine en çok benzeyen başkan adayına oy vermek gibi her şeyi yapılabilecek en kötü şekilde yapan götlerden oluşmuş bir toplum. İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu.

Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi. ..."


16 Mart 2011 Çarşamba

şimdi de fotograf çekiyor...hem de acaip...buna da el attı..elini attı mı en iyisini yapmaya çalışan bir ayrıntıcı o! Ama sonunda ortaya çıkan şeye baktığında diyorsun ki "evet la bu işte böyle yapılır zaten"

komik şeyler de geldi başına tabi..alnını en yumuşak yerini spot lambasına çarptı , yerlerde yuvarlandı , masanın tepesine çıktı ama kalkamadı felan filan..ben güldüm valla o debelendi..eh model olmanın da bi lüksü olmalı de mi ama? Telefonumu bile getirdi len.hehe..ama bişi diyim mi ara verdik tam 6 dilim pizza yemişim..ama olum çok yorucu be..enerji harciyosun bi sürü...öküzlükte sınır tanımıyorum -yemek konusunda olum-pizzanın nefis kenarıyla da nutellaya dayandım.fotograf san'atçısı naif insan 2.dilimi zorla yiyordu o sırada..ama neyse ben onun yeteneğinden bahsediyordum de mi? :) seviyom len..
anladınız biberli işte..yani şimdi kız uğraşıyor öğrenmek için ama bu da biraz doğuştan gelen yetenek ama ya..yani ne kadar eğitim alırsan al göz görmeyince olmuyor da olmuyor..

Biberli görüyor..hatta geçenlerde bi yarışma için gel dedi seni de bi göreyim;
bakın nası gördü beni :)





yakında biberli oksijen alabilecek..artık özgür bir fotografçı olcak...Eğer ihtiyacınız olursa neblim bi düğün olur bi nişan olur bi doğum günü şeysi olur..valla bak benden demesi arayın biberli'yi..sizden çok heyecan yapcak güzel olsun fotograflar diye..bildiğin seratonin salgılıyo kadın fotograf çekerken görüyosun ya seratonini :)) öyle gaza getiriyo adamı...hehe

hain planlarım var...

sonra demedi demeyin...vay ben görmedim vay ben duymadım..

biberli biberli...hadi içten tekrar..neymiş? biberli....

14 Mart 2011 Pazartesi

Hay sıçtığımın bilogırı...ben bu ülkenin deee,bu dötlerin deeee,bu akıl almaz fikir yürütülmez adam bozuntularının daaa taaaa!!!!

ya bloguma yazı giremiyorum şirketten...Bulduk tabi bi yolunu şimdi giriyoruz...iyi güzel taam..yazalım..heves etmişim..haftasonu aldığım kitabı yazcam filmi yazcam yok behzat ç yazcam kitabı bitirdim dicem size övcem kitabı..

yokkk...olur muu? Koduumun memleketinde güzel olan ne varsa yasaklayın...istedğimiz şeyi yapmaktan aciz bırakılan insancıklarız...sosyalleşemeyen azcık bi hamlede sirk hayvanından farksız engellenen bişileriz biz..

ya en baştan hata yemeseydi bu kadar irkiltici yazmicaktım..hevesim de kaçtı...al işte;

***Filmin orjinal ismi,Darjeeling limited..Küs kardeşler limited şirketi olarak türkçeleştirilmiş...Haftasonu migrosta 2.99/10.00 liralık film standıydaydı..Filmi izlemedim tabi daha ama vikipedi'de böyle yazıyor;

Birbirleriyle görüşmeyen ve soğuk bir iletişimleri olan üç kardeş (canlandıranlar Owen Wilson, Adrien Brody ve Jason Schwartzman) babalarının ölümünden sonra, kendilerini bulmak ve yeniden biraraya gelmek için Hindistan'a gitmeye karar verirler. Uzun mesafeli yolculuklar düzenleyen Darjeeling Limited ile anlaşan birbirinden farklı bu üç kardeş, Himalayalar'dan Hindistan'a uzanan huzurlu bir yolculuk planlamışlardır. Ancak yolda başlarına gelen aksi tesadüflerle kendilerini bir anda çölün ortasında bulurlar. Amara Karan, Anjelica Huston, Natalie Portman ve Bill Murray filmde yer alan diğer oyuncular.

fragmanının linki (muhtemelen kodumun kodu işlemeyecek)

http://www.sinemalar.com/film/1372/Kus-Kardesler-Limited-Sirketi/

fragmanı;



***bu kitabı okumayan varsa okusun..Nasıl eğlenceli nasıl zevkle okunan ve devamı hemen edinilesi bi kitap..




Yukardaki kitabı cumartesi akşamı bitirince dedim ben gideyim alayım Son hafriyat'ı..Lan oğlum bendeki şansa bak.Koskoca İnkilap kitabevinde benim istediğim sırf onun için evden çıktığım ve inatla pazar akşamını onunla geçirmek istediğim kitap YOK...Ama neymiş hayat benim için ağlarını örmekte ve beni güzel bir züprize hazırlamaktaymış..Ta taa! Alper Canıgüz'le tanıştım..Yani kitabıyla..yani bakınırken kitap ilgimi çekti görevli çocuk da Canıgüz sever çıktı...başladık muhabbette..velhasıl pazar akşamı "Tatlı Rüyalar" ile geçirdim...Bi kısmını :) Henüz başladım kitaba ama zekice ve yaratıcı kurgusu beni benden aldı bile..Artık Serbes-Canıgüz-Menteş arasında bi süre dolanırım ben...Bu siteyi not edin kopyalayın bişi yapın;

http://www.afilifilintalar.com/

***Elimdeki kitapta Tatlı Rüyalar - Psiko absürd romantik komedi...değişik bişiler okumak için...

ya aslında eğlenceli bi yazı olcaktı daha da çok yazcaktım ama hevesimi kaçırdı işte sıyrık ülkemin bok yiyen sistemi...

hadin eyvallah...

8 Mart 2011 Salı

Kadınlar günü..

Elbette Nazım'ın Kadınlar için yazdığı muhteşem şiirleri okuyoruz..evet gayet romantiğiz..Emekçiyiz taam..Yaşasın Kadın dayanışması peki..

Fekat benim bu sefer kadınlar günü hediyem bi başka..en başta bana ve umudunu kaybetmeyen kadınlara..Bir sürü ricky var klipte..belki de biri ifne diildir?

:)) hehe...Haydi bakalım..iyi seyirler...

28 Şubat 2011 Pazartesi

Sana Geliyorum

I.
Benim sabah keyfim
yeni açmış bir gülü
insanların gülücüklerine yerleştirmektir.

II.
Sana karlı bir günde geleyim
saçımın beyazlığı ve paltomun ıslaklığıyla
üşüyen dudaklarımı ısıt, tenimi kurula
uzun bir şarkıda susalım farkında olmadan
sobanın çıtırtılarına dalalım
sana küçük törenlerimizde şarki söyleyeyim
içki içelim güneşle başbaşa
saçlarına dokunan tarağın hışırtısını dinleyeyim
gözlerinin titreşimini yansıtsın aynalar
bir gece şelalesi gibi
damarlarıma akıp yankılan yüreğimde.

III.
Sana yağmurlu bir günde geleyim
parkta ıslanalım birlikte
gürültüler toprağın kokusunda erisin
kentin görüntüsü değişirken bulutlarla
duraksamadan parlayan gözlerin
ve ıslaklığınla sar beni
en koyu kızıllığında dudaklarının
kıralım demir parmaklı pencereleri
önlerine ortanca saksıları yerleştirelim
ağız dolusu sobe diyelim dudaklarımıza.

IV.
Sana güneşli bir günde geleyim
ışıklı yollara halılar serelim
birlikte aşkınlığa yükselelim,
okyanus sularının ortasında altın kumsallarıyla
mücevher gibi parlayan adada,
ben hep iskeleye demir atmış
beyaz bir yelkenlinin düşünü gördüm
tuzlu dudaklarını yakmak için
sana kendi yaptığım güneşleri getireyim.

27 Şubat 2011 Pazar


Payı tü girifteem nedarem zi tü dest,
Derman zi ki cuyem ki dilem mihri tü hast,
Mi ta'ne zeni ki ber ciger abet nist,
Ger ber cigerem nist çi şüd ber müje hest.

Senin ayağına sarılmışım,elini
tutamıyorum , senden medet
isteyemiyorum; kimden derman
arayayım? Gönlüm senin muhabbetinle hastadır..
Hey gafil, "Ciğerinde su yoktur ,
hasta değilsin" diye bana sitem ediyorsun; sanki ciğerimde su yoksa
ne olmuş...Kirpiklerimde var ya!"

Hazret

24 Şubat 2011 Perşembe

DUMAN

düşünmeye çalıştı..Tüm duygularından arınarak düşünmek..
İki seçenek dedi..
kalktı oturduğu koltuktan..kucağındakiler yere saçıldı..bakmadı,üstlerine basarak yürüdü..
kahve mi alkol mü? Karar verdi..Doldurdu bardağa..düşenlerin üstlerine basarak yerleşti koltuğa..
düşünmesi gerektiği kadar düşünmek istedi..yapması gerektiği kadarını yapmak..ağlaması gerektiği kadar ağladı sonra..bardak boştu şimdi..ne içtiğini hatırlayamadı..
oyun dedi..müzik kutusunu açtı biri?
büyük bir nefes sigaradan..büyük iç çekişler daralan hayatlar dedi..yine büyük bir nefes..dumanı hapsetti içine..dumandı şu dakkada artık..

olması gerektiği kadar oldu sonra..


23 Şubat 2011 Çarşamba

5 Mart'ta ben Kadıköy'de olacağım elbette...Kadın olduğunun ve Türkiye'de kadın olmanın ne demek olduğunun farkında olanlar...Bence siz de sokakta olmalısınız...


http://kadinlarsokakta.org/a/

22 Şubat 2011 Salı


21 Şubat 2011 Pazartesi



20 Şubat 2011 Pazar

ya ne dense kabulüm..zira kuyruğu yanmış gibi gezdim haftasonu..

cumartesi "bi ordaydım bi burdaa hayaller ortasındaaa"

anne tarafından adanalı olduğumuzdan kelli, de ki "gel kebap var" :) Uçarak gelmessem n'olayım...hele içli köfte efendime diyeyim şalgam ne bileyim halka tatlısı var de..Canımı al..

e gittik tabi maaile..Adanalı erkekler takımlı ve göbenkli, Adanalı hatunlar süslü ve bol takılıydı..Sanki Nişantaşı'nın göbeende değildim de adeta Adana'da arz-ı endam ediyordum..Öyle ele geçirilmiş bir durum vardı ortamda..

neyse geçelim..zira önemli olan yediğimiz içtiğimiz..Ceyhan'dan getirtilen kebap ustası abi tüm hünerini konuşturmuş ve parmaklarımızı yememize sebep accaip bi kebap hazırlamıştı..cazır cuzur ettikçe o ızgara benim de içim erimekte acaba bu kebapçı abi beni de yanında ceyhan'a götürür ömür boyunca ona köle olmam karşılığında hergün bana kebap yedirir miydi? Teklif etsem yapardı bence :) sence? (ehe)

Valla fotograf desen utangaç bi biçimde başımı öne eğerim zira unutmuşum!! Fotograf çekmeyi unutmuşum..İnanamadın mı? İnan..öyle.. Masadaki hummus-kebap-bol yeşillik ve içli köfte bana benliğimi unutturdu sen bana fotograf için hesap soruyorsun..Sorma..O günü hastanede bitirmedim ya..bana bişi olmaz artık..

ordan sonra dedik yafu azcık öğütmek lazım bu şaane şeyleri..Gittik dolmabahçe'ye..deniz kenarındaki şu meşhur çay bahçesine..bak böyle işte;









bitti mi? hayır..

Akşam sevgili Esra'nın doğumgünü için Kuzguncuk'daki Olcay'daydık.."Olcay apla" şarkı söylemek için dünyaya geldiğini düşünen ama çok yanılan bir mekan sahibi..imiş..saz heyeti sanatlarını icra ederken bi ses duyduk..allahım bu ne? Ne derken hakkaten "NEE?" yafu Olcay abla valla bak sen mekanı işlet paraları say ama yapma gözünü sevvim ablam..kıyma bize..Hayır ben bi de onun mekan sahibi olduğunu bilmeden garsona "biz rahatlayalım diye gelmiş idik bu ablanın elinden alınız şu mikrofunu derken de aklımın ucundan geçmediydi inadına devam edeceği :))

Masamızda Bilkent'te müzik öğretmenliği yapan ve profesyonel olarak şarkı söyleyen Elif'ciğimize bu kadar yalvaran gözlerle bakmamış olsak dün geceyi eminim farklı hatırlayacaktık..Elif şarkı söylerken ben de mutlu mesutken;



Elif muhteşem bi ses ve şekerpare gibi bi hatun..Nerde ne zamanlar çıktığını dün işitir gibi oldum ama emin olmak lazım..Öğreneyim dinlemeye gideriz hep beraber bi akşam...Hımm?
















Esra ve Sümer..Çok tatlı çok aşıksınız..Size imrenmemek elde değil..İnsallahh uzun sürsün aşkınız..Esra'cım bu arada; Zahidem'i öğrenmeye başladım..O türküyü sana söylicem ama dün akşam ki sözün söz mu cancağzım? :)))

Seni çok sevdim..sık sık görüşelim olmaz mı? Ve yine iyi ki doğmuşsun..Sümer ve sana, henüz tanışamadığım muhteşem köpeğinizle uzun ve aşk dolu bir ömür diliyorum..
Hımm Sümer fotografları mailleyeceğim sana..unutmadım..





e öyle böyle derken sabaha yaklaşırken yollandık evlere...Rakı tadı ve keyifli muhabbet kar kaldı..

Güzel insanlar,güzel zamanlar...

15 Şubat 2011 Salı

Sonbahar filminin yönetmenliğini Özcan Alper yapmış..Film 2007 yılında çekilmiş ve En iyi film ve En iyi yardımcı kadın oyuncu (Megi Kobaladze) ödülleri almış Koza Film Festivalinde..Daha bir sürü festivalden de bir çok ödülle çıkmış Sonbahar..

Konusu ile ilgili çok ayrıntı vermek niyetinde değilim...Kısaca merak edenler için; Yusuf henüz 23 yaşındayken siyasi tutuklu olarak cezaevine girer..Sosyalizm gelecektir onlara göre ve bu uğurda gerekiyorsa canlarını vermeye hazırdırlar..Yusuf büyük umutlar ve büyük hayal kırıklıkları içinde tam 10 sene yatar..2000 yılında F tipi cezaevlerine karşı yapılan eylemler de Yusuf içerdedir ve ölüm orucuna yatarak eyleme destek verir..."Hayata Dönüş Operasyonlarında" can verenlerin dışında ölüme hazırlananlardan sadece biridir Yusuf..

Filmde Türkçe,Hemşince ve Gürcü'ce konuşuluyor..Hopa'nın muhteşem güzelliğini ,her bir karenin içinize işleyen sonbahar renklerini, filmin müziklerini ve Onur Saylak'ın oyunculuğunu görmezseniz çok yazık olur..Çok ciddiyim..Bu film sessizce yaklaşan ve arkasından bir balyoz yemişcesine sizi darmadağın eden bir etkiye sahip..Bana öyle oldu en azından..

Ve filmin içinde ıslıkla başlayıp geçmiş zamanı yansıtan bir sahne var ki..


Sonbahar film fragmanı
Yükleyen blogabi. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler

ve o ağıt;


10 Şubat 2011 Perşembe

Bu sabah Şirinella şaşkınlıktan şaşkınlığa savurdu durdu beni..Gün hızlı başladı..Sabah kalkmamız gereken saatten tam 45 dakka sonra kalktık..
Nasıl oluyor bilmiyorum ama ben ve Şirin 10 dakika sonra dışarı atmıştık kendimizi..Ben şık,şirinella kalın giyinmişti..Ama sorsan o 10 dakikayı tamemen bilinç kaybı!
Hatırlamıyorum..

Yolda durup dururken "Dışarda çok küçük oluyorum" dedi. "Nasıl?" dedim.. "Küçük hissediyorum işte!" dedi..
"Dışarda herşey çok fazla büyük..Ben de öyle hissediyorum zaman zaman" dedim..Gözlerim doldu len...Ona baktım sakindi..

Sonra yürümeye devam ettik..Dün akşam yuvadan çıkarken öğretmenine tuvalete gitmem lazım demiş..Sanırım o da üşenmiş götürmemiş...Üstünde mont falan filan..
Fekat anneannesi ile çıkıp markete gittiklerinde olay patlak vermiş..Zor durumda kalmış minnoş anlayacağın :)

Yolda "öğretmenin ile konuşmamı ister misin dünle ilgili" dedim.."Hayır" dedi..Acaba muhteşem hayalgücü mi çalıştı "çiş konusunda" diye düşünürken , "tartışmanı istemiyorum öğretmenimle" dedi.."Pekii" "O zaman tartışmadan konuşmama ne dersin" dedim..(aslında öyle bir tartışma yaşamadım hiç ben öğretmeni ile ama sanırım öyle bişeye tanık oldu arkadaş) "Sadece soracağım" "tamam" dedi..Sor!

Artık yuvaya gelmiştik ve maalesef örtmen Duygu gelmemişti..Ama çok da mühim değildi..Duygu iyi bir kız..Mutlaka bir açıklaması vardır..Bu tür konular çok büyütülmemeli genel huzur açısından bence..

Şirineye kocaman sarıldım..
"Seni öyle çok seviyorum ki..
Seni öyle çok seviyorum ki..
Seni öyle çok seviyorum ki.. dedim çıldırmış gibi..Tahmin bile edemezsin.." "Ediyorum" dedi sakince..


Sanırım bugün akşam olmayacak...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Bugün sabah yürürken güneş vardı ve ben kulağımda kulaklıkla düşünerek yürüyordum...

Aniden çıktı karşıma...


8 Şubat 2011 Salı

"Amerikalı bir zengin, iş seyahati sırasında Meksika'nın küçük bir kıyı kasabasına uğramış... Limanda gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu bir tekne ve içinde keyifli bir balıkçı... "Merhaba balıkçı" diye seslenmiş, "... Bu balıkları kaç zamanda tuttun?" "Bir iki saatimi aldı" demiş balıkçı... İştahlanmış bizim işadamı; "E, niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın?" diye sormuş. "Bu kadarı bize yetiyor da ondan" diye omuz silkmiş balıkçı. Şaşmış balıkçının bu kanaatkarlığına işadamı; "Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki" diye üstelemiş. Balıkçı, özetlemiş bir gününü: "Sabahları açılır, biraz balık tutarım. Sonra çocuklarımla oynarım. Öğleyin karımla biraz siesta yaparım. Akşamları amigolarla beraber gitar çalıp şarap içer, geç vakte kadar eğleniriz. Oldukça meşgul sayılırım senyor". Gerinmiş Amerikalı: "Bak" demiş "... ben sana yardımcı olabilirim.. Bu işe daha çok zaman ayırmalısın. Daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın. Oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa sürede tuttuğun balıkları doğrudan işletme tesislerine satarsın. Hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun". Balıkçı merakla "Bunları yapmak kaç sene alır sinyor" demiş:"15-20 yılda halledersin" demiş Amerikalı, "Ama sonrası daha parlak: Zamanı gelince şirketini halka açarsın, hisselerini iyi paraya satarsın, kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın." "Milyonlar ha..." diye tekrarlamış balıkçı... "Eeee... sonra?" "Sonra emekli olursun. Küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin. İstersen zevk için balık tutarsın. Çocuklarınla oynar, karınla keyfince siesta yaparsın. Akşamları da arkadaşlarınla şarap içip gece yarısına kadar gitar çalarsın. Nasıl...? Mükemmel değil mi? "Balıkçı cevap vermiş,"Ben zaten şu anda o işi yapıyorum,bu kadar telaşa ne gerek var..."

Bir an olsun durup düşünseniz; "Bütün bu telaş ne için...?" Arada denize açılıp, çocuklarınızla oynaşmayacak, dostlarınızla gitar çalıp şarap içemeyecek olduktan sonra onca koşturmanın ne anlamı var? Hırsla örülü onca yılın vaat ettiği final, halen yanı başımızda duran mutluluksa,bu yarışa ne gerek var?"

C.Dündar

Yazıyı okuduktan sonra "len napiyorum len ben!" diyor di mi insan?O yüzden yazmış zaten yazan.Ben niye yazıyorum peki? Okuduklarım bana ne hissettiriyor?
İçinden "siesta","balık tutmak","meksika'yı" seçiyor onların sersemletici hazzıyla asıl anlatılmak isteneni kaçırıyor olabilir miyim? Yazar burda ne anlatmak istemiş gerçek bir soru oluyor,yurdumun salak sınav sorusu kalıbından bağımsız..

Hayatı senin istediğin çizgide çizebilmek..Okuyunca ne kadar basit geliyor di mi?Oysa ne çok şey var yolumuzdan sapmamıza sebep olan.İstek ve kararlılıkla başladığın yol bir süre sonra "başkalarının" kararlarına uyduğun ve "onlar" ne derse yaptığın istemsiz reflekslere dönüşüyor..Para kazanmak,hayat standartlarını yükseltmek,sosyal bir hayat edinmek,iş hayatında saygınlık kazanmak...

Oysa ilk gençliğimizde okulu bitirip "iyi" bir meslek sahibi olmak nasılda hayati idi hatırlasanıza..Ne değişti peki? Ya da değişti mi bişiler? 30'larda olduğumuz için hayatın elimizden kaçtığını düşünüp korkaklaşmaya mı başladık?

Cesur olmayı seçmek lazım..Cesaret gerek şimdi bize..Hayattan ne çalarsan o kar..Hayattan çalmak lazım..İstemediğin hiçbir şeyi yapmamayı seçebiliyor olmak lazım..Zor mu? Bunu kendimize yapan bizleriz hadi itiraf edelim..

Hayal ettiğim şu an yaşanılması imkansız mı geliyor kulağa? Şair benden önce istemiş yazmış...



gün doğmadan,
deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
içinde bir iş görmenin saadeti,
gideceksin;
gideceksin ırıpların çalkantısında.
balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
sevineceksin.
ağları silkeledikçe
deniz gelecek eline pul pul;
ruhları sustuğu vakit martıların,
kayalıklardaki mezarlarında,
birden,
bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
denizkızları mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?
heeeey!
ne duruyorsun be, at kendini denize;
geride bekliyenin varmış, aldırma;
görmüyor musun, her yanda hürriyet;
yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
git gidebildiğin yere.


7 Şubat 2011 Pazartesi


Kaybedenler Kulübü - Teaser
Yükleyen BoxOfficeTurkiye. - TV dizilerini ve programlarını online izleyin.

Film Mart 2011'de girecek vizyona...



Kaybedenler Kulübü - Fragman
Yükleyen milyonlarinsevgilisi. - TV dizilerini ve programlarını online izleyin.


Serra Yılmaz filmin oyuncuları arasında...izlerim o nerde olursa..Ahu Türkpençe bana nolur "pis kız" nasıl rol keser göstersin ve şaşırtsın beni..

İşler hakkında bişi demicem...Ne gerenk var şinci?

Filmin fragmanı iddialı..hatta biraz fazla..Du bakalım görciz..

6 Şubat 2011 Pazar


*Bol insanlı bir günün sonunda kendini eve atıp sıcacık koltuğunda votka içip kitap okuyup gevende dinlemek gibisi yok yafu..

*Sigaram bitmiş..Böyle bir tiryakiyim işte ben.."miş" ne la? Evde yedek paket olduğuna mı sevineyim yok sa o sigaranın Monte Carlo olmasına mı üzüleyim bilemedim..

*Çok keyifli bi kitap okuyorum a dostlar.."Film Kulübü" Yazar David Gilmour...Jesse akıllı fekat okulu sevmeyen bir ergendir..Babası onun mutsuz ve hayattan zevk almaz olduğunu görür ve uzun bir karar sürecinin ardında oğluna okulu istiyorsa bırakabileceğini,para kazanmak zorunda olmadığını,ona hiç bir sorumluluk yüklemeyeceğini,tek şartının haftada üç film izleyecek olacağını söyler..Jessse için reddedilemeyecek kadar iyi bir tekliftir bu..Böylece film kulübü kurulur ve...Kitapta yazarın anlatımı kadar filmler ve oyuncular hakkındaki yorumlar da cezbedici..Ayrıca bir teşekkür sunmalıyım izninizle..Bana bu kitabı aldığın için çok teşekkürler :)

Kitapta müthiş adam Eastwood'dan elbette bahsediyor..Yazar baba onda sevdiği beş şeyi sayıyor;

1. Bir Avuç Dolar'da tabut imalatçısına dört parmağını kaldırıp "Pardon,yanılmışım.Dört tabut"demesine bayılıyorum.

2.1993'te Londra'daki Ulusal Film Tiyatrosu'nda Prens Charles'in yanında durduğunda asıl prensin kim olduğunu herkesin anlamış olmasına -ki bunu dile getiren İngiliz eleştirmen David Thomson'dı-bayılıyorum.

3.Clint'in film çekerken asla "Motor" dememesine bayılıyorum.usulca,hafifçe "Hazırsanız başlayalım " der.

4.Clint'in Affedilmeyen'de (1992)atından düşmesini izlemeye bayılıyorum.

5.Clint'in Kirli Harry rolünde bir San Francisco sokağında bir elinde tabanca,diğer elinde bir sosisli sandviçle yürümesine bayılıyorum..

Ve kitaptan filmler hakkında çok katıldığım bir nokta daha;

"...Sonra üniversitedeki abilerimin bana söylediği bir sözü tekrarladım:bir filmi ikinci kez seyretmek aslında ilk kez seyretmektir.Başından sonuna kadar ne kadar güzel kurgulandığını anlayabilmek için sonunu bilmeniz gerekir."

Doğru di mi? Bence öyle..

Votka azalıyor..Gitme vakti..

Bu hafta güzel bi hafta olsun herkeşler için..

5 Şubat 2011 Cumartesi

Havaların bu kadar soğuk olması benim gibi oksijen manyağı birisini bile zorluyor..


O sebepten günümüzü bir alışveriş merkezinde geçirdik...AVM'lerin içinden bir seçme yaptım ve Palladium'da karar kıldım diğerlerinden daha ferah ve eğlenceli..Kapıdaki 2,5 metre boyundaki hokkabaz bizi çok güldürdü mesela...Bi süre Şirinella ile benim peşimizden geldi zira...O boyla nası o kadar hızlı yürüyebiliyor ki??


İlk durak sinema salonuydu ama biz elbette geç kaldık seansa..Oysa Karmakarışık'ı bende izlemek istiyordum..Ama pes etmedik gün güzel geçmeliydi..Ordan D&R ..Kitap dergi bakmaca..Şirinella'ya TüBİTAK yayınlarının okul öncesi bilim dergisi ; "Meraklı Minik" Bu ay ki konu; Avustralya.. elbette kangurular ve avust.yerlileri..Ben de yerlilerin çaldığı o uzun müzik aletinin "diciridu"olduğunu ve dans ederken kanguruların hareketlerini taklit ettiklerini ve çölde yaşayan dikenli keler'in ne acaip görünen bi hayvan olduğunu bu dergiden öğrendim :) Bence dergi alışkanlığı kazandıracaksanız bu tür eğitici dergileri seçmekte yarar var zira o wings kızları efendime söyleyeyim barbie dergileri felan onlar pek yapay ve gereksiz..


Şirinella parmak boyasına bayılıyor..Neden bayılmasın ki baksana;




Boyadan pc'de nasibini aldı elbet...

Ayrıca bi süredir Leman'ın 1000.sayısını arıyordu gözlerim ama bi yerde rastlaşamamıştık..Buluştuk en nihayet..Çok şaane olmuş 1ooo.özel sayı..Herkeşler çizmiş-yazmış..2.baskısını yapmış dergi..Çağçağ,Can Barslan (bayılırım..yaşasın terelelli pictures) Cem Yılmaz ,Selçuk Erdem , B.B, Tuncay Akgün (ben bir bezgin bekir hayranıyım) ve elbette Ramize Erer (kötü kız..O kızın oturuşu bile bence bişi anlatıyor:)) Kimi ararsan var yani..


Çizenler dışında yazanlar da var; Nihat Genç uzunn bi yazı döşenmiş "Topaçlar Cumhuriyeti" diye..Bende okumadım bi okuyayım belki konuşuruz üstüne..Yalnız hakkaten uzunn bir yazı..

Tuncel Kurtiz'de yazanlar arasında..Tayfun Er, Atilla Atalay ve V.Özdemiroğlu'da...


Akşam olsa da okusam geriye doğru devrile devrile..

Sonra baya zemandır almadığım ve artık takipte etmediğim Tempo aldım bi tane..Aslında bir ek vermişler onun hatrına.."Okumanız gereken 50 kitap"Listeyi Prof.Dr.Hasan Bülent Kahraman hazırlamış ve ön yazısından kısacık bir bilgi; "....Daha farklı bir listeyi,tamamen kişisel bir tercih çerçevesinde hazırlamak mümkündü.Ama bu tür çalışmalar,her zaman "eğitsel" ve "toplumsal" bir hassasiyet taşır.Elinizdeki liste de böyle bir mantığı yansıtıyor. Niçin başka yapıtların değil de,bunların yer aldığı sorulabilir,ama niye bu yapıtların yer aldığı sorgulanamaz.Gene de, bu listede yer veremediğim,ama dünyalar kadar sevdiğim nice romanı hatırlayınca, ne yalan söyleyeyim,içim cız ediyor."

"...Bu liste sadece romanları içeriyor.O nedenle birkaç sözcükte roman hakkında edeyim.Roman,hayatın özüdür.Hayattan beslenir,ama hayatlar kurar.Bazı roman kahramanları yakınlarımızdan daha fazla yaşar bizde.Çoğu zaman,dünyaya onların gözü ile bakarız.Onların olaylar karşısındaki tavırları bizim de tavırlarımız olur..."


Böyle işte..Listede seçilen romanlardan bikaç örnek;


*Gılgamış Destanı (M.Ö 3000)

*Tehlikeli İlişkiler (Choderlos de Laclos-1782) Bu eser film olarak 1988 yılında çekilmiş ve başroller de Glenn Close ve John Malkovich var...

*Moby Dick (Herman Merville-1851)

*Anna Karenina (Tolstoy-1877)

*Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust-1913) Bu roman bir buçuk milyon kelime içermekte ve yazılan en uzun romanlarda biriymiş..

*Deniz Feneri (Virginia Woolf-1927)

*Yabancı (Albert Camus-1942)

*Lolita (Vladimir Nabokov-1955)

*Dağın Öte Yüzü (Yaşar Kemal-1960)

*Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Ahmet Hamdi Tanpınar-1962)

*Denizi Yitiren Denizci (Yukio Mishiba-1963) Kitabın yazarının hayatı ve ölümü de sıra dışıymış..1970 yılında kendisinin kurduğu bir örgütün üyeleri ile birlikte bir askeri karargahı ele geçirmiş Mishiba.Bir darbe ile imparatorluğu geri getirmekmiş amacı..Karargahtaki askerleri etkilemek için bir konuşma yapmış ancak başarılı olamayınca harakiri yaparak intihar etmiş..

*Bereketli Topraklar Üzerinde (Orhan Kemal-1966)

*Yüzyıllık Yalnızlık (Marquez-1967)

*Kurt Kanunu (Kemal Tahir-1969)

*Tutunamayanlar (Oğuz Atay-1972)

*Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (M.Kundera-1984)

*Küçük Şeylerin Tanrısı (Arundhati Roy-1997)



Son olarak D&R da Gevende'nin yeni albümünü çalıyorlaardı..Pek sevindim pek mutlu oldum..Demek ki iyi şeyler de rağbet görüyor karanlık ülkemde..Aldım tabi albümü hemen..Dinniyorum şinci..



Haydin eyvallah...

3 Şubat 2011 Perşembe

şiir

korkup içinin çekildiğini hissedersen birgün
yapayalnızken,üşümüşken

düşün sevgili...
kutsal bir tesadüfün aydınlattığı
ilk aşkın tohumunun düştüğü ,
birbirimizden uzaklığın sızısının yaşandığı
O kış günlerini
düşün...

Karamsarlık dolandığında tenine,
güneşin hiç ısıtmayacağını,
hiçbir günün başka bir günden iyi olmayacağına
ikna olduğun zamanlarda

düşün sevgili...
uzun kış gecelerinde
tek kişililk sarı bir kanepeye
çift kişilik dokunmalar sığdırmalarımızı,

düşün sevgili..

ki sendedir tüm ömrün tan vakti hoşlukları

2 Şubat 2011 Çarşamba

1 Şubat 2011 Salı


Kenny rogers & lionel richie lady
Yükleyen rawestern. -


Bu sözlere hangi kadın karşı koyabilir?


Kar yağarken dışarda ne dinleyebileceğimi düşünüyorsunuz ki??


Bi ara mucizeler beklemiştim hayattan...hala bekliyorum..Vazgeçmedim..Vazgeçemem ki..

ama olmak istediğim yer resimdeki yer ve yapmak istediğim şey de bu;




Kenny abi ne güzel diyorsun be..Yüreğine kurban! :))



;;