24 Mayıs 2013 Cuma
Radyoda türkü dinlemek istedim bu sabah..Bana ananem hatırlatsın diye açtım trt türkü kanalını..Ananem sabah ilk iş açardı radyoyu.Ama eskiden taa ben küçük olduğum zamanlardan bahsediyorum..Ta Zeynep kamil'de Valide-i atik mahallesi Yavuz apartmanı'nda oturduğumuz zamanlardan.Ananemler giriş katında biz de bir üst katta otururduk..Daha evveli de var Çiçekçi'de oturduğumuz zamanlar ama o çok eski..orayı çok net hatırlamıyorum.Sadece ananemin cimcime dediği bir kız vardı onu hatırlıyorum.Esra idi sanırım gerçek adı.Bir de çingene eteğimi hatırlıyorum o zamandan..Üstümden çıkarmamacasına severdim o eteği ve ne kadar çirkin bir etekti anlatamam.Tek özelliği ben dönünce eteğinde lunaparktaki balerinin eteği gibi kocaman açılmasıydı.Hakkaten ne çirkin etekti, renkler falan berbat yani..Berin'in beni o etekten kurtarma mücadelesi görülmeye değerdi..Güzel bir çocuktum ve kendimi ziyan ettiğimi düşünürdü onu giyerek :)
Bir de onu giyince düğünlerde oynarken çok havalı olduğumu düşünürdüm.Ananem beni masaya çıkartırdı ben de kendimce döktürürdüm..Herkes alkışlarken beni daha da şevkle atardım minik göbecikleri..Dansöz olmak isterdim o günlerde..Hatta sanırım epeyce ağlamıştım bana zil alın şu işi layıkıyla yapayım diye..Alındı mı? Bak onu hatırlamıyorum.Dedim ya çok az anım var çocukluğumla ilgili..Sanırım çok derinlere ama çok derinlere atmışım karşıma çıkmasın diye bir daha..
Annemin sivri topuk kırmızı ayakkabılarını da hatırlıyorum. (çok ama çok güzel ayakkabıları vardı annemin) Onları alır salona kendime bir tamirci masası hazırlardım..Çekiçli çivili basbaya.Sonra ağzımda o çivileri tutar çekiçle ayakkabının altına çakardım..Annem kızmazdı. Bilmem belki kızardı da ben unutmuşum.Pazar günleri de Bağlarbaşı'nda ki lunaparka giderdik annem kerem ben..Babam gelmezdi.Nerde olurdu bilmem..Sanırım Üsküdar'daki birahanede.
Türküler o günlerden işte..Ananem başına tülbenti sarar evi temizlerdi..Mütemadiyen temizlik olan bir evdi onun evi..Ama kendi kendine yapardı beni hiç rahatsız etmezdi.Usul usul..Çok özledim.Bunları düşünürken ağlamamak mümkün değil benim için.Yalnızken dışıma dışıma, yalnız değilken içime içime..Şu an peki? Şu an nereye ağlayayım bilemiyorum..
Özlemimi iç organlarımda hissettiğimi zamanlardan biri..Defolarımı dolduracak kadar çoklar o günlerin özlemi..Üstelik bir kaç anı hariç mutlu bile sayılmazdım.
Etiketler: ben, grup kibele
1 Kasım 2012 Perşembe
KENAR MAHALLEDE BİR PAZAR GÜNÜ - ÇAĞDAŞ TÜRKÜ
1 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Kasım 01, 2012
ah çocukluğum ahhh...Ah benim ben olmamı sağlayan teyzemm..ah teyzemm..
dinlerken bildiğin gözlerim yaşardı yaaa!!!!
Kenar mahallede bir Pazar günü
Buğulanır toprak, yol ve damlar
Sabah güneşinin ilk akıntılarında,
Göğü turuncu bir ağ kaplar
Konuşmalar, küfürler, çocuk çığlıkları,
Öper yüzünü yeni bir sabahın
Çamaşırlar hışırdar avlularda,
Bayrakları gibi fukaralığın
Kahveye çıkar birer ikişer erkekler,
Yayılarak otururlar iskemlelerde
Çay bardakları şıngırdar, radyo bağırır,
Bir haftanın yorgunluğu atar iliklerde
Ötelerde portakal bahçelerinde
Gün ışığı dans eder, sabah yeliyle
Arklardaki sular el çırpar
Ürpertiden toprağı titretircesine
Bir çocuk çitleri usulca aşar
Geçer uyuklayan bekçinin önünden
Gömleğinin içinde bir damla kalır
Uzayıp giden portakal denizinden
Tulumbada yüzünü yıkar bir işçi
Daha uyanmayan karısına seslenerek
Kalkar kadın elinde eski bir havlu
Geceki yorgunluğu anlatır ezilerek
Bir kumru tüner dallarına
Avludaki yaşlı dut ağacının
Ona sevgiyle gülümser
Sonra sarar belini kadınının
Sokaklarda satıcıların bağırtıları
Kapıların önünde iyice tizleşir
Kenar mahallede bir Pazar günü
Böyle başladı nasıl biter kimbilir
söz: Ahmet Erhan
beste: Eftal Küçük
Etiketler: ben, çağdaş türkü, çocukluğum, kenar mahallede bir pazar günü
10 Eylül 2012 Pazartesi
epey zaman önceydi,
o vakitler mücadele olarak adlandırdıklarım başka ben başkaydım..
güneşe bakarken gözlerimi hayallerim korurdu,
yara berelerimi göstermekten çekinmezdim, korkularım başka ben başkaydım..
geçilen yollarda yaralarımız da biz de büyüdük,
çocuk aklımızla otuzlu yaşların hayal edilemez olacağını bilemezdik elbet..
o kızın oluruna bırakmayı öğrenebileceğini görmekte varmış ne tuhaf.
oluruna bırakıp olmazsa hayırdan sayıyoruz artık..Doğru olamayacağına inancımız tam kendimizden adımız kadar emin..Diren sadece aykırı bir isimden ibaret bugün..
Sırtımızda o günlerden kalan bir sızı..Ki o sızı İstiklal caddesinde gazete satmak için taşınılan çantalardan yadigar..Bugünkü sızılardan çok uzak..ve ne kadar romantik..!
Etiketler: ben
31 Ağustos 2011 Çarşamba
sek-sek oynarken papuçlarım küçükken henüz,
sivri topuk papuçlarımla hayatın çizgilerine basmamaya çalışıyorum şimdi..
ve ekrandaki Helena Bomham Cartet ne hoş...ve dinlerken burda olanınız var mı Horizon'u?
Etiketler: ben, horizon, paul schwartz
6 Temmuz 2011 Çarşamba
sakin bir yeşil,yeni dünya ve pıtırdayan beyaz çiçek...
2 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Temmuz 06, 2011
sakin , pek yakın bir yeşil
yeni dünya yerken nasıl mutlu ise öyle işte..
o yeşil de öyle..
cıvıltısında dalın üstündeki kıkırdayan kuşun,
o nasılsa öyle..
dumanlı dağların kokusunu çekerken içine,üstüne sinerken nasıl yeşilse
işte o da öyle..
beyaz çiçek açarken heyecan dolu pıtırdar ya
pıt pıt..pıt pıt..
öyle..
kayık nasıl dalgalarda hışır hışır solur,
koynunda solurken de öyle..
sessiz soluğu kesilir ya hani derinlerde, çok derinlerde ama
öyle derin işte..soluksuz bırakır gibi bazen..
soluksuz bırakır gibi...bazen...
İstanbul
2011
14 Haziran 2011 Salı
şişşş!! özlemediniz mi olum beni..hele heleee...
5 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Haziran 14, 2011tabi an ben an haberdar olanlar saylanmaz...
bi de bu var..elimi kolumu kescem şimdi..
Etiketler: ben, naci en alamo
26 Mayıs 2011 Perşembe
18 Mayıs 2011 Çarşamba
SABAH BANA ÇARPMAMAK İÇİN MOTORUNDAN DÜŞEN ÇOCUK...TEŞEKKÜR EDERİM SANA..HIM İNSANİYET DEMİŞKEN...
6 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Mayıs 18, 2011Bu şarkıyı bi kaç gün önce keşfettim...
Bi sürü şey yaşanıyor...
insanlar düşünüyor
insanlar seviniyor
insanlar kahroluyor
insanlar hırslanıyor
insanlar sana sırt dönüyor
insanlar döndüğün sırtını sıvazlıyor ya da saplayıveriyor bıçağı...
elbette bugüne kadar yaşadıklarım yanıma kar kalmamış..görüyorum..farkediyorum ama kızamıyorum işte..özür dilerim kızmıyorum! insan diyorum o da, şu sebeplerden yapıyordur diyorum...en az kırıcı olan haliyle söyleyeyim hadi "saflığı" ben kendime yakıştırıyorsam kim ne diyebilir? Saf olmak benim seçtiğim bişi..ben her şeye rağmen,herkese rağmen yaşanan tüm kötülüklere rağmen salaklık derecesinde saf olmayı seçiyorum..Kim suçlayabilir beni? Senin başına gelmedi mi? İyi olmaya çalışmadın mı hiç?
İnsanlar kazanıyor
insanlar kaybediyor
insanlar olgunlaşıyor
insanlar çirkinleşiyor...
İnsanlar..
Sabah şirine "hayvanları çok seviyorum" dedi.."İnsanlardan daha sevimli onlar dedi"..Çocuk öğrendi ya bu yaşta bunu helal olsun bize..!! "Hangi hayvanı seçerdin" dedim.."Fare" dedi.."Neden" dedim.."seviyorum işte hayvanları" dedi..Bence büyük bi laf etti..farkında mı bilmem, zannetmem de ama içinde küçücük izini taşıyorsa ne mutlu..
Köpek olmak
tavşan olmak
civciv olmak
kolay di mi? Olabiliyorsan fare ol bakalım...İnsanların hep sevebileceği sempati duyacağı bi "yaratık" olmak zorunda değilsin..Herkes seni sevmek zorunda değil..Sen gerçekten ne olduğunun farkında mısın?? Soru bu!!Ben bi fareyim ve beni sevebilen sevsin demek...
İnsanlar yalan sölüyor
insanlar dürüst olmak için hayatlarını değiştiriyor
insanlar adım atıyor
insanlar atılan adımları görmüyor hayat bitiyor...
ben gidiyorum artık..az kaldı...bakalım kimler kalacak...kimler kanayacak? Ben hep içimde iyilikle anacağım ama..iyi olanı seçme hakkım varsa..onu şimdi kullanıyor olacağım..
insanlar....
Etiketler: ben
27 Nisan 2011 Çarşamba
GİZ
Ey yar ; boynumun borcu
strateji ve taktikler burcu
anlat tabii
tek kişi çok kişidir
çöz gövdemin beyaz kimyasını
aklımın hizasını
kanat içimdeki uzayı , akşamın bahçelerini
söze söyle , yazıya dök beni
bir kucakla
bir imkansızlıkla
nasıl bilirsen onunla ilişkilendir
bir anlatana bir anlatılan gerekir...
BİRHAN KESKIN
Şiir hüzün demek biraz,mahsun olmak demek...böyle sanki bi sebepten açamayan tomurcuk gibi hissettiriyor okuduğum Keskin şiirleri..Tren garında bir dakkayla kaçırmışım gibi demir treni..Herkes girmiş ben dışarda kalmışım gibi sarı sıcak ışıldayan eve..
Ve fakat o tomurcuğa su veren de varmış gibi , gara benden sonra gelenin gözleri beni arıyormuş gibi , sarı pencereye bakarken ben, elimden tutup ısıtan varmış gibi de umutlanıyorum..
Çok şükür..
Böyle kayboluyorum kitabın içinde..
Rüyamda yunuslarla yüzdüm ben dün gece..mercanların içinden geçtim..muhteşem mavilikte elele idik..Her gece yatmadan şiir okusam yine gelir mi o yunuslar rüyamıza?Peki sen? Rüyamı gerçekleştirir misin? Ellerim ısınır mı güzel ellerinde? Treni kaçırdığımıza güler miyiz kahkahalarla? Usanmadan bıkmadan sular mısın o tomurcuğu kurumasın diye? Kaybolur musun mavilikler içinde? Şiir okusam yatmadan olur mu bunlar hep?
Etiketler: ben, birhan Keskin
14 Nisan 2011 Perşembe
21 Şubat 2011 Pazartesi
Mavi gibi..Deniz gibi...Bulut gibi...Ay gibi..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Şubat 21, 2011Etiketler: ben, bülent ortaçgil
10 Şubat 2011 Perşembe
Bu sabah Şirinella şaşkınlıktan şaşkınlığa savurdu durdu beni..Gün hızlı başladı..Sabah kalkmamız gereken saatten tam 45 dakka sonra kalktık..
Nasıl oluyor bilmiyorum ama ben ve Şirin 10 dakika sonra dışarı atmıştık kendimizi..Ben şık,şirinella kalın giyinmişti..Ama sorsan o 10 dakikayı tamemen bilinç kaybı!
Hatırlamıyorum..
Yolda durup dururken "Dışarda çok küçük oluyorum" dedi. "Nasıl?" dedim.. "Küçük hissediyorum işte!" dedi..
"Dışarda herşey çok fazla büyük..Ben de öyle hissediyorum zaman zaman" dedim..Gözlerim doldu len...Ona baktım sakindi..
Sonra yürümeye devam ettik..Dün akşam yuvadan çıkarken öğretmenine tuvalete gitmem lazım demiş..Sanırım o da üşenmiş götürmemiş...Üstünde mont falan filan..
Fekat anneannesi ile çıkıp markete gittiklerinde olay patlak vermiş..Zor durumda kalmış minnoş anlayacağın :)
Yolda "öğretmenin ile konuşmamı ister misin dünle ilgili" dedim.."Hayır" dedi..Acaba muhteşem hayalgücü mi çalıştı "çiş konusunda" diye düşünürken , "tartışmanı istemiyorum öğretmenimle" dedi.."Pekii" "O zaman tartışmadan konuşmama ne dersin" dedim..(aslında öyle bir tartışma yaşamadım hiç ben öğretmeni ile ama sanırım öyle bişeye tanık oldu arkadaş) "Sadece soracağım" "tamam" dedi..Sor!
Artık yuvaya gelmiştik ve maalesef örtmen Duygu gelmemişti..Ama çok da mühim değildi..Duygu iyi bir kız..Mutlaka bir açıklaması vardır..Bu tür konular çok büyütülmemeli genel huzur açısından bence..
Şirineye kocaman sarıldım..
"Seni öyle çok seviyorum ki..
Seni öyle çok seviyorum ki..
Seni öyle çok seviyorum ki.. dedim çıldırmış gibi..Tahmin bile edemezsin.." "Ediyorum" dedi sakince..
Sanırım bugün akşam olmayacak...
9 Şubat 2011 Çarşamba
Bugün sabah yürürken güneş vardı ve ben kulağımda kulaklıkla düşünerek yürüyordum...
Aniden çıktı karşıma...
5 Şubat 2011 Cumartesi
Havaların bu kadar soğuk olması benim gibi oksijen manyağı birisini bile zorluyor..
O sebepten günümüzü bir alışveriş merkezinde geçirdik...AVM'lerin içinden bir seçme yaptım ve Palladium'da karar kıldım diğerlerinden daha ferah ve eğlenceli..Kapıdaki 2,5 metre boyundaki hokkabaz bizi çok güldürdü mesela...Bi süre Şirinella ile benim peşimizden geldi zira...O boyla nası o kadar hızlı yürüyebiliyor ki??
İlk durak sinema salonuydu ama biz elbette geç kaldık seansa..Oysa Karmakarışık'ı bende izlemek istiyordum..Ama pes etmedik gün güzel geçmeliydi..Ordan D&R ..Kitap dergi bakmaca..Şirinella'ya TüBİTAK yayınlarının okul öncesi bilim dergisi ; "Meraklı Minik" Bu ay ki konu; Avustralya.. elbette kangurular ve avust.yerlileri..Ben de yerlilerin çaldığı o uzun müzik aletinin "diciridu"olduğunu ve dans ederken kanguruların hareketlerini taklit ettiklerini ve çölde yaşayan dikenli keler'in ne acaip görünen bi hayvan olduğunu bu dergiden öğrendim :) Bence dergi alışkanlığı kazandıracaksanız bu tür eğitici dergileri seçmekte yarar var zira o wings kızları efendime söyleyeyim barbie dergileri felan onlar pek yapay ve gereksiz..
Şirinella parmak boyasına bayılıyor..Neden bayılmasın ki baksana;
Boyadan pc'de nasibini aldı elbet...Ayrıca bi süredir Leman'ın 1000.sayısını arıyordu gözlerim ama bi yerde rastlaşamamıştık..Buluştuk en nihayet..Çok şaane olmuş 1ooo.özel sayı..Herkeşler çizmiş-yazmış..2.baskısını yapmış dergi..Çağçağ,Can Barslan (bayılırım..yaşasın terelelli pictures) Cem Yılmaz ,Selçuk Erdem , B.B, Tuncay Akgün (ben bir bezgin bekir hayranıyım) ve elbette Ramize Erer (kötü kız..O kızın oturuşu bile bence bişi anlatıyor:)) Kimi ararsan var yani..
Çizenler dışında yazanlar da var; Nihat Genç uzunn bi yazı döşenmiş "Topaçlar Cumhuriyeti" diye..Bende okumadım bi okuyayım belki konuşuruz üstüne..Yalnız hakkaten uzunn bir yazı..
Tuncel Kurtiz'de yazanlar arasında..Tayfun Er, Atilla Atalay ve V.Özdemiroğlu'da...
Akşam olsa da okusam geriye doğru devrile devrile..
Sonra baya zemandır almadığım ve artık takipte etmediğim Tempo aldım bi tane..Aslında bir ek vermişler onun hatrına.."Okumanız gereken 50 kitap"Listeyi Prof.Dr.Hasan Bülent Kahraman hazırlamış ve ön yazısından kısacık bir bilgi; "....Daha farklı bir listeyi,tamamen kişisel bir tercih çerçevesinde hazırlamak mümkündü.Ama bu tür çalışmalar,her zaman "eğitsel" ve "toplumsal" bir hassasiyet taşır.Elinizdeki liste de böyle bir mantığı yansıtıyor. Niçin başka yapıtların değil de,bunların yer aldığı sorulabilir,ama niye bu yapıtların yer aldığı sorgulanamaz.Gene de, bu listede yer veremediğim,ama dünyalar kadar sevdiğim nice romanı hatırlayınca, ne yalan söyleyeyim,içim cız ediyor."
"...Bu liste sadece romanları içeriyor.O nedenle birkaç sözcükte roman hakkında edeyim.Roman,hayatın özüdür.Hayattan beslenir,ama hayatlar kurar.Bazı roman kahramanları yakınlarımızdan daha fazla yaşar bizde.Çoğu zaman,dünyaya onların gözü ile bakarız.Onların olaylar karşısındaki tavırları bizim de tavırlarımız olur..."
Böyle işte..Listede seçilen romanlardan bikaç örnek;
*Gılgamış Destanı (M.Ö 3000)
*Tehlikeli İlişkiler (Choderlos de Laclos-1782) Bu eser film olarak 1988 yılında çekilmiş ve başroller de Glenn Close ve John Malkovich var...
*Moby Dick (Herman Merville-1851)
*Anna Karenina (Tolstoy-1877)
*Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust-1913) Bu roman bir buçuk milyon kelime içermekte ve yazılan en uzun romanlarda biriymiş..
*Deniz Feneri (Virginia Woolf-1927)
*Yabancı (Albert Camus-1942)
*Lolita (Vladimir Nabokov-1955)
*Dağın Öte Yüzü (Yaşar Kemal-1960)
*Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Ahmet Hamdi Tanpınar-1962)
*Denizi Yitiren Denizci (Yukio Mishiba-1963) Kitabın yazarının hayatı ve ölümü de sıra dışıymış..1970 yılında kendisinin kurduğu bir örgütün üyeleri ile birlikte bir askeri karargahı ele geçirmiş Mishiba.Bir darbe ile imparatorluğu geri getirmekmiş amacı..Karargahtaki askerleri etkilemek için bir konuşma yapmış ancak başarılı olamayınca harakiri yaparak intihar etmiş..
*Bereketli Topraklar Üzerinde (Orhan Kemal-1966)
*Yüzyıllık Yalnızlık (Marquez-1967)
*Kurt Kanunu (Kemal Tahir-1969)
*Tutunamayanlar (Oğuz Atay-1972)
*Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (M.Kundera-1984)
*Küçük Şeylerin Tanrısı (Arundhati Roy-1997)
Son olarak D&R da Gevende'nin yeni albümünü çalıyorlaardı..Pek sevindim pek mutlu oldum..Demek ki iyi şeyler de rağbet görüyor karanlık ülkemde..Aldım tabi albümü hemen..Dinniyorum şinci..

Haydin eyvallah...
3 Şubat 2011 Perşembe
korkup içinin çekildiğini hissedersen birgün
yapayalnızken,üşümüşken
düşün sevgili...
kutsal bir tesadüfün aydınlattığı
ilk aşkın tohumunun düştüğü ,
birbirimizden uzaklığın sızısının yaşandığı
O kış günlerini
düşün...
Karamsarlık dolandığında tenine,
güneşin hiç ısıtmayacağını,
hiçbir günün başka bir günden iyi olmayacağına
ikna olduğun zamanlarda
düşün sevgili...
uzun kış gecelerinde
tek kişililk sarı bir kanepeye
çift kişilik dokunmalar sığdırmalarımızı,
düşün sevgili..
ki sendedir tüm ömrün tan vakti hoşlukları
12 Ocak 2011 Çarşamba
Sen bana diyorsun ki şimdi; "yaşayarak öğrenmek isteyen sensin"..biliyorum öyle düşünüyorsun..
Sen öyle istiyorsun ben sözün üzerine söz mü söyleyebilirim? Sana inanıyorum...Sen ne diyorsan o..
Saklanmaya çalışmıyorum biliyorsun ama daha çok sakınıyorum doğru..Yapabildiğim kadar..Yapabildiğim yere kadar..Her zaman başaramıyorum..Yeniliyorum kendime..Ya da içimde yarattığın o saf, iyi niyetli hatta birazcık salak (aramızda) kız ele geçiriyor kontrolü..Nasıl yapıyor bilmiyorum ben ondan daha zeki ve cinim halbuki..Nasıl yapıyor bilmiyorum..elimden kaçıveriyor...
Arada bi de o "deli" çıkıveriyor...Hadi saf'a anladım da ne diye deli'yi karıştırdın?? O da ayrı terane.."Deliyim ben yaparım bana bişi diyemezsin" deyip duruyor...Başka laf yok deliyim ben yaparım...Ne diyim? Deliyle deli'mi olayım??
Ağırbaşlı-sorumlu var bi de..Ona güveniyorum bak ama o da her zaman ortalarda görünmüyor...Şirinella varsa var o yoksa kaybolup gidiyor nerde? Bulabilene aşkolsun..
Kitapları, düşünmeyi ve derinleri sevene sözüm yok tamam..O da olmasa..Onun için teşekkür edememiştim sana..Şimdi yeri gelmişken...Yalnız biraz daha hızlı okumam için bişiler yapabilir misin? Şimdi hızlı okuma kurslarına gidecek zamanım yok..Yap bişiler işte ya..
İyiyiz iyiyiz..meraklanma..Sadece uykular kaçtı..
Artık uyumayı sevmiyorum..geceler güzel...Herkesi kandırmış da sessizliğin tadını çıkarıyorum gibi..Siz uyuyun ben yaşıyorum gibi..
Yani şimdi sen diyorsun ki yaşa ve gör...Ne diyebilirim ki senin sözünün üzerine..!
Etiketler: ben
4 Ocak 2011 Salı
ayakkabımın içindeki çakıl taşları bayılmamam için...
1 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Ocak 04, 2011
Dışarda rüzgar tüm hırçınlığı ile esmeye devam ediyor..Dünden beri durmadı yağmur..Ben sıcak evimde ayaklarımı altıma çekmiş bir kedi gibi gözlerimi sabitlemişken açık pencereden gelen soğuk hava kendimi tamamen teslim bırakmamam için yardımcı oluyor..
Gözlerim ağlamaktan şişmiş, gözyaşlarım üstümde yakası artık nerdeyse göğüs hizama inmiş beyaz tişörtüme damlıyordu..Sıcacık ellerini hayal etsem de beni kurtaramazdı artık..Ne hasretle beklediğim sıcaklığın ne de ince uzun parmakların..
Hüzün ve sessizlik dolu bir gece...Her yerin bu kadar sessiz olması normal miydi yoksa benim kafamın bana oynadığı bir oyun mu? Evlerden gelecek bir müzik sesi ya da ne bileyim insan bağrışı duymak istedim..En sonunda alt kattaki ufak bebek acıkmış olcak ki bağırmaya başladı canhıraş..Rahatladım..Demek biraz daha var..
odada her şey yerli yerinde..odada ki ben?..olmam gereken yerde miyim? Evimde.. peki..sonra? Sonra nerelere kaçıyor düşünceler? Ne arıyorum sahi?
Dingin olmak demek huzura yakın "gibi" hissettiriyor ama farkındayım daha çok yol var..O yol kenarlarına, içimdekileri yavaş yavaş bırakıyorum yürürken..Az önce bir giysi gibi çıkarıp attığım şey onca yıl nasıl da ben zannettiğim şeydi..Yılar sonra görmek ne tuhaf..Karşımda olduğunu sandığım ben..Yüzlerce binlerce sinir hücresi gibi yüzlerce binlerce ben var sanki şimdi odanın içinde..her biri birbirinin içinde düğüm olmuş açmaya çalıştıkça kanıyor..Ama acıtmıyor..Sanırım yine aklımın oynadığı bir oyunun içindeyim..yönetmen de benim başrol oyuncusu da..Ayakçı da benim yazar da...Hayatımı yazmaya çalışırken izleyemediğim bölümlerin tekrarı yok...Özel hissetmeye çalışırken alalade olmak gibi tıpkı...
30 Aralık 2010 Perşembe
Bu fotografa bayıldım...hehe boğazda rakı :) anladın sen onu...
bi de bu şarkı..günlerdir kulağımda bu var...
ZORZAL
Etiketler: ben
3 Aralık 2010 Cuma
Bu 28 derecelik sıcak günü fırsat bildik..Tülay ve Nazo 'yla attık kendimizi plazadan dışarı..
Küfte ekmek-ayran...sonna birer çay..ohh missss....
kızlar zevkti...
Hindi Zahra - Beautiful Tango
Etiketler: ben
1 Aralık 2010 Çarşamba
Etiketler: ben




