14 Nisan 2011 Perşembe
yağmur tüm kudretiyle yağıyor İstanbul'un üzerine...Hani bardaktan boşanırcasına..hemen açtık jaluziyi..kocaman pencerede evden çıkamayan küçük kız çocukları gibi dayadık burnumuzu cama..yani küçük kız çocukları olsaydık ve evden dışarı çıkmamıza izin verilmeseydi öyle yapardık...ama küçük kız çocukları da değiliz,evden çıkmamıza da izin verilmiyor değil...Gayet yaşını başını almış ve yaptıklarından kendimizin sorumlu olduğu yetişkinleriz di mi? Hasstiirrr...!
Radyo Eksen güzel çalıyor bu sabah evet..Teşekkürler öneri için :)
Arada reklamlara girince kendimi evde felan hissediyorum..Reklamlar niye bende evle özdeşleşmiş..Halbuki evde de izlemem ne reklam ne tv.
Yetişkinlerdik en son di mi? Neye yetiştik peki? Ne için yetiştirdik kendimizi..Ya gecikmişliklerimiz? Ya yetişemediysek?
Hayatımı düşünüyorum..Niye düşünmemeli miyim? düşünmeden mi oynanır bu oyun bebek?
Yok ben inatla ve bağımlılık derecesinde düşünmekteyim.Zira düşündükçe açılıyor yolllarım benim..O yollar beni bi yerlere götürüyor ve ben her seferinde bunu yaşamasaydım nolurdu,nasıl öğrenirdim diyorum..Acıtsa da o yollarda karşılaştıklarım -bazen- ben hep payıma düşeni alıp yola devam ediyorum..Hayat bu demek...yaşamak..acımak..öğrenmek...şükretmek..
bundan sonrasını düşünmek bugünlerde kanımın daha hızlı akmasına,kalbimin daha şiddetli çarpmasına sebep oluyor..Heyecan ve sabırsızlık dolu zamanlar..Sakin olmayı öğretiyor hayat bana..Hiç sakin olamayan ben,sakin davranmayı becermeye çalışıyorum..Acele etmeden bişi yapamayan ben sabırla koruğun üzüm olduğunun farkına varıyorum..:) sadece kendimi değil diğer değerli herkesi düşünmek ne zor ve ne kadar iyi hissettiren bişimiş...
hayatın mantıklı tarafıyla ilgilenmeyen ben duygu dolu olup mantıklı davranmak nedir öğreniyorum..Hayat bundan ibaret benim için..yaşamak ve öğrenmek...ölüm denilen şey ne zaman gelecekse o ana kadar öğrendiklerimi kar saymak..sonrasında dedim ya göreceğiz..ya da görüp göreceğimiz bu kadarmış,bileceğiz..
eksen güzel çalıyor evet..teşekkür ettim miydim?
pencerede yağmur damlaları,aklımda bölük pörçük düşünce kırıntıları,kalbimde sonsuz sevgim..
sanırım yine benim yalnız kalma,kendimle bi kaç gün geçirme zamanım gelmiş..kimsenin bana ulaşamayacağı,benim hayatımdaki herkesi düşüneceğim sayılı iki gün..Ada ne de güzeldir şimdi..
eski çektiğim resimleri vermek lazım...iç geçirmek hayal etmek lazım..
19 Şubat 2010 Cuma
Bugün öğlen itibariyle benim baharım geldi!
Kaçamak yaptım..İşten bi kaç saatliğine de olsa ,koşarak uzaklaştım...
Çengelköy'e gelmiş Berin'le Beyhan..Durur muyum ben? Atladım taksiye doğru Çengelköy'e, Çınaraltına:)
Güneş sıcacık ısıttı beni..Orta şekerli kahvemi denize bakarak içtim bugün..
Bahar geldi bana bugün..Sadece bu keyfi yaşadığım için, sadece o an orada güneş beni ısıttığı için mutlu oldum..Daha büyük bir sebep aramadan..
Takside camı açtım hemen bahar kokusunu çektim içime içime...Denizin kenarında büyük konaklara imrenerek baktım...İsmi "Saadet Yalısı" olan 27 numerolu beyaz konağı daha bi kıskandım ne yalan diyeyim?
Balık tutan amcayla sohbet ettim..Her öğlen gelirmiş amca balığa..77 yaşındaymış..Emekli olduktan sonra kahveye gideceğine balığa geliyormuş..Hem akşamları "Gülsüm teyzenle balık yiyoruz işte fena mı" dedi..Gülsüm teyze'ye hürmetlerimi ilettim yanından istemeden ayrılırken balıkçı dedenin.
Onlarda kaldı aklım..
Menemen yedim öğlen yemeğinde..ellerimle..ekmek bana bana:)
Öyle işte..Ben çabuk davranıp rol çaldım bu öğlen..İçim kıpır kıpır..Baharım geldi..
15 Şubat 2010 Pazartesi
Oturdum,yazıyorum..
Gecenin -sabahın-üç buçuğu..
Gönlü açık,kendi bitane güzeli gönderdim evine..
Bu gece özel "Bridget Jones"gecesiydi.
Üç saate yakın aralıksız kahkahalar atarak,üzelerek,bol bol küfrederek,izleyerek geçirdik.
Votkalar ve ışıltılı gözlerle.
Ben bir kısmında gözyaşı döktüm,itiraf zamanı!
Hayat dedim -ender zamanlardandı-bu'dur abicim! Gözün kapalı bıraktığın kollarına ve her söylediği "iyi"olan,gönül gözü hep açık olan'la bikaç saatten ibaret.
Film bittiğinde bekledik-hayır- durduk bi müddet..Gerçek bu mudur? Hayat nedir? Hayat dediğin bu kadardır işte'yi farkettik..Sonra buluştuk film olsa da bu, evet ya sahiden olabilir yeryüzünde böyle şeyler hala..Umutlandık :)
Konuştuk sonra.Açıldık,konuştuk,döküldük,sevdik hayatlarımızı,hayatlarımızda olanları,olmayanları,Mark Darcy'leri..
İnsan biriktirmek ne önemlidir bi kez daha farkettik.Ben bi kez daha daha farkettim ne önemli olduğunu..
Ve şükrettim.
Anlamlandıramadığım yazılar,anlam veremediğim kelimeler,çözemediklerim hepsi geride kaldı bu gece..
Tanrı'nın beni sevdiğini bir kez daha farkettim arkadaşım yanımdayken..
Seni seviyorum diyerek sarıldım gönderirken ışıltılı gözü!
Aldığım cevap dünyalara değer!
Şimdi meleksiz evdeyim.Saat sabaha yaklaşıyor.Mis kokan beyaz çarşaflar beni çağırıyor.
Ve ben bi kez daha mutluyum.
Anlamsız kelimelere inat!
14 Şubat 2010
İstanbul
Etiketler: ben, Bridget Jones, hayat, votka
27 Ocak 2010 Çarşamba
Hayat hep peşinden kovalayan gibi,
Bir adım ötesi huzurun keşfi
yada kötü günlerdeysen bitiş sanki!
Aradığın,turkuaz bir tesbihin tanelerinde
Her güne bir tesbih tanesi hem kırılgan hem ulvi...!
Çekip duruyorsun dudağın mırıl mırıl,dua ediyorsun her nefeste...
Veyahut uzaklaşıyorsun turkuazın manevi yükünden kendin oluyorsun,güç benim içimde dercesine..
Hayat hep peşi sıra kovalanan gibi..
Hergün bir öncekinin aynası sanki!
Turkuaz tesbih taneleri belki?
Hayat kovalayanı ve kaçanı hep değişen bir oyun şekli!
Dualar,tespih taneleri ve içimdeki mutlak güç hayata hayata incecik bağlayan beni...
İstanbul 2010
Bir adım ötesi huzurun keşfi
yada kötü günlerdeysen bitiş sanki!
Aradığın,turkuaz bir tesbihin tanelerinde
Her güne bir tesbih tanesi hem kırılgan hem ulvi...!
Çekip duruyorsun dudağın mırıl mırıl,dua ediyorsun her nefeste...
Veyahut uzaklaşıyorsun turkuazın manevi yükünden kendin oluyorsun,güç benim içimde dercesine..
Hayat hep peşi sıra kovalanan gibi..
Hergün bir öncekinin aynası sanki!
Turkuaz tesbih taneleri belki?
Hayat kovalayanı ve kaçanı hep değişen bir oyun şekli!
Dualar,tespih taneleri ve içimdeki mutlak güç hayata hayata incecik bağlayan beni...
İstanbul 2010
Umud.d
7 Ocak 2009 Çarşamba
Uzun zamandır dinlediğim,dinlerken kendimi kaybettiğim bir şarkı var...
Biliyorsunuzdur hani bir yerlerde mutlaka duymuşsunuzdur; "Yüksek Sadakat-Belki üstümüzden bir kuş geçer"
Hele trafikteyseniz ve şehir üstünüze üstünüze geliyorsa yada akşamüstünün o "hüzünlü" mis kokusunu duymaya çalışıp bir türlü duyamıyorsanız,o tatlı hüznü bile yaşayamıyorsanız sizin de gidiş yada şöyle diyelim bavulları toplayıp "geri dönüş" yapma zamanınız gelmiş demektir!
Murathan Mungan'ın şahane sözlerinin kafamda dönüp durması boşuna değil...
Bu muhteşem şiir-şarkı şu anda yaşadığım,ayak bastığım,madden-bedenen ne derseniz size kalmış :)varolduğum mekandan alıyor,hiç bilmediğim tanımadığım biryerlere taşıyor..
Hümayra'dan dinlediniz mi hiç?
"Tavsiye" kelimesi oldukça yetersiz kalıyor..Ne desem,nasıl zorlasam sizi de bu güzellikten mahrum kalmasanız:)
Tümünü yazacağım güzelim şiirin..
Dönmek, mümkün mü artık Dönmek, onca yollardan sonra Yeniden yollara düşmek
Neresi sıla bize, neresi gurbet
Al bizi koynuna ipek yolları Üstümüzden geçiyor gökkuşağı Sevdalı bulutlar uçan halılar Uzak değil dünyanın kapıları
Neresi sıla bize, neresi gurbet Yollar bize memleket
Gitmek, mümkün mü artık Gitmek, onca yollardan sonra Yeniden yollara düşmek
Rakılı akşamlar, gün batımları Çocuk gibi ağlar yaz sarhoşları Olmamış yaşamlar, eksik yarınlar Hatirlatir hersey eski asklari
Neresi sıla bize, neresi gurbet Yollar bize memleket
Varolan yaşamlarımızın bizi kandırmasına nasıl da gönüllü teslim oluyoruz..
Süregelen iç çekişler, alışılagelmiş yürek darlıkları-dargınlıkları buralarda daha mı keskin!!
Sanki dışarlarda bir yerde,hani bizden uzakta yaşanan başka hayatlar var..Huzurlu,umutlu,her türlü hırstan arınmış bir hayat!Ben böyle olduğuna inanmak istiyorum bunun...Böyle hayatların varolmadığına bugünlerde kimse inandırmaz beni!!
Hani ufak-tefek kutu gibi derler ya bir cennet yapmışsınız kendinize.."Ev" demişsiniz ona da..
İstemediğiniz hiç kimseyi evinize sokmadığınız gibi istemediğiniz hiçbir düşünce de giremiyor aklınıza..
Akşamüstleri missss gibi yasemin kokuyor..Sakin sessiz huzurlu akşam iniyor üzerinize..
Sevdiğiniz kim yada kimlerse hep beraber karşılıyorsunuz günün son saatlerini..
Bembeyaz sakız masa örtüsünü serip bembeyaz porselenlerde soğuk-domates soslu kızartma,buz gibi dilim karpuz ve kavunu,beyaz peyniri ve mis kokulu taze naneyi koyuyorsunuz masaya..
Üzerinizde bol tiril tiril bir etek..ayaklarınız çıplak..
İçinizde tarifi olmayan,tanıdık da gelmeyen bir his..Ne desek? Yaşama sevinci? Huzur? Tevekkül?
Neyse o işte hissettiğiniz..
Ben diyorum ki..
Gidelim..
Var mı cesaretiniz?
Ne kadar cesaret biriktirebildiniz bunca yıldır?
Enn sevdiğim gruplardan oldular son zamanlarda;Pinhani..Onlar da biliyorlar;
Yol kenarında oynayan çoçuklar gibi
Biliyorsunuzdur hani bir yerlerde mutlaka duymuşsunuzdur; "Yüksek Sadakat-Belki üstümüzden bir kuş geçer"
Hele trafikteyseniz ve şehir üstünüze üstünüze geliyorsa yada akşamüstünün o "hüzünlü" mis kokusunu duymaya çalışıp bir türlü duyamıyorsanız,o tatlı hüznü bile yaşayamıyorsanız sizin de gidiş yada şöyle diyelim bavulları toplayıp "geri dönüş" yapma zamanınız gelmiş demektir!
Murathan Mungan'ın şahane sözlerinin kafamda dönüp durması boşuna değil...
Bu muhteşem şiir-şarkı şu anda yaşadığım,ayak bastığım,madden-bedenen ne derseniz size kalmış :)varolduğum mekandan alıyor,hiç bilmediğim tanımadığım biryerlere taşıyor..
Hümayra'dan dinlediniz mi hiç?
"Tavsiye" kelimesi oldukça yetersiz kalıyor..Ne desem,nasıl zorlasam sizi de bu güzellikten mahrum kalmasanız:)
Tümünü yazacağım güzelim şiirin..
Dönmek, mümkün mü artık Dönmek, onca yollardan sonra Yeniden yollara düşmek
Neresi sıla bize, neresi gurbet
Al bizi koynuna ipek yolları Üstümüzden geçiyor gökkuşağı Sevdalı bulutlar uçan halılar Uzak değil dünyanın kapıları
Neresi sıla bize, neresi gurbet Yollar bize memleket
Gitmek, mümkün mü artık Gitmek, onca yollardan sonra Yeniden yollara düşmek
Rakılı akşamlar, gün batımları Çocuk gibi ağlar yaz sarhoşları Olmamış yaşamlar, eksik yarınlar Hatirlatir hersey eski asklari
Neresi sıla bize, neresi gurbet Yollar bize memleket
Varolan yaşamlarımızın bizi kandırmasına nasıl da gönüllü teslim oluyoruz..
Süregelen iç çekişler, alışılagelmiş yürek darlıkları-dargınlıkları buralarda daha mı keskin!!
Sanki dışarlarda bir yerde,hani bizden uzakta yaşanan başka hayatlar var..Huzurlu,umutlu,her türlü hırstan arınmış bir hayat!Ben böyle olduğuna inanmak istiyorum bunun...Böyle hayatların varolmadığına bugünlerde kimse inandırmaz beni!!
Hani ufak-tefek kutu gibi derler ya bir cennet yapmışsınız kendinize.."Ev" demişsiniz ona da..
İstemediğiniz hiç kimseyi evinize sokmadığınız gibi istemediğiniz hiçbir düşünce de giremiyor aklınıza..
Akşamüstleri missss gibi yasemin kokuyor..Sakin sessiz huzurlu akşam iniyor üzerinize..
Sevdiğiniz kim yada kimlerse hep beraber karşılıyorsunuz günün son saatlerini..
Bembeyaz sakız masa örtüsünü serip bembeyaz porselenlerde soğuk-domates soslu kızartma,buz gibi dilim karpuz ve kavunu,beyaz peyniri ve mis kokulu taze naneyi koyuyorsunuz masaya..
Üzerinizde bol tiril tiril bir etek..ayaklarınız çıplak..
İçinizde tarifi olmayan,tanıdık da gelmeyen bir his..Ne desek? Yaşama sevinci? Huzur? Tevekkül?
Neyse o işte hissettiğiniz..
Ben diyorum ki..
Gidelim..
Var mı cesaretiniz?
Ne kadar cesaret biriktirebildiniz bunca yıldır?
Enn sevdiğim gruplardan oldular son zamanlarda;Pinhani..Onlar da biliyorlar;
Yol kenarında oynayan çoçuklar gibi
Topum kaçtı bugün yola
Evin önünde sulanmayan çiçekler gibi başım düştü saksına
İstanbulda kimim var kimin için bu toz duman?
İstanbulda neyim var ne kaldı ki kalabalıktan?
İstanbulda neyim var ne kaldı ki kalabalıktan?
Kaçamayıp da saklanan kedicikler gibi sığındım senin sıcaklığına
Sevemiyorsan istanbulu benim gibi kaçalım yine bozkırlara
İstanbulda kimim var kimin için bu toz duman?
istanbulda neyim var ne kaldı ki kalabalıktan?
Yere düşünce kırılmayan bir oyuncak gibi alıştım ben yuvarlanmaya
istanbulda ne kaldı ki?
Ben çıkacağım bu şehirden,üstümden geçen kuş fısıldayacak çılgın kalabalığın geride kaldığını..Rakılı akşamlarda çocuk gibi ağlayacağım sevdiğimin yanıbaşında sessiz sakin.Ama mutlu,havada anason kokusu...
İstanbul'da kalan hiç birşeyin olmadığından emin yeni günü kucaklayacağım...
İstanbul'da kalan hiç birşeyin olmadığından emin yeni günü kucaklayacağım...
Mutlulukla...
Etiketler: gitmek, hayat, istanbul, murathan mungan, yaz
;;
Subscribe to:
Kayıtlar (Atom)



