21 Mart 2012 Çarşamba

Aşk

Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.

Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.

Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.

Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.

Birhan Keskin



10 Ocak 2012 Salı

aşk


seninle herkesin ki kadar geçmişindeki hatıraları, taze hayatında karşısına çıkabilme riskine sahibiz..

seninle kimsenin olmadığı kadar aşık,kimsenin aşikar olmadığı kadar aşikarız birbirimize..her aşık öyle zannetmez mi?

ve fakat sen ve ben her aşık değiliz..

seninle herkesin dinlediği kadar çok dinledik aşk şarkılarını..öncesinde..farkımız şimdi sonrasındayken ilk kez duyar gibi tekrar ama ilk kez dinlemenin olgunluğunu yaşıyor olmamız..her aşık öyle dinlemez mi?

ve fakat sen ve ben her aşık gibi dinlemiyoruz aşk şarkılarını..

seninle herkesin izlediği kadar çok romantik sahneler izledik ayrı ayrı..bu günü bekler gibi değil ama bugünün geleceğinden emin gibi..

sence aldatıldık mı böyle düşünürsen..ya da daha açık söyleyeyim hadi aldattık mı?

seninle herkesin ki kadar geçmişindeki hatıraları, taze hayatında karşısına çıkabilme riskine sahibiz..

ve öyle bir aşk ki bu; ufak bir tebessüm ve beklenmedik olgunlukla alıyoruz o riski..gelsin kabul..sen ol yeter..


13 Nisan 2010 Salı


içimden geldi eskilerde bi hatırlatma yaptım,yazının tamamı;



Sana ayna olan ve aynada sana yansıttığı görüntüyü senin çok daha güzelin kılan kişiyi bulmak yada aşk'ı ne dersen,neye yüklersen o'nu- zira bence çok büyük bir fark yok-sanıyorum herkesin harcı olmuyor..

Ya da buluyorsun ama görmüyorsun..Ziyan olup gidiyor elinde kolay bulunamayan şey...Kaybettiğinle kalıyorsun ve fakat birgün tokat gibi çarpıyor yüzüne kaybettiğin!

Allah kimsenin gözlerini kapatmasın ki aşk'ı görebilsin yada kaybettiği şeyle birgün karşı karşıya bırakmasın ki renkleri göremeden,kör olarak da olsa nefes alabilsin...
not:resim michael kenna..Bizatihi benim için çekiyor sanki..Depresif ve sorgulayıcı..

24 Şubat 2010 Çarşamba

Dün akşam gezenti blog sahibi Moda'da idi..Keyifli bir eve davetliydik..

Evin sahibi zat-ı şahaneleri teyzem olur Berin Aral , çıtır yakışıklı Can Aral ve içerde o gece kaderinde Gökçem ile İngilizce çalışmak olan Billur Aral..Ha onlar hallerinden pek memnundu o ayrı..

Çok eğlendik..Bir fotoroman yaptık..Aslında önce biz Can'la dans etmeye başladık ve herşey böyle başladı sanırım.."Papatya gibisin beyaz ve ince" diye söylemeye başlayınca ben, yakışıklı kuzenim Can beni dansa davet etti..

Sonra fotograflar birbirini izledi..Teyzee! eyvallah :)

Can ile benim hikayemi de anlatayım da tam olsun madem..Can'ın ilk sevgilisi benim efenim..Bu velet daha 3 yaşındayken başladı bizim hikayemiz..Aslında elime doğdu diyebilirim ama neyse abi kendini bildi bileli beni beğenir..Bilirim..O çok demez sulandırmaz ama ben bilirim :)

Hatta Can'ın benim evleneceğim gün nikah dairesinde olay çıkarmışlığı vardır..Bildiğin ortalığı birbirine kattı...Acaba bana bişey mi demek istemiş o zamandan çocuk :))


neyse..


Can Aral..


Seni seviyorum yakışıklı çıtırım benim..


1-Kadın ve erkek helecan içindedirler.

Gözler telefonda,akıl hep ondadır.
Nazenin halet-i ruhiyeler ve kalplerde pır-pır kuşu!
Aşkın "başlangıç" hali.
En çok bu halini severim aşkın!



2-Kadın ve erkek ; artık sevgilidir onlar.
Minicik sahiplenişler,kadının aklı gelecekte , erkeğin aklı kadındadır.

Rahatlamıştır pır-pır kuşu.
Aşkın "uçarı" hali.
En çok bu halini severim aşkın!




3-Kadın ve erkek pır-pır'a uyum sağlamışlardır.
"Kendileri gibi olmaya"en nihayet başlamışlardır..
Kadının aklı hala gelecekte , erkeğin aklı akşam film sonrasındadır.

Aşkın "olgunluk"hali..





En çok bu halini severim aşkın..


4-Kadın ve erkek aynı evi paylaşıyorlardır artık.

Evli yada ev'siz farketmez.

Pır-pır kuşunu gören var mı?
Aşkın "tadından yenmez hali"hatta "yemede yanında yat hali"
Herkes kendi işiyle ilgilenirken diğerinin ne yaptığını yan gözlerle değil alenen izlemektedirler.
En çok bu halini severim...




5- Kadın ve erkek artık hareket çekebilecek kadar rahatlamışlardır.

"Kendisi olmanın" doruklarındadırlar..

Kadının aklı gelecekte erkeğin aklı kimbilr nerde?

Bir zamanlar , neydi o kuşun adı?

Aşkın "Gerçek"hali!

En çok...




Can sevgilim..

17 Şubat 2010 Çarşamba

15 Ocak 2010 Cuma

Başta yanlış başlıyoruz aslında ilişki yaşamaya.İstiyoruz ki aşık olalım ve onunla çıkalım yola.Ama kaçırdığımız nokta yola çıkmadan kendimizi tanımlayabildik mi,tamamlayabildik mi?

Önce "bütün" "bir" "tam" olmalısın ki hayatı anla,tanı,sev ve yaşayabil gerçekten..
Yola bi çık..

Eğer aşk yada ilişki amaçsa araç değilse tehlike!

İnsan en iyi yolda tanırmış insanı..Yola çıkmadan yoldaşını tanıyamazsın..Önemli olan yolculuğa beraber çıkmak değildir.Sen yolculuğuna başla "o" nasılsa seni bulacak ve sana katılacaktır...Sonra en şahanesini yap ve yola onunla devam et....

Yola çıkmadan tanıma çabası beyhude bence..Ama bulamayacak olsan bile yol arkadaşını yada çok geç çıksa da karşına veyahut yanılmış olduğunu farketmiş olsan da sen zaten "bütünsen" inan görecek öyle çok güzellik var ki!!!

İlişkiler Kulübünde sevgili Ayşegül Sütçü bize evliliğin başında yaşadığı bi şeyden bahsetmişti.Sanıyorum hayatının erken dönemlerinde evlenme kararı almış ve insanlar yanlış yaptığını düşünmüşler Ayşegül'ün.O dönemde hocalığını yapan Prof.Dr.Işık Savaşır ile Ayşegül hanım evlilik üzerine konuşurlarken Prof.Işık hoca ona demiş ki ;seçtiğin bu adam sen olmadan da yaşamına eksiksiz devam edebilir mi?Eğer cevap evetse hiç durma!

Bir ilişkide her iki tarafında birbirlerine kazandırdıkları vardır..Eğer bir taraf azıcık ama hakkaten azıcıkda olsa diğer tarafa daha muhtaç daha açsa ve kendi yolculuğuna çıkmamışsa ilişki bittiğinde - ki bence bu kaçınılmaz- "terk edilen" "acı çeken" ve "haksızlığa uğrayan" o olur.

İlişkide taraflar hep dengede olmak durumunda.Tıpkı bir terazi gibi.Bazen terazinin bir kefesi daha ağır basar bazen diğer kefesi..Ama terazi dengesini kaybetmez.

Sağlıksız olan sanırım bir tarafın hep ağır çekmesi diğer tarafın hafif kalması..İlişkilerde "dengenin gücü" olmak zorunda..

Bazen elbette "birinci kişi" biri "ikinci kişi"bir diğeri olur..-dominant daha az dominant olma durumu-Ama önemli olan hep "kazananın" -aslında bir iktidar savaşına da dönüştüren bizleriz ne acı iktidar mücadelesi ve sevgi-aşk-ilişki cümle içinde bile yakıştıramıyorum birbirlerine çok kişimiz yanılıyoruz bu konuda-belli olmaması sanırım...

Son olarak bi örnek vereceğim..Elma örneği..Bir elmanın iki yarısı gibi deriz di mi? Ama bu böyle olmamalı aslında..Karşımızdaki kişi ayrı bir elma olsun..Yanyana duralım..Kesişen noktalar mutlak vardır.Yani sağlıklı ilişkide elmaların birbirlerini tamamlaması değil birbirlerine değdikleri noktalarda zevk almaları önemli..
Tek bir elma değil iki ayrı elma! Çevrelerinde döndür kesiştikleri noktalar hep değişir ama hep kesişmeye devam ederler ama birbirlerini tamamlamazlar..Bütün-iki elmadır zaten onlar :)
Kimse ilişkisine birgün biticek diye başlamaz elbette.Çok sağlıksız bir durum bu..
Ama her iki kişinin de yalnız kaldıklarında birgün yada yalnız olduklarında-daha seçilen bir durum olur bu-hayatlarını tek başlarına "mutlu" devam etmeleri,ettirecek olmalarını bilmeleri ilişkiyi mutlu kılar..

Yola çıkacaklara yada çıkmış olanlara iyi yolculuklar :)

5 Ocak 2010 Salı

Şiir severim.

Ahmet Telli desem? Anlarsınız siz..
Acı çekmek hayatın anlamsızlığını örtendir çoğu zaman..Mutlu anlar ne kadar keyifbaz yanımı ortaya çıkarsa da aslımı gözler önüne seren,çıplaklığımdan utandırmayan acıdır..
Depresif haller yaratıcılığı zorlayan sınır benim için..Mutluluğu sevdiklerim için yaşarken acı benim,bana ait ve aslım..
Kendim için en acıklı filmler,en duygusal sonlar ve kendim için Ahmet Telli..
............
Il postino filmini sinemada ilk sevgilimle izlemiştim (ilk kez değil hakkaten ilk sevgilimle)..Seneler olmuş..Pek naif , pek içli çıkmıştık salondan gözler sulu sulu,bir süre konuşamamıştık..Pek sevgiliydik..O zamanlar öyle geliyordu tabi "beni senden başka kimse bu kadar iyi anlayamıyor" derdik birbirimize..En büyük aşk bizimkisiydi..En saf..Sonra başka saf aşıklar daha edindim..Şimdi dönüp baktığımda kurulan şu cümleler kanımı donduruyor.."Benim hayatım seninle başladı" yada " Senden öncesi yok gibi"..Ne ayıp!!..

Heybene atmazsan geçmişi gelecekten neler bekleyebilirsin ki?

Geçmiş -yada konumuza bağlı kalalım hadi eski sevgililer değil mi senin bugün "sen"olmanı sağlayan şeylerden biri..-Biri diyorum bakınız önceki özgür söylemlerime hala sadığım-

Il postino da (rahmetli,ya napiyim rahmet istedi zahir) Mario Ruoppolo (Massimo Troisi) deli gibi yanık güzeller güzeli Beatrice'e..(Maria Grazia Cucinotta)

Aman allahım Beatrice Russo (hala ismini söyleyişi aklımda,çok etkileyici idi)o kadar güzel ki...

Mario ile Pablo Neruda'nın bir dialoğu şiirle ilgili gelmiş geçmiş en güzel tanımlamayı yapar bence..Der ki Mario Neruda'ya "şiir yazana değil ihtiyacı olana aittir."
............
Şairlerden Ahmet Telli payıma düşen benim için..Boğazında bir yumruya kalakalırsın...O yumru işte..O seni,beni ve acıyı gerçek kılan...

Bakınız yumrudan kastım ne??


AŞKLAR MI / I
Aşklar mı diyordun, anladım
Senin incindiğin benimse
Yollara düştüğümdür yeniden

AŞKLAR MI / II
Biten bir aşk için
Söylenecek söz şu olmalı:
- Güzeldi yine de

AŞKLAR MI / III
Hiç kimse bir aşkı
Onarmaya kalkmasın
Kaybedilmeye değer
En güzel anında bitirilmişse eğer

Ahmet Telli....
Mutlu olun inşallah..Ama acıdan da korkmayın..Zira aslında gerçek biraz da orda saklı..
Not:Murat'cım hatırlatma için teşekkürler...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Bilenler biliyor "İlişkiler Klübü"n de Kadın-erkek ,birliktelik , aşk , aldatma ve aşk'ın evrimi gibi inanılmaz ilgimi çeken konuları konuşuyor öğreniyoruz her hafta..

Moderatörümüz sevgili Ayşegül Sütçü...Kulüp ve Dr.Ayşegül hanım'la ilgili izlenimler başka bir yazı konusu zira epey uzunn ve derin:)

Şimdi size bir link vereceğim..Dünyaca ünlü antropolog Helen Fisher bu konuşmasında Aşk'tan ve aşk'ın evrimselleşmesinden bahsediyor..
Şahane bir video...İyi seyirler..


21 Aralık 2009 Pazartesi



Maneviyata ve kendimi Allah'a yakın -"bir" belki de-hissetmeye her zamankinden çok ihtiyacım var..Kendimi "dipte"hissettiğimden değil bilakis hiç olmadığım kadar "hafifim"Bu sebepten "yakın" olabileceği "bir"hissedeceğime inancım daha kuvvetli..

İçimi hiç olmadığı kadar titretiyor bu aralar "saf aşk","tevekkül","iyi olmak","derviş sabrı" ..Aklımdan geçenler kalbimden hissettiklerim ile aynı..O duyguların sadece birine bile ulaşabilirsem kendimi şanslı addedeceğim...

Dinlerken beni zangır zangır titreten pencereden kuş olup uçmamı sağlayan bir mevlana şaheseri var;Etme!

Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

Mevlana Celaleddin Rumi


Mevlana ile Tebrizli Şems'in birbilerine ayna olmasına,birbirlerini bulmasına sebep kaderleri miydi sizce?Allah tarafından Şems Mevlana'ya yollanmış, Mevlana Hazretleri de Şems'i beklemişti geleceği güne kadar..Birbirlerine saf aşk ile bağlandıkları gün hayat başka görünür olmuştu gözlerine,gözleri de başka bakar olmuştu kainata..

Elbette bu kadarını beklemek biz faniler için mucize ile eşanlamlı..Bizler zaman dolduruyor gibiyiz değil mi dünya üzerinde..Sana ayna olan ve aynada sana yansıttığı görüntüyü senin çok daha güzelin kılan kişiyi bulmak yada aşk'ı (ne dersen,neye yüklersen o'nu- zira bence çok büyük bir fark yok-)sanıyorum herkesin harcı olmuyor..Yada buluyorsun ama görmüyorsun..Ziyan olup gidiyor elinde kolay bulunamayan şey...Kaybettiğinle kalıyorsun ve fakat birgün tokat gibi çarpıyor yüzüne kaybettiğin !

Allah kimsenin gözlerini kapatmasın ki aşk'ı görebilsin yada kaybettiği şeyle birgün karşı karşıya bırakmasın ki renkleri göremeden,kör olarak da olsa nefes alabilsin...

Not:Mevlana ile bu kadar ilgiliyken tüm politik önyargılarımdan sıyrılıp cancağzım iki gözüm
Gökçe'mi dinleyip Aşk'ını okudum Elif Şafak'ın..

Daha ilk sayfada verdiğim kararın doğru olduğunu anladım zira şöyle bir dörtlük fısıldadı kulağıma kitap;

Aşk'ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır,merkezinde,
yada dışındasındır,hasretinde...


Esenlikle,Muhabbetle...

;;