18 Nisan 2014 Cuma


Dün bir film izledim..Ya negzel bir film o öyle..

Filmin yönetmeni, Tony Gatlif. 
Başrollerde Romain Duris var Stephane rolünde, nasıl güzel gülen bir adam o öyle.. ve işveli muhteşem bakışlı demir leblebi  Sabina rolüyle her anlamda "döktüren" Rona Hartner var..


Stephane elinde bir kasetle Fransa'dan Romanya'ya doğru yola çıkar. Kasetin üzerinde Nora Lurca yazar ve kasetten yayılan şarkı insanın içini lime lime eder. Stephane kalacak bir yer ararken oğlu o gün hapse girmiş olan İsidore ile karşılaşır.İsidore onu da alır ve kendi gibi çingenelerin yaşadığı obasına götürür..Stephane'nin sempatikliği ve temiz insanlığı yabancıları çok da içlerine almayan çingene obasına kabul edilmesini sağlar.. Stephane'ye öğretilen küfürler , söyledikleri şarkılar, mutlu çingene dansları, mezar başında kendilerince yakılan "ağıtları" hangi birini anlatsam ki??

"Yola düşmek" filmi izleyip yapmak isteyeceğiniz ilk şey..pardon üçüncü şey.. İlki soğukta sigara içmek ikincisi göbek atmak..

Bu sahne var ya defalarca defalarca izlenir ciddi ciddi çalışırken gerdan kırılır omuzlar silkilir..






Bakınız bu sahne de İsidore'nin arkadaşına Nora Lurca'yı soracakları sırada arkadaşının öldüğü öğrenip  mezarında yaktığı ağıt;


   


Filmin sonunda.. :))) ya dur anlatmicam sadece dicektim ki Stephane sonunda artık "mutlu bir çingene'dir"


 

17 Nisan 2014 Perşembe









16 Nisan 2014 Çarşamba

melaba

yazmıyordum de mi nezmandır..
neler oldu neler :)

ben başliyim yine ozman anlatmaya hımm?

* mutlaka ama mutlaka Çıplak ve Yalnız'ı okuyun.. Okuduysanız bi daa okuyun.. Ben öyle yapcam misal..
Bu da ben buralarda yokken kitaba yaptığım yorum;

bu sabah son sayfalarını okudum Hamdi Koç'un romanı Çıplak ve Yalnız'ı...Romanı bitmesin diye yavaş yavaş okudum araya başka kitaplar ekledim ama son kaçınılmazdı ve bu sabah ayrıldık  Çok derin, çok etkileyici..Arkadaşlıkla, aşkla, evlilik ve vicdan ile.. karşımızdakini her kim ise baban,annen, kocan, karın kim ise nasıl da tek yönden (baktığımız yönden) gördüğümüzün aslında insanın her zerresinin nasıl da farklılıklar içerdiğini anlattı bana uzun uzun..Arkadaşlığın aşktan üstün tutulabileceğini anlattı..Hayatının aşkı olarak gördüğün ve gerçekten de öyle olan insana hayranlığın geçebileceğini ve o hissiyatın nasıl bişi olduğunu anlattı..Konuşacak çok şey var kitapla ilgili belki saatlerce. Kitaplığa koymaya kıyamadım Mesut'u, başucumda duruyor..Bir süre daha orada da kalacak gibi..



Sonra içtik;








sonra gezdik;












Sonra üzüldük ,ağladık isyan ettik..




Okuduk;



Kitap kulübü için okuduğum bir kitaptı ve fakat, üzgünüm Alice Munro nobel almış bir yazar olmasına rağmen bu kitap bana hiç zevk vermedi..Halbuki pek heveslenmiştim..İsminden mütevellit.


Valla Ayfer Tunç pek sevdiğimiz türk kadın yazarlardan..Bu kitap öyle sahici ve dokunaklı ki okurken içim boğum boğum oldu.sinirlerim bozuldu,çok sahiciydi velhasıl..Sevdim çok sevdim..

Bir diğer Ayfer Tunç kitabı da kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplar arasında; Bir deliler evinin yalan yanlış anlatılan kısa tarihi..Ve eet tek seferde teklemeden kitabın ismini söyleyebilene eferin diyorlar! Mutlaka okunmalı..



Aytmatov'u okurken Yaşar Kemal gibi uzun tasvirler ve uzunnnn monologlarla karşılaşıyoruz fekat ben iç ses seven biri olarak kitaba daha da bağlanmamı sağlıyor bu hal..Beyaz Gemi pek acıklı bir hikaye anlatıyor..Kısa süren bir roman ama etkisi epey sürüyor..İçi kaldırmayan, ben ağlarım diyen yanaşmasın..Yine kitap kulübü için okuduklarımdan.

Bunlar da Şirinella için aldıklarımız;


Nazım Hikmet'in Sevdalı Bulut'unu okurken destansılığı şirini cezbediyor..Saftirik bence çok doğru bir seçim değildi ama çok müdahale etmek istemedim..Aslında kitabı doğru düzgün okuyamadık da..Haksızlık etmiyim sonra anlatırım onu..Bir şeftali bin şeftali zaten olağanüstü bir çocuk romanı..Samet Behrengi'nin..Fakat bu çevirisini tutmadım ben..Var ise başka yayınevinin basımını alınız..

Daha kitap yazarım sonra, şimdi çıkış saatim yaklaşıyor...

8 Mart'tı kutladık bu fotoyu Türkiye'den bir kare olmasa da çok sevdim çokkkk,



böyleyken böyle işte..Yaptık bişiler..Sonra yine yazarım..

eyvallah...




27 Haziran 2013 Perşembe


Geçen gittiğimde güzel bir haber verdiler bana; Magic Touch 3.yıl şerefine 8-28 Temmuz tarihleri arasında müşterilerine yüzde elli indirim yapıyormuş..Randevu almak gerekiyormuş sadece,hepsi bu..Güzel fırsat ben gidin derim..

http://www.magictouchkuaforankara.com/


17 Haziran 2013 Pazartesi

Benim canım'ın doğduğu gün bugün..Canımın parçalarından biri sıcak bir haziran günü dünyaya getirmiş o'nu..O benim dünya üzerinde tanıdığım en akıllı en aklı selim en kocmann yürekli insan..Benim teyzem o..Benim canım o..

İyi ki doğmuş iykii benim canım olmuş..

Seni okkaadar çok seviyorum ki o kaddar olur..

Birhan Keskin yakışır sana..Birhan'da tanısa seni eminim seve seve paylaşırdı şiirini bizimle..Bunun rahatlığıyla;










13 Haziran 2013 Perşembe

Bir süredir yazamıyorum ama malumunuz..benim gibi alelacele biri hemen değişsin istiyor her şey..Ama öyle olmayacak..Yavaş yavaş olacak her şey..Bu isyan akılcı başladı öyle bitmeli..
Haklıyız,kazanacağız..
Umudunuzu hep taze tutmanız dileğiyle..
Barış dolu günler..


31 Mayıs 2013 Cuma


İstediğimiz sadece ağaçların kesilmediği, nefes alacağımız bir kaç küçük yeşil alanın kapitalist güçlere peşkeş çekilmediği, en ufak bir hak arayışında biber gazı ile hayatımızın tehlikeye atılmadığı, birbirine aşık iki insanın birbirlerini öpmelerinin "ahlaksızlık"olarak değerlendirilmediği, o insanların yanında olduğumuzda vatan haini olarak değerlendirilmediğimiz bir ülke..İnsani, vicdanlı bir yönetim! 

Biz bu akşam Kuğulu park'da olacağız..Saat 19.00'da..Cop'sa cop, gazsa gaz! 




Yeter artık! demek için..



"Park da bizim Meydan'da" 4 gün sürdü. İçinde nefret barındırmayan insanları bile yoldan çıkardınız..Haykıra haykıra sövesim var; KAHROLSUN FAŞİST İKTİDAR!!!!!! SİZİN AHLAKINIZI DA OLMAYAN SAHTE İNANCINIZI DA !!!!!!!!!

http://www.ntvmsnbc.com/id/25446052

28 Mayıs 2013 Salı

24 Mayıs 2013 Cuma


Radyoda türkü dinlemek istedim bu sabah..Bana ananem hatırlatsın diye açtım trt türkü kanalını..Ananem sabah ilk iş açardı radyoyu.Ama eskiden taa ben küçük olduğum zamanlardan bahsediyorum..Ta Zeynep kamil'de Valide-i atik mahallesi Yavuz apartmanı'nda oturduğumuz zamanlardan.Ananemler giriş katında biz de bir üst katta otururduk..Daha evveli de var Çiçekçi'de oturduğumuz zamanlar ama o çok eski..orayı çok net hatırlamıyorum.Sadece ananemin cimcime dediği bir kız vardı onu hatırlıyorum.Esra idi sanırım gerçek adı.Bir de çingene eteğimi hatırlıyorum o zamandan..Üstümden çıkarmamacasına severdim o eteği ve ne kadar çirkin bir etekti anlatamam.Tek özelliği ben dönünce eteğinde lunaparktaki balerinin eteği gibi kocaman açılmasıydı.Hakkaten ne çirkin etekti, renkler falan berbat yani..Berin'in beni o etekten kurtarma mücadelesi görülmeye değerdi..Güzel bir çocuktum ve kendimi ziyan ettiğimi düşünürdü onu giyerek :) 
Bir de onu giyince düğünlerde oynarken çok havalı olduğumu düşünürdüm.Ananem beni masaya çıkartırdı ben de kendimce döktürürdüm..Herkes alkışlarken beni daha da şevkle atardım minik göbecikleri..Dansöz olmak isterdim o günlerde..Hatta sanırım epeyce ağlamıştım bana zil alın şu işi layıkıyla yapayım diye..Alındı mı? Bak onu hatırlamıyorum.Dedim ya çok az anım var çocukluğumla ilgili..Sanırım çok derinlere ama çok derinlere atmışım karşıma çıkmasın diye bir daha..
Annemin sivri topuk kırmızı ayakkabılarını da hatırlıyorum. (çok ama çok güzel ayakkabıları vardı annemin) Onları alır salona kendime bir tamirci masası hazırlardım..Çekiçli çivili basbaya.Sonra ağzımda o çivileri tutar çekiçle ayakkabının altına çakardım..Annem kızmazdı. Bilmem belki kızardı da ben unutmuşum.Pazar günleri de Bağlarbaşı'nda ki lunaparka giderdik annem kerem ben..Babam gelmezdi.Nerde olurdu bilmem..Sanırım Üsküdar'daki birahanede.
Türküler o günlerden işte..Ananem başına tülbenti sarar evi temizlerdi..Mütemadiyen temizlik olan bir evdi onun evi..Ama kendi kendine yapardı beni hiç rahatsız etmezdi.Usul usul..Çok özledim.Bunları düşünürken ağlamamak mümkün değil benim için.Yalnızken dışıma dışıma, yalnız değilken içime içime..Şu an peki? Şu an nereye ağlayayım bilemiyorum..
Özlemimi  iç organlarımda hissettiğimi zamanlardan biri..Defolarımı dolduracak kadar çoklar o günlerin özlemi..Üstelik bir kaç anı hariç mutlu bile sayılmazdım.



16 Mayıs 2013 Perşembe


Bu sabah yanıma bir baba-oğul oturdu..Baba bıyıklı,elinde "sol" gazetesi olan bir babaydı..Çocuk, elinde yeşil kaplı büyük bir kitap olan bir çocuktu..

Yeşil kaplı kitap meğer çocuklara matematiğin resimlerle anlatıldığı kitaplardanmış.Başladılar çalışmaya..

Küçük ejdarhanın 2 eli varmış..2 küçük ejderhanın toplam kaç eli olurmuş?

Çocuk minicik ve zorlanıyor çözmekte ama bi yandan zehir eller giriyor devreye.küçük parmaklar sayılıyor sonuç bulunuyor..Başka bir problem daha..

Her sırada 3 mısır var.3 sıra olduğuna göre toplam kaç mısır vardır?

Taam velet zehir ama bu ona zor geliyor..Kızıyor.."Bilmiyorum ben bunun yanıtını, çözmicem! " diyor..Baba sabırlı "bilmiyorsun kuzum işte o yüzden çalışıyoruz ya..Öğren diye"..diyor.Velet kızdı ya istemiyor çalışmayı..Ehehehe o zaman diyor ki işte" ben öğrenmek değil bilmek istiyorum ama!"

O zaman tutamadım kendimi gülüverdim yanımdakinin kafasını okşayarak..Baba da güldü..Bıraktılar çalışmayı..

Ben de öğrenmek değil bilmek istiyorum ama!!!!

He günün tatlısı;

Duffy'i öpüp koklamak isteyenler beri gelsin...





bi de bu;




15 Mayıs 2013 Çarşamba


Dün akşam Yunus Emre'nin bir hikayesini dinledim.O kadar çok içime işledi ki dün akşamdan beri başka şey düşünemez oldum.

Hikaye şöyle;
Yunus bulunduğu dergahtan ayrılmak, başka yerler başka insanlarla karşılaşmak ister.Bu dergah Taptuk Emre'nin dergahıdır..Bir gün daralır ve Taptuk Emre'ye "ben gideceğim" demeye o kadar çekinir ki dergahtan sessizce kaçar gibi ayrılır...Yıllarca başka yerlerde gezer durur..Sonra pişmanlığı had safhaya ulaşır ve geri dönmek ister dergahına..Fakat zamanında sessizce, kaçar gibi  ayrıldığından bu sefer de Taptuk Emre'nin karşısına çıkmaya çekinir..Bir öğlen vakti Taptuk Emre camide vaaz verirken Yunus dergaha gelir ve dergahta Taptuk Emre'nın karısına  akıl danışır..Der ki  böyleyken böyle..Taptuk Emre'nin karısı da der ki "sen şimdi şu eşiğe uzan, Taptuk Emre'nin gözleri artık iyi görmüyor.Eşikten geçerken sana takılıp da sorarsa kim bu diye..Ben Yunus derim..Hangi Yunus derse sen hiç bişey söylemeden çık git"..Tamam Demiş Yunus..İlişmiş eşiğe..Taptuk Emre gelmiş camiden, eşikten geçerken ayağı Yunus'a takılmış.."Kim bu?" diye sormuş hanımına ..Karısı da "Yunus o" demiş..Taptuk Emre şöyle demiş işte o zaman BİZİM YUNUS'MU? 

O kadar çok şey çıkardım ki ben bu kısacık hikayeden..Peki sen?

14 Mayıs 2013 Salı






Bir başka kesin karara ihtiyacım yok.

Bir yere,  bir yere gidiyor gibi hissetmem için.
 

Bana ihtiyacın olduğunu söyledin,
Ya da en azından bu benim düşündüğümdü.
Bazen (bazı zamanlar) anılar 
Kapımı çalar gibi oluyor
Milyonlarca kez izlediğim bir film bu.

Senaryoyu ben yazıyormuşum gibi hissettiriyor.

Tekrarlamayı reddediyorum..

Geçmişte yaptığımız hataları..(Dünün hatalarını)
 

Şu an daha güçlü olduğumu düşünmek iyi geliyor

Sağduyu kurbanıyım.

Ama gerçek şu ki,

Hala geçmiş ile şimdiyi karıştırdığımın farkındayım.

Yaşadıklarımızı tek bir kareye sıkıştırdım

Beynime kazındı
Ne zaman ilerlemeye çalışsam

Aynı resim karşıma çıkıyor 


Onlar dünün hatalarıydı
Dünün hataları
Tekrarlamayı reddediyorum...

Geçmişte yaptığımız hataları..(Dünün hatalarını)

                            -İbranice olan kısım-
-Merhametli olmanın kişiliği üzerimize ol ve sahibinin (tanrının) önüne duamızı getir
ve milletin için merhamet iste çünkü her kalp elemli ve her baş hastalıklı-

Bencilliğimi affet
Eğer affedebilirsen memnun olurum.
Nankörlüğümü unut.
Düşünüyorsun ki  aynıyım , hala o kızım 
Affetmemiz gerektiğini söylüyorlar.
Ama unutma.
Öncesinde neler olduğunu

Tekrarlamayı reddediyorum...

Geçmişte yaptığımız hataları..(Dünün hatalarını)

Ve onlar dünün hatalarıydı
Dünün hataları
Geçmişte yaptığımız hataları..(Dünün hatalarını) 

Tekrarlamayı reddediyorum.







10 Mayıs 2013 Cuma

8 Mayıs 2013 Çarşamba



24 Nisan 2013 Çarşamba

keşke


Mentalist izlerken uyuyakalınca çok gıcık oluyorum kendime..keşke uyumasam..

eve leylak aldık ,mor leylak..su vermeyi unutunca soldu leylakcık..keşke unutmasam..

gofret yemesem hiç şeker yemesem hiç acılı antep lahmacun yemesem..keşke göbek diye bişi olmasa bu dünyada..
 
keşke o lokantadaki yaşlı neneyi anneanneme benzetmesem,keşke o hep bizimle kalabilse..

Sibirya berberi'ndeki Tolstoy (yazar olanla akraba olmayan) filmin başındaki neşesini hiç kaybetmemiş olsa keşke,filmin sonunda o yorgun gözlerle bakmasa bize..


Deniz'cimle İstanbul'da karşılaşabilsek,Koço'da rakı-balık yapsak berin anlatsa biz onu dinlesek,saçma sapan gülsek ota boka..keşke birbirimizi özlemişsek parmaklarımızı şıklatıp yanına gidebilsek birbirimizin..





Annem her akşam evde bizi karşılasa,yemek hazırlasa bize,eve girdikten sonra uyumadan önce yan gelip yatsam,şirinella ile debelensem keşke..

yarın kalksak yaz gelse,tatile gitmemize 2 gün kalmış olsa keşke..

Eski buzdolapları emekli olabilse keşke.. 

Bu resmi ben çekebilseydim keşke..


BİR ÇİÇEK

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
Gelmiş ta ağzımın kenarında
Konuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
Güverteleri uçtan uca orman;
Aldım çiçeğimi şurama bastım,
Bastım ki yalnızlığımmış.

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya


15 Nisan 2013 Pazartesi


Şirinella ile dün sinema günü yaptık..Karlar Kraliçesi'ne gittik ana-kız..Ben filmi çok beğendim..

Filmin konusu kısaca şu; buz gibi kalbi olan kraliçe kuzey kutbunun dondurucu soğuğunu insanlığın üzerine üfleyerek kötülük dolu nihai amacını gerçekleştirmek istemektedir.Dünya üzerindeki tüm sanatçıları dondurarak öldürür.Bu tehditlerden biri de cam ustası olan Vegard'dır..Vegard ve karısını da bu kötülükten nasibini alır ve kötü kalpli kraliçe tarafından dondurulurlar..Dünya tatlısı çocukları kai ve Gerda son anda kurtulurlar ama birbirlerinden kopmuşlardır artık.Masal bu ya çocuklar günün birinde bir yetimhanede karşılaşırlar ve kan çeker :)

Bu yaşanılan günlerde insanlar da "soğuk havalardan" nasibini alacaklardır..Kalpler acımasızca ve sevgiden uzak çarpıyordur..Ama yine de ufak tefek insani kırıntılar abisini kurtarmak isteyen Gerda'ya yardım edecektir.

Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen'in romanından sinemaya aktarılan film Rusya yapımı veee şeker gibi bir filmmm..





10 Nisan 2013 Çarşamba


Çöps manyaklığı had safhada..şu aralar gözü başka bişi görmüyor..İsimler veriyor onlara,komik komik isimler..bana da kayıt tutturuyor..İşte Şirinella'nın çöps envanteri;


şapşal sivilce
anne akbaba
dinoo
kusmuk canavarı
aktapus
şaşkın lollipop
arkasında solucan var
üzgün köpek kulübesi
lazer ışını
kızgın diş
savaşçı  canavar
guguk kuşu
üzgün televizyon
şapşal keçi
zıp zıp pire
havaya bakan solucan
şaşıran sivilce
gözsüz canavar
vız vız arı
dino dan
kızgın çöps
şaşkın goril
kızgın balkabağı
gözlüklü bavul
kızgın ayıcık
iki el
gagak kuşu
karanlık canavarı
arkasında el var
dişlek boa yılına

Murat Menteş'in Dublörün Dilemması'nı sevdim..Sürekli okuyup hemen bitiremedim ama yarın falan okuyup bitirmek niyetim.
tavsiye..

bu şarkı da güsel..



2 Nisan 2013 Salı
















;;