24 Ocak 2013 Perşembe


Umut Işığım - Silver Linings Playbook

Bi kere film romantik komedi değil..Dramatik romantik bence..Güldüğüm pek çok kare oldu ama komedi filmi gibi eğlendirme amacı gütmemiş ..Dağınık, sorunlu, şimdilerin bipolar bozukluk olarak tanımladığı manik depresif kişilerin baş karakter olduğu "sakat" bir romantiklik silsilesi..

Hani romantik komedi karakterleri sarsaklardır,karikatürize tiplerdir,sakardırlar ki ben onları da çok severim çünkü aslında sıradandırlar..(Bazıları inanılmaz güzel oluyor o ayrı) Sıkıcı olanlar genelde terkedenler olur soğuk ama çok güzeller olur para sevenler olur ve unutulmazlar yahut asla unutulmayacak sanılırlar...Ve fakat çokk geçmişten çıkagelen ya da birdenbire beklenmedik şekilde ortaya çıkan "yeni" kişi ona her şeyi unutturur..O sarsak,unutkan,sorumsuz ama gerçek tip filmin başrol kahramanıdır..Herkes bilir onlar birbirlerine aşık olacaklardır ve mutlu yaşayacaklardır ömürlerinin sonuna kadar ama ilk başta bir sürü terslik,uyumsuzluk peşlerini bırakmaz..Yakınlaşmalarından hemen sonra mutlaka onları deneyecek bir takım olaylar çıkar karşılarına..O ciddi ama fevkaladenin fevkinde güzel ya da yakışıklı zengin eski sevgili-karı-koca neyse işte o geri döner mesela..Ya da çok tatlı bir ilişki yakaladıklarını zanneden iki ana karakterden biri sorumsuzluğundan korkar diğerinin ya da çok sevmekten.bişilerden korkar,bişiler engel olarak çıkar işte..Ama onlar her şeyin üstesinden gelir ve birbirlerinin gözlerinin içine bakarak o an gerçekten birer sevgili gibi öperler birbirlerini..Kamera etraflarında döner onlar öpüşür ve sen suratında sevecen bir sırıtışla konuya bağlı olarak belki hafif nemlenmiş gözlerle ya da ağlamaktan şişmiş gözlerle onları izlemektesindir..

Velhasıl romantik komedi iyidir hoştur..Güzel saatler geçirmeni sağlar ve bende böyle şeyler yaşıyorum-yaşayacağım dersin umut dolar içine..İyimser bir tipsen eğer! Kötümsersen sana pek iyi gelmez bu türler..Yatağa gömülüp günlerce çıkmak istemezsin..Nerde hani nerdeee?? soruları hep cevapsız kalır ama neyse ki biz kötümser değiliz di mi? :)

Gelelim umut ışığı'ma! Film bu anlattıklarım sebebiyle romantik komedi değil..Bi kere ana karakterler psikolojik olarak ciddi problemler yaşıyorlar ve çevrede yaşayan insanları korkutacak cinsten problemler bunlar..Ayrıca filmdeki tüm karakterler de bir takım sıkıntılar içindeler..Baba karakteri mesela takıntılı, kafayı iddia ile bozmuş bir tip,anne sürekli kötü bir şey olacak ve biz altında ezileceğiz hezeyanı yaşayan bir kadın ki uzak bir olasılık değil korktuğu şey ,yakın arkadaş evliliğinde boğulan mutsuz ama sırf düzeni bozmamak için katlanan bir karakter (hani baksan hayat içersinde bu tip normal görünüyor ama evliliğini kurtarmak yerine garaja gidip metal müzik dinleyip orayı burayı tırmalıyor fakat normal olmayan Pat ona diyor ki, garajda metal dinleyerek evliliğini kurtaramazsın) ,abi ailenin altın çocuğu falan filan..Hepsi arıza tipler..Ama görünürde depresif olmadıkları ve hayatın sıradanlığı içinde sırıtmadıkları için "normal" sayılıyorlar toplum tarafından..Pat ve Tiffany öyle değil ama..Onlar bildiğin "anormal" ve dışlanmışlar..Başlarından geçen travmatik olayları kaldıramamış (çünkü "normalden" daha hassaslar) bildiğin tedavi aşamasına gelmişler..O hassasiyeti şöyle anlatabilirim mesela; Hemingway'in kitabı mutsuz sonla bittiğinde kaldıramıyor bunu Pat..Gecenin 3'ünde anne babasının yatak odasına girip bas bas bağırıyor nasıl mutsuz sonla biter diye..Hırsını alamayıp kitabı cama fırlatıp atıyor..Kırılan cam gürültüsü gecenin üçünde!! Tiffany yaşadığı travmatik olaydan sonra iş yerinde kim varsa onunla birlikte oluyor,eve gelip anne babasından tiffany ile malum sebep yüzünden görüşmeye çalışan yabancı tipler..!

İşte bu iki klinik vaka birbirlerinin yaralarını sarıyorlar filmde..Tiffany Pat'e yardım ediyormuş gibi geliyor ancak en az Pat kadar Tiffany'de besleniyor bu "ortaklıktan". Tiffany duygularından daha emin bir tip,duygularının onu yönlendirmesine izin veriyor..Pat saplanıp kalmış başına gelen olaylara..Karısının yaptıklarını yok sayıp tek amacı olarak evliliğini kurtarmayı görüyor..Karısının okulda öğrencilerine okuttuğu kitapları edinip saatlerce o kitapları okuyor mesela..O kilolarını sevmediği için deli gibi kilo veriyor ve kullanması gereken ilaçları içmeyi reddediyor onu şişirdiği için..Ne yapıyorsa tek amacı karısının ona dönmesini sağlamak için yapıyor..

Filmin oscar'a adaylıkları var..Hani bazı filmleri izlersin ve film oscar almalı dersin bence bu film oscar filmi değil ama ben çok sevdiğimi söylemeliyim..Çok eğlenceli bir dans yarışması sahnesi var..Baba rolündeki Robert de Niro çok çok iyi..Yani onun rol kesmesini burda çok çok iyi diyerek yüceltmek bile bana ayıp geliyor ama başka nasıl ifade edebilirim bilmiyorum onun oyunculuğunu..Bradley Cooper'ı oldum bittim beğenirim ve bu filmde arıza kişide olağanüstü..Tamamm tamamm Jennifer Lawrence çok güzel ve şahane olmuş :)) Bence Chris Tucker'da  bir sürü leziz midyenin ardından gelen son cabası midyeler gibi..Tadına doyulmuyor..

Filmin yönetmeni; David O.Russell

Ve fragman;





Daa napim??

Bence izleyin..




21 Ocak 2013 Pazartesi






Dün gece tesadüfen Festival kanalında bir film izledim..We need to talk about Kevin..
Film 2011 yapımı bir sürü bafta adaylığı var ve yine bir sürü festivalden ödülleri..Mesela Londra film festivalinden en iyi film ödülü ile dönmüş..
Film bir kitap uyarlaması..Lionel Shriver'ın nobel ödülü almış romanından uyarlanmış..Lynne Ramsey yönetmiş filmi..imdb puanı 7.5
Tilda Swinton filmde harikalar yaratıyor..Bunu yazmayı unuturum sonra çok kızarım kendime..Kadın olağanüstü bir performans sergilemiş..Nasıl uzak nasıl sorunlu nasıl aldatılmış ve haksızlığa uğramış..
Filmin ilk yarım saati epey hareketli..Hareketliden kastım film flashback'lerle ilerliyor sürekli özellikle ilk yarım saat kırk beş dakika.Kırmızının hakim olduğu ve bir kadının dönüşümünü izlediğin sahneler iç bunaltıcı..Ama film o kadar iyi ki "yeter daraldım ben" demiyorsun..Aksine içine çektikçe çekiyor film..Arada "ya ne olacaksa olsun " diyecek kıvama gelsen de Kevin'ın ne kadar kötü olabileceğini merak etmeden duramıyorsun.
Filmi izlerken evlat sahibi insanlar olarak "ya benim böyle kötü yürekle doğan bir çocuğum olsaydı" diye geçiriyor insan kafasından ister istemez..Hani anne olmanın kötü yürekli hatta çok daha doğrusu psikopat bir çocuğa karşı dayanma sınırı nedir? Anne olmak demek yapılan kötülükler karşısında nereye kadar korumanı gerektirir çocuğunu?Ya o kötülük planlanarak yapılan bir katliam olsa ve kendi canından kanından iki insanı da alıp götürse senden anne olmak evladını affedebilmene yeter mi? Onu görebilmek pahasına eskiden yaşadığın mahalleden ayrılmamak,insanların her türlü hakaretine hatta kaba kuvvete maruz kalmak..

Birden bire daldım filmin içine farkındayım ama çok etkiledi film beni..Açılış sahnesinde domates festivali'nde mutluluktan kendinden geçmiş bir kadın var..Eva o zamanlar özgür ve mutlu..Dünyada gezmediği yer kalmamış bir kadın..Öyle ki bir gün gezdiği yerlerin haritalarından kendine duvar kağıdı yapıyor ama artık Kevin var hayatında..Bebekken ağladığında saatlerce uğraşsa da susturamadığı,3 yaşında anne dedirtemediği,8 yaşında hala altını bezlediği ve sırf inat olsun diye suratına baka baka altına dolduran küçük bir psikopat onun oğlu..Ve eva o küçük psikopatın yıllar içinde büyük bir psikopata dönüşümünü izliyor..Elinden başka hiç bir şey gelmiyor çünkü..Fakat anne ile oğulun yaşadıkları öyle büyük bir tezat da oluşturuyor ki  aynı zamanda mesela  Kevin her kötülükten sonra annesine ima dolu bakışlar atıyor ve aslında birbirimize ne kadar benziyoruz demekten vazgeçmiyor..
Anneye olan düşkünlüğü ve annenin çocukta "sorun"olduğunu bile bile herhangi klinik bir önlem almaması ve en son sahnede çocuğuyla hala birbirlerine sarılma çabaları ilişki de sorunun aslında her iki tarafta olduğunu gösterir gibi idi..

Herkese tavsiye edebileceğim çok etkileyici bir film ama yüreği kaldırmayan izlemesin de diyorum..



Ayrıca filmde bu şarkıyı duymak ne şaşırtıcı di mi?


16 Ocak 2013 Çarşamba



14 Ocak 2013 Pazartesi

Şirinella dün markette kedi maması alıp sokakta aç olan kedileri beslemek istedi..Kendiliğinden..ne facebook'u var ne de internette yayınlanan hayvan dostlarının etkinliklerini takip ediyor..Haberleri falan da izletmiyoruz ruh sağlığı için..Yani insanın içinden gelen bir yardımseverlikle doğmuş o hayvanlara karşı..Bu konuda onun adına tevazu gösteremeyeceğim..Markette olan tek markayı aldık Gökçe'den biliyorum whiskas markanın kediler için yeterince iyi kedi maması üretmediğini ama elimizdeki imkanlar bu ölçüde idi..Bir daha ki sefere kuru mama alacağız..Şirine sıkı sıkı tembih etti..







Bakar mısın mutluluğa?..Benden daha iyi bir insan olacak kuzu..Ne mutlu..

Sabah evden çıktığımızda mamanın yerinde yeller esiyordu.."Ayy kıyamam yaaa nasın açlarmış bak anne" dedi..Ben de ona kıyamam hiç kıyamammm :)


11 Ocak 2013 Cuma

Çamur ile başlayalım mı? YARA ozman..




Selamlar,çok oldu neler yaptığımı yazmayalı..Koşturmaca mı dersin,yorgunluk mu yoksa tembellik mi bilmem..Bence hepsi..Kar kış..Şirinella'nın okul hengamesi felan filan geçip gidiyor günler işte..
Şimdi Birsen Tezer dinliyorum..İkinci Cihan albümü yoldaymış..Lansmanını 17 Ocak'ta Ghetto'da yapacakmış..İlkinden bu şarkı sakınleştiriyor beni..Bak;




Kemal Tahir sanırım benim de en en en beğendiğim türk romancı..Onun romanlarını okurken var olduğum mekandan tamamen sıyrılıp romana giriyorum.Gazeteci Murat'a büyük  bir hayranlık duyuyor,Nermin'in donuk güzelliğini uzaktan beğeniyor hak vermesem de anlayabiliyorum..Ayşe'nin vefasızlığına şaşırıyor,Selim için gözyaşı döküyorum..Faytoncu Osman'a diş biliyor Kamil bey'e hayranlıkla karışık öfke duyuyorum..Ama hemen geçiyor öfkem o'na..Sağlamlığı fazla geliyor bazen bana..Her bir karakterden ekilenir mi insan? Ben etkilendim işte..Üç ayrı cilt..Esir Şehrin İnsanları-Esir Şehrin Mahpusu-Yol Ayrımı..1.338 sayfalık bu üç şaheseri okurken  İstanbul kuşatmasında insanların halet-i ruhiyelerini,mütareke devam ederken Anadolu ve İstanbul'da yaşayan "halkın" ve "aydının" hangi yolları seçtiğini ya da seçmediğini sonra kuşatma altında devletin mapushanesinde ne oyunlar döndüğünü,insanın doğru olanı yaparken neleri feda edebileceğini ardında kalanların seçimlerini anlayamaya çalışmayı,Kuvayi milliye'nin nelere rağmen yoluna devam ettiğini,insanların çıkarları söz konusu olduğunda nasıl da satan bir yaratık olduğunu,aslında hepimizin nasıl da korkaklıklarla yaşadığımızı ve aslında ne kadar cesur kadınlar olduğumuzu görüyorsun..Bunların hepsini ve çok çok fazlasını Kemal Tahir'den okumak hayatta aldığım en büyük zevklerden biri..Ne mutlu ki bu yazarlarla aynı topraklarda doğmuşum ve fakat ne yazık ki onların kıymetini bilememiş bırak kıymet bilmeyi seneler boyunca ömürlerini kısaltacak eziyetlerle belki de bizleri daha ne kadar zevkle okunabilecek eserlerden mahrum bırakmış o toprakların üzerinde yaşayan insan müsvetteleriyle aynı topraklarda öleceğiz..

Velhasıl kelam okumak lazım..Okumadan anlayabilmek çok zor..Okumadan iyi insan olmak zor..

Kitaplardan sonra filmler var tabe izlediğim;






En gerçekçi filmlerden..Kevin Spacey için bir kaç defa,filmin kurgusu için ayrıyeten bir kaç defa izlenir ki ben iki gün üstüste izledim..Amerikan aile yapısını demiş herkeşler ama bizim de pek bir farkımız kalmadı kodumun amerikalısından zaten..Sisteme sövüp sayıyorum yıllardır..Çalışıyoruz ömrümüzü yiyoruz para kazanmak için güzel kanepeler iyi dolaplar almak için..Sonra giriyoruz içine huzurlu muyuz peki hayatı istediğimiz gibi sapsade yaşayabildiğimiz için? Hani derler ya insan ölümün  farkında olsa bir güne kalmaz delirir diye..Acaba biz de farkettiğimiz gün hani ömrümüzden yediğimizi bir an bırakıp herşeyi vazgeçer miydik? Sisteme,sistemin dayatmasına o kadar küfürler edip şikayetleniyoruz ya hani..valla bişi diyim mi kendi düşen ağlamaz!!

O naylon torbaya takılıp kaldım dakikalarca izleyen herkes gibi..İşte biz oyuz dedin di mi sende? Gözlerin doldu mu peki amaçsızlıktan?




" kar yağışına dakikalar kalan günlerden biriydi. hava elektrik yüklüydü. neredeyse duyabiliyordun. ve bu torba oradaydı. benimle dans ediyordu. tıpkı oynamam için yalvaran küçük bir çocuk gibi. işte o gün fark ettim. her şeyin ardında hayat vardı. ve iyilik dolu, inanılmaz bir güç. korkmak için hiç bir neden olmadığına inanmamı istiyordu. video zavallı bir bahane, biliyorum. ama hatırlamama yardım ediyor. hatırlamaya ihtiyacım var. bazen öyle çok güzellik var ki dünyada.
dayanamayacağımı hissediyorum. ve kalbim içine kapanacak. "

ve filmin son repliği ki ilk üçe girer gibi;

"Sanırım başıma gelen şey için fena halde kızabilirdim,ama dünyada bunca güzellik varken kızgın kalmak oldukça zor.Bazen hepsini bir anda görüyormuşum gibi geliyor ve bu çok fazla.Kalbim,patlamaya hazır bir balon gibi doluyor,sonra sakinleşmeyi hatırlıyorum,tutunmaya çalışmaktan vazgeçmeyi..O zaman yağmur gibi üstümden akıp geçiyor..Ve sonsuz bir minnet duyuyorum küçük,aptal hayatımın her bir anı için..Eminim neden bahsettiğim hakkında hiç bir fikriniz yok.Ama merak etmeyin,bir gün anlayacaksınız! "

Ya bu filmle ilgili çok şey yazılır tabi..Sayfalarca..Ya da bu kadar işte..

Bahsedeceğim diğer film de when harry met sally..Romantik komedi ben seviyorum..Ama böyle yılış yılış olmamış artık aynı konuyu işleye işleye bokunu çıkarmamış olanları..Bu film onlardan biri..Çıkarmamışlardan yani..Hatta sanırım bir sürü senaryoya ilham kaynağı olmuş..en sevdiğim filmlerden idi..bir daha oldu..Suratında kocaman bir gülümseme belirsin istiyorsan,bazen kahkahalarla gülüp bazen gözlerin dolsun istiyorsan meg ryan'ın estetiksiz saf güzelliğini merak ediyorsan,bir kadının sahte orgazmı nasıl olur ki diyorsan ve şahane şahane şarkılar dinlemek istiyorsan ve bunların hepsini 90 dakka içinde yapmak istiyorsan izleee..

işte filmden bir şarkı..Ella F. ve Louis Armstrong..New york'a varış müziği bu filmde..
Dinle dinle neşe dol!! O kadar bence...!




Bir de Sinister isimli Ethan Hawk filmi izledim..Hımmm zaman geçirmek istiyorsan izle ama ben vasat buldum..Gerildim evet ama zevk almadım..Eminim çok daha zevkle izlenecek psikolojik gerilim-korku filmleri vardır..Yine de al sana ;





Daha çok şey yazacaktım aslında,epey birikti demiştim ya..Ama 

Şirinella beta oldu..:( Kızımla ilgilenmeliyim..

Görüşürüz dostum!..

4 Ocak 2013 Cuma






27 Aralık 2012 Perşembe


Sevgili Dilara'nın paylaştığı bir video..İzleyince çok etkilendim..Siz de izleyin istedim..Neden mümkün olmasın?


18 Aralık 2012 Salı


İki İki buçuk sene önce keşfetmiştim bu adamları..O zaman da bilgisayarın karşısında zevkten dudaklarım titremişti :)) Şimdi bidaaaaaaa...




12 Aralık 2012 Çarşamba

Bir daha izleyelim mi?




11 Aralık 2012 Salı


Susan Boyle..Sesini dinlediğimiz ilk şarkı;


BGT 2009: Susan Boyle - I Dreamed A Dream (Full... ile vidsuperstar


Ve 4.albümünden Somewhere over the rainbow...




Paul Potts yine aynı yarışmada duyulmuştu..





5 Aralık 2012 Çarşamba

3 Aralık 2012 Pazartesi


Evet başlayalım hadi..

7

Akla ilk gelenler; Dünyanın yedi harikası!!

Tamemen insanoğlu tarafından inşaa edilmiş olağanüstü yapılar bu yedi harikalar..neler peki?

1-Keops Piramidi
2-Babil'in asma bahçeleri
3-Artemis Tapınağı
4-Zeus Tapınağı
5-Rodos Heykeli
6-İskenderiye Feneri
7-Kral Mausollos'un mezarı



bunlar eski harikalar..Yeniler de 2007 de Lizbon'da ilan edilmiş..

1-Ürdün'deki Petra antik kenti
2-Çin Setti
3-Brezilya'daki Kurtarıcı İsa heykeli
4-Peru'daki Machu Picchu Antik Kenti
5-Meksika'daki  Chichen Itza piramidi
6-İtalya'nın Roma kentindeki Kolezyum
7-Hindistan'daki Tac Mahal anıtmezarı

imiş...




Sonra tabi benim yıllar geçse de unutmayacağım se7en var..! Yedi'de başrollerde Brad Pitt ve Morgan Freeman var..Ama Gwyneth Paltrow ve Kevin Spacey'de var..Film 1995 yılında David Fincher tarafından yönetilmiş gri-karanlık bir filmdir..Sürekli yağmur vardır fonda..Öyle sıkıntı verir..Yedi ölümcül günahı işleyenleri acımasızca öldüren bir seri katil ve onu yakalamaya çalışan iki dedektif ana karakterlerdir..Belki seri katili görmeyiz ama işledikleri cinayetler ile onu tüm iliklerimizde hissederiz..

İzlediğim en başarılı ve en rahatsız edici polisiye\Gerilim filmlerinden SE7EN...Çok çok başarılı!!




e ozman madem yedi ölümcül günahı da yazalım neme lazım??



Günahların Latince adlarının ilk harflerinden oluşan SALIGIAYedi Ölümcül Günah 'ın diğer adıdır. Zaman içerisinde yedi günahtan her biri bir şeytanî varlıkla ilişkilendirilmiştir.


  1. SuperbiaKibir, kendini beğenmişlik (Lucifer'e atfedilmiştir)
  2. AvaritiaAçgözlülük (Mammon'a atfedilmiştir)
  3. LuxuriaŞehvet düşkünlüğü (Asmodeus'a atfedilmiştir)
  4. InvidiaKıskançlık, hasetlik (Leviathan'a atfedilmiştir)
  5. GulaOburluk (Beelzebub'a atfedilmiştir)
  6. IraÖfke, yıkıcılık, gazap etmek (Behemoth'a atfedilmiştir)
  7. AcediaTembellik, miskinlik (Belphegor'a atfedilmiştir)                                           (KAYNAK: VİKİPEDIA) 



7 azot'un element numarasıymış..Renksiz kokusuz tatsız bir gazmış azot.Dünya atmosferinin %78'inde Azot yer alırmış..Yani sanırım hayati! Ayrıca paslanmaz çelik üretiminde,canlı dokuların ve üreme hücrelerinin (sperm-yumurta) dondurularak korunmasında,bilgisayarların soğutma sistemlerinde soğutucu olarak,ermotoloji de güzel görünmeyen siğil ve cilt yaralarının alınmasında bi de otomobil ve uçak tekerlerinin dolumunda falan bir sürü yerde kullanılırmış azot..1772 yılında Daniel Rutherfort tarafından keşfedilmiş.




Sonra ne var..Pamık prenses ve yedi cüce varrr...





Mercan Dede'nin Pamuk Prenses ve 7 cüceler, Ali Baba ve 40 haramilere karşı diye bir parçası da var..




Haftada kaç gün var,
kaç nota var peki,
gökkuşağında kaç renk,
insanda kaç çakra,
Kainatın yaradılışında kaç safha vardır,
Hürmüz kaç kocalıdır,
İstanbul kaç tepe üstüne kurulmuştur,
Japonlarda en en en şanslı rakam peki,
my name is Bond,james bond..
Tibet'te buda sayısı,
Dünya'yı saymayalım kaç gezegen var?
Çok sevdiklerimin doğum günlerinde olan sayı?

bunnarın hepsiii




Yedi Uyurlar var..Roma imparatorluğu döneminde (dönemi ile ilgili de pek çok çeşit rivayet var efsanenin kendisinde   olduğu gibi) inançlarından vazgeçmek istemeyen yedi genci öldürmek ister Roma imparatoru..Bu yedi genç bir mağarada öldürülmek istenir ancak ölmezler yüzyıllar boyunca uyurlar..Başlarında bekleyen köpeğin ismi de Kıtmir'dir..Benim üniversitede okurken bir kedim vardı..Bembeyaz bir van kedisiydi..İsmi de Kıtmir'di..

Yediemin diye bişi var..Hep duyardım ama ne olduğunu pek bilmemişim demek ki..Hukuki olarak hiçbir tarafa ait olmayan malın sorumluluğunu geçici olarak alan kişi imiş..



Pis Yedili var iskambil oyunu..

Cem Akaş zamanında trt2 de Okudukça programını da sunan bir yazar..Bir çok kitap çevirisi yapmış ve birden fazla sayıda kitap yazmış Akaş..Ama benim bahsedeceğim kitabının adı evet evet,


Roman ilk kez 1992 senesinde 6.45 tarafından yayımlanmış..Bir kült roman şeklinde tanımlanıyor her yerde Cem Akaş'ın 7 isimli kitabı..Roman İstanbul'da bir gizli dinsel örgütün içindeki olayları konu almış..İki sevgili var ve sevgililerin güç savaşından bahsedilmekte..Kitap ikibinoniki yılında tekrar basılmış ve 1 den 1000'e kadar el ile numaralandırılmış ve yazar tarafından tamamı imzalanmış..Kapak baskıları da el ile yapılmış..Şimdi baktım da büyük kitap sitelerinde kitabın satışı var.


28 Kasım 2012 Çarşamba

Mutlak sıfır, bir maddenin moleküllerinin entropisinin minimum değerine ulaştığı teorik sıcaklık. 0 Kelvin, –273.15 °Celsius, 0 Rankineve –459.67 ° Fahrenhayta eşittir.[1]

annadın mı bişi? Ben de annamadım zaten..sana şöyle anlatayım o zaman..

Konumuz sıfır..rakkammlaa 0..Kim bulmuş peki? Belki Mayalar? Öyle bir rivayet varmış..Bi de matematiksel olarak Hindistan'da geliştirildiğini diyenler de var..




Mesela ne var denize sıfır var di mi?



Meselaaa 0 km kızzz gibi araba var..





Bilemedin otur sıfır!!! var..pek fena..



Sonnaa benim moralim sıfır! varr..



Sıfır hata var ki ooo yapmak çok zor!! (benim için en azından)



cube zero (küp sıfır) filmi var..2004 kanada yapımı..Birbirlerini tanımayan yedi kişi bilmedikleri bir nedenle kendilerini bir küpün içinde buluyorlar..falan filan gelişiyor olaylar..




Sıfır diye bir grup varmış mesela..Şarkının ismi SIFIRLAMAK




Sıfır yok oluş diye bir kavram varmış..Doğa üzerinde bazı alanlar dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan ve burda da kırmızı liste kriterlerine göre tehlike altında olan bir ya da birden çok canlı türünü içermekteymiş.
Ülkemizde de 451 canlı türünün "Sıfır yok oluş" kriterlerini sağladığı belirlenmiş..Doğa Derneği tarafından Hedef:Sıfır yok oluş isimli bir proje başlatılmış..Destekçileri de Atlas dergisi ve CNN Türk'müş..
Kampanya kapsamında yürütülecek projeler şunlarmış;

1 - Urfa'nın BozkırlarıUrfa bozkırlarında 100'den az ceylan kaldı. Son ceylanlar, Türkiye'nin Doğa Fonu sayesinde yaşamaya devam ediyor. Kampanyaya yapılan bağışlarla ''Urfa'nın Bozkırları'' projesi 2007 yılında başladı.

2 - Anadolu Parsı'nın KeşfiAnadolu parsının Türkiye’de yaşadığı son alanlar Türkiye'nin Doğa Fonu sayesinde keşfedilecek.


3 - Antalya MakilikleriYüzlerce bitki ve hayvan türü dünyada yalnızca Antalya makilerinde yaşıyor. Türkiye'nin Doğa Fonu Antalya’ya özgü canlıların yok oluşunu engelleyecek.

4 - Son 11 Telli TurnaSon 11 telli turna Muş'taki Bulanık Ovası'nda yaşıyor. Telli turnaların geleceği için Irmak Okullarıyla birlikte çalışıyoruz. Proje, 2008 yılı boyunca uygulanıyor olacak.


5 - Fokların Son SığınağıAkdeniz fokunun Türkiye’deki en önemli yaşam alanlarında biri İzmir - Karaburun Yarımadası. Türkiye'nin Doğa Fonu bu bölgedeki koruma çalışmalarını başlatacak.


6 - Doğu Karadeniz'in DağlarıDoğu Karadeniz Dağları, Türkiye'nin doğası en zengin bölgelerinden biri. Türkiye'nin Doğa Fonu, bölgede yaşayan boz ayı, dağ horozu gibi bayrak türlerin korunmasını sağlayacak.


7 - Son 200 OrkideTürkiye'nin Doğa Fonu, dünyada sadece Batı Toroslar'da yaşayan iki orkide türünün korunmasını ve üretilmesini sağlayacak.


8 - Sultansazlığı Suyunu ArıyorTürkiye'nin Doğa Fonu, Develi Ovası'nda damla sulama uygulamalarını teşvik ederek ülkemizin en önemli sulak alanlarından Sultansazlığı’na hayat vermeyi amaçlıyor.


9 - İstanbul'un KartallarıAvrupa'daki kartalların yüzde doksanından fazlası her yıl İstanbul semalarından geçiyor. Türkiye'nin Doğa Fonu sayesinde kurulacak “Boğaziçi Doğa Evi” İstanbul’un benzersiz zenginliğini Türkiye'ye ve dünyaya tanıtacak.


10 - Doğa'nın Okulu 

Ankara’da kurulacak olan merkez, Türkiye doğasının tanınıp korunması için altı yaşından yetişkin çağa kadar farklı yaş grubundan insanlara uygulamalı doğa eğitimi olanakları sunacak.

KAYNAK http://www.dogadernegi.org/sifir-yok-olus.aspx



Sıfır belki de sonsuzluktur?? İki sıfır bir araya gelip sonsuz olur?



bir tekerlemesi bile varmış;

tek basıma ben bir hicim, 
solumdakiyle olurum bicim, 
toplama cıkarmaya karısmam; 
carpma bolmede ben en picim..







Jess Walter'ın Sıfır (the zero) isimli kitabı..
Kitabın arka kapak yazısı;

sıfır: 1. ondalık sayı sisteminde, kendisinin hiçbir değeri olmadığı halde solundaki sayıyı on defa büyüten sayının adı ve işareti. 
2. hiçbir değer ifade etmeyen şey.

sıfır, kendi hayatını yaşamayı kabullenemeyen bir adamın öyküsü. bildiğimiz dünyanın sonu. tüm korkuların ve umutların toplamı. çarkların arasına sıkışanların mottosu. uykuyu hayata tercih edenlerin, etrafta dönen dolaplara aldırmayanların, bildiklerini hatırlamayı beceremeyenlerin, aldatırken aldananların ve sürekli aldatılanların, ekran karşısında uyuşarak teselli bulanların, çelişkilerle yaşayanların, sorgulamadan olan bitene alışanların hikayesi sıfır.

bu, sizin hayatınız. 

televizyonunuzu kapatmayi unutmayiniz!




27 Kasım 2012 Salı






 Geçen Akşam televizyonda Dedemin insanları fiilmini gördüğümde hemen kaydetmeye başladım filmi..Şirinella uyuduğunda film saati başlamıştı artık..Filmi hem izliyor hem de deli gibi höyküre höyküre ağlamaktan çok korkuyordum..Aslında korktuğum ağlamak değil de zira günün her saati her koşulda ağlayabilirim..Sanırım yaş ilerledikçe oluyor!Bilmiyorum ne diyorduk ağlamak değil de o izlediğim, "nolurrr benim babam oll benim dedemm ol yoksa hayatım ziyan olacak" diye yalvarasım gelen Mehmet bey'e ya da hem ayağımıza şalvar geçirip hem de hayattan çocuklardan erkeklerden konuşabileceğim bi yandan şarap içebileceğim Nurdan'a, çilek kaynatıp börülce ayıklarken eski hikayelerini dinleyip dinleyip gülüp hüzünleceğim evin annesi Nadire hanım'a işte tüm bu iyi insanlara bişi olacak kesin başlarına pis bişi gelecek diye tırsa tırsa izlemek çok pis ..Hayatta tanıdığın ve çok sevdiğin bir insanın başına gelen felaket gibi karşılıyorum Çağan Irmak'ın filmindeki karakterlerin başına gelenleri..sonra da çok uzun süre kurtulamıyorum etkisinden..Sanırım bu da yaş ilerledikçe oluyor..Bunu da bilmiyorum!

Ege'de küçük bir sahil kasabasında yaşayan Girit göçmeni bir aile..Mehmet bey(Çetin Tekindor) kasabada saygı gören ve yardımsever bir beyefendi..Henüz çocukken  doğduğu topraklardan mübadele sebebiyle ailesi ile göç etmek zorunda kalıyor..Ama o beyaz boyalı evini, toprağını hiç unutmuyor ve bir gün hep çocukluğunun geçtiği evine dönmeyi arzuluyor..Hatta denize her girişinde sahilden o kıyılara ulaşsın diye name yazıp şişelerin içine koyup koyup atıyor..Çünkü Mehmet bey iyi insanlara hala inanıyor ve biliyor ki o şişedeki nameyi biri bulsa götürüp Mehmet bey'in insanlarına ulaştıracak..

He tabi bir de Ozan var..Mehmet bey'in torunu.."Deniz çocuk"'un yerine doğan..Ozan etrafındaki insanların onlarla "gavur"diyerek dalga geçmesine (çocuklar arasında dalga- yetişkinler arasında arkadan fısıldaşmalar)çok içerliyor..zor bir dönem..Hem Ozan için hem de ülke için zira ihtilal kapıda..İşte biz de tam o yazın herkes ve Ozan üzerinde ki değişimine tanıklık ediyoruz filmi izlerken..

velhasıl yine Ege insanının sıcaklığını,ait olmayı ya da olamamayı, acıları ve mutlulukları izlemek isterseniz çok güzel bir film sizi bekliyor..

Filmde çalan aşık olduğum Crystal Gayle şarkısı ile sizleri başbaşa bırakıyorum..
                                                                                                                                                                                                       



22 Kasım 2012 Perşembe


Geçmeden nasıl acıttığını bilemediğin zamanlar gibi,
içimdeki nasır tutmuş yara şimdi her soğukta sızlıyor oysa kanamamıştı bile veyahut ben öyle zannetmiştim..
Gördüğümde hayatın kırmızısı gibi gelmişti meğer acının kırmızısıymış..O nasırdan bana kalan acı olmasa bile hep bir hüzün oldu..

Kulağımda bir viyolensel hüznü,nereye gitsem benimle..İçimde en derinde ki bulup da çıkartmayayım diye biliyorum..Hain hüzün koydum adını..

İnsanlar içinde hain hüzünle gezen bir ben ile karşılaşıyorlar ve hayatlarına devam ediyorlar ne tuhaf..Yoksa tuhaf olan hayatlarına devam eden insanlara rağmen hain hüzünden vazgeçemeyen ben mi?

Üstelik insanları kandıran,onlardan sakınan da benim..Hain de benim hüzün de!..Ama bunu ne sen duy, ne ben söyleyeyim..Duyma ki sen hiçbir şey olmayan hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam edebil,söylemeyeyim ki ben de içimdeki vazgeçemediğim bu hain hüznü küstürmeyeyim.......................................................

Ankara-Kasım-2012

20 Kasım 2012 Salı

















16 Kasım 2012 Cuma



Tüyap kitap fuarı başlıyore arkadaşım! 17-25 Kasım tarihleri arasında imiş bu sene 31.yapılacak olan fuar.

http://www.istanbulkitapfuari.com/

Ayy 24 Kasım saat 15.00 17.00 arası  Türkan Şoray'ın imza günü varmış..İşte bu kitapla..Salon 2\407 'de..


Fuarın bu seneki teması "Çocukluğum Yurdumdur" imiş..Ne....(ne yazacağımı bilemedim ne karanlık? Ne uzak? Ne neşe dolu..! Ne belirsiz! Ne gel-git li? Ne korumacı.. Bilemedim belki de hepsi)

Acaba Şirin ve Duru ilerde ne hatırlayacaklar çocukluklarını düşündüklerinde..Hep sevgi dolu anlar hep güven içinde anlar hep aşk dolu anlar hatırlasınlar istiyorum ben.Kulaklarında eskiden çalınan yumuşacık piyano sesleri gelsin istiyorum hatırladıklarında bu zamanları..Daha çok çalışmak lazım bunun üzerine..Bu ayrı bir konu..

Ritüeller olmalı mesela hatırlamaları kolaylaştırmak ve ilerde bunu hep yapabilmeleri için.Mesela her hafta pazar günleri bir kitap alınmalı kütüphane için..Herkes kendi seçmeli kitabını..Bu iyi bir fikir sanırım..

Bir raf düzeneği kurup alınan kitapların onlar tarafından yerleştirilip düzenlenmesini sağlamak lazım..Kitabı sevmesini o kadar çok istiyorum ki..Bana berin sevdirdi..Ben de kızlarıma sevdirmeliyim.Bu çok öncelikli bir görev..Kitap seven çocuk hala hayal değil..Lütfen vazgeçmeyin..

****************

Amin Maalouf'un 8 sene aradan sonra yayınlanan kitabı ; Doğu'dan uzakta..Kitap Y.K.Y'den çıkmış ve 460 sayfa..Fiyatı ise 22 lira..D&R fiyatı ise %25 indirimle 16.49 lira..Oldukça fark var değil mi? Sadece üye olmak yeterli sayfaya..

http://www.dr.com.tr/Kitap/Dogudan-Uzakta/Amin-Maalouf/Edebiyat/Roman/Dunya-Roman/urunno=0000000418164

**********************

Son bi kaç gündür Perihan Mağden'in son kitabı Yıldız Yaralanması'nı görüyorum her yerde..Ben daha önce hiç Mağden romanı okumamış biri olarak bu kitabı merak ettim..

"Birinin başlattığı yangını başka biri söndüremiyor...

Dönmemiş Yıldız. Dönseydi duyar uyanırdı zaten. Beni yaraladı yine, diye düşünüyor. Sonra da yok oldu. O bitmeyen ufak kaçamaklarından birine gitti. Nereye gitti ki? Cengiz Bey'le Maldivler'e gidiyor yarın! Teo Man, diye geçiriyor içinden, anında içi üşüyor. Tabii ya, onunla olmaya gitti. Cengiz Bey'le bir nevi mecburiyetten çıktığı seyahatten önce, hakiki aşkına koştu. Kavuştu.

"Beni niye yaraladın peki? Beni niye hep, habire yaralıyosun? Neyim ben? Kırıp dökeceğin oyuncak bi bebek mi?"

Hikmet Hanım'ın saçının kesildiği gece "oyuncak" demesi geliyor aklına. Haklı işte! Ahçı da haklı, Muhittin de. Onu Yıldız'a karşı uyarmakta haklılar. "Hıncını benden çıkarıyosun. Annenin sana yaptıklarının, herkesin sana yaptıklarının hıncını, intikamını-" Aynaya bakarak bağıra bağıra söylüyor bu lafları."


Kitabın raf fiyatı 18.00 lira.İdefix'de 15.30 tl..D&R 'da 13.49 tl..Ama tabi bi kaç kitap birden almak lazım ki kargo bedeli diye bişi sonucu astarı yüzünü geçmesin.. (Çok kitap için bahane :)))

*****

Ve tabi EMRAH SERBES!!!! 176 sayfa :( az biraz..Kitap 14 lira..Bu raf fiyatı yine..


Arka Kapak

"Annemin öldüğünü anlatma, onun etkisi altında olduğum için kendisini sevdiğimi düşünmesin."
"Tamam Galip."
"Karanlıkta uyuyamadığım için gece lambasını açık bıraktığımı anlatma, beni ottan boktan korkan biri zannetmesin."
"Tamam Galip."
"İlk defa âşık olduğumu anlatma, beni bu konularda tecrübesiz biri zannetmesin."
"Tamam Galip."
"Geçen sene el frenini çekmeyi unutup Kartal'ı boklu dereye yuvarladığımızı anlatma. Malının kıymetini bilmeyen biri olduğumu düşünmesin."
"Tamam Galip."
"Babamın orospu çocuğu olduğunu anlatma. Onu bizzat ben anlatmak istiyorum."
"Tamam Galip."

Gecenin ilk müşterisi olan, sabahçı kahvelerinde, çorbacılarda ayılan genç adamlar. Bazen en anlamsız yüzü yaşamanın ve bazen yel değirmenini arayan içli bir hatıra. Henüz ölmemişler ve ölümle tanışmamışlara yazılmış hikâyeler... Namluya sürülmüş küfür... Büyümemiş bir çocuk... Pati yapan arabalar, yutkuna yutkuna dinlenen şarkılar ve hayattan meseleler. Kutlanan yenilgiler, "hayat kerpiçten bir gökdelen sevgili kardeşim, yanlış bir parantezde yaşıyoruz. Bırak konuşalım, iki çift laf edelim, yüz yüze bakıyoruz..."

Emrah Serbes, hayatı kendine katık eden, sokaktan çağlayan bir sesle yeraltının dumanını anlatıyor bize. Bitmez bir ergen öfkesiyle kuyuya düşmüş çocuklara sesleniyor.

Emrah Serbes'ten parça parça anlar, parça parça anılar, paramparça hikayeler...





 ******

Bu arada bir film girmiş vizyona..The Master..

Konusu kısaca şöyle imiş (henüz izlemedim ondan sebep burdan alıntıdır!


"Eski donanma subayı Freddie Sutton, tüm dünyayı alt üst eden II. Dünya Savaşı'nda cephede görev aldıktan sonra ülkesine döner. Fakat bundan sonra ne yapacağı, hayatını nasıl şekillendireceği konusunda kararsızdır. Tam bir boşluğa düşmek üzereyken The Cause tarikatının karizmatik lideri Lancaster Dodd ile tesadüfen tanışır ve ona tutunur. Sutton kısa bir sürede vaazlarıyla meşhur olan Dodd'un sağ kolu olur; başta neyin içine sürüklendiğini tam olarak bilmese de ilerleyen dönemlerde Master'ın önüne dahi geçecektir...
1950'li yıllara odaklanan yapım The Cause tarikatının din temelli faaliyetlerinin Amerika çapında yayılmaya ve gitgide popüler olmaya başlamasını merkezine alıyor. Senaryosu ve yönetmenliği, Kan Dökülecek filmi ile Oscar adaylığı da olan Paul Thomas Anderson'a ait olan filmin başrollerini Philip Seymour Hoffman ve Joaquin Phoenix paylaşıyor..."

Orjinal fragman;





Okunacak çok kitap,izlenecek bisürrüüü film var..Devam edecek...

Aklıma şimdi geldi..Bi de çocuklar için çocuk kitaplarını araştıralım bakalım neler var neler yok..


15 Kasım 2012 Perşembe


İstanbul Dünya Müzikleri Festivali bugün başlıyormuş..Bu akşam fadocu Carla Pires varmış..Acele edersen yetişirsin..Salon İKSV de..

http://www.iksv.org/tr

  



14 Kasım 2012 Çarşamba

Biliyorum her yeni şey keşfettiğimde aynısını yapıyorum; "hayatım bundan sonra daha farklı olmalı.."

Bittabi hayatım değişmiyor ben de..bir müzisyen keşfettim diye.. farklılaşmıyorum gerçekçi olalım..

Ama ama ama bu keşifler bu gözlerin gafletten bir an olsun uyanmaları ,bana günün sıradanlığında okkadar iyi geliyor ki okkadar olur! Her gün güzel olmayabilir ama her gün güzel olan bişi mutlaka olur gibi..

Bugünün güzeli Evgeny Grinko!!!!!



Az önce izlediğim Kim Ki-duk filmini de geçti bu..Filmden bahsetmezsem ayıp olur yuuhh olur bana..Yönetmenini okumasam filmin künyesinde bilirdim yine o olduğunu..Öyle sakin öyle hırçın öyle sıradan öyle göz alıcı ki..Sessiz sessiz etkiliyor, sessizliğin gizemine kapılıyorsun..izlediğim ilk filminde olduğu gibi yine aylarca konuşmama isteği uyandırdı bende..Yaşlı bir adam..7 yaşından beri denizin tam ortasında dünyadan izole bir teknede yaşayan bir kız..şimdi 16 yaşında..Yaşlı adamın hayattaki tek bağı..17 yaşına gelince evleneceği tensel haz kaynağı..Kızın çocukluktan kadınlığa geçişinde rol oynayan genç bir erkek..




Kızın masumiyeti ışıl ışıl, gözlerini kamaştırıyor,diyorsun ki ; sanırım insan değil, o kadar temiz..Sonra bakıyorsun ki iki tahtanın tekneden uzatılmasıyla oluşturulmuş yerde çişini yapıyor ne kadar insani bir ihtiyaç değil mi? Yaşlı adamın yaydan yapmış olduğu müzik aleti dışında duyduğu ilk müzik tekneye balık tutmak için ailesiyle gelen genç çocuğun mp3 ünden duyduğu sesler..Ona sahip olmak ya da kırmızı rugan bir ayakkabıya onu nesnel dünyaya bir adım yaklaştırıyor..MU sahiden??? Genç çocuğa duyduğu garip hisler mi onu gözünü açıp gördüğü yaşlı adamdan uzaklaştıran? Yoksa kadın olmak demek bir sınırı aşıp kendiliğinden hatta hiç farkına varmadan oluşan ince çizgimi? Nasıl yaşamıştık biz nasıl geçmiştik o sınırdan? İlk kimde hissettik kadın olduğumuzu?

Yaşlı adam- çocuk kız- genç çocuk..Hangisinden yana bakıyorsun? Taraf seçmek zorunda hissediyorum kendimi? Neden?
******  
Ve Evgeny Grinko..Ağzında sigarası,kapişonlu montuyla  piyano çalan kirli sakallı rus müzisyen..Onun hakkında henüz çok fazla şey bilmiyorum ama sanki sterilliği adım atmamıza engel olan salon müziğini bakın ben bunu böyle yapıyorum diyerek sunmuş..Ve ne olağanüstüüüüü..

Gözümü kapatıyorum ahşap bir yataktayım şiltesi yatmaktan eprimiş..Pencere sonuna kadar açık ve esinti aslında çıplak ayaklarımı üşütüyor enikonu..Olsun içimden kıpırdamak gelmiyor..Nerdeyse kendimi ölü sanacak kadar hareketsizim.Düşünmüyorum sadece çalan müzik..İçime işleyen beni yok edecek sandığım ağır bir hüzün duyduğum..Garip ki mutsuz etmiyor beni..

Sürekli sürekli sürekli çalıyor..Yataktan kalkamıyorum...



12 Kasım 2012 Pazartesi



Yalnızlar günü diye bir gün peyda etmişler..Ben se#gililer gününe de gı#ık bir insan olarak elbette bu güne de kıçımın bi tarafıyla güldüm..Çin'de kasım ayının 11.günü yalnızlar günü olarak kutlanmaktaymış..Kasım 11 olmasının sebebi işte ; 11.11..Te allam! Bu özel günde!! insanlar kendilerini farkettirmek için istedikleri kişiye bir  #ediye (başında bir #afr eksik bak yine oldu kla# yem bazı #arflere basmıyor napimm!! yoksa soyumdaki göçmenlikten değil yani) alıyorlarmış..Çinliler bu yıl yine yeni yeniden bir rekora imza atmışlar..İnternette 13 saatte 1.3 milyar a#roluk (bunda da eksik #ar ben yazamıyorum sen bul :) alışeriş yapmışlar..Kimden çıktı bu olağanüstü fikir peki? Okuduğum yerlerde 90'lı yıllarda se#gilisi olmayan Çinli öğren#ilerin  yaptıkları bi abukluk olduğu yazıyor..Ha ben bunu yer miyim? Ya bu #e benzeri tüm ama tüümmm safsatalar daaaaa#aaaa çok para akıtalım bu sistem da#a çok büyüsün bizi yutsun diye değil mi yaa?? Ben mi çok paranoyakım nolur deyin bana??




                           

;;