12 Şubat 2010 Cuma

Benim bi kardeşim daha var..Erkek olanın dışında.Bi kız kardeş..Gökçekız..
Tanıyan tanır Gökçe'mi tanımayanlar da tanıyacaklar şimdi...

Gökçe uzun süre hareketsiz kalamayanlardan..İlla bişi yapmalı..Ne yaparsa da güzel yapar zaten..(Çok sevdiğim belli dimi onu?)
Gökçe'm lise ve sonrasında aralıksız devam ettiği İngilizce konusunda son bir atılım daha yaptı geçtiğimiz zamanlarda; CELTA eğitimi aldı..
CELTA uluslararası bir belge ve ingilizce öğremenliği yetkisi veriyor.Yani Gökçe'm artık bir örtmen :)
Hatta benim de örtmenim kendisi..
Celta dünyanın her yerinde geçerli sırf bu yüzden bile alınmalı bence..Ve ödüm kopuyor başka yerlere gidecek diye..Ama onun için iyiyse benim için de iyidir..
Celta dan eğitim almanın öğretmenlik hakkı vermesinin dışında şöyle avantajları da var;geleneksel eğitim değil, öğrenci odaklı modern eğitim yöntemlerini öğretiyorlar. bu yüzden dersler %90 öğrenci odaklı, bu da öğrenciye bol bol pratik yapma fırsatını verdiği gibi korkularını yenmelerine de yardımcı oluyor. aynı zamanda dersler geleneksel eğitimdekiler gibi sıkıcı değil, çok eğlenceli oluyor.
Öğrencinin tahtada yazılanı deftere geçirmesi yöntemi kullanılmıyor, az önce yazdığım gibi materyal kullanma ve bu materyallerle birlikte dili kullanma fırsatı veriyor.
Bizatihi ben tanığıyım dedim ya örtmenim benim o..

Eğitimin ilk başından itibaren öğretmen adayları derslere girerek pratik yapıyorlar, bu da tecrübe edinmelerinde çok önemli bir rol oynuyor.

Celta eğitimi için ciddi bir çaba sarfetmek gerekiyor fekat ,part-time gidersen 2,5 ay, full time gidersen (yazın hergün) 1 ay sürüyor.Ve en afilli kısmı;eğitimi 2 kurum veriyor türkiye'de. biri britisih council devamı British Side, diğeri ise ITI..Naber?? :)

Hım bi de Gökçe'm bu eğitimden B ile mezun oldu..Ben bilmiyordum bilenler vardır mutlaka bu eğitimden B ile mezun olmak her ingilizce bilenin harcı değilmiş.

Gökçekız özel ders ve grup dersleri vermeye başladı bile.Bu dersler arasında Genel İngilizce,ÜDS Hazırlık, KPDS Hazırlık, YDS Hazırlık ve Üniversiteye hazırlık dersleri var..

Bunlar dışında akademi ile işim olmaz ben iletişim adamıyım da diyebilirsiniz..O da olur..Süper iletişir kendileri :) Sırf konuşma dersi de alabilirsiniz..

Gökçe'min blog adreslerini göğsüm kabara kabara burdan iletiyorum size..

ingilizcekonusabiliyorum.blogspot.com

İhtiyacı olanlar ve ihtiyacı olduğunu düşündükleriniz için kulaktan kulağa please...

Hayat tuhaf bi döngü...Ve o kadar hızlı ki..Ve o kadar yavaş ki..

İçimde keyifbaz pembe baloncuklar..

Hayatımın günlerinden memnunum..Hayatımın saatleri içimi daraltıyor ama..

Hem bekler gibi hem kaçar gibiyim..Hem açım hem yiyemeyecek kadar tokum..

Kulağımda çalan müzik bahar çiçekleri gibi pembe,beyaz..

Sevdiğim insanlarım yanımda yöremde...Yöremi tarif edecek kimse var mı aranızda peki??

Fısıldar mısın kulağıma? Ufak bir sufleye ihtiyacım var..Tatlı olan değil yardımcı olan'a...

Ayaklarımı suya sokup içimi serinletmeye ihtiyacım var..Çakıl taşları ayaklarıma batarken..

Erken açan bahar çiçekleri gibi gibiyim..Üstümde kocaman kolları uzun bir kazakla oturuyorum ama..

Kafam karıştı ! Ama karışık kafamı daha çok beğeniyorum..:)

Resimdeki gibi karanlık ama tebessümümü saklayamıyorum..

Ya ben dün pek helecan yapmışım ufak bi ayrıntıyı atlayıp! buble'ın video klibini eklememeşim (oops! :)

klip gerçekten eğlenceli izleyin derim..

şimdik hem kulağa hem göze hem kalbeee;

BUBLE

11 Şubat 2010 Perşembe



kızlar ben bişii buldummmm...

ama ama olmaz kii...

beni aramayın yokum buralarda artık :))))

resmi sitesi efenim;




Gidesim var ne zamandır ama bi sürü şey,ertemek zorunda kaldım her seferinde..

Vakit hareket vakti..Boş duranı allah sevmezmiş...

Amasra yolları göründü bana..En güzel zamanı...Hava buz , deniz gri , ben onlara inat capcanlı :)

Dengeleriz birbirimizi işte fena mı?



Şimdi...Araştırma yaptım biraz.Biraz ama, zira didik didik araştırmak istemiyorum gidince görcem nasılsa..



Bi kaç resim ekleyeceğim bakınız iç geçiriniz ve kıskanınız diye...
Bi kaç tane de nerde kalınır nasıl gidilir falan...Ne yenir diye sormayın ayıptır ; balık yicem her akşam:)

Yanında da buz rakı..off..

Hadi bana eyvallah...

*Az önce Kuşna Pansiyonu aradım..Sevimli bir yapı gibi..Denize çok yakın..Odaları fıstık yeşili ama olsun :) Aradım Nevin hanım ile görüştüm.Tek kişilik odaları yokmuş.2 yada 3 yataklı odaları varmış.O sebepten günlük kişi başı -sadece kahvaltı- 50 lira diyorlar..Bakalım olmadı pazarlık yapcam..Nevin hanım fena birine benzemiyor.Can oteli tavsiye etti bi de tek kişiyseniz daha uygun olabilir dedi..Orayı arayacağım şimdi de..

*Can Otel'den Serkan bey daha uygun bi fiyat verdi.35 lira.Kahvaltı da var..Kredi kartı yine geçmiyor ama..Bi de odalar nasıl desem? Neyse demiyim..
Yok bu sefer tavsiye üzerinden değil kendi bildiklerime bakacağım..

Ya oteller yada pansiyonlar farketmiyor neden odaları cart kırmızı yada cart yeşil??Fikri olan??

*Paphlagonia pansiyon daha sevimli gibi..Ya sonuçta çok da önemli değil kalacağım yer gezicem sonuçta habire ama önem verenler vardır aranızda belki? Cep telefonu var aradım ama yanıt vermediler..Çok mu soğuk acaba???

Ballı yoğurt yemeden gelmeyin diyorlar..num num..Ama illa ki balık..Liman restaurant çok iyiymiş..

aa yaşasın "garıla pazarı" varmış ..Garıla nedir bilmiyorum ama pazar fikri şahane...

*Bi yer daha aradım fena görünmüyor..Sunset Hotel..Ali bey ile görüştüm..Onlar da 50 lira diyorlar kahvaltı ile..Düşünmeye değer gibi..Hım bu arada burası sadece haftasonları hizmet veriyormuş..Tikkat!

Neyse dediğim gibi zaten ben barbun yemeğe gidiyorum bi de fotograf çekmeye bol bol..Bi de kafa dinlemeye ,kitap okumaya , yazmaya..O kadar..

Resim de ekleyeyim de dibiniz düşsün :))

10 Şubat 2010 Çarşamba



Bugün Ajda günü..Öyle hissediyorum..Öyle bağımsız,keyifli ve güzelim:) Ajda gibi işte...


Bilgisayarın başında gözlerim rakamlarda,aklım dışardaki güneşte,kulağım kulaklığın ucundaki Ajda'nın sesinde...

9 Şubat 2010 Salı

luna doğdu bugün yani yine doğdu yani yeniden işte çok sene önce,önceden...Ama çok da eski değil:)))

Bu halimle seviyor beni nasıl sevmem ben onu?Çok yıldır hemde...

Öğle yemeğinde kutladık hep birlikte..

İyki doğdun lunaaaaaaaa iyki doğdun lunaaaaaaa....

Seni seviyoruz hepimiz...

















8 Şubat 2010 Pazartesi

Haftasonu epey hareketliydi ;-)

Perşembe akşamını cuma sabahına bağlayan süre boyunca ofisteydim..Çok acaip iş vardı..

Cuma sabahı 6 da plazanın altındaki pastaneden sıcacık 3 poğaça aldım,Şirin'imin kollarına koştum..Sıcacık yatakta onu öpe koklaya uyumuşum..Uyumuşuz..

Sonra başladı koşturmaca.Şirin'i yuvaya bırak ordan doruuu Gökçe'me..Ev muhabbeti yaptık 4 kadın..İkisi 30'larında diğer iki güzel kadın 40'ları devirmiş...Yemek yaptık hep bareber, bi güzel yedik onları..Kahvemizi içtik fallar baktık..Esin teyzem güzel şeyler söyledi bana..Biliyorum kötü bişey demez ki zaten o ama temkinli ve sağlam olmam gerektiğini de asla atlamadı..:) Güzel kalpli bi anne o..Gerçek bir anne!! Esin hocamm seni seviyorummm...


Hatice abla hayatımda tanık olduğum en kısa sürede çiğ börek yapan ilk kişi....Gönlü hep 20'lerinde olan güzel bir kadın o...Biliyor musun sen her halinle güzelsin..Gözlerin yeşil yada kahverengi farketmiyor..Ve biliyor musun o yüzden bir gözün kahve bi gözün yeşil olduğu halde farketmedi insanlar..Dedim ya hep güzelsin:)) (Bu muhabbet aramızda, anlamlandırmaya çalışmayınız zira bünyede yorgunluk ve baş dönmesine sebep olabilir:)


Gökçem'in ailesi onun kadar sıcak ve sevgi dolu..Şaşırmadım ki...Canım o benim....

Akşamı ettik tabi..Laf bol bizde...

Bu günün resmi var ama yarın...


Cumartesi güzeldi.... :) Çok güzeldi..Ama anlatmicam..Uzun sürer..


Pazar oldu büyük kahvaltı günü!.....Yaşasın...Misafirlerim var!...Demiş ya Cemal Süreya ;"yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"

Hep beraber mutlu mesut olduk..

Sonrası..10 çocuk nerdeyse bir o kadar yetişkinin olduğu bir doğum günü partisi...Sesler hala beynimde çınlıyor..Ve ben bi kez daha anladım ki ben çocuk büyütmüyorum ben Şirin'le yaşıyorum..Evimizi paylaşıyorum ve hayatı..Muhteşem bir hayat arkadaşı o...Sahiden...Şükürler olsun...




Akşam eve döndüğümüzde ikimizde birer koltuğa attık kendimizi..Ve bir süre sustuk :))

Akşam film izledim melek uyuduğunda..En iyi arkadaşım evleniyor...Julia muhteşem gülen bir kadın...Cameron inanılmaz komik ağızlı bir kadın..Tamam bu kadar..Filmi de zaten kafayı boşaltmak için izlemiştim..

Sonra uyudum..

böyle işte..Siz nassınız insallah???

4 Şubat 2010 Perşembe












Bu işin bu kadar zevkli olduğunu tamam tahmin ediyordum ama hiç deneyimlememiştim..

Luna tanır beni yıllardır hem yüzyüze bakıyoruz hem kalp kalbe..

Biliyorsunuz fotografçı o..Hem de en afillisinden..Bahsetmiştim Luna'nın gözlerinden..
Bana tam sana göre bişey yapcaz dediğinde düşünmedim bile o demişse vardır bi bildiği..Taam dedim seninim bebek:))

Evet sahiden öyleymiş..Ne kadar keyifli ne kadar eğlenceli anlatamam..Demiştim ya kendime bakmayı seviyorum n'apalım yani?

Stüdyo çekiminde modellik yaptım ben:)

Luna'nın epey süredir eğitim aldığı
Galata Fotografhanesinde..

Biz çok eğlendik,eda muhteşem fotograflar çekti ve ben enteresan bi deneyim yaşadım..

Hepinize teşekkürler sevgili
İsmail Gökçe,Başak,Ömer ve sevgili Zekeriya..Ve sevgilim Luna...

Fotograf ekleyeyim dimi ama bu kadar söz üzerine...(Başka şansınız var mı zannediyorsunuz:)

bu resimlerle başkasını düşünemem

1 Şubat 2010 Pazartesi


Canlanmam lazım..Öyle ağır öyle sarsak hissediyorum..Noluyo acaba??


Ardarda 15 kez bunu dinlesem?..Belki?
Bu arada şu videoyu da izleminizi öneririm acaip eğlencelii...bak biraz keyfim yerine gelir gibi oldu:)

..............

Evin içi koyu renk keten perdeler yüzünden dışardaki neşeli mayıs güneşine aldırmadan loştu..Duvardaki büyük ahşap saatin tiktakları varolan ortamı iyice hüzünlendiriyor,her saat başı saatin kaç olduğunu bildiren ding-dong sesi dışında evde nerdeyse çıt çıkmıyordu...
Hamiyet hanım odanın en kuytu köşesini seçmişti sallanan sandalyesi için..Sabah nerdeyse güneş doğmadan uyanır,gözlerini açar açmaz banyoya yollanır ve ılık suyla abdestini alarak namazına başlardı.Sabah ezanını kendini bildiğinden beri ayrı sever bazen mahalle camisinden gelen ezan sesini duyabilmek için namaz kıldığından bile şüphelenirdi..Ve bunu bir günahmış gibi kendine bile itiraf edemezdi..Hoş çevresinde itiraf etse bile dinleyecek ,bu "günahı" paylaşacak kimsede yoktu.
Hamiyet hanım "efendim" dediği Kemal bey'i beş sene önce toprağa vermiş,o günden beri de ufak torunu hariç kimse onun yüzünü güldüremez olmuştu..
Uzun kır saçları sanki beş sene önce bir pazar öğleden sonrası daha da beyazlamış,gözleri eskisi gibi bakmaz,sesi eskisi gibi duyulmaz olmuştu..
Hamiyet hanım Kemal bey ile tam altmış sene aynı yastığa başkoymuş,bu altmış senenin bir gününü bile efendisinden ayrı geçirmemişti..
Çok ender yaptıkları münakaşalarda haklı-haksız, suçlu-suçsuz düşünmeden hep birisi alttan almış konunun devam etmemesini sağlamıştı..
Kemal bey devlet görevinden emekli olduktan sonra evde beraber vakit geçirir olmuşlar ama bundan her ikisi de asla rahatsızlık duymamışlardı..
Şimdi Hamiyet hanım sallanan sandalyesine oturmuş her sabah olduğu gibi kahvaltı sonrası köpüklü kahvesini yudumlarken tam beş sene evvel bugün yitirdiği Kemal bey'i düşünüyor ve eski günleri her gün,her an yaptığı gibi özlem ve hasretle anıyordu.
Hamiyet hanım henüz on beşinde idi Kemal bey'e aşık olduğunda..Kemal bey yirmi üçünde her halinden besbelli kendine güvenen,gençliğin verdiği heyecanı çevresindeki herkesi etkileyen yakışıklı bir hariciyeciydi.
İstanbul'un henüz kirletilmemiş yıllarıydı.Aynı mahallede otururlar ve birbirlerini kısacık hayatlarına rağmen uzun yıllardır tanırlardı.Hamiyet hanım o yıllarda "Kemal abi" derdi Kemal bey'e..Aslında hep beğenir hep hayranlıkla izlerdi ama hem yaşından hem de aldığı terbiyeden dolayı dolayı "abiydi" işte Kemal bey..
Ahşap konakların birbiri ardına sıralandığı,kadınların evlerinden çok komşu evde günü geçirdiği,kimsenin huzursuz olmadığı yıllardı...
"Zaman" diye geçirdi içinden Hamiyet hanım,zaman insanoğlunun menfaatine ilerlemiyor..Her geçen gün herşey daha da kötüleşiyor,insanlar değil çıkarlar yönetiyor artık hayatı, diye içlendi hergün gazetesini bitirdiğinde olduğu gibi.
Hergün tövbe ediyor,ertesi sabah kapısına iliştirilen gazeteyi okumadan da edemiyordu.Gününü doldurabileceği o kadar az şey vardı ki! Öğleden öncesi için en uzun süre şekersiz kahvesini yudumlarken okuduğu gazetesi için ayrılmıştı..Yerine koyacağı başka birşey olmadığı içinde her sabah aynı kasvetle gazete sayfaları arasında acı çekiyordu.
Saat on kere vurunca evdeki loş sessizlik on saniye ertelendi..
Hamiyet hanım dizlerindeki yün şalı uzun uzun,acele etmeden katlayıp koltuğun üzerine bıraktı.Yavaş adımlarla yatak odasına ilerledi ve ceviz gardrobu açtı.Uzun siyah saten elbisesini giyecekti her sene yaptığı gibi.Tam elbisesini giymişken kapının çalındığını duydu.Gelen her kimse zili çalmıyor ama çok acelesi olduğunu belli edercesine kapıya aralıksız -ama ısrarsız da aynı zamanda- vuruyordu.
"Hayır olsun inşallah" dedi Hamiyet hanım..Kimseyi beklemiyordu.Bekleyecek hiç kimsesi de yoktu zaten.Hele bu saatte bu kadar acelesi olan birinin ne işi olabilirdi ki Hamiyet hanım'la?
Kapı hala çalınıyor ama sık vuruşların dışında başka bir ses de gelmiyordu.Kalbinin hızlandığını hissetti.Bir yandan ilerlerken ahşap kapıya doğru bir yandan da kendini sakinleştirmeye çalışıyordu.."Kimsiniz" dedi sesini yüksek çıkarmaya çalışarak.Gözünü merceğe yapıştırıp gelenin kim olduğunu çözmeye uğraştı ama kapıyı vuran kişiyi daha önce gördüğünü zannetmiyordu..Tekrar sordu:"Kimsiniz siz?"
Kapıdaki kişi: "Açar mısınız lütfen,yardıma ihtiyacım var"dedi sadece.Kendini tanıtmamış üstelik yabancı olduğunu belli eden gayet şüpheli bir durum yaratmıştı.Hamiyet hanım kapıdaki genç olduğu belli kadına ne diyeceğini düşünüyor ama heyecandan ve korkudan olduğu yerden kımıldayamıyor, ses bile çıkaramıyordu.
Tam dört senedir bu kapıyı nerdeyse kimse çalmaz evin ve hanımın gerekli tüm ihtiyaçlarını haftada bir eve gelen Fatma hanım karşılardı.Bakkalın küçük çırağı hergün eve servis yapar ancak o da sabah tam sekizde önceden verilen ve hiç bir zaman değişmeyen siparişleri kapıya asar evin hanımının rahatını kaçırmazdı.Küçük çırak için de gayet rahatlatıcı bir durumdu bu zira Hamiyet hanım'dan herkes gibi o da çekinir karşı karşıya gelmemeye özen gösterirdi.
Bakkalın sahibi Resul efendi Hamiyet hanım'ı Kemal beyefendi hakkın rahmetine kavuşmadan evvel tanıdığı için "Hanımefendi böyle miydi ya eskiden?Çok etkiledi tabi kadıncağızı,kolay mı altmış senelik hayat arkadaşından ayrılmak" diyerek anlatırdı eskileri küçük çırağa.Ama çırak yine de ürker ve her sabah siparişleri bırakırken huzursuzlanırdı.
Şimdi kapısını genç bir kadın çalıyor ve yardım diliyordu Hamiyet hanımdan.
Zinciri takılı olduğu halde kapıyı araladı en sonunda Hamiyet hanım görünen yarım yüzüyle kapı aralığından:"Ne istiyorsunuz?" dedi sert bir sesle.
Kadın otuzlarında idi,üstünde temiz ama bir hayli yıllanmış olduğu belli bir yağmurluk vardı.Saçlarını gri bir eşarpla örtmüştü.Kadın kapının eşiğinde titrerken korkudan,gözlerinden yaşlar akıyor ve bu halde konuşmaya çalışıyordu."Teyzecim" dedi,"Ben kötü biri değilim n'olur bana inanın ve açın kapıyı.Yoksa öldürecekler beni"
Sonra en önemli şeyi söylemeyi unuttuğunu farkedip "Beni İhsan efendi amca gönderdi" deyiverdi...

İstanbul/2010
Umud.d
...............

Devamı var dediğim gibi ama aklımda :)

27 Ocak 2010 Çarşamba

Hayat hep peşinden kovalayan gibi,
Bir adım ötesi huzurun keşfi
yada kötü günlerdeysen bitiş sanki!

Aradığın,turkuaz bir tesbihin tanelerinde
Her güne bir tesbih tanesi hem kırılgan hem ulvi...!
Çekip duruyorsun dudağın mırıl mırıl,dua ediyorsun her nefeste...

Veyahut uzaklaşıyorsun turkuazın manevi yükünden kendin oluyorsun,güç benim içimde dercesine..

Hayat hep peşi sıra kovalanan gibi..
Hergün bir öncekinin aynası sanki!
Turkuaz tesbih taneleri belki?

Hayat kovalayanı ve kaçanı hep değişen bir oyun şekli!
Dualar,tespih taneleri ve içimdeki mutlak güç hayata hayata incecik bağlayan beni...

İstanbul 2010
Umud.d

21 Ocak 2010 Perşembe


Yanıbaşındaydı işte.Uzun,sürüncemeli ve o kadar yorucuydu geçmişleri.Onların geçmişi bir türlü yakalarını bırakmayan sancılardan ibaretti.Hem bir an akıllarından çıkmamacasına bağlılardı birbirlerine hemde uzaklaştıklarında yürekleri olmasa bile kafaları rahatlardı.Ama şimdi gözlerine baktıkça "yazık" diyordu içinden."Çok yazık oldu.Herşey bambaşka olabilirdi aslında!"
Eğer her ikisi de arınabilselerdi,temizleyebilselerdi kendilerini geçmişte olanları çok daha güzel hatırlayacak,yürekleri rahatlayacaktı...
Elini tuttu.Soğumuştu elleri hatta buz gibiydi."Nolur" dedi."Bak yanındayım geldim işte"
Ben yapabileceğimin en fazlasını yaptım.Bıraktım herşeyi,kimsenin ne dediği hiç ilgilendirmiyor artık!
Çok mu geç kaldım? Hiç umut yok mu?
Ellerini sabitlemiş sanki birşey hissetmez gibiydi.Ürktü.Aralarında ne olursa olsun,ne kadar şiddetli kavga ederlerse etsinler hep ellerindeki sıcaklıktı onu hala "biz yapabiliriz aslında" diye düşündüren..
"Biz yapabilirdik aslında"
Arkadan gelen bip bip sesi sıcak odanın içinde kendinden beklenmeyen bir gürültü çıkarıyor,düşüncelerini sabitlemesine engel oluyordu.
Sürekli yanıp sönen kırmızı ışığa dikti gözlerini.Kulakları bip bip sesinde..
Kalbini ise kolunda serum bağlı, saçma bir ses çıkaran,sürekli kırmızı ışığı yanıp sönen makineye bağlı adama bırakmıştı..
Gözleri,kulakları ve kalbi artık onun dışında birer kişiydiler sanki.Aklı ona kalan tek şeydi ve onu da kaybederse ilaç kokan beyaz çarşaflı hastane odasından sonsuza kadar çıkamayacağını,aklıyla beraber ruhunu da orada yitireceğini hissetti.
Elleri hala soğuktu.Önce ellerinden ölür insanlar sanırım diye geçirdi kafasından.
Ellerinden bileklerine kaydı parmakları.Okşar gibiydi daha çok ama neden sonra durdu elleri.Hayatı boyunca hiç nabız ölçmemişti.Gereği olmamıştı.Şimdi beyaz yatakta yatan ,beyaz tenli adamın nabzında hayat arıyordı.
Hayatını!
"Çok geciktik " dedi adam son bi gayret."Yitirdik ne varsa .Olmadı.Buymuş demek bizim de yazgımız."
Sonlarına doğru sesi iyice kısılmış,konuşamaz olmuştu.
Kadının gözlerinden akan yaşlar nabzına damladı adamın.
Gözyaşları ölçemedi bu sefer adamın nabzını.Damladıkları gibi beyaza düştüler.
Hiç hareketsiz.


Kadın gözlerini,kulaklarını,yüreğini ve aklını ilaç kokan beyaz hastane odasında bırakıp çıkarken aklından geçen cümleyi artık hiç bir zaman çözemeyeceğini düşündü."Nabız bilekten ölçülmez"

20 Ocak 2010
İstanbul
Umud.d
Resim elbette lunawar..Artık tanıyorsunuz değil mi tarzını? :)

20 Ocak 2010 Çarşamba

bu şarkıyı dinleyeceğim bugün,hep ama..

emanet

bi de bu olacak aklımda,hep ama;

Amerika'da ki Hopi kabilesinin bilgelerinden..

11. saat
İnsanlara bunun 11. saat olduğunu söylemekteydiniz
Şimdi geri dönün ve onlara deyin ki bu o saattir

ve düşünülmesi gereken konular var:
Nerede yaşıyorsunuz?
Ne yapıyorsunuz?
İlişkileriniz nasıl?
Doğru ilişkide misiniz?
Suyunuz nerede?
Bahçenizi bilin
Şimdi doğrunuzu konuşmanın zamanı
Topluluğunuzu yaratın
Birbirinize iyi davranın
ve lideri dışınızda bir yerde aramayın
Bu iyi bir zaman olabilir!
Şimdi çok hızlı akan bir nehir var
O kadar büyük ve süratli ki ondan korkanlar olacaktır
onlar kıyıya tutunmaya çalışacaklar
paramparça olduklarını hissedecekler, çok canları yanacak
Bilin ki bu nehrin varacağı bir yer var
Bilgeler diyor ki kendimizi koyuvermeliyiz
nehrin akışına
gözlerimiz açık
başımız suyun üstünde
kim orada sizinle görün ve kutlayın
tarihin bu noktasında hiçbir şeyi kişisel alamayız
hele hele kendimizi
bunu yaptığımızda spiritüel gelişimimiz ve yolculuğumuz duracaktır
yalnız kurdun zamanı geçti! Biraraya toplanın!
Mücadeleyi sözcük dağarcığınızdan ve tavrınızdan çıkarın
Şimdi her yaptığımız kutsal bir tutum ve kutlamayla yapılmalı

Çoktandır beklediğimiz onlar, biziz!


19 Ocak 2010 Salı

buz yağıyor dışarda..
ben"dışarda olanlara" üzülüyorum için için...
Dışarda kalanlardan'ım aslında..Biliyorum,peki bu umarsızlık niçin?


Hüzün ile aramızdaki
hep "seviyeli birliktelik" yerini bırakmakta "serbest ilişkiye"
Bekliyor köşebaşında..Dönsem yüreğimin ilk sağından kollarını açmış bekliyor,
bekler o beni,yapamaz bensiz bilirim...
Ama kapadık bi kere kapılarını geri dönüşümsüz hüzünlerin..
Yakışmaz bize huzura göz kırpıp kaçmak..
Mutluluk borcu boynumuzun..

Dışarda buz, içimdeki kor..
İkisi hem dost hem düşman tamamlayan, birbirini farketmeksizin...
Ocak/2010
İstanbul
Umud.d


Çok yoğun bi gündü :(
Çok iş yapmam lazım üstelik daha.

Bir kitap bitirmem lazım..
Bu haftasonuna kadar..Sıradakiler sitem ediyor sonra..
Bloga kitap arşivi yapmak lazım..

Para kazanmak için çalışmak üstelik bi de "kariyer" için şevkle çalışmam lazım
:((
Çocuk evde ekmek bekler :))

Yazmam,çok yazmam lazım..İnsanlar öykü bekler :)

Bi sürü içilecek şarap,izlenecek film ve düşünülecek konuşmalar var..

Terziye gitmem lazım yarın..Etek boyunda oynama yaptım...

Hayatımı seviyorum :))

Şimdi oksijen alıp aldığım oksijeni sigara ile kirletmem lazım.. İyi akşamlar...

Merak edene dipnot:Resimdeki herşey benim..Resim Lunawar'a ait efenim..

15 Ocak 2010 Cuma

Başta yanlış başlıyoruz aslında ilişki yaşamaya.İstiyoruz ki aşık olalım ve onunla çıkalım yola.Ama kaçırdığımız nokta yola çıkmadan kendimizi tanımlayabildik mi,tamamlayabildik mi?

Önce "bütün" "bir" "tam" olmalısın ki hayatı anla,tanı,sev ve yaşayabil gerçekten..
Yola bi çık..

Eğer aşk yada ilişki amaçsa araç değilse tehlike!

İnsan en iyi yolda tanırmış insanı..Yola çıkmadan yoldaşını tanıyamazsın..Önemli olan yolculuğa beraber çıkmak değildir.Sen yolculuğuna başla "o" nasılsa seni bulacak ve sana katılacaktır...Sonra en şahanesini yap ve yola onunla devam et....

Yola çıkmadan tanıma çabası beyhude bence..Ama bulamayacak olsan bile yol arkadaşını yada çok geç çıksa da karşına veyahut yanılmış olduğunu farketmiş olsan da sen zaten "bütünsen" inan görecek öyle çok güzellik var ki!!!

İlişkiler Kulübünde sevgili Ayşegül Sütçü bize evliliğin başında yaşadığı bi şeyden bahsetmişti.Sanıyorum hayatının erken dönemlerinde evlenme kararı almış ve insanlar yanlış yaptığını düşünmüşler Ayşegül'ün.O dönemde hocalığını yapan Prof.Dr.Işık Savaşır ile Ayşegül hanım evlilik üzerine konuşurlarken Prof.Işık hoca ona demiş ki ;seçtiğin bu adam sen olmadan da yaşamına eksiksiz devam edebilir mi?Eğer cevap evetse hiç durma!

Bir ilişkide her iki tarafında birbirlerine kazandırdıkları vardır..Eğer bir taraf azıcık ama hakkaten azıcıkda olsa diğer tarafa daha muhtaç daha açsa ve kendi yolculuğuna çıkmamışsa ilişki bittiğinde - ki bence bu kaçınılmaz- "terk edilen" "acı çeken" ve "haksızlığa uğrayan" o olur.

İlişkide taraflar hep dengede olmak durumunda.Tıpkı bir terazi gibi.Bazen terazinin bir kefesi daha ağır basar bazen diğer kefesi..Ama terazi dengesini kaybetmez.

Sağlıksız olan sanırım bir tarafın hep ağır çekmesi diğer tarafın hafif kalması..İlişkilerde "dengenin gücü" olmak zorunda..

Bazen elbette "birinci kişi" biri "ikinci kişi"bir diğeri olur..-dominant daha az dominant olma durumu-Ama önemli olan hep "kazananın" -aslında bir iktidar savaşına da dönüştüren bizleriz ne acı iktidar mücadelesi ve sevgi-aşk-ilişki cümle içinde bile yakıştıramıyorum birbirlerine çok kişimiz yanılıyoruz bu konuda-belli olmaması sanırım...

Son olarak bi örnek vereceğim..Elma örneği..Bir elmanın iki yarısı gibi deriz di mi? Ama bu böyle olmamalı aslında..Karşımızdaki kişi ayrı bir elma olsun..Yanyana duralım..Kesişen noktalar mutlak vardır.Yani sağlıklı ilişkide elmaların birbirlerini tamamlaması değil birbirlerine değdikleri noktalarda zevk almaları önemli..
Tek bir elma değil iki ayrı elma! Çevrelerinde döndür kesiştikleri noktalar hep değişir ama hep kesişmeye devam ederler ama birbirlerini tamamlamazlar..Bütün-iki elmadır zaten onlar :)
Kimse ilişkisine birgün biticek diye başlamaz elbette.Çok sağlıksız bir durum bu..
Ama her iki kişinin de yalnız kaldıklarında birgün yada yalnız olduklarında-daha seçilen bir durum olur bu-hayatlarını tek başlarına "mutlu" devam etmeleri,ettirecek olmalarını bilmeleri ilişkiyi mutlu kılar..

Yola çıkacaklara yada çıkmış olanlara iyi yolculuklar :)

14 Ocak 2010 Perşembe

"..masamda incir rakısı,yatağımda ten kokusu.."

ağlasam ağlasam..dinlesem dinlesem..sussam sussam..kaçsam gitsem..

kaçamağım bu benim..




"parmak uçlarım tanımak istiyor seni

dokunmak istiyor çocuklar gibi

önümde uzayıp aksın bir su gibi

merak ettigim gövden

ateşte çaydanlık, camda yagmur

bahçede ıhlamur

masamda incir rakısı, yatagımda ten kokusu

teninle tanışmanın zamanı

teninle konuşmanın zamanı

senin tenin sıcak

benim içimde bir kedi

yumdu gözlerini: ''işte aşk '' dedi"

;;