16 Kasım 2012 Cuma
Tüyap kitap fuarı başlıyore arkadaşım! 17-25 Kasım tarihleri arasında imiş bu sene 31.yapılacak olan fuar.
http://www.istanbulkitapfuari.com/
Ayy 24 Kasım saat 15.00 17.00 arası Türkan Şoray'ın imza günü varmış..İşte bu kitapla..Salon 2\407 'de..
Fuarın bu seneki teması "Çocukluğum Yurdumdur" imiş..Ne....(ne yazacağımı bilemedim ne karanlık? Ne uzak? Ne neşe dolu..! Ne belirsiz! Ne gel-git li? Ne korumacı.. Bilemedim belki de hepsi)
Acaba Şirin ve Duru ilerde ne hatırlayacaklar çocukluklarını düşündüklerinde..Hep sevgi dolu anlar hep güven içinde anlar hep aşk dolu anlar hatırlasınlar istiyorum ben.Kulaklarında eskiden çalınan yumuşacık piyano sesleri gelsin istiyorum hatırladıklarında bu zamanları..Daha çok çalışmak lazım bunun üzerine..Bu ayrı bir konu..
Ritüeller olmalı mesela hatırlamaları kolaylaştırmak ve ilerde bunu hep yapabilmeleri için.Mesela her hafta pazar günleri bir kitap alınmalı kütüphane için..Herkes kendi seçmeli kitabını..Bu iyi bir fikir sanırım..
Bir raf düzeneği kurup alınan kitapların onlar tarafından yerleştirilip düzenlenmesini sağlamak lazım..Kitabı sevmesini o kadar çok istiyorum ki..Bana berin sevdirdi..Ben de kızlarıma sevdirmeliyim.Bu çok öncelikli bir görev..Kitap seven çocuk hala hayal değil..Lütfen vazgeçmeyin..
****************
Amin Maalouf'un 8 sene aradan sonra yayınlanan kitabı ; Doğu'dan uzakta..Kitap Y.K.Y'den çıkmış ve 460 sayfa..Fiyatı ise 22 lira..D&R fiyatı ise %25 indirimle 16.49 lira..Oldukça fark var değil mi? Sadece üye olmak yeterli sayfaya..
http://www.dr.com.tr/Kitap/Dogudan-Uzakta/Amin-Maalouf/Edebiyat/Roman/Dunya-Roman/urunno=0000000418164
**********************
Son bi kaç gündür Perihan Mağden'in son kitabı Yıldız Yaralanması'nı görüyorum her yerde..Ben daha önce hiç Mağden romanı okumamış biri olarak bu kitabı merak ettim..
"Birinin başlattığı yangını başka biri söndüremiyor...
Dönmemiş Yıldız. Dönseydi duyar uyanırdı zaten. Beni yaraladı yine, diye düşünüyor. Sonra da yok oldu. O bitmeyen ufak kaçamaklarından birine gitti. Nereye gitti ki? Cengiz Bey'le Maldivler'e gidiyor yarın! Teo Man, diye geçiriyor içinden, anında içi üşüyor. Tabii ya, onunla olmaya gitti. Cengiz Bey'le bir nevi mecburiyetten çıktığı seyahatten önce, hakiki aşkına koştu. Kavuştu.
"Beni niye yaraladın peki? Beni niye hep, habire yaralıyosun? Neyim ben? Kırıp dökeceğin oyuncak bi bebek mi?"
Hikmet Hanım'ın saçının kesildiği gece "oyuncak" demesi geliyor aklına. Haklı işte! Ahçı da haklı, Muhittin de. Onu Yıldız'a karşı uyarmakta haklılar. "Hıncını benden çıkarıyosun. Annenin sana yaptıklarının, herkesin sana yaptıklarının hıncını, intikamını-" Aynaya bakarak bağıra bağıra söylüyor bu lafları."
Kitabın raf fiyatı 18.00 lira.İdefix'de 15.30 tl..D&R 'da 13.49 tl..Ama tabi bi kaç kitap birden almak lazım ki kargo bedeli diye bişi sonucu astarı yüzünü geçmesin.. (Çok kitap için bahane :)))
*****
Ve tabi EMRAH SERBES!!!! 176 sayfa :( az biraz..Kitap 14 lira..Bu raf fiyatı yine..
Arka Kapak
"Annemin öldüğünü anlatma, onun etkisi altında olduğum için kendisini sevdiğimi düşünmesin."
"Tamam Galip."
"Karanlıkta uyuyamadığım için gece lambasını açık bıraktığımı anlatma, beni ottan boktan korkan biri zannetmesin."
"Tamam Galip."
"İlk defa âşık olduğumu anlatma, beni bu konularda tecrübesiz biri zannetmesin."
"Tamam Galip."
"Geçen sene el frenini çekmeyi unutup Kartal'ı boklu dereye yuvarladığımızı anlatma. Malının kıymetini bilmeyen biri olduğumu düşünmesin."
"Tamam Galip."
"Babamın orospu çocuğu olduğunu anlatma. Onu bizzat ben anlatmak istiyorum."
"Tamam Galip."
Gecenin ilk müşterisi olan, sabahçı kahvelerinde, çorbacılarda ayılan genç adamlar. Bazen en anlamsız yüzü yaşamanın ve bazen yel değirmenini arayan içli bir hatıra. Henüz ölmemişler ve ölümle tanışmamışlara yazılmış hikâyeler... Namluya sürülmüş küfür... Büyümemiş bir çocuk... Pati yapan arabalar, yutkuna yutkuna dinlenen şarkılar ve hayattan meseleler. Kutlanan yenilgiler, "hayat kerpiçten bir gökdelen sevgili kardeşim, yanlış bir parantezde yaşıyoruz. Bırak konuşalım, iki çift laf edelim, yüz yüze bakıyoruz..."
Emrah Serbes, hayatı kendine katık eden, sokaktan çağlayan bir sesle yeraltının dumanını anlatıyor bize. Bitmez bir ergen öfkesiyle kuyuya düşmüş çocuklara sesleniyor.
Emrah Serbes'ten parça parça anlar, parça parça anılar, paramparça hikayeler...
******
Bu arada bir film girmiş vizyona..The Master..
Konusu kısaca şöyle imiş (henüz izlemedim ondan sebep burdan alıntıdır!
"Eski donanma subayı Freddie Sutton, tüm dünyayı alt üst eden II. Dünya Savaşı'nda cephede görev aldıktan sonra ülkesine döner. Fakat bundan sonra ne yapacağı, hayatını nasıl şekillendireceği konusunda kararsızdır. Tam bir boşluğa düşmek üzereyken The Cause tarikatının karizmatik lideri Lancaster Dodd ile tesadüfen tanışır ve ona tutunur. Sutton kısa bir sürede vaazlarıyla meşhur olan Dodd'un sağ kolu olur; başta neyin içine sürüklendiğini tam olarak bilmese de ilerleyen dönemlerde Master'ın önüne dahi geçecektir...
1950'li yıllara odaklanan yapım The Cause tarikatının din temelli faaliyetlerinin Amerika çapında yayılmaya ve gitgide popüler olmaya başlamasını merkezine alıyor. Senaryosu ve yönetmenliği, Kan Dökülecek filmi ile Oscar adaylığı da olan Paul Thomas Anderson'a ait olan filmin başrollerini Philip Seymour Hoffman ve Joaquin Phoenix paylaşıyor..."
Orjinal fragman;
Okunacak çok kitap,izlenecek bisürrüüü film var..Devam edecek...
Aklıma şimdi geldi..Bi de çocuklar için çocuk kitaplarını araştıralım bakalım neler var neler yok..
15 Kasım 2012 Perşembe
İstanbul Dünya Müzikleri Festivali bugün başlıyormuş..Bu akşam fadocu Carla Pires varmış..Acele edersen yetişirsin..Salon İKSV de..
http://www.iksv.org/tr
Etiketler: carla pires, İKSV
14 Kasım 2012 Çarşamba
Sürekli sürekli sürekli çalıyor..Yataktan kalkamıyorum...
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Kasım 14, 2012Biliyorum her yeni şey keşfettiğimde aynısını yapıyorum; "hayatım bundan sonra daha farklı olmalı.."
Bittabi hayatım değişmiyor ben de..bir müzisyen keşfettim diye.. farklılaşmıyorum gerçekçi olalım..
Ama ama ama bu keşifler bu gözlerin gafletten bir an olsun uyanmaları ,bana günün sıradanlığında okkadar iyi geliyor ki okkadar olur! Her gün güzel olmayabilir ama her gün güzel olan bişi mutlaka olur gibi..
Bugünün güzeli Evgeny Grinko!!!!!
Az önce izlediğim Kim Ki-duk filmini de geçti bu..Filmden bahsetmezsem ayıp olur yuuhh olur bana..Yönetmenini okumasam filmin künyesinde bilirdim yine o olduğunu..Öyle sakin öyle hırçın öyle sıradan öyle göz alıcı ki..Sessiz sessiz etkiliyor, sessizliğin gizemine kapılıyorsun..izlediğim ilk filminde olduğu gibi yine aylarca konuşmama isteği uyandırdı bende..Yaşlı bir adam..7 yaşından beri denizin tam ortasında dünyadan izole bir teknede yaşayan bir kız..şimdi 16 yaşında..Yaşlı adamın hayattaki tek bağı..17 yaşına gelince evleneceği tensel haz kaynağı..Kızın çocukluktan kadınlığa geçişinde rol oynayan genç bir erkek..
Kızın masumiyeti ışıl ışıl, gözlerini kamaştırıyor,diyorsun ki ; sanırım insan değil, o kadar temiz..Sonra bakıyorsun ki iki tahtanın tekneden uzatılmasıyla oluşturulmuş yerde çişini yapıyor ne kadar insani bir ihtiyaç değil mi? Yaşlı adamın yaydan yapmış olduğu müzik aleti dışında duyduğu ilk müzik tekneye balık tutmak için ailesiyle gelen genç çocuğun mp3 ünden duyduğu sesler..Ona sahip olmak ya da kırmızı rugan bir ayakkabıya onu nesnel dünyaya bir adım yaklaştırıyor..MU sahiden??? Genç çocuğa duyduğu garip hisler mi onu gözünü açıp gördüğü yaşlı adamdan uzaklaştıran? Yoksa kadın olmak demek bir sınırı aşıp kendiliğinden hatta hiç farkına varmadan oluşan ince çizgimi? Nasıl yaşamıştık biz nasıl geçmiştik o sınırdan? İlk kimde hissettik kadın olduğumuzu?
Yaşlı adam- çocuk kız- genç çocuk..Hangisinden yana bakıyorsun? Taraf seçmek zorunda hissediyorum kendimi? Neden?
******
Ve Evgeny Grinko..Ağzında sigarası,kapişonlu montuyla piyano çalan kirli sakallı rus müzisyen..Onun hakkında henüz çok fazla şey bilmiyorum ama sanki sterilliği adım atmamıza engel olan salon müziğini bakın ben bunu böyle yapıyorum diyerek sunmuş..Ve ne olağanüstüüüüü..
Gözümü kapatıyorum ahşap bir yataktayım şiltesi yatmaktan eprimiş..Pencere sonuna kadar açık ve esinti aslında çıplak ayaklarımı üşütüyor enikonu..Olsun içimden kıpırdamak gelmiyor..Nerdeyse kendimi ölü sanacak kadar hareketsizim.Düşünmüyorum sadece çalan müzik..İçime işleyen beni yok edecek sandığım ağır bir hüzün duyduğum..Garip ki mutsuz etmiyor beni..
Sürekli sürekli sürekli çalıyor..Yataktan kalkamıyorum...
Etiketler: evgeny grinko, hwal, kim ki duk, yay
12 Kasım 2012 Pazartesi
Yalnızlar günü diye bir gün peyda etmişler..Ben se#gililer gününe de gı#ık bir insan olarak elbette bu güne de kıçımın bi tarafıyla güldüm..Çin'de kasım ayının 11.günü yalnızlar günü olarak kutlanmaktaymış..Kasım 11 olmasının sebebi işte ; 11.11..Te allam! Bu özel günde!! insanlar kendilerini farkettirmek için istedikleri kişiye bir #ediye (başında bir #afr eksik bak yine oldu kla# yem bazı #arflere basmıyor napimm!! yoksa soyumdaki göçmenlikten değil yani) alıyorlarmış..Çinliler bu yıl yine yeni yeniden bir rekora imza atmışlar..İnternette 13 saatte 1.3 milyar a#roluk (bunda da eksik #ar ben yazamıyorum sen bul :) alışeriş yapmışlar..Kimden çıktı bu olağanüstü fikir peki? Okuduğum yerlerde 90'lı yıllarda se#gilisi olmayan Çinli öğren#ilerin yaptıkları bi abukluk olduğu yazıyor..Ha ben bunu yer miyim? Ya bu #e benzeri tüm ama tüümmm safsatalar daaaaa#aaaa çok para akıtalım bu sistem da#a çok büyüsün bizi yutsun diye değil mi yaa?? Ben mi çok paranoyakım nolur deyin bana??
Etiketler: yalnızlar günü, Yalnızlar Rıhtımı, Yasemin Esmergül
9 Kasım 2012 Cuma
Canım arkadaşım nice yaşlara,mutlu yıllara..Senin için bu;
1 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Kasım 09, 2012
Etiketler: André Rieu, Poliushko Polie live in Maastricht
7 Kasım 2012 Çarşamba
Doğum günü imiş bugün Kazım Koyuncu'nun..Dido ile yad etmekten başka ne gelir?
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Kasım 07, 2012Etiketler: dido, kazım koyuncu, yas
6 Kasım 2012 Salı
Ben daha önce hiç okumamıştım Agatha Christie..Aslında seviyorum polisiye gibi böyle helecanlı şeyleri ama neblim denk mi gelmedi nolduu? Neyse işte On küçük zenci'nin ,diğer kitaplarından daha bi farklı olduğunu duymuştum..Aldık geçen gün işte..Dün iş yerinde bilgisayarsız kalınca 3 saatte mi 4 saatte mi ne bitirdim kitabı..Amanın o ne heyecanlı kitap,nasıl bekliyorsun sonunu ve nasıl da bitmesine az kaldığına üzülüyorsun annatamam! Bir de kitabı okurken kafamda -kendi çapımda senaryolaştırdım ehehe! filmi çekildi mi ki acaba?
Kitapta,kuş uçmaz kervan geçmez kazulet bi adada gerçekleşen seri cinayetleri okuyorsun ve katilin kim olduğunu tahmin etmek imkansız gibi bişi..ben edemedim misal! Yani uşak olmadığı kesindi de!(herkeş yapıyor bu ivvenç espriyi ben niçün imtina edeyim!)
Ve bir şiirdeki sıralamaya uygun şekilde işleniyor cinayetler..ahanda şiir;
on küçük zenci yemeğe gitti, birinin lokması boğazına tıkandı. kaldı dokuz,
dokuz küçük zenci geç yattı, sabah biri uyanamadı, kaldı sekiz,
sekiz küçük zenci devon’u gezdi, biri geri dönmedi. kaldı yedi,
yedi küçük zenci odun kırdı biri baltayı kendine vurdu. kaldı altı,
altı küçük zenci bal aradı, birini arı soktu. kaldı beş,
beş küçük zenci mahkemeye gitti, biri tutuklandı. kaldı dört,
dört küçük zenci yüzmeye gitti, birini balık yuttu. kaldı üç,
üç küçük zenci ormana gitti, birini ayı kaptı. kaldı iki,
iki küçük zenci güneşte oturdu, birini güneş çarptı. kaldı bir zenci.
bir küçük zenci yapayalnız kaldı. gidip kendini astı. kimse kalmadı.
ne acaip di mi? ürkünç hatta!
Bu şiirle bütünleşen bir durum daha var o da birbirini hiç tanımayan ölmeye aday bu on kişinin her biri için yemek masasının tam ortasında 10 küçük zenci biblosu vardır..İnsanlar ölmeye başlar ve biblolar da gitgide azalmaya..her ölen bir kişi için bir biblooooo..abooooo!! ya kitap çok heyecanlıydı valla abartmıyorum..sonlarına doğru sçtırta sçtırta okutuyor agatha teyzem..Öyle bi yazmış ki sen de o adadasın hem tırsıyor hem çıldırcak gibi oluyor hem de acıkıp soğuk et felan yiyorsun..Ehehehe adamlar patır patır ölüyor ama yine de yemeğe devam..Belki de yazar burda hayat işte ölenler var çıldıranlar var ama insan yaşamaya devam eder demenk istemiştir.Belki de istememiştir bana öyle geldi..
Kitapta yer alan on kişi geçmiş yıllarda birisine ya da birilerine dolaylı ya da direkt zarar vermiş (ölümüne yol açmış ) kişiler...Ve aslında tanımadıkları bir insandan aldıkları daveti parasız bir tatil olarak değerlendirip tası tarağı toplayıp "zenci"adasına gidiyorlar..Sonra ilahi adalet-adelatin gerçekleşmesi durumları falan felan..
Neyyyyseeea işte korku ile karışık bir haz duygusu yaşamak istiyorsan al oku!
Şimdi diğer bilmem kaç kitabında sıra;
| 1920 | Ölüm Sessiz Geldi The Mysterious Affair at Styles |
Hercule Poirot Arthur Hastings Başmüfettiş Japp |
| 1922 | Gizli Düşman The Secret Adversary |
Tommy ve Tuppence |
| 1923 | Dersimiz Cinayet Murder on the Links also The Murder on the Links |
Hercule Poirot Arthur Hastings |
| 1924 | Kahverengi Elbiseli Adam The Man in the Brown Suit |
Anne Beddingfeld Albay Race |
| 1925 | Köşkteki Esrar The Secret of Chimneys |
Başkomiser Battle |
| 1926 | Roger Ackroyd Cinayeti The Murder of Roger Ackroyd |
Hercule Poirot |
| 1927 | Büyük Dörtler The Big Four |
Hercule Poirot Arthur Hastings Başmüfettiş Japp |
| 1928 | Mavi Tren'in Esrarı The Mystery of the Blue Train |
Hercule Poirot |
| 1929 | Dört Neşeli Arkadaş The Seven Dials Mystery |
Bill Eversleigh Başkomiser Battle |
| 1930 | Ölüm Çığlığı The Murder at the Vicarage |
Miss Marple |
| 1931 | Sittaford Malikanesi'nin Gizemi The Sittaford Mystery also Murder at Hazelmoor |
Inspector Narracott |
| 1932 | Cesetler Ağlamaz Peril at End House |
Hercule Poirot Arthur Hastings Başmüfettiş Japp |
| 1933 | Lord Edgware'yi Kim Öldürdü Lord Edgware Dies also Thirteen at Dinner |
Hercule Poirot Arthur Hastings Başmüfettiş Japp |
| 1934 | Doğu Ekspresi'nde Cinayet Murder on the Orient Express also Murder in the Calais Coach |
Hercule Poirot |
| 1934 | Ceset Dedi Ki Why Didn't They Ask Evans? also The Boomerang Clue |
Bobby Jones Frankie Derwent |
| 1935 | Üç Perdelik Cinayet Three Act Tragedy also Murder in Three Acts |
Hercule Poirot |
| 1935 | Ölüm Diken Üstünde Death in the Clouds also Death in the Air |
Hercule Poirot Başmüfettiş Japp |
| 1936 | Cinayet Alfabesi The A.B.C. Murders also The Alphabet Murders |
Hercule Poirot Arthur Hastings Başmüfettiş Japp |
| 1936 | Gece Gelen Ölüm Murder in Mesopotamia |
Hercule Poirot |
| 1936 | Briç Masasında Cinayet Cards on the Table |
Hercule Poirot Albay Race Başkomiser Battle Ariadne Oliver |
| 1937 | Sessiz Tanık Dumb Witness also Poirot Loses a Client |
Hercule Poirot Arthur Hastings |
| 1937 | Nil'de Ölüm Death on the Nile |
Hercule Poirot Albay Race |
| 1938 | Ölümle Randevu Appointment with Death |
Hercule Poirot |
| 1938 | Noel'de Cinayet Hercule Poirot's Christmas also Murder for Christmas also A Holiday for Murder |
Hercule Poirot |
| 1939 | Zehiri Kim Verdi Murder is Easy also Easy to Kill |
|
| 1939 | On Küçük Zenci And Then There Were None also Ten Little Indians also Ten Little Niggers |
|
| 1940 | Esrarengiz Sanık Sad Cypress |
Hercule Poirot |
| 1940 | İskemlede Beş Ceset One, Two, Buckle My Shoe also An Overdose of Death also The Patriotic Murders |
Hercule Poirot Başmüfettiş Japp |
| 1941 | Ölüm Oyunu Evil Under the Sun |
Hercule Poirot |
| 1941 | N veya M? N or M? |
Tommy ve Tuppence |
| 1942 | Cesetler Merdiveni The Body in the Library |
Miss Marple |
| 1942 | Beş Küçük Domuz Five Little Pigs also Murder in Retrospect |
Hercule Poirot |
| 1942 | Cinayet Reçetesi The Moving Finger also The Case of the Moving Finger |
Miss Marple |
| 1944 | Sıfıra Doğru Towards Zero |
Başkomiser Battle Müfettiş James Leach |
| 1944 | Yılan İçini Döktü Death Comes as the End |
|
| 1945 | Şampanyadaki Zehir Sparkling Cyanide also Remembered Death |
Albay Race |
| 1946 | Hollow Malikanesi Cinayeti The Hollow also Murder After Hours |
Hercule Poirot |
| 1948 | Şeytan Dönemeci Taken at the Flood also There is a Tide... |
Hercule Poirot |
| 1949 | Çarpık Evdeki Cesetler Crooked House |
Charles Hayward |
| 1950 | Cinayet İlanı A Murder is Announced |
Miss Marple |
| 1951 | Bağdat'a Geldiler They Came to Baghdad |
Victoria Jones |
| 1952 | Bayan McGinty'nin Ölümü Mrs McGinty's Dead also Blood Will Tell |
Hercule Poirot Ariadne Oliver |
| 1952 | Zarif Bir Cinayet Gecesi They Do It with Mirrors also Murder with Mirrors |
Miss Marple |
| 1953 | Cenazeden Sonra After the Funeral also Funerals are Fatal also Murder at the Gallop |
Hercule Poirot |
| 1953 | Porsuk Ağacı Cinayeti A Pocket Full of Rye |
Miss Marple |
| 1954 | Bilinmeyen Hedef Destination Unknown also So Many Steps to Death |
|
| 1955 | Üç Yanlış Üç Ceset Hickory Dickory Dock also Hickory Dickory Death |
Hercule Poirot |
| 1956 | Sonuncu Kurban Dead Man's Folly |
Hercule Poirot Ariadne Oliver |
| 1957 | 16.50 Treni 4.50 from Paddington also What Mrs. McGillicuddy Saw! also Murder She Said |
Miss Marple |
| 1958 | Şahidin Gözleri Ordeal by Innocence |
|
| 1959 | Kapı Tekrar Vuruldu Cat Among the Pigeons |
Hercule Poirot |
| 1961 | Ölüm Büyüsü The Pale Horse |
Inspector Lejeune Ariadne Oliver |
| 1962 | Kırık Ayna (Ve Ayna Kırıldı) The Mirror Crack'd from Side to Side also The Mirror Crack'd |
Miss Marple |
| 1963 | Ölüm Saatleri The Clocks |
Hercule Poirot |
| 1964 | Ölüm Adası A Caribbean Mystery |
Miss Marple |
| 1965 | Cinayetler Oteli At Bertram's Hotel |
Miss Marple |
| 1966 | Üçüncü Kız Third Girl |
Hercule Poirot Ariadne Oliver |
| 1967 | Geceyarısı Cinayeti Endless Night |
|
| 1968 | Pembe Evdeki Ölü By the Pricking of My Thumbs |
Tommy ve Tuppence |
| 1969 | Elmayı Yılan Isırdı Hallowe'en Party |
Hercule Poirot Ariadne Oliver |
| 1970 | Frankfurt Yolcusu Passenger to Frankfurt |
|
| 1971 | Ölüm Meleği Nemesis |
Miss Marple |
| 1972 | Filler de Hatırlar Elephants Can Remember |
Hercule Poirot Ariadne Oliver |
| 1973 | Kader Kapısı Postern of Fate Son Tommy ve Tuppence Romanı |
Tommy ve Tuppence |
| 1975 | Ve Perde İndi Curtain Son Hercule Poirot Romanı |
Hercule Poirot Arthur Hastings |
| 1976 | Uyuyan Ölüm Sleeping Murder Son Marple Romanı |
Miss Marple |
1 Kasım 2012 Perşembe
KENAR MAHALLEDE BİR PAZAR GÜNÜ - ÇAĞDAŞ TÜRKÜ
1 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Kasım 01, 2012
ah çocukluğum ahhh...Ah benim ben olmamı sağlayan teyzemm..ah teyzemm..
dinlerken bildiğin gözlerim yaşardı yaaa!!!!
Kenar mahallede bir Pazar günü
Buğulanır toprak, yol ve damlar
Sabah güneşinin ilk akıntılarında,
Göğü turuncu bir ağ kaplar
Konuşmalar, küfürler, çocuk çığlıkları,
Öper yüzünü yeni bir sabahın
Çamaşırlar hışırdar avlularda,
Bayrakları gibi fukaralığın
Kahveye çıkar birer ikişer erkekler,
Yayılarak otururlar iskemlelerde
Çay bardakları şıngırdar, radyo bağırır,
Bir haftanın yorgunluğu atar iliklerde
Ötelerde portakal bahçelerinde
Gün ışığı dans eder, sabah yeliyle
Arklardaki sular el çırpar
Ürpertiden toprağı titretircesine
Bir çocuk çitleri usulca aşar
Geçer uyuklayan bekçinin önünden
Gömleğinin içinde bir damla kalır
Uzayıp giden portakal denizinden
Tulumbada yüzünü yıkar bir işçi
Daha uyanmayan karısına seslenerek
Kalkar kadın elinde eski bir havlu
Geceki yorgunluğu anlatır ezilerek
Bir kumru tüner dallarına
Avludaki yaşlı dut ağacının
Ona sevgiyle gülümser
Sonra sarar belini kadınının
Sokaklarda satıcıların bağırtıları
Kapıların önünde iyice tizleşir
Kenar mahallede bir Pazar günü
Böyle başladı nasıl biter kimbilir
söz: Ahmet Erhan
beste: Eftal Küçük
Etiketler: ben, çağdaş türkü, çocukluğum, kenar mahallede bir pazar günü
31 Ekim 2012 Çarşamba
Bazı şeylerin zamanı var işte.önceden bilmek mümkün olmuyor ama bugün öğrendiğin için kendini mutlu sayıyor kaldığın yerden bi değişik devam ediyorsun..
Başıma çok büyük,yolumdan çeviren bir olay gelmedi yukardaki pragrafı okuyunca öyle gibi duruyor ama değil..Minoo Javan'ı keşfetmemden mütevellit yazıyorum bunları..Ben bugün bi değişikim..
Zaten J var büyük isminin ilk harfinde..İsfahan doğumlu Javan..İran müziğinin tartışılmaz en büyük kadın seslerinden diyorlar ona..Ve sanırım Doğu'nun kederinden sesindeki kırık dökük kederler..Hangi şarkıyı dinlersen dinle hep o keder,gam..
Sonna geçen gün param yoktu alamamıştım kitapçıdan..bayramda kıyafet yerine kitap aldım..Ayça Şen'in Kalın Kitap (İnce Yazılar) ını..Çokkk şeker..her nerdeysem açıyorum kalın kitabı içinden bi ince yazı seçip okuyorum oracıkta..Kendi kendime sırıtıp duruyorum sonna olduğum yerde.bi komik bi komik ki..!
Memo ile "maceralarını" okuyunca ene! bizde de böyle oluyor diye düşünüp bünyeyi rahatlatmak da cabası oluyor :)
Kitap Artemis yayınlarından çıkmış..Okurken gülmek için ve aslında derinliği farketmek için..
Etiketler: ayça şen, minoo javan
22 Ekim 2012 Pazartesi
Bayramda ben gider miyim bilemiyorum ama fırsat yaratsam gitmek istediğim yerler;
1-ABANT-YEDİGÖLLER
Bu mevsimde hele..şimdi oralar sarı-yeşil yapraklarla dolu..tam fotograf çekmelik..
Yedigöller Milli Parkı, 550 hektarlık bir alan. Vadiler arasındaki Büyükgöl, Seringöl ve Nazlıgöl gibi 7 tane göl, çeşit çeşit ağaçlarla çevrili.
Üstelik ilk gittiğimde çadır kiralandığını orda kamp kurmaya izin verildiğini söylemişlerdi..Çadır fazla öğrenci işi derseniz milli park içinde bungalowlarda doğayla başbaşa bir tatil geçirebilirsiniz. Bunun için Orman Bölge Müdürlüğü'nden yer ayırtmanız gerekiyor. Gecelik ödemeniz gereken ücret ise 50 YTL. Ancak bölgenin hemen hiçbir yerinde cep telefonlarının çekmediğini de hatırlatayım :)
yakın bir sürü otel de bulmak mümkün..Bazısı lüks bazısı mütevazi..keyf sizin..
Benim için en dikkat çeken Yurdaer Otel oldu..Mutfak Sanatları Merkezi imişş..Daha ne diyeyim..!
http://www.hotelyurdaer.com/tr/
2-ADIYAMAN-KAHTA
Nemrut dağı ile ayrı bir yakınlığım var zira Nemrut Dağı ve üzerinde kurulmuş olan Kommagene krallığı benim tez konumdu..Sayın Antiochus Theos ile zamanında epey yakınlaşmıştık..Sevgili kral dağın tepesine Yunan ve pers heykelleri ve kendi mezar-anıtını da diktirmiştir..Çok muhteşem bir olay..Son sınıfta tezi hazırlarken gitmeyi çok istemiştim ama olmamıştı..Hala kaçabileceğim ilk fırsatı kolluyorum, kendimi Antiochus'un kollarına atacağım :) Elbette bi sürü şey yapılır yenilir içilir felan filan ama sabah gün doğumunu burdan izlemek...Anlatılır gibi değil-miş! Yapmak lazım tabe..
3-KAZ DAĞI YA DA IDA DAĞI
Dört koca yılımı geçirdiğim güzel şehir Çanakkale ile Balıkesir arasında yer alan dağ sırası.
Homeros'un İliada destanında burası "Bin Pınar İda" olarak geçer..Rivayet odur ki; Şu an Zeus tapınağının olduğu yerden teee ozmanlar Zeus bi yandan Afrodit ile sevişirken bir yandan da savaş yönetirmiş..
Burda kalmak için ben olsam Tunçel Kurtiz'in ortağı olduğu Zeytinbağı'nı tercih ederdim sanırım zira şukela bir ege mutfağı görüyorum ben sitelerinde...Bi de sakindir..Ama tabi her kaliteli mekan gibi;
"İki kisilik oda ücretimiz YP 320,00-350,00 TL'dir. Hafta sonları minimum 2 gece konaklama kabul edilir."
diyorlar..
bi de site burdan; http://www.zeytinbagi.com/
diğerleri de var gayet güzeller;
Bunu da çok sevdim;
Erguvanlı ev (http://www.erguvanliev.com/index.html)
http://www.hunnaphan.com/
4-KULİNDAĞ
Burayı duymuştum ama daha önce hiç gitmedim..İstanbul'a çok yakın hemen Riva'nın dibi..
Terasları çok rahat ve bağımsız görünüyor..Tam kafa dinlemelik..
http://www.kulindag.com/
5-Club Rena
Marmaris'ten Bozburun'a giderken bungalov evler denizin dibinde imiş..Dev Okaliptus ağaçları balık ve rakı.Hesaplı olduğunu gördüm sağdan soldan..Ama tabi kime göre neye göre??
Bi de böyle sakin yerde ne yapılır? Koklaşılır yazılır..yaz allah yaz...
Gidenlere şimdiden bol keyifli günler :)
Ve bu da gidenlerin şarkısı;
Etiketler: alternatif tatil, club rena, iggy pop, kaz dağı, kulindağ, nemrut dağı, The Passenger, yedigöller, zaytinbağı
18 Ekim 2012 Perşembe
şahane klip..şahane müzik..bugün hep bunu dinliyorum..
İnsan her bir gün yeni bişi öğreniyor..negzel negzel...
Etiketler: infinite face, norrda
16 Ekim 2012 Salı
ve biter...
Etiketler: çekim hataları, lost
11 Ekim 2012 Perşembe
Rutkay Aziz'in altın portakal'daki açılış konuşması
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Ekim 11, 2012
8 Ekim 2012 Pazartesi
Çocuklarda disiplin eğitimi..Tamam da sınırı peki?
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Ekim 08, 2012Şu anda okuduğum kitabın adı bi değişik; Kaplan Anne'nin Zafer Marşı..
Amy Chua isimli çinli bir anne tarafından yazılmış kitap.
Arka Kapak yazısı;
"Çok satanlar listelerinde 1 numara"
ABD, New York Times, İngiltere, Sunday Times, Almanya, Der Spiegel
ABD, Almanya, Brezilya, Çin, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsrail, İsviçre, İtalya, Japonya, Norveç ve Rusya dâhil, 25 ülkenin ardından, şimdi de Türkiye'de
Çinli anne Batılı anneye karşı mı?
Dünya güçleriyle yarışmaya başlayan Çin'in bu başarısının ardında Doğu disiplini görülüyor; Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, bu disiplinin çekirdek ailedeki pratiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Amy'nin kızlarının şunları yapmaları yasak: yatıya kalmak, çocukların bir araya getirildiği oyun gruplarına gitmek, okul tiyatrosunda rol almak, televizyon izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak, kendi ders dışı etkinliklerini seçmek, A'dan daha düşük bir not getirmek, keman ya da piyanodan başka bir enstrüman çalmak, keman ya da piyano çalmamak.
"Chua'nın hatıratı, Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, okunması kolay, zekice yazılmış, eğlenceli, dürüst ve biraz da hüzünlü."
Chicago Sun-Times
"Chua, tipik Asyalı çocukların sıra dışı başarılarının ardındaki sırrı açıklıyor: Çinli anne. Bu çocukları yetiştirmede başarılı olan en geleneksel yöntemi de ön plana çıkarıyor: katı, eski ve tavizsiz değerler. (!) Chua, yöntemlerinin korkutucu olduğunu inkâr etmiyor; fakat elde ettiği sonuçların tartışılmaz olduğunun da farkında!"
Publishers Weekly
Evet benim Şirin'i yetiştirme tarzıma çok uzak olan şeyleri Amy kızlarının üzerinde birebir uygulamış..Beni tanıyanlar bilir yumuşak bir anneyim ben ama Şirin'i tanıyanlar da bilir şirin de sert bir çocuk değildir..Uyku zamanını,okula gitme zamanını,evden çıkma ya da giyinme zamanına uyan sözümü dinleyen bir kız çocuğu..Elbette itiraz ettiği zamanlar oluyor..Mesela akşamları uyurken uykusundan uyanıp (o derin uykudan nasıl uyanıyor hala anlayamıyorum) bi kaç kez seslenip beni yanına çağırır..Bu hayatımızı etkileyen bir durum zira benim uyku kalitem de onun uyku kalitesi de zarar görüyor..Bi de tabi yemek mevzu var ki o zaten şirin ilk doğduğu andan itibaren hayatımızda..Hoş artık daha çok çeşit yemek yiyor (ıspanak felan da dahil buna) ama yemek yeme süresi oldukça uzun ve meşakkatli..evde öyle en azından..doğuştan peynirden nefret edenler kategorisinde..Peynir yemiyor..Böyle çok insan varmış sonradan öğrendim peynirin kokusuna dayanamazlarmış bırak tatmayı..Kızım o gruptan işte..Bu konuda henüz hiçbir şey yapamadım..Neyse işte yani sonuç itibariyle çok katı kuralları olmayan ama koyduğu kuralları da maksimum düzeyde koruyan bir anne tarafından büyütülüyor şirine..
Bu kitap neden ilgimi çekti sorusuna da yanıtım üstte anlattıklarımdan çıkarılabilir sanırım..Çinli ebeveynlerin kuralcılık ve çocuk yetiştirmede ki katılıkları herkesçe bilinir öyle değil mi? Fakat bu kitapta öyle şeyler okuyorum ki çocuklara acımamak elde değil..Çinli anne Amy elbette çocuklara zarar vermiyor ve kızlarını çok seviyor ancak prensipler türk annelerinin öcü görmüşçesine korkacağı tipten..
Amy'nin ilk kızı Sophia yumuşak huylu..On sekiz aylıkken alfabeyi öğrenmiş matematikte de üstün başarılar göstermiş bi kız..Öyle ki kreşte çocuklar henüz 1'den 10'a kadar saymayı öğrenirken Amy Sophia'ya alışılmış Çin yöntemleri ile toplamayı,çıkarmayı,çarpmayı,bölmeyi,kesirleri ve ondalıkları öğretmiş bile.
İkinci kız Louisa'yı ise amy şöyle tanımlıyor: "O melek suratlı bir asi!"Hatta diyor ki; "onu düşündüğüm zaman gözümün önüne vahşi bir atı eğitmeye çalışmak geliyor.."
Ve elbette anne kızın arasındaki bu çekişmeler ve zorlukları bi kaç satır sonra Amy kendisi açıklıyor ; Kaderin cilvesi şu ki,Lulu ve ben birbirimize çok benziyoruz: Benim çabuk parlayan,çatal dilli ve hemencecik affeden kişiliğimi almış.." Tanıdık değil mi? :)
Amy ne yaptığını bilen entellektüel bir kişilik aslında..O bir hukuk profesörü..Kendinisin yetiştirilirken aldığı ve o sebeple hukuk profu olduğu geleneksel çin eğitimini kendi kızları üzerinde uygulamış ancak şöyle bir ayrıntı var olayda..Onun çocukluğu zamanındaki gibi değil ne çocuklar ne de hayat..Gelişen teknoloji, kolay bilgi edinme ve vericilerin zenginliği sayesinde çocuklar artık bir kuşak öncesindeki nesilden bile fazla farkındalar herşeyin..Kendilerini çok kolay ifade ediyorlar ve özgüvenleri çok çok yüksek ebeveynlerine göre..Amy işte bu nesiller arası gelişmeyi reddederek anne babasının onu yetiştirirken verdikleri gelenekler eğitimi çocuklarına vermek istiyor..Ve yapıyor da..Ancak ciddi çatışmalar yaşıyorlar özellikle lulu ile.Lulu 13 yaşındayken bir lokantada bardakları yerlere atıp annesine,"Hayattan ve senden nefret ediyorum"diye bağırmış..
Amy'ye göre çocukların annelerini sevmelerinden çok başarılı olmaları önemli..Önlerinde ki hayatın zorluklarını düşünürsek aslında çok da yanlış bir düşünce değil ve bir çeşit fedakarlık gibi ama elbette bizler ve çinliler çok farklı kültürlere sahip toplumlarız..E baktığımızda da şu anda Çinlilerin dünya üzerindeki güçleri tartışılmaz e bi de bize bakın..Koyun gibi nereye sürülürse oraya giden hiç bir zamda sesini yükseltmeyen üç kuruş kazanabilmek için kıçından ter akıtan bir milletiz..Fark ortada gibi!!
Kitap yayınlandığında elbette çocuk yetiştirme tarzı üzerinde epey tartışmalar yaşanmış..Time dergisine kapak olmuş kitap ve ABD,İngiltere ve Almanya'da bir numaraya yükselmiş çok satanlar listesinde..Ve karşıt eleştiriler Amy'nin bir anneden çok bir canavar olduğu yönünde hatta ölüm tehtitleri bile almış Amy..
O tüm bunlara şöyle yanıt veriyormuş;
"Bu, bir anne, iki kızı ve iki köpeği ile ilgili bir hikaye. Aynı zamanda Mozart ve Mendelssohn, piyano, keman ve Carnegie Hall'a çıkmayı nasıl başardığımızla ilgili... Bu, sözde, Çinli anne babaların Batılılardan nasıl daha iyi olduğuyla ilgili bir hikaye olacaktı. Ama onun yerine, kültürlerin acı çatışması, kısa süren bir zafer sevinci ve 13 yaşında birinin benim burnumu sürtmesiyle ilgili oldu."
Ben okurken disiplin yöntemlerini -Hiç bir zaman Amy'nin yöntemleri kadar katı olmayacaksa da-sorgulamaya başladım açıkçası..Bakalım ilerleyen sayfalar bize :) neler sunacak..
İçimden sizi öpmek geldi..
Kocaman öpücük!!
Etiketler: kaplan annenin zafer marşı
6 Ekim 2012 Cumartesi
Etiketler: antonin dvorak, humoresque
4 Ekim 2012 Perşembe
Etiketler: benim dengemi bozmayınız, sezen aksu
2 Ekim 2012 Salı
Başlık da benim değil yazı da..ben okudum siz de okuyun deyü alıntı yaptım bugün..Yıldız'ın yazılarını seviyorum..
Etiketler: Cosmopolis, gönül, Orhan Gencebay.duman
1 Ekim 2012 Pazartesi
Sabah gözümün önünde bir sis perdesi ile uyandım hala tam aralayabilmiş değilim..
bi de bu sıcak canımı sıkıyor!
28 Eylül 2012 Cuma
çeşit çeşit cover..seç beğen al..ve sonunda EDEPSİZ KOMEDYA..TA-TA!!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Eylül 28, 2012
PİJAMA - BOŞVERMİŞİM...
PAPYON - ALIŞMAK SEVMEKTEN ZOR..
DUMAN - OLMADI YAR (FAVORİM HEM DE ÇOK)
UMUT KAYA - GÜL GÜZELİ
AYYUKA - BENİ DE ALLAH YARATTI (HASTASIYIMMM)
dışardayım..denize ayaklarımı sokma şansım var ama ben yapmiyorum birazdan yapcam onu..şimdi nemli çimlerde uzandım kulaklarımdan tüm bedenime yayılan bir şarkı..
sözler,ıpılık bir rüzgar tepemde..buz gibi biram da var..ohhhh..misss...
defalarca defalarca aynı şarkıyı başa alıp dinliyorum..
Veee vee bugünkü keşfim.. "EDEPSİZ KOMEDYA" allam bayıldım çok güzell...
gözlerin ya vardı aklımda
biz çoktan unuttuk dünya dediklerini
aşk bir kaza dedin bizse sağ kurtulduk
bugün senin günün onu da mahvettin
seni sorana her yanım derim
ve dahasını da eklerim
ellerini uzat ki dokunsun
parmakların bugün
27 Eylül 2012 Perşembe
Bu akşam iş çıkışııı??.hımpf..keşke şimdi elimde olsa "fena", ilk sayfayı açıp içine ismimi yazsam, önce koklasam kitabı sonra bi çay koyup koca fincana başlasam okumaya..
atila özer belli ki çok değişik bakış açısına sahip bir yazar..ve röportajı için işte size link;
RÖPORTAJ
Ve çarpıcı bir anlatımla Özer'in kendinden Fena...
Etiketler: atila özer, doğan kitap, fena, roman




















