6 Mayıs 2011 Cuma

hehehe..daaldım ben izlerken..olum çok komik bu yaa:))))


5 Mayıs 2011 Perşembe

Bugün bu...


3 Mayıs 2011 Salı




günaydın millet!


şimdi yekten şunu söylemek lazım..şurda iki satır bişiler yazmak için ıkınıyor sıkınıyor evirip çeviriyoruz..yalan mı? doğru! Adam kitap yazmış..175 sayfa..kimbilir kaç satır kaç paragraf..baştan kutlamak lazım..çalışkanlığını ve cesaretini....kendi adıma onu çok kıskanıyorum..Son okuduğum kitaplardan "Karanfiller Ölürken" Ve yazarı Can Lafcı..Bi kere isminin Can olması gözümde ayrı bi değere sahip olmasına sebep..Can ismi..tamam yani..Can'sa yakındır bende ki can'a :) Neyse laf kalabalığı yapıyorum..


Karanfiller Ölürken etkileyici bir roman..Erkek dünyasından bakışa biz kadınlar çok mesafeli dururuz bence..Okuruz,ah deriz ne acıklı,hatta nerdeyse anlar gibi olur; kesinlikle anlar gibi yaparız ama mesafemizi hep koruruz zira duyguları ile hareket etmeyen varlıklar erkeklerdir,ilişkinin en güzel yerinde sorun sende değil bende anla beni diyen canavar erkek cinsindedir,muhteşem bi gece geçirdik artık daha da yakınız zannedersin kabusun olur unutana kadar..



Bu kitabı okuduğumda olum dedim insan len onlarda..onlar da terk edilince bunalıma giriyorlar,arkadaşlarına anlatıyorlar,neden diye soruyor yafu,inanabiliyor musun neden sorusunıu soran erkekler var! (yok valla abartmıyorum çoğu soru sormaktan aciz..)

Kahramanını tanımayı -gerçekten tanımayı-çok isteyeceğim bir roman okudum ben...Soru soran,aşık olmaktan haz duyan,tanıştığı kızın naifliği karşısında erkek güdülerinden vazgeçen bir adam..genç bi adam..kendimi yakın hissettiğim bir "erkek kahraman" pek nadirdir..öyle oldu bu romanda..


Arka kapak yazısı;


"Değerli izleyenler bugün aşk soslu karanfil salatası yapacağız.


Malzemeler;

Kendisine ilk defa çiçek alınmış bir erkek.
Beş adet karanfil ve terk edilmiş bir sevgili.


Yavaşça yapraklarından başlayarak karanfillerimizi ince ince kıyıyoruz.Avucumuzun içini derin olmayacak şekilde keserek biraz kan ilave ediyoruz.Mutfak avucumuzun kanıyla kızıla boyandıktan sonra karanfillerin saplarını da doğrayıp bir çöp tenekesine atıyoruz.


Afiyet olsun."



Bence çok yaratıcı..Aşk'ın acıtan halini bir erkekten dinlemek çok keyif verdi bana..İntikam hissi mi? Sahi mi? Öyle mi düşündün hakkaten..bunu mu çıkardın yani söylediğim bunca şeyden..Yürü git!


Bakın romandaki iki erkeğin aşk hakkında fikirleri;



"...Eğilip ayağının altında duran şişelerden iki tanesini açtı.İşte şişelerden çıkan ikinci büyülü ses!Açıldıkları zamanki alkolün gelişini müjdeleyen ses!Bu sesi iki defa saygıyla dinledi.Açtığı şişeyi Özgür'e uzattı.Özgür şişeyi bacaklarının arasına koyup arabayı kullanmaya devam etti.Konuştukları konular sağa sola saptıktan sonra yeniden olması gereken yere,aşka geldi.Özgür kısa cümlelerle anlatmaya çalışıyordu aşkı.


"Aslında yaşanması gereken değil,yaşanmaması gerekene aşk denmeli.Her şey mantıklı ve yerli yerindeyken yaşanan ilişkiden aşk nasıl çıksın ki? Çile yok,ezilme yok,eziyet yok.Aşk buna denemez"


"Ulaşılamayanlar güzel olduğundan böyledir bu.Yaşanan aşk neden olmasın.Senin dediğinle ancak tek kişilik aşktan bahsedebiliriz."


"Aşk zaten iki kişilik olmaz.Tek bir insanın yaşadığına aşk diyorsak eğer,tesadüf eseri birbirlerine aşık olmuş insanların ilişkisinde de ortada iki aşk vardır.Bu aşkları birbirlerine doğrultmuşlardır belki ama ortada tek bir aşk yoktur,olamaz"


"İyi de birbirlerine aşık olmayanların ilişkileri nasıl olacak.O zaman onlar birlikte değiller.Aşık olup birinin peşinden ağlamak ve ona ulaşamamak mıdır aşk?"


Burnunu gürültülü biçimde çekip genzinde birikenleri yuttuktan sonra devam etti Özgür.


"Bazen öyle olduğu da olur.Yani aşık olunan kişinin bundan haberi dahi olmayabilir.Ama ortada bir aşk vardır ve gerçektir"


"Bence yoktur.Aşk bence yerine varması gerekli bir irade beyanıdır..Varmadı mı yok demektir.Daha oluşmamıştır.Ortaya çıkmamıştır.Hiçbir yerde de değildir."


"Ya ne ilgisi var?Mecbur mu adam aşkını açıklamaya?"


"Mecbur tabi.Öyle ona buna aşık olup aşık olduğu insanı habersiz bırakamazsın.Buna kimsenin hakkı yok"


"Ya siktirecen hakkını hukukunu şimdi.Hakla ilgisi ne bunun?Neymiş aşk önce sen onu söyle bakalım?"


"Ne lan bu mülakatta gibi."


"Uyumdur olum uyum.Dünyada yakaladığın uyuma denir."


"Hah işte tam dediğinin tersine vardın.Ben sana söyleyeyim.Aşk ortaklıklardan değil tam da iki insanın arasındaki farklardan kaynaklanır.Birbirlerinin farklarına aşık olur insanlar ve öyle dediğin gibi tek kişilik de değildir.İki kişiliktir aşk.Büyük kasaların iki anahtarı olması gibidir.İki kişi aynı anda orada olmazlarsa aşkın kilidi açılmaz"


Çok geçmeden felsefi bir tartışmaya evrilen konu yine keyifzadelerin dillerinde çürüdü ve ikinci cigaralığı yaktılar.Birkaç nefes çektikten sonra arabanın gidip gitmediğine dair ya da kaç kilometre hızla gittiğine dair sorulacak sorulara verecek cevapları kalmamıştı."


Romanı okurken arada yoklayan ve damağınızda kalan bukowski tadı da yazarın size hediyesi gibi..


Hım bu arada "Roman Kahramanları" isimli dergiyi duydunuz muydu? İstanbul merkezli bir dergi ve işte size link ; BURDAN ...Can Lafcı'nın bir yazısı olacakmış belki de son sayısında..Gördüğünüz üzre takipteyim..Bence siz de etmelisiniz...


Bu arada kitabın yayınevi;Phoenix...idefixe'den ve D&N'lardan kitaba ulaşmak mümkün...Okuyun tartışalım hadi kadını erkeği ve aşkı.. :) Heh..Var mı cesaretiniz Lafcı kadar?


Selametle..








28 Nisan 2011 Perşembe

27 Nisan 2011 Çarşamba

GİZ

Ey yar ; boynumun borcu
strateji ve taktikler burcu
anlat tabii
tek kişi çok kişidir
çöz gövdemin beyaz kimyasını
aklımın hizasını
kanat içimdeki uzayı , akşamın bahçelerini
söze söyle , yazıya dök beni

bir kucakla
bir imkansızlıkla
nasıl bilirsen onunla ilişkilendir
bir anlatana bir anlatılan gerekir...

BİRHAN KESKIN


Şiir hüzün demek biraz,mahsun olmak demek...böyle sanki bi sebepten açamayan tomurcuk gibi hissettiriyor okuduğum Keskin şiirleri..Tren garında bir dakkayla kaçırmışım gibi demir treni..Herkes girmiş ben dışarda kalmışım gibi sarı sıcak ışıldayan eve..

Ve fakat o tomurcuğa su veren de varmış gibi , gara benden sonra gelenin gözleri beni arıyormuş gibi , sarı pencereye bakarken ben, elimden tutup ısıtan varmış gibi de umutlanıyorum..

Çok şükür..

Böyle kayboluyorum kitabın içinde..

Rüyamda yunuslarla yüzdüm ben dün gece..mercanların içinden geçtim..muhteşem mavilikte elele idik..Her gece yatmadan şiir okusam yine gelir mi o yunuslar rüyamıza?Peki sen? Rüyamı gerçekleştirir misin? Ellerim ısınır mı güzel ellerinde? Treni kaçırdığımıza güler miyiz kahkahalarla? Usanmadan bıkmadan sular mısın o tomurcuğu kurumasın diye? Kaybolur musun mavilikler içinde? Şiir okusam yatmadan olur mu bunlar hep?

26 Nisan 2011 Salı




Efkan Şeşen'in albümünün adı Renkler ve Islıklar...



Arap,zaza,ermeni,azeri,gürcü,rus,irlanda,bulgar,türk,latin,laz,kürt,yunan-roman,kıbrıs,italyan halk türkülerini ıslıkla çalmış ve inanılmaz güzellikte bir albüm çıkmış ortaya..



1. der rebbe elimeylech (memleketim) / traditional

2. amari szi amari / traditional

3. gunde hember / traditional

4. el condor pasa / traditional

5. sobalarında kuruda meşe / traditional

6. hastane önünde incir ağacı / traditional

7. dzağigner / traditional

8. tamburam rebab oldu / traditional

9. gözleri hala çoçuk / efkan şeşen

10. kırmızı gül / traditional

11. arbeiter von wien (avusturya işçi marşı) / samuel pokrass

12. greensleeves / traditional

13. esinti / efkan şeşen

14. anadolu'da bir sabah / sinan şeşen

15. ases tod / edvard grieg

16. concerto d'aranjuez / joaguin rodrigo



25 Nisan 2011 Pazartesi



KAPI



geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,

ama nereye geçersin benden ben bilemem.



dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,

dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.



dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,

şu ağaçlar gibi kederli.



açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm

gelenler kadar gidenleri de,


hani sabrın sonu, hani gamlı eşek, pervasız nar nerde,

hani bahçe?



biri gelse.. biri görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..

duruyor hâlâ bende.



kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim

kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?


en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,

çok istedimdi.



bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,

sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye

gıcırdandım takatsız.



gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu!

biri gelse, biri görse, şimdi,

rüzgâr sallıyor beni...



Birhan Keskin



24 Nisan 2011 Pazar

Bu nası bi maçtı yaa..

Allamm kalbim olsa dururdu :)))

20 Nisan 2011 Çarşamba

**az önce sunta yedim..e ama tadı sunta gibi..var ya altınbaşak felan bişiler..
**o kadar sıkıldım ki soğuktan çorapların üstüne yeni aldığım sandaletlerimi giycem..Kavacık'ın delisine çıkcak adım..dişlerimden bi kaçını da söktük mü..heh..benim o...
**masamdaki tespihi biri elimden alır mııı?
**allığım kırıldı..yani allık almak için bahanem var..hadi bana güsel bi allık önerin..ciddiyim..hadi önerin alcam..
**Can Lafcı'nın ilk kitabını okudum.."Karanfiller Ölürken" akşam eve gidim..kitabın bende uyandırdığı halet-i ruhiyeyi paylaşcam..
**Şimdi de şey okicam ; Kadın öykülerinde Ankara..Sel yayıncılıktan çıkmış kitap ve öykücüler arasında;Adalet Ağaoğlu,İnci Aral,Sevgi Soysal,Nazlı Eray,Füruzan var..Bakalım nası annatmışlar Ankara'yı..
**5 Mayıs'da Hıdrellez var.11 yıldır her yıl o gün kutlanıyor..Geçen sene gidememiştik Nazan'ın dilinden kurtulamadık aylarca..Bu sene gitcez artık..(Nazan'a not ; Gitcez taam olum yaaa...) Yannız bi tuhaflık var..Bilet alcaksınız diyolar..Nası ya? Ya 10 liraymış bilet ama ossun yani allann sokağına girmek için yani...neblim..al bi de link sana;

http://web03.biletix.com/etkinlik/MKHR1/TURKIYE/tr




14 Nisan 2011 Perşembe




yağmur tüm kudretiyle yağıyor İstanbul'un üzerine...Hani bardaktan boşanırcasına..hemen açtık jaluziyi..kocaman pencerede evden çıkamayan küçük kız çocukları gibi dayadık burnumuzu cama..yani küçük kız çocukları olsaydık ve evden dışarı çıkmamıza izin verilmeseydi öyle yapardık...ama küçük kız çocukları da değiliz,evden çıkmamıza da izin verilmiyor değil...Gayet yaşını başını almış ve yaptıklarından kendimizin sorumlu olduğu yetişkinleriz di mi? Hasstiirrr...!

Radyo Eksen güzel çalıyor bu sabah evet..Teşekkürler öneri için :)

Arada reklamlara girince kendimi evde felan hissediyorum..Reklamlar niye bende evle özdeşleşmiş..Halbuki evde de izlemem ne reklam ne tv.

Yetişkinlerdik en son di mi? Neye yetiştik peki? Ne için yetiştirdik kendimizi..Ya gecikmişliklerimiz? Ya yetişemediysek?

Hayatımı düşünüyorum..Niye düşünmemeli miyim? düşünmeden mi oynanır bu oyun bebek?

Yok ben inatla ve bağımlılık derecesinde düşünmekteyim.Zira düşündükçe açılıyor yolllarım benim..O yollar beni bi yerlere götürüyor ve ben her seferinde bunu yaşamasaydım nolurdu,nasıl öğrenirdim diyorum..Acıtsa da o yollarda karşılaştıklarım -bazen- ben hep payıma düşeni alıp yola devam ediyorum..Hayat bu demek...yaşamak..acımak..öğrenmek...şükretmek..

bundan sonrasını düşünmek bugünlerde kanımın daha hızlı akmasına,kalbimin daha şiddetli çarpmasına sebep oluyor..Heyecan ve sabırsızlık dolu zamanlar..Sakin olmayı öğretiyor hayat bana..Hiç sakin olamayan ben,sakin davranmayı becermeye çalışıyorum..Acele etmeden bişi yapamayan ben sabırla koruğun üzüm olduğunun farkına varıyorum..:) sadece kendimi değil diğer değerli herkesi düşünmek ne zor ve ne kadar iyi hissettiren bişimiş...

hayatın mantıklı tarafıyla ilgilenmeyen ben duygu dolu olup mantıklı davranmak nedir öğreniyorum..Hayat bundan ibaret benim için..yaşamak ve öğrenmek...ölüm denilen şey ne zaman gelecekse o ana kadar öğrendiklerimi kar saymak..sonrasında dedim ya göreceğiz..ya da görüp göreceğimiz bu kadarmış,bileceğiz..

eksen güzel çalıyor evet..teşekkür ettim miydim?

pencerede yağmur damlaları,aklımda bölük pörçük düşünce kırıntıları,kalbimde sonsuz sevgim..

sanırım yine benim yalnız kalma,kendimle bi kaç gün geçirme zamanım gelmiş..kimsenin bana ulaşamayacağı,benim hayatımdaki herkesi düşüneceğim sayılı iki gün..Ada ne de güzeldir şimdi..



eski çektiğim resimleri vermek lazım...iç geçirmek hayal etmek lazım..














12 Nisan 2011 Salı


**Fransa'da sokakta peçeye yasak gelmiş..Polis kadınların sokakta peçelerini çıkarmalarını istemeyecekmiş ama emniyete götürüp kimlik tespiti yapılacakmış..Sonra da 150 avro ya da Fransız vatandaşlığı dersi cezası vereceklermiş..Ülkedeki müslümanlar epey gerilmişler..Her yerde aynı sorun hımm..

**Japonya'da İkinci Dünya savaşından beri en büyük felaket sayılan depremin birinci ayında "sessizlik duruşu"yapılmış..-Bizde olsa geyiği yapcam üsgünüm- ama hakkaten bizde olsa , ya büyük bir sessizlik olur zira ses çıkaracak kimse kalmaz ülkede ya da hadi es kaza oldu kalanlar diyelim sessizliği yağmacıların küfürleri bozar!! Öyle yani..Biz böyle bir ülkede yaşıyoruz..


**Murat Belge çok güzel yazmış bugün..




Diyor ki yazının bir bölümünde Belge; ..."Burası benim"dediğiniz yerin kaç metre kare olduğundan daha önemli bir şey bilmiyorsanız,o metre kareler üstünde yaşayan insanların bu durumdan ne kadar mutlu olduğu sorusu da sizi hiç ilgilendirmez. Ama sorun bu kadar yalın değil.."Burası benim" derken, sizden olmayan birinin de orada bulunduğunu görmezden geleceksiniz..Görmezden gelemeyecek aşamalara varan bir dirençle karşılaşınca,"Burada benimle yaşayacaksın ve bundan mutlu olacaksın"diyeceksiniz. Oysa onun mutlu olmasının temel kimliğiyle,kişiliğiyle,olduğu gibi olmak.. Bir bakıma çok da basit olan bu "tanıma"yı esirgediğimiz için bir savaş yıllardır sürüyor ve can alıyor.Ama aldığı candan fazla acı yaratıyor,düşmanlık yaratıyor,sonra bir Allah'ın gününde eskaza "Haydi barışalım" dense,artık barışamayacak hale gelmiş kişiler,zihniyetler yaratıyor.Bunun sonu yok,daha doğrusu "mutlu son"u yok.Böyle bir olay,böyle bir durumun yaratılmasından birinci derecede sorumlu olanların da en istemediği sonuca gider;başka bir yere de gidemez. Ya da İshak Alaton'un mantığını,daha doğrusu çıkış noktasını benimseriz.Amacımız,hegemonyayı güçlendirmek değil hegemonyayı devreden çıkarmak olur.Bunun da -bu saatten sonra-kolay olduğunu iddia etmiyorum edemiyorum.Belki daha da zor,çünkü sağlam bir barışı kurmak,müzmin bir savaşı başlatmaktan daha güç bir iştir,her zaman. koyu renk yaptığım sözün altına imzamı atarım..Her zaman..


**Türkiye'de ilk kez yapılan bir eylemle Greenpeace "Nükleeri durdur" çağrısı yapmış. Galata Kulesi'ne projeksiyonla hem türkçe hem japonca "Kalbimiz seninle"yazısı yansıtılmış ve çeşitli animasyonlarla Erdoğan'ın deprem sonrası yaptığı açıklamalar eleştirilmiş.. Bi de kulenin üzerine "Erdoğan'ı durdur,nükleeri durdur" mesajı yansıtılmış..Ya hiç mi ders almassın hiç mi geleceğini düşünmezsin bu ülkenin ben annamıyorum ya nası bi çırpıda satılıyor bu ülke?? Sinop ve Mersin değil ki sorun..Azımıza sıçcaklar ben diyim..



**Hani bi kız vardı..İsviçre'de bir tren kazası geçirmişti..Şafak Payev..Uzun süre BM için çalıştıktan sonra (mülteciler için tek kolu ve bacağı olmadan Tahran'da çalışan bi insandan bahsediyoruz)İşte o kız CHP'de İstanbul 2.Bölge'den dördüncü sırada aday gösterilmiş..


**Hehe bunları yazarken "Anadolu'nun Kayıp Şarkıları"albümünü dinliyorum..Tesadüfe bak! İşte size bununla ilgili bi haber..Garajİstanbul,müziğin görsel sanatlar ile olan etkileşimine yer verdiği Temps D'images Festivali'nde önemli bir etkinliğe daha ev sahipliği yapıyormuş.Festival kapsamında Nezih Ünen'in yönetmenliğini yaptığı belgesel Anadolu'nun Kayıp Şarkıları yer ve zaman algısını boyutlandırarak sahnede bir derinlik sağlıyormuş..Etkinlik 16 Nisan saat 21.00'da izlenebilirmiş.. bu arada filmin fragmanını veriyorum..Bu kısacık tanıtım filmi bile bana keyif veriyor..Ben seviyorum ya topraamıı..





pamuk tarla'yi dinneyin bakın ne diyo; "işçiler para ister yola gel, patronlar sopa ister yola gel.." ehehehe..şimdi slogan atcam az kaldı..


**Amy geliyorr nabberrr?Gitcez tabi olum kaçar mı? 20 Haziran pazartesi :(...Biletler sahne önü 600 lira :)) sahne önü çevresi dedikleri golden circle 350 , normaller - ki biz gayet normal insanlarız ondan sebep burdan alcaz- 131 lira..Konsere sarhoş gitmeyen nolsun...




hadin eyvallak..

8 Nisan 2011 Cuma

4 Nisan 2011 Pazartesi

Şirin'e bayılıyorum.. Artık evde sıkıldığımızda "hadi çıkalım ya" diyebileceğim bi arkadaşım var benim..Bu, kızım 4 yaşına girdiğinden beri böyle olmaya başlamıştı ama artık gerçek bir arkadaşa sahibim.. Tanrının şanslı kullarındanım..Cumartesi sabah yataktan "bugün tatillll" diyerek zıpladı :) Eh tamam erken bi saatti ve dünya dönüyordu hala bana ama onun o bıcır bıcır hali kopardı beni sıcak haftasonu yatağından..gık demedim :) Önce Berin ile kahve-muhabbet zamanı..Erenköy Beyaz Fırın yanınızda minik bir insan da varsa çok uygun bir buluşma noktası..İçerde sıcak bir ortam ve büyük koltuklar v.s var..Büyükçe bir masada da çocuklu büyüklü insanlar ya kitap okuyorlar ya da boya v.s şeyler yapabiliyorlar.. Şirinella yan masada oturan abileri bu haliyle çok güldürdü..Ekranı göremeyen abiler (o sırada dinazor oyunu oynuyordu) Şirin'in ciddiyeti karşısında kesin önemli bişi yapıyo olum diye düşünmekte haksızlar mı? Bakar mısınız?

Kahveler içildi çilekli milföy pasta yenildi..Kocaman bir garfield kurabiyesi önce burnundan başlanarak indirildi mideye...Sonra anne-kızın kuaför zamanı..aa tabi canım..artık beraber gidiyoruz saç kestirmeye..Kuaförümüz Suadiye'deki London..Sanatçılar çalışıyor orda biliyor musunuz? Yakup ve Serkan gerçek birer sanatçı bence..Saçlarım yine kısaldı...Hala sarı :) Veee Şirine'de kestirdi saçlarını..Tam bonus kafa oldu kızım..

Bitti mi? Hayır bitmediii...Kuaförden sonra süslü püslü bowling oynamaya gittik..Bi de su tosbaası aldık kuzeni Ege'ye doğum günü hediyesi..Şirin ben de istiyorum demedi şaşırttı beni..Sonra çıktı kokusu olayın..Efenim o su kaplunbağası istemiyormuş bildiğin kara kaplumbağası istiyormuş..Kocamanından..te allamm..Geçiştirdim tabi ama takıldı bi miktar üzerime gelecek belli.. :) Ve en nihayet karanlık çöktüğünde babası ile buluşma ve eve dönüş zamanı.. Cumartesi akşamı Nazan'lar da parti vardı...Gökçe'nin özgürlüğünü kutladık hep beraber..Osman bize gitar çaldı..Hep beraber söyledik..Çok keyifli çok eğlenceli bi akşamdı..Nazom güzel ev sahibi:) güzel mutlu mesut yaşayın güpgüzel evinizde bir ömür.. Pazar sabahı ailenin kadınları kahvaltı yaptık...Kahveler içildi fallar bakıldı..Sonra çok özlediğimiz sevgilimizi ziyaret ettik hep beraber..Tam onu ziyarete yakışır gibi gittik..O'ndan bahsedip yaptığı komiklikleri düşündük..Duamızı ettik,ne kadar özlediğimizi fısıldadık içimizden.. Ve Şirinella ile kavuşma zamanı..Market alışverişinde satın alınan en sefimli şeye bakar mısınız?

Akşam olunca Şirinella uykunun kollarına ben dexter'a doğru yollandım..


Dexter enteresan bi adam...Ama başka bir yazının konusu..Biraz daha tanımamız gerekiyor birbirimizi :)



Bu arada ciddi bi fenerbahçe taraftarı yetişiyo..haberiniz ola..






Mor yazma bekleyen bana ; Umut Kaya - Mor Yazma (2009) by Aluxton Aluxton69

1 Nisan 2011 Cuma



Hayat, durmadan dayat
Bir ben daha çıkar körelmiş içimden
Ya bu deve güdülür ya bu diyar terkedilir hayat
Hayat hiç sormadan dayat
Bir ben daha eksilt tükenmiş içindem
Yerime yeni bi ben ya da beni gel alıver hayat

Yazılmış yalanlar, seni hep bulurlar
Kendine biçtiğin sonsuz yalnışlıklar
Hayat sen hep dayat
Hayat bu yüzden dayat

Yoksa bulamazsın saklı halini
Yoksa göremezsin gerçek dengini
Kanat içini, sök at yanlış kendini..

31 Mart 2011 Perşembe


bir vardı bir yoktu...


kış geçmiş dereler coşar, ılık rüzgarlar eser olmuştu..


olduğu yere sığmayan bişi vardı..


gittikçe genişlemiş büyümüş ve olduğu yer dar gelir olmuştu..


bütün bir kış onu saran sarmalayan bu küçük yuvayı terketme zamanıydı...


ve işte ona sesleniyordu hayat...


şimdi güzelliklerini gösterme zamanı idi..


açtı kollarını rengarenk..


kocaman güneş vardı...


kısıp gözlerini selam verdi usul...


ufakça bi ürperdi..


bir vardı hiç yoktu..


uzun zamandır susmuştu..


şimdi kendi sesini merak ediyor ama korkuyordu..


çıkan sesin ne diyeceğini bilmiyordu..


o kadar uzun zaman mı kalmıştı kendiyle?


o kadar uzun zaman birlikte kalıp uzaklaşmış mıydı sesinden..?


ne anlatırdı sahi kendiyleyken sesi ona?


hiç vardı o yoktu..


şimdi artık dedi sesini duyarak, ışıldama zamanı..


fısır fısır zamanı geçti..


mırıl mırıl öpüşme zamanı..


güneş güldü..


ışık vardı bulut yok..

29 Mart 2011 Salı


Geçenlerde bahsetmiştim ya hani size biberli foto çok acaip fotograf çekiyor diye..hani beni de çekti demiştim..hani tekrar etcektiniz içinizden biberli foto..biberli foto...ettimiz mi bakim? :) ehe şımarıkım bugün ben..










Biberli bi gün pek heyecanlı geldi yanımıza..Bir yarışmaya katılmıştı...Ödül Fotoğraf Atölyesinde bir kur temel fotograf eğitimiydi..Ve evet tabi ki Gökçe kazandı!!!


Gökçe başladı mı bitirir demiştim di mi? Aldığı ilk eğitim ona şunu farkettirdi aslında..Gökçe bi tarafıyla sistematik ve realist bi tip..Ama -ve itiraf ediyorum benim daha çok sevdiğim tarafı- sanatçı ruh..özgür ve kendine münhasır..O fotograf çekerden bu iki özelliğini de kullanabiliyor...


Şimdi artık yıllardır yakındığı bu oksijensiz yerden uçuyor Gökçe kuşu..Ve tam zamanında birbirleriyle kesişen durumlar ona yeni bir iş alanı yarattı.. O artık Fotograf Atölyesi'nin bir çalışanı..Pek sevgili Ahmet Demirhan hocası Gökçe'deki ışığı bir çırpıda farkediyor ve onun hem atölyenin bir çalışanı yapmak hem de kendi bildiklerini bu hevesli fotograf öğrencisine öğretmek istiyor.. Diyeceğim o ki Gökçe amatör olarak başladığı ve aşık olduğu fotograf işini profesyonelliğe taşıyor..


Fotograf Atölyesinin eğitmenleri kursta eğitim vermenin dışında özel bir takım günlerde de (evlilik-doğum-doğumgünü-portre-parti) sizinle birlikte olup an be an gününüzü fotograflıyorlar..Gökçe'nin atölyedeki görevi işte bu özel günlerde Ahmet hocayla beraber sizin güzel anlarınızı kameraları ile sonsuz kılmak! Ben biberli'yi hem fotograf çekerken gördüm hem de fotografçılıkla ilgili planlarını anlatırken..Gözleri çok az şeyden bahsederken ışıl ışıl olur...


Fotograf onun hayatına çoktan sızmış ve onsuz yapamayacağı çok belli artık.. Eğer sizin de bu sıralar evlilik ya da doğum ya da hatırasını yaşatmak istediğiniz özel günleriniz varsa bence Gökçe ve Fotograf Atölyesi ekibi doğru adres..


Bu arada iletişim bilgileri aşşada;


Telefon: 0216 357 44 63-73


Gsm : 0541 357 44 63-73


Adres:Bağdat caddesi Noter sokak Kuroğlu palas apt. 32/B Şaşkınbakkal/Kadıköy/İst


Evlilik fotografları için yetkili kişi: Ahmet Demirhan/Gökçe Özses

Doğum fotografları için yetkili kişi: Leyla Alpaslan/Begüm Demirden

Diğer konsept fotografları için yetkili kişi : Tüm Ekip :)


Resimlerden birkaçını sizlerle paylaşayım istedim..









28 Mart 2011 Pazartesi

bazı şeyler için diyorsun ki "ne kadar geç keşfetmişim"..üzülüyorsun felan.. sonra diyorsun ki "len ya hiç farketmeseydim?? " ben de onu farkettim.. hani burdayım çalışıyorum ama o beni alıp uçuruyor.. sessizce ama çok keskin cümleler kuruyor kulaklarıma..üflüyor..fısır fısır..fısır fısır.. Biri de; Jehan Barbur..Bir video benden..gerisi sizden artık... Düşünsene pazar sabahı..kapı pencere açık,üstünde hırka..güneş ve biz bu albümle kahvaltı yapıyoruz..Pöhüüüü..... Gökten düşmüş yerlere dağılmışım Büyümemiş küçük bir kadınmışım Bazıları için uzak bir rüyaymışım Sonunda senin gibi insanmışım Ama yolum çok, yolum çok uzun Ama yolumda küçüçük sokaklar.. Görebilir misin içimin rengini Bulabilir misin zamanın rengini Yürüyüp geri gelsen Yamacımda dinlensen Aklımda masal olmuş Günlerimi getirsen

26 Mart 2011 Cumartesi

bahar geldi farkında mısınız?

erik ağaçları çiçek açıyor ,pencereden gelen baharın serin kokusunu duymak umut veriyor bana..artık daha geç karanlık iniyor şehre..

gelsin bahar..o ilk zamanlarındaki uyuşukluk halini , çağlayı tuza banmayı , erik çıksa da yesek sohbetlerini pek özledim...

hem bahar "yeni" de demek değil mi?.. adımı seviyorum :)

baharın ilk günlerinin tadını çıkaralım hadi..

23 Mart 2011 Çarşamba

;;