22 Eylül 2010 Çarşamba


cranberries dinliyorum..
her an çekip gidebilirim..
taksimde ufak bi masa..güneş vuruyor tepemden ama yakmıyor..rüzgar esiyor sırtıma ama üşütmüyor..

buz gibi bira..ayık bırakmıyor ama sarhoş da etmiyor..
yüksek sesle animal instinct dinliyorum..
oturduğum koltukta bi bedenim var ruhumu burda sananlar çok yanılıyorlar..
kandırılan kim ki şimdi? Bedenim mi? Ruhum mu? Ben mi? Onlar mı? Sen mi??


sabah havaya aldandım..kovboylarımı giydim ayaklarıma..içine turuncu çoraplarım..

şimdi darlandım ya çıkarttım attım hepsini ayaklarımdan..Çıplak ayaklarımı da göstermiyorum kimseye..masanın altına sakladım..parmaklarımı oynatıp nanik yapıyorum gelen geçene..Onlar görmüyor..Kimi kandırıyorum?? Ayaklarımı mı? Onları mı?

Ya bırakın beni ben bi gideyim nolur....

17 Eylül 2010 Cuma

Kırık Aynalar

benden başka bana dost yok
hayatım yıkık şimdi
bir cana hasret baktığım
aynalar kırık şimdi
varsa nerede dostlar nerede
uzatayım elimi
gördüğüm aynalar gibi
gönlüm de kırık şimdi
nerede beni sevdiceğim
dost bilip de sevdiğim
gördüğüm aynalar gibi
gözlerim kırık şimdi
gülerken yanımda olan
ağlarken nerede şimdi
bir hayalmiş o da benim
baktığım aynalar gibi
kırdığım aynalar gibi

16 Eylül 2010 Perşembe

Önce linkteki yazıyı okursanız daha anlamlı gelecektir yazım..


http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/15783962.asp


Evet biz kadınlar karmaşık bir yapıyız.. Bunun aksini söyleyen taş olur! :)

Ve evet bazen biz kadınlar bile birbirimizi anlamakta zorluk çekiyoruz.. Ama emin olunuz anlamak için çaba sarfediyoruz.. Birbirimizi bile! Kafa yoruyoruz bunun için.. Kaldı ki erkekleri anlamaya çalışma çabamız emin olunuz sayın Kiremitçi bütün bu iş dünyasında varolma çabasından, sorumlu bir anne olma çabasından , evi temiz tutma! çabasından çok daha fazla vaktimizi almakta... Zira biz kadınlar sürekli "anlamaya çalışıyoruz" ve bence tüm "sen anlayabileceğin kadarını anla yeter'e" rağmen yapıyoruz bunu..

Hayatımda köşe bucak kaçtığım tek bir erkek tipi var aslında.. "Çocuk Erkek" Bir kadının başına gelebilecek en kötü ilişki şekli sanırım.. Biz zaten tanrı tarafından ödüllendirilmiş bir cinsiz ki bir varlık yaratabiliyoruz.. Bedeninden minik bir beden daha çıkarabilen bir mucize'yiz..Tam da bu sebepten evladımız dışında başka bir çocuk erkeği "yetiştirme" düşüncesi korkutucu geliyor bana!

"Şehirleşemeyen tarım toplumunda erkek olma halinin ne pis bir iş" olduğu konusunda sizinle elbette hemfikirim ve fakat bu olamamış toplumda kadın olmanın zorluklarını size nasıl anlatsam sayın Kiremitçi? İlk çağlardan bu yana avcı ve toplayıcı erkek rolünün yanında sürekli ona sunulanı kadarını alan dişi kişi zaten ilk baştan golü yemiş durumda değil de ne? Dışarda olması sırf bedenen farklılığı sebebiyle engellenmiş rolü sadece barınılan mekanda (mağara yada ev hala farketmiyor) beklemek olan kadın cinsi..

Günümüzde özgüven problemi yaşayan erkeklerin olduğu aşikar ama sizce bu hakketen neden kaynaklı?? Toplum yada "şehirleşemeyen tarım toplumu" olmamalı değil mi? Zira ilk çocukluk ve ilk gençlikten itibaren baskı gören , her şekilde hareket kabiliyeti sınırlandırılmış kız çocukları olan biz kadınlarız.. Erkek egemen toplumda özgüven eksikliği biz kadınlara dayatılan bir problem değil midir? Sırf erkek olduğunu için 6 yaşında bir çocuğun mastürbasyonu hoş görülürken (off neyse en azından bir problem yok oğlumda!!) aynı yaşta bir kız çocuğunun bu işi! yapması evde kıyametlerin kopmasına neden olabiliyor.. Bakınız bu kız çocuğu ilerde büyüyecek ve cinselliği "ayıp" olarak algılayarak yaşayacak..Gizli saklı... Şimdi hangi cinsin özgüven sorununa daha yakın olabileceğini biraz daha düşünmek gerekmez mi?

Takıldığım bir diğer nokta kadınlar ne yapıyor olabilirler ki erkeklerin büyümesine izin vermiyor olabilirler? Ben dahil bir çok kadın hayatının bir döneminde yada hala hem erkek hem kadın rolünü üstlenmiş durumda..Henüz bir oğlan çocuğuyken eline sofraya götürmek üzere bir tabak verilmemiş , kendi çorabını kirli sepetine atmasına izin verilmemiş erkeklerle çevrili dört bir yanımız.. O oğlan çocukları ilerde kadınlarından da annelik bekliyorlar elbette.. Ya da tıpkı bir oğlan çocuğunun saatlerce playstation oynaması gibi işten sonra televizyonun başına çöreklenip elmanın soyulmasını bekliyorlar.. Bir karikatür var ya hani Adem ile Havva..Havva elmayı uzatıyor Adem'e..Adem surat beş karış şöyle diyor ; Soy da ver,soyda ver!!

Diyorsunuz ki yazınızda ; arada takılırsa da çaktırmadan ittirmek!! Elbette sayın Kiremitçi..Hay hay :) Bu hala nedense bana ufak bir oğlan çocuğuna özgüven kazandırmak için verilen çabayı çağrıştırıyor.. Yahu o kadar çok düşünüyoruz ki kafa arada hararet yapıyor zaten biz kadınların.. Bi de tüm bu hengamede zaten olgunlaşmamış yada olgunlaşma süreci devam eden -mesela-30 yaşındaki koskocaman bir adama olgunlaşması için gerekli tüm konforu biz mi sağlamaya çalışacağız?? İyi de neden??

Benim de kendi içimde yaşadığım ego ile ilgili ya da başka bi sürü bişeyle ilgili (çok açık vermek istemiyorum ne gerek var) problem addettiğim şeyler var.. Ama bu problemler benim ve bunları sadece ben çözebilirim..Neden bi erkekten bu konuda bir destek bekleyeyim?

Kadın ve erkeğin birbirlerine ihtiyaçları var elbet.. Bu cümleyi henüz yakın bir zamanda "Ben hayatımı devam ettirmek için bir erkeğe ihtiyaç duymuyorum ,elbette ayaklarımın üzerinde durabilirim" diyen bir kadın kuruyor... Ve fakat aynı kadın geçenlerde benden çok şey yaşamış ,sözlerini dikkatle dinlediğim başka bir kadından "Kızım herşeyi de bu kadar kuvvetle karşılamana gerek yok" sözünü duyduğundan beri daha bir ılımlı bakıyor kadın-erkek ilişkisine..

İnsanoğlu kendi içinde barındırdığı problemlerini (özgüven-ego-kontrol tutkusu vs.) bildiği sürece -ki bi sürü insan henüz bunları yaşadığının farkında bile değil ve neden insanlar beni anlamıyor'a takılıp kalmış durumda- kendi çözümlemek durumunda bence..Zira çözümü başkasında aradığında aslında kendini kandırmaktan başka bişey yapmıyorsundur!!

13 Eylül 2010 Pazartesi

Bu arada az önceki yazıya cumartesi günkü Garipçe resimleri olurmuş..


















Sabah...


uzun tatil sonrası ilk iş günü..


pazartesi....


iç sıkıntısı...


kapalı hava...


ayın ortası...


armudun sapı incirin çöpü...


anksiyete...


telefon tamircisi (telefonum bozuldu)


tırnak izi...


yanık yarası ...


iç burkan insan sesi (neşet ertaş)


tutulmamış söz...


kışa hazırlık...


uykusuz gecenin sabahı...


şiş karın (yada göbek!)


nine kokusu hasreti...


vicdan sesi...


reflü...


bebek tadı...


mide bulantısı...


yapamama hali...


küfür yeme...


dalgalı deniz...


yakada su damlası...


tişörtte diş macunu izi...


ıslak çorap...


paranın geldiği gibi gitmesi hatta gelmeden gitmesi hatta hiç gelmemesi...


yalan dolan...


hazırlıksız acı biber...


tuzsuz salata...


gülsüz bülbül...


hastane kokusu...


anahtarsız kapı...


şifreli mesaj...


ağrılı diş...


kelebek etkisi...


doğum sancısı...


deli damgası...


kaygı bozukluğu...


antidepresan...


heyet raporu...


yıldızlı gökyüzü sonrası istanbul zehri...


kedinin canına okuyan köpek...


köpeğin canına okuyan kedi...


hepsinin canına okuyan çocuk...


çamaşır suyu kokusu...


bitirilemeyen kitap...


ya sabır....

6 Eylül 2010 Pazartesi



aklım uçtu gitti pencereden...
sen misin bu saatte cranberries dinleyen...
tanıdığım ikinci Dolores..İlki disney karakteri bi fildi..Ben fil olmayanı daha çok sefiyorum..Yanık sesli Dolores..






hadi siz de uçun!!!! bayramda pis içcem...!!! ve ne güzel bir bitiştir bu!






İran'da bir kadın..Recm (taşlayarak öldürme) cezası alıyor..


bu korkunçluğa engel olabilme ihtimali bile bence imza vermek için yeterli!


Sakine Aştiyani, The Times gazetesinde çıkan ve sonrasında bir yanlışlık olduğu anlaşılan başörtüsüz fotografı yüzünden 99 kırbaç cezası almış...Fakat eğer bişeyler yapılmazsa Sakine daha bilmediğimiz birçokları gibi taşlanarak öldürülecek..

Aklım böyle bir vahşeti almıyor benim!!

İslamiyetin öldür dediğini hiç zannetmiyorum!

Çok üzülmek yetersiz kalıyor km'lerce uzaktaki hemcinsim için..acısını ne kadar içimde hissedersem hissedeyim taş darbelerini hissedecek olan o!

3 Eylül 2010 Cuma

efkar...

Şimdi hani arabesk şarkıları aklı başında şarkıcılar yorumluyor biz de severek dinliyoruz ya..

-Yani sevenler işte..Sevmeyenlere bişi demiyorum..- Ben ezelden severim arabeski..Ama öyle ferhat güzel felan diill (begümm begüm uuuuu :))) bayağı felsefik arabesk olcek...

Misal Müslüm babayı tek geçerim...İstedim ki bi konserinde bağır çağır izleyeyim babayı bugüne kadar olmadı..Anca işte alpüm felan boyutunda kaldı hayranlığım babaya...





Orhan Gencebay..Çok sesli müziğin kralı...Ağır felsefe yapar orhan baba da..O da der zaten ben arabesk yapmıyorum ben serbest çalışma yapıyorum diye..Doğrudur.."Hatasız kul olmaz hatamla sev beni! " O kadar!!





Ben seviyorum aklı başında insanların arabesk söylemelerini ya..Mesela Duman düet yapıyor babayla..Ben bayılıyorum böyle şeylere..
Şevval Sam'ı çok severim bilen bilir..Son albümü Has Arabesk..Hemen edindim..Şevval çok muhterem kişi pek güzel pek etkileyici söylüyor bence...Böyle yıkmadan dökmeden-bağırtısız gürültüsüz..İnsan gibi söylemiş işte...


Bugüne yakışır arabesk listem...Umo pırodakşın iftiharla sunar;





10.Numero ; Ceza feat Müslüm baba-İtirazım var
İtirazım var



9.numero ; yine bir Müslüm baba klasiği Ne yazar...
Bu şarkıyı bi ara 15 gün aralıksız dinlemiştim..sonra hayatımın bi dönemini yerleri alkolden küf tutmuş be barda geçirdim :)) şaka len şaka..! Ama ağır şarkı tikkat!




08.numero ; Esengül..Yalnız içmeyi sevmeyenler için geliyor...Abi zorla-morla içcen diyo..niye? Çılgınca seviyorum abiii....
taht kurmuşsun kalbime



07.numero ; İbo..Sevmem kendisini..Kadın düşmanı pis herif..ama acaip bi ses..çok acaip..Şarkı desen ; yakarım ollum bu gezegeni yakkarımmm!!
Yalnızım dostlarım



06.Numero ; Müslüm baba söylemiş yine..İlk Neredesin Firuze'de dinlemiştim..Zaten Bülent Ortaçgil benim için çok möhüm insandır..Baba söyleyince çarpıyor!!
Sensiz olmaz








05 numero ; Dil'i ile dağları devirenler için gelsin :) Luna bu sana:))
Dil yarası





04 numero ; ah be güzel kardeşim!! İçki nedir bilmezdim , şimdi bir ayyaş oldum...
ben her gece sarhoşum





03 numero ; İşte..Bu bir felsefe..İşte bu bir bakış açısı..Bu bu bu..Herkesin harcı değil bu..
Hatasız kul olmaz




02 numero; Işın Karaca mı Şevval mi desen Şevval elbet! Tartışma götürmez..Şevval insandır bizdendir..Ammaa bu eseri abla güsel okumuş..(okumuş derler bilmen mi?) Şarkının ismi size anlatsın...
ne duamsın ne de bedduam





01.Numerom; tek geçerim....Allem yerebbim...Ruhumu teslim etcem şinci ...Orhan babanın ölümsüz eseri benim ölümüm ölcek...
Benim Dünyam












Liste dışı ama şu şarkıda özeldir benim için;



güller soldu bülbüller sustu



Efkar yapan umo..Töbe töbe..Rakı mı koktu???

tuhaf bi gün..Tuhaf hissediyorum..Sabah evden çıkamıyordum nerdeyse..Servisin gelmesine 7 dakka kalmış ben balkonda sigara tüttürüyordum..Sandalyede oturuyorum oğlum 7 dakka sonra servis gelcek benim evden servise ulaşma mesafem 7 dekka...biliyorum ama söndüremiyorum sigarayı?? Kaldım öyle kakalak gibi..Şimdi de öyle...Bi tablo hazırlayıp göndercem ekrana bakıyorum uzun uzun..Sabitlemişim gözleri! Gören olsa a-ha delirdi kadın diyecek..


pasiflora diye bi şarkı vardı di mi?


Ama ben bugün doğal haplanmış gibiyim..Böyle bi duruyorum.. :)


Uykum var ama gözlerimi kapatınca acıyor...
Kafam dolu ama düşününce batıyor...
Haftanın son günü ama acele edince kaçıyor...



Bütün kızlar dağıldık bi yere..Aaa ben size son gelişmeleri anlatmadım deme? Biz artık evde 4 kızız!

I.Üzüm'üm iki gözümün bahçeli bi evi var artık...Çok güzel bakılıyor...Günde 2 lt süt içiyormuş hergün tavuklar yiyormuş..Kuru mamanın yüzüne bakmıyor diyor yeni sahibi...Biz yapamadık maalesef..Tuvalet alışkanlığı için çok büyümüştü ve kulakları duymadığı için komutta alamıyordu..Ama şimdi kocaman bahçede...eneee sıç-bok :))


Yakında ziyaretede gideceğiz Onu Biberli, ben , şirinella...Özledik çok..


Başka bir evde artık ama istediğimiz zaman görebilecek kadar da yakın bize..Geçen gün yeni sahibi ile konuşurken Üzüm'ün kulağına dayadı telefonu ben telefonun ucundan annecim mutlu musun?Seni çok seviyoruz diye fısıldadım..Kuyruğunu sallayabildiği kadar çok sallamış..Ben Ali abi'nin yalancısıyım :)


Üzüm'den sonra hem çok yorulmuş hem de manevi olarak kendimi kötü hissediyordum..İyi ve mutluydu biliyorum bahçede tasma bile takılmadan geziniyordu..Ama işte ben vicdanımla sürekli muhabbet halindeydim..Sonra karşımıza pc çıktı..Biberli'nin oturdukları sitede bulduğu ve ilk bulduğunda vücudunun tamamı mantarla kaplı kediye benzer bişi :)) ..Biberli onu tamamen iyileşene kadar çok güvendiği Bertuğ'a emanet etti.. Hatta ben tatile giderken Üzüm'ü Bertuğ'a bırakmıştım ve pc yi o zaman görmüştüm..Tüyü olmayan kedi!..Biberli ve Bertuğ meğer benim kedimi iyileştiriyorlarmış..Bi süre geçici olarak sıcacık bi evde kaldı pc..Sonna benim kedim olmaya karar verdi...Şimdi beraberiz..Evde salına salına geziniyor..İyi ki bizimlesin Pc..Seni çok seviyoruz...



Sonra...sonrası...işte bu zincirin son halkası ;









çok acaip di mi?

*********

ay daraldım ben..hadin eyvallah...

1 Eylül 2010 Çarşamba

bazen bazı şarkılar çıkıyor karşıma..O'na aşık olıyorum...Bir gün bazen bi hafta sürekli aynı şarkıyı dinliyorum..

Amy'de oluyor bu çoğunlukla..Ya da en son Gezgin'de oldu işte..Var yani..

Şey vardı the blower's daughter..onu da günlerce gecelerce...

Şimdi de (luna :) Me and my melody

Çarpıyor adamı..Dağıtıyor..Üf diyemiyorsun..

Oh lord
Ey tanrı(m)
Its pulling me down
Beni bitiriyor
Oh darling
Ey sevgili
How weak this crown
Bu taç ne de zayıf
Do you fail

Başaramıyorsun
To understand
Anlamayı
What is heartily now
Neyin içten olduğunu
What's in your hands
Neyin avuçlarında olduğunu
Oh creature

Ey yaratık
Oh love
Ey aşk
Strained now
Şimdi yorgun
Til we get enough
yeterince olana dek
I aint afraid no more
Artık korkmuyorum
As they batter down the door
Onlar kapıyı döverlerken
Who you are and what you say
Benliğin ve söylediklerinle
You've built it up some other way
Sen başkaydın
Isnt that crime these tears divine
Bu kutsal gözyaşları günah değil mi
Love you tear me up sometimes and
Seni sevmek, kendimi parçalamak bazen ve
Oh darling

Ey sevgili
You and me
Sen ve ben
Stuck on time as we see
Zamana hapsolmuşuz anlaşılan
The outside world fade away
Dış dünya kayboluyor
Til the dark
karanlığın içinde
The dark of the day
Günün karanlığında
Who you are and what you say

Benliğin ve söylediklerin
Does it mean now anyway
Her halükarda şu demek
Throw off your crown, tread me down
Tacını at, beni (ayaklarının altında) çiğne
Oh baby stop all feelings now
Bebeğim, bütün hisleri durdur
Oh were worlds apart

Biz ayrı dünyalarız
Helpless as we are
Çaresiz
You and i
Sen ve ben
Walk on by
Yürüyüp gidiyoruz
Our little love will die
Küçük aşkımız ölecek
Still walking the bridge to god

Tanrının köprüsünde sessizce yürüyorum
Thinking things that I can not

Düşünemeyeceğim şeyleri düşünerek
Relate this to what you say
Bunu senin sözlerine bağlıyorum
Bricks are falling down this day,
Bugün tuğlalar devriliyor
Oh darling

Ey sevgili
The weeks to come
Gelecek haftalar
Aint nothing but the sound of your drum
Senin davulunun sesinden başka birşey değil
You can stay or walk away
Kalabilir ya da gidebilirsin
As i, I long to say
Benim gibi, nicedir söylüyorum
Who you are and what you say

Benliğin ve söylediklerin
Babe weve lost now anyway
Bebek, yine de kaybolduk
Isnt that a crime these tears divine
Bu kutsal gözyaşları günah değil mi
A river round your waist sometimes,
Bazen belini saran bir nehir
And stuck in tears as weve gone too far

Ve gözyaşlarına boğulmuşuz çok açılarak
Babe youve built a wall
Bebek, sen bir duvar örmüşsün
That's hard getting through
Onu aşmak zor
Getting through to you
Aşıp da sana ulaşmak
Who you are and what you say

Benliğin ve söylediklerin
Held down anyway
Yine de yerde kaldılar
Oh darling fear brought us here
Ey sevgili, bizi buraya korku getirdi
Oh oh, hold hands she don't want me tied
Ellerimi tut, o benim bağlanmamı istemiyor
Her hands still stuck in mine
Elleri hala benimkilerde hapis
Baby I long to see,
oh ohBebeğim, nicedir görüyorum
Hey you, my tears wont mend
Hey sen, gözyaşlarım iyileştirmeyecek
Until the end
Sonuna kadar

Işıktan hızlı çeviri için Uğraş..Adamım züpersin..

Havada güzel oldu...Azcık soğuk ama olsun..Yağmur felan yağıyor..Ev hayalleri kurmak için her bişi taam...

Yağmurlu gün , iç burkan şarkılar , izlenmesi gereken sonu süprizli filmler...

Sıcacık sarmalanacak bi insan...

Mutsuz olunacak o kadar çok şey var ki...Ve ben o kadar direniyorum ki mutsuzluğa...Dermansız hisssettiğimde bişi kıpırdanıyor,geçiyor sonra...

Çocukluk işte.. :)

Bi de bırakmamak lazım...Harcayın gitsin!!

bende tüken

Bu şarkının da benim için anlamı büyük..sevgilimin aklına eski zamanlarda ki uzun yolculuklar geliyor benim aklıma da sevgilim...


29 Ağustos 2010 Pazar

yakamoz


geçen gün nasılda usulca okşamıştı omzundaki beni ve tatlı bir öpücük konduruvermişti...İçinden Allahın onu ödüllendirdiğini ve nihayet artık onu da sevdiği kulları arasına aldığını minnetle kabullenmişti..Oysa şimdi bu deniz kıyısında tek başına otururken erken mi sevindim diye düşünüyordu...Uzaktan duyduğu kahkahalar içinin biraz daha ezilmesine ,yalnızlığının biraz daha katmerlenmesine neden oluyordu..Kıyıya vuran dalgalar sessizce ama yürekten bir haykırışla sanki ona "gel , hadi...biliyoruz yapabilirsin" diyorlardı..Gözlerinin karardığını ve nefesinin kesildiğini hissetti..Aslında çok zor olmamalı diye geçirdi karmakarışık olmuş zihninden...sadece bi kaç adım atacak sonra...yapması gereken şey hiç bir şey yapmamak olacaktı..kendini bir kez olsun ıssız karanlığa bırakacak ve sonra sonsuz huzur..Ya da sadece ufak sırt çantasında ki...

Geride kalanlar ne düşünürler diye merak etti ve hala geride kalanları düşünüyor olduğunu farkederek kendine kallavi bi küfür savurdu!


Gözlerinden akan yaşları, ellerine damladığında farkedebildi ancak dakikalar sonra..Ağladığının farkına varamayacak kadar duygularının ona yabancılaştığına oturdu ağladı bir de...

Ses çıkarmak kendine şevkat göstermek istedi..En azından kendi kendine...Olmadı..Sesi çıkmıyor kendine şevkati çok görüyordu sesi...Ağlıyor ağladıkça boşalacağına içinin daha da dolduğunu farkediyordu..Ağlamak bile rahatlatamıyordu onu şu anda..Artık kaybedecek hiç bişey olmadığını düşündü..Bedeni ve ruhu bile vazgeçmişti ondan..Onun dışında düşünüyorlar o istemeden hareket ediyorlardı...

En son görüştüklerinde içinde her zaman hissettiği ve nerdeyse onun peşini hiç bırakmayan ince sızı kendini iyiden iyiye hissettirmiş "bak ben burdayım, seni ne olursa olsun hayal kırıklıklarından koruyacağım" diye fısıldamıştı kulağına..Kendisini koruyan mı yoksa ellerinden tutup özgürce haraket edememesine mi neden olduğunu bi türlü çözemediği ruhu yine kulaklarına fısıldıyordu işte...Bir gölge gibi peşini hiç bırakmayan iç sesi bir dosttan çok, bir emrediciydi artık hayatında..
Hem bunun farkında olup hem de bu ruhu kontrol altına alamamak iyice tutsak hissetmesine neden oluyordu...Ne onunla ne onsuz diye düşündü...Uzun yıllar hapishanede yatmış ve hayatını artık dört duvar arası sayan bir insanın özgürlük korkusu gibiydi hissettiği şey tıpkı!

Kendi ruhunun tutsağı olmuştu..Gönüllü tutsağı..

Buluştukları kafe, içinde limon ağaçları olan ve dışardan gören kimsenin bi apartmanın zemin katının böyle böyle bir bahçeye açılacağını tahmin edemeyeceği, ikisininde uzun yıllardır müdavimi oldukları en sevdiği mekanlardandı..Önce o gitmiş, bi masa seçemeyip bi süre ayakta dikilmişti..Kararsızlık durumu masa seçmesine bile engel olacak kadar duraksatıyordu hayatını..Nihayet gözüne en oturulabilir bir masa seçtiğinde Handan da gelmiş onun ne yapacağını merak eder gibi arkasında dikiliyordu.."Tamam mı dedi? Seçebildin mi??"
Sadece kafasını salladı..Konuşmaya hali yoktu..Geçip oturdular seçilmiş masaya..Şimdi dönüp baktığında aslında oraya hiç gitmeselerdi hiç o masaya oturmamış olsalardı herşey bambaşka olabilir mi diye düşünüyor, kafasından sürekli çeşitli senaryolar yazıyor, o günün aslında hiç yaşanmamış olmasını diliyordu..Zaten çok uzun bir zamandır hiç yaşanmasını istemediği günlerin sayısı artıyor kendini bu çekilmez ruh halinden sıyırmaya da gücü bir türlü yetmiyordu..

Limon ağaçları..Ne çok severdi halbuki onları..O güne kadar..

İlk başta havadan sudan konuşmaya başlamışlar fakat Handan'ın ardarda gelen sürekli aynı , hiç değişmeyen soruları konuşmanın seyrini bi anda değiştirmiş ve onun yine ne kadar sorumsuz ne kadar hayatı üzerinde etkisiz bir insan olduğuna gelip dayanmıştı..Yorgun olduğunu ve bu konuşmayı başka bir zamana bırakmak istediğini söylemiş ancak Handan'ı buna ikna edememişti..Handan artık eleştirilerini hakarete dönüştürmüş ve bunu da her zaman ki bildik alışkanlığıyla çok rahat yapmıştı..Suçlu bir çocuk gibi azarlanıyor-suç ve çocuk kelimelerinin aynı cümlede nasıl olupta kullanıldığını kafası hiç almamış hiç kabullenememişti..Babasının onu sadece yemekte yanlış eliyle tuttuğu çatal yüzünden odaya kapatıp dövmesini affedemediği ve kabullenemediği gibi- azarlarını yan masada yemek yiyenler , üniversiteli garson çocuklar , yıllardır kasada duran kel kafalı adadm ile paylaşmak zorunda kalıyordu.İnsanlar bu çift için alıştıkları manzara karşısında gözlerini kaçırarak olayın dışında durmaya çalışıyorlardı...Fakat Handan bir türlü durmak bilmiyor konuştukça daha da hiddetleneniyor ve kendi hiddetiyle daha da hırçın bir hale geliyordu..

O sadece bekliyor olayın nasılsa Handan'ın tüm enerjisini boşalttıktan sonra usulca hiç bişey olmamış gibi kapanacağı anı bekliyordu..Ama dedi ya o gün ruhu her zamankinden daha sesli fısıldıyordu kulağına.."bırak artık nasılsa mutlu olmayacaksın , çabalama yeter..Yapman gereken şey nasılda belli aslında..Nasıl göremezsin bunu???" Handan susmamacasına konuşuyor babasının da aslında ne kadar haklı olduğunu yıllar önce onun bi boka yaramaz bir insan olacağını
nasılda bildiğini handiyse suratına tükürürcesine haykırıyordu..

Her şey bi anda oldu...

Bir an ruhunun sesi artık onun beynindeydi ve geri dönüş olmadığını o an farketti..Handan karşısında el kol hareketleri yapıyor ama sesi çıkmıyordu..Onun sesinin neden kesildiğini anlayamadı bi kaç saniye..Karşısında yıllardır sevdiği kadın başka bir formdaydı artık..Kadın değildi , arkadaş değildi , sevgili değildi hatta insan formunda bile görmüyordu şimdi Handan'ı..Tuhaf bir şekle bürünmüş sesi çıkmıyor ama vücudundan uzayan kolları sürekli hareket ediyordu..Masada duran bardağını sandalyesinin demir kolçağına vurduğunu, bardağı kırarak "garip yaratığın" şah damarını kestiğini, yaratıktan fışkıran şeyin aslında kan olduğunu o an farketmemişti..Ordan çıkarken kasadaki kel adamın korkudan büyümüş gözlerini ve diğer masalarda oturan insanların bağrış çağrış içinde limonlu bahçeden kendilerini nasıl can havliyle dışarı attıklarını da hatırlamıyordu..Sessizce limon ağaçlarının arasından geçmiş bahçenin sonundaki lavaboda ellerini yıkamış-orda yediği her yemekten sonra yaptığı gibi-ve kalabalığa bırakmıştı kendini..

Hissetmiyordu."Artık acıyı hissetmiyorum" diye düşündü ve içini tuhaf bir sevinç kapladı..Uzun zamandır ilk kez ruhunun acımasız sesini duymuyor ne yapması gerektiğinin fısıltılarını duymuyordu kulaklarında..Bi taksi çevirdi yola çıkınca..Ön koltuğa oturdu otogara gitmek istediğin söyledi.. Taksi şoförü çok sessiz bi adam çıkmış o inene kadar hiç konuşmamışlardı..

çocukluğunun geçtiği tatil kasabasına giden ilk otobüse attı kendini..Bu çoğu kötü hatıralara sahip kasabaya neden gittiğini sormuyordu kendine...

bi kaç saat saatlik yol boyunca uyudu..Otobüs kasabaya vardığında muavin sırtından dürterek uyandırdı onu..

Şimdi oturduğu yerde kaç saattir olduğunun farkında değildi..ama hava henüz aydınlıktı galiba geldiğinde..Şimdi ise hava kararmış yakamoz vuruyordu aydınlık denizin üzerine..uzaktan insan sesleri geliyor gülüşmeler kahkahaları duyuyordu..İçi eziliyor ve kendini yakamoz olarak hayal ediyordu..Sessiz ve sakin ayağa kalktı..Olaydan beri ilk kez bilinçli bi şey yaptı ve Allahtan af diledi..Çantasından çıkardığı kırılmış bardağı boynunda işaret parmağıyla bulduğu şah damarına dayadı ve belki de ilk kez son derece kararlı bir şekilde bardak ile boğazını kesti..

Gün aydınlanmış ve yakamoz kaybolmuştu..O sabah polisler kayalıkların üzerinde intihar mı cinayet mi çözemedikleri bir cesedi anons ediyorlardı...

26 Ağustos 2010 Perşembe

****Hımm evet evet burdayım...Bi süredir hem de...ama yokum da aynı zemanda..öyle işte..gelmeyin üstüme..



****Bi kaç kilo aldım sanırım..Dün bi pantolonu daralttırmak için terziye götürdüm..eneee! bi giydim..cuk oturdu..Acaba ben pantolonlarımı karıştırdım?? Neyse ne, bi iki, 3 ,belki 4 kilo fazlam var..Bilemedin beş..yuh!




***Muammer Ketencioğlu'nun yeni alpümü çıkmış..Nası güsell , nası ciciii...Dinle dinle içlen...offffffff offfff!! Gül kokusu var...ağla ağla dur..Kalan Müzik'ten çıkmış albüm..ahanda link..


http://www.muammerketencoglu.com/







Bozcaada'yı ösledim..Şaraplarını en çok da...Bi de serin denizini..bi de kaptan'ın motoruyla gezmesini..Bi de Uğur'un babası tavla üstadı amcanın mangalda balığını..bi de Elif'in tatlılarını ve
suskunluğunu...









***Ben geçenlerde açık havada Zülfü Livaneli konserine gitmiştim..Haberiniz yok di mi? Hım gittim..Tüyler ve biz hepimiz ayakta izledik konseri..Bir ağızdan bağrış çağrış Eşkiya dünya'yı söyledik , Güneş topla benim için'i söyledik..Çok güzeldi..Bazen göslerim doldu..Berin'i düşündüm,eski zemanları...Çocukluğumu..Felan felan..Duygusalım biraz evet..Bi de salak gibi fotograf makinemi unutmuşum....Anca bu oldu..Orda ki beyazlık Zülküf abi..




***Berin geldi yazlık insanı..Bu akşam görüşcez..Deli manyak ruh hastası gibi özledim onu...Benim ve Meriç'in doğum gününü kutlayacağız bu akşam..Şey de ımmm..heh Getto'da..Gelseniz ya sizde??



***Ayşe Kulin okudum..Bi yıllar önce "Nefes Nefese" romanını okumuştum onun..Etkileyici sonuçta tabi..Bu sefer o serinin ilk kitabı "Veda" yı okudum..Sonra "Umut" var.. Aslında niyetim seriyi araya bişey sokmadan bitirmekti ama dün kitaplıkta Umut olmadığından ve bu sıralar kafayı taktığım ego'dan dolayı Osho'nun Ego'suna başladım..Güsel kitap..Anlatım dili alışageldiğim dilden biraz farklı ama zaten önemli olan hızlı okumak diilll neyy??? Okuduğumuzu anlamakk sindirmekkkk beyne gerekirse çaka çakkaaa sokmakkk!! hım şey taam taam sakinleştim...Bu akşam da Umut'u alırım..Biraz ondan biraz bundan..ohh suyundan...


***Muammer Ketencioğlu dinliyorum diyordum ya şu an bir şarkı dinliyorum..Nolurrrrrrr dinleyinn nolurrr....Hani benim mor menekşem...kalbim hüsünle doldu....iykk..ühü!

http://www.muzik.net/albumler/38592/gezgin



**he he..naptırdım bilin?? Off Berin bakamicak şinci kaşıma gösüme doğru düzgün..

ben pek çok sevdim...

luna'm en çok sevdiğim fotoğraf insanı...öpüyorum beyaz ellerinden kocaman..


hadi bana eyvallah...

14 Ağustos 2010 Cumartesi

bi yer düşünün şimdi...ahşaptan çardaklar,kocamann yastıklar (biraz kıçı yakar cinsten kumaşlar ama olsun) sürekli çalan norah jones'lar , can atilla'lar, limon ağaçları felan..

Bi sahil düşünün, sahilin hemen yanıbaşında uzanan koskocaman başı dumanlı dağlar...Denizin içinde sizinle yüzen carettalar...Göz alabildiğine ufuk ve pırıl pırıl bi deniz...

Daha bugün dedim sevgilime; aslında ben bi yerde 3 günden fazla kalınca sıkılıyorum.."Tamam burası bitti şimdi nereyi görcez" bakışları atmaya başlıyorum...Çabuk sıkılıyorsun dedi sevgilim bana..Amanın dedim nasıl bi izlenim bu :)) kedi yavrusu gibi peşi sıra izledim onu..

Yalnız i-na-nıl-maz SICAK!! Ben ki sıcağı severim mıyış mıyış eririm de sesimi çıkarmam..sıcak iyidir rahatlatır gevşetir..Ama kardeşim bu kadar da ısıcak olunmaz ki!! Yafu sahile gidelim iki kulaç- bi güneşlenelim dedik yok durulacak gibi değil..Haydi gerisin geriye..Bi de dönüşte dağlardan gelen bi kaynak var ufacık havuz mahiyetinde..sıcaklık derecesi 5 falan :) girersin onun içine..ohhh..misss...bi anda derinnn bi uykudan uyandığımı hissettim...

evet herşey iyi güzel hoş..Ve fakat kardeşim burda türk bulmak ne zor bi meziyet...Kolumu atıyorum ingiliz bacağımı çarpıyorum yeni zelandalı...Tamam gelsinler yapsınlar tatillerini bişi dediğimiz yok ama ne bilim yaa böyle bi garip..Sanki ben onların memleketine gitmişim de onlar beni ağırlıyor gibiler..Seviyorum ben memleketlimi ya..Ne bilim öyle bi duygusal şeyettim..Evimi mi özledim ne?

Bi de azcık gergindim tatilin başında..Sabır ve hoşgörüsünü esirgemeyen sayın Uyanış bey..Tüm alemi-i sanal'ın önünde şükranlarımı sunarım efenim..

Geçen gün bi cip kiraladık..Arkadaş sanıyorum 15 yaşından gün almıştı :) Ama üstü açılıyordu ve bizi Adrasan'a kadar götürdü..Ona da burdan saygılar..Yolda bi çift gördük otostop çekiyorlardı..Elbette hemen aldık..Ilgım ve Mahir..Ne tatlı insanlardı bi bilseniz..Ankaralı en sevimli çift onlar..Bir günü onlarla geçirdik..Çok keyifli bir gündü..Arkadaşlar keyifli sohbetiniz ve sıcak arkadaşlığınız için teşekkürler...Ertesi sabah yine otostopla Kaş'a gideceklerdi akşamdan vedalaşamadık sabah nasılsa görüşürüz demiştik..Ertesi sabah kalktığımda yatağın üzerinde zıplıyor ve kocaman şiş gözlerle onların çoktan gitmiş olacaklarını düşünüyorduk..Telefon çaldı..Arayan onlardı..Gidiyoruz sizi çok sevdik hoşçakalın demek için aramışlar..Ankara'ya yolumuz düşerse mutlaka görmek isteriz sizi sevgili Ilgım ve Mahir..Bu arada Ilgım şu demekmiş; Isının ya da ateşin görüntüyü bulanıklaşırması.Ne hoş di mi?

Şimdi sahilde insanların denizden dönmesini ve güneşin etkisini kaybetmesini bekliyorum..güneşsiz denize girmek daha güzel burda...ve insansız...Yabani miyim neyim??

Burdan bi kaç fotograf...















5 Ağustos 2010 Perşembe



















Bu sıralar yemek olayına taktım farkettiniz mi? Ben bu fotografları yüklerken farkına vardım...


Fekat yemek yemeği yaptığım bi sürü şeyden daha çok seviyorum...


Sahan'a gittik geçen gün.. Adamlar hakkaten eti şahane yapıyorlar..Serviste 10 numero..


Yidik içtik affiyet oldu..Gelin beraber olsun...



Züzüm bebike napıyor dersiniz? "Yakalandım zıçtık" der gibi bi hali yok mu sizce de?


31 Temmuz 2010 Cumartesi

Üzüm'deyim..



tatlı bi kızla tanıştım burda..İsmi Melek...Karşılıklı bira içiyoruz..Keyfimiz keka...


Denize girdim akvaryum koyunda..Güneş yine kuvvetli ısıtıyor ama artık yavaş yavaş uykuya dalacak..
***************** (muhabbet arası)

yalnızım şimdi..Melek odasına döndü..Kocasını uyandıracak:) çok güzel şeyler anlattı..Kayınvalidesinden kankam diye sözeden bi kız:) Çocuk manyağı...Işıl ışıl...

karşımda masmavi bi deniz..rüzgar usul usul esiyor..havada yaz kokusu..

********************
Benim hala umudum var çalıyor şimdi..Olmaması mümkün mü?

Çağrı masaları hazırlıyor bi yandan..Çalışkan çocuk...Acaip bi iş yapmış MAN firmasına bi yazılım hazırlamış..Gurur duyuyor kendiyle..Ben de duydum...

Sakinim şimdi...Gözlerimi kapayıp kulaklarımı tıkadığımda hep mutlu şeyleri hatırlıyorum...Sırf bu yüzden mutlu hissediyorum..

Bu kokuyu tanımlamaya çalışıyorum şimdi..Bu koku...Ya şimdi diceksiniz ki sen de umud amma romantiksin ama bu koku; HUZUR!!

Bi sürü arkadaşım aradı..Doğumgünümü kutladılar..Eski arkadaşlarım,yeni arkadaşlarım...Hayatım otuzundan sonra değişti..Bi sürü farklı insan var hayatımda..Ve ben hepsini seviyorum..ne büyük lüks...Ebru,Ahmet,Meriç,Oya,Uğur,Ahmet,Halit...Filiz ilkokulda saçlarım fiyonkla gezerken de benimleydi şimdi koskaca kadın oldum hala 12.01 de doğum günümü kutlamak için uykusuz kalıyor..Berin hayatımın ışığı..Deniz canım ciğerim...

Sevgilim..Aşık olduğum adam..otuzundan sonra gelenim..Hoşgelenim..sefa getirenim..

Kızım..Hediyem..Tanrı tarafından verilenim...Üzüm'üm..Bugün Biberli'ye ulan bir evladım vardı görmediğimde onu özlerdim iki oldular bi de oğlum var dedim..

********************

Sigaram bitince bi duş alayım artık..Aslında bu tuz tadı hoşuma gidiyor ama mangalda balık yicem ayıptır demesi..yanında bozcaada şarabı..

Sonra Polente....Kaptanı göremedim akşam görürüm belki..İncelik gösterdi beni motorunda getirdi Üzüm butik otel'e...Motor çok acaip bişey inanılmaz bi özgürlük hissi..Uğur sen okuma burayı :)))


benim çenem düştü..Haydin eyvallah...

31.09.2010

Bozcaada..










latin müziği çalıyor..yine :))



güneş son bi gayret vuruyor yüzümüze..







30 Temmuz 2010 Cuma

....





Sevgilim,

ben de seni seviyorum...




mexico!!!


Dün meksika yemeği yedim...

Ama bişi diyim mi servisin kötülüğünden ve "ilgisizlik" durumundan ne yediğimden bişi anladım ne de mekandan..Yani ne yapıyorsan yap derler ya hani iyi yap..öyle bişey işte..

bi kaç fotograf işte..Oğlumu da dışarda bahçeye bırakmak zorunda kaldım zaten..Sanırım garson çocuk yeniydi yada kötü bir gün geçirmişti...






Karidesli Fajita yedim...Güzeldi ama bir kez daha farkettim ki benim için yediğim şey kadar dış etkenler de yani işte tavır ne bileyim bi güleryüz falan arıyorum ya..çok şey mi istiyorum yafu?
web siteleri yok ama bi yerden buldum işte size link;


fotografta güzel çıkmamış zaten...püf..

bugün itibariyle yeni bir yaşa giriyorum...Hayırlı uğurlu bi sene olsun nolur!....

Filiz'cim 12.01 de yine her zaman olduğu gibi sen kutladın ben de seni kutluyorum bebek:)

Gökçe'm de aynı anda mesaj atmış kuzum uyuyor sanmıştır o beni..annem kıyamaz o bana..

neyse işte..haydin..
acaip bilgi notu:Yafu meksika da erkeklerin nanak nanağa öpüşmeleri eşcinsellik anlamına geliyormuş..Erkek grubu bi gün giderseniz aman diyim....
umo notu: benim aklıma ilk gelen şey meksika deyince tekila...ne si garip??
san'at notu: Frida Kahlo bu ülkede yaşımıştır ve onunla bir gün geçirmeyi delliii gibi isterdim...Frida Kahlo biliyor musunuz kocasının,onu her aldattığı kadınla birlikte olmuştur...
yorum yapmicam!
geç not :aslında bir köpenk için güzel bi isim daha var..Peso..meksika para birimi..
çalışayım azcık ben...

28 Temmuz 2010 Çarşamba



Çok sevdim burayı...İsmi 49 Çukurcuma...Çok eski arkadaşım Servet'in mekanı..Ahmet'le buluşacağım onu bekliyorum şimdi..GECİKTİ!! :))

Ama olsun ben zaten şimdiden şarabımı söyledim..Şaraplar Bozcaada'dan..Bu havada soğuk soğuk ne iyi geldi anlatamam...Peynir tabağımı da söyledim..Dar bir sokakta 49...Taksim'den Galatasaray'a gelmeden Garanti bankasının köşesinden içeriye süzülüverin- ki o sokak Ayhan Işık sokak-en aşağı kadar inin Kadınlar kahvesi,Melekler kahvesi, sokağın sonlarına doğru..Geçiniz onları sokağın sonundan sola doğru seyirtin..49 orada...Sigara yüzünden dışarda oturuyorum dar sokaktan geçen gürültücü arabaları saymazsak oldukça keyifli dışarda da oturmak..Ama içerisi de ayrı güzel..Bol bol fotograflicam...

49'un timeout'da çıkan yazısı için;
http://www.timeoutistanbul.com/p4930/yemeicme/49_pizza

Bu da facebook'da ki sayfası;
http://bs-ba.facebook.com/group.php?gid=194759585246


İtalyan pizzası yapıyorlar demiş miydim? Henüz tadına bakmadım pizzaların..Ama çok yicem..hırs yaptım!



Yonca şekerpare gibi.. Servisi büyük bir zevkle yapıyor, çok belli burayı sevdiği..


Bi sigara daha yaktım..İçerden hafif bir müzik sesi geliyor sanırım saksafon bu...Şarap serinletmeye başladı içimi, aynı zamanda adanın şarabı olduğundan üzümün şahane tadını her yudumda keskinlikle hissediyorum ve bu çok hoşuma gidiyor...



Bugünlerde kafamdan geçen düşünceler özgürlükle ilgili..Kişisel özgürlükler...İlişki yaşarken bazen unuttuğumuz -gönüllü ya da zorunlu olarak- bazen unutturulan ama hep içinde bir yerlerde sakladığın ne kadar kuytuya itersen o kadar kendini baskın hisssettiren ama ona bi şans tanındığında ne kadar tadından yenmez olduğunu farkettiğin ve ona verilen her fırsatta sana şahane anlar yaşattıran sevgili özgürlük!

***********
Bunu yazdıktan hemen sonra geldi Ahmet..
Kocaman bir pizzayı yuvarladık beraber..Leziz!!
Keyifli bir sohbet sonra bir kitapçı ziyareti,elbette bit kitap alınmadan çıkılmaz kitapçıdan..Tavsiye üzerine aldığım kitabın adı "Şimdi'nin Gücü" Yazarı Eckhart Tolle...
Kitabın arka kapak yazısı;
Üstat Eckhart Tolle kıs sürede bir bestseller haline gelen bilgelik dolu bu eserinde bilincimizde ve yaşamımızda mucizevi bir değişim yaratabilecek evrensel bir öğreti sunuyor. Tolle, tüm ıstırap, endişe ve korkularımızın, dolayısıyla mutsuzluğumuzun gerçek kaynağını çarpıcı bir bçimde gösterip, onu şimdi ve burada nasıl aşabileceğimizi, huzur ve mutluluğa hemen şimdi nasıl kavuşabileceğimizi, bilincimizi hemen şimdi dönüşüme uğratıp nasıl aydınlanabileceğimizi, gerçek Var'lığımızla hemen şidmi nasıl birleşebileceğimizi anlatıyor. Eleştirmenler böyle bir kitabın çok nadir olarak geldiği konusunda görüş birliğine varırken, okurlar yaşamlarında olağanüstü değişimlerin meydana geldiğini bildiriyorlar. Şimdi'nin Gücü yaşamımızın her anının bir mucize olduğunu fark etmemizi sağlıyor ve büyük bir yetişkinlikle Şimdi'nin gücüne nasıl erişebileceğimizi açıklıyor.Üstat Eckhart Tolle kısa sürede bir bestseller haline gelen bilgelik dolu bu eserinde bilincimizde ve yaşamımızda mucizevi bir değişim yaratabilecek evrensel bir öğreti sunuyor. Tolle, tüm ıstırap, endişe ve korkularımızın, dolayısıyla mutsuzluğumuzun gerçek kaynağını çarpıcı bir bçimde gösterip, onu şimdi ve burada nasıl aşabileceğimizi, huzur ve mutluluğa hemen şimdi nasıl kavuşabileceğimizi, bilincimizi hemen şimdi dönüşüme uğratıp nasıl aydınlanabileceğimizi, gerçek Var'lığımızla hemen şidmi nasıl birleşebileceğimizi anlatıyor. Eleştirmenler böyle bir kitabın çok nadir olarak geldiği konusunda görüş birliğine varırken, okurlar yaşamlarında olağanüstü değişimlerin meydana geldiğini bildiriyorlar. Şimdi'nin Gücü yaşamımızın her anının bir mucize olduğunu fark etmemizi sağlıyor ve büyük bir yetişkinlikle Şimdi'nin gücüne nasıl erişebileceğimizi açıklıyor..
Sanıyorum haftasonu yapacağım küçük seyahatte okuyacağım kitap bu olacak..

Bu doğum günümde kendime 2 günlük ufak bir seyahat hediye edeceğim... Bozcaada'ya niyetlendim yine..

Gecenin son aşaması sevgili Scala ekibim ile bir kahve molası oldu..Millet hepinizi çok özlemişim...


üşengeç notu: fotografları yarın ofisten yükleyeceğim..
kafası karışık not:İlişkiler ve özgürlüklerle ilgili söyleyeceklerim bitmedi..Devamı gelecek..Kafada bi toparlayayım da...
obur insan notu:Yafu pizzaların fotografını çekmemişim ben..Ya ama o kadar güzellerdi ki canlarımm benim ince dilim pizzam! Yidim..
hadi öptüm..

Bi sıkıntı...
patlicam sanki ..
bi de nazar yok derler :(


********************
Dün doğum günü kutlamalarına başladık luna, biberli, tüli çin yemeği yedik..Ya dört kadın bu kadar çok yer!! öyle diyim.. Nasıl keyifli bi yemekti anlatamam..Çok güldük..Tüli biraz utandı mı ne?? :)))
Bakınız hediyem...Ehi!!
pek manidar :)



Kıslar sisi seviyorum..Çok eğlendim beni çok mutlu ettiniz..İyi ki sizin gibi arkadaşlarım var...




;;