6 Kasım 2012 Salı




Ben daha önce hiç okumamıştım Agatha Christie..Aslında seviyorum polisiye gibi böyle helecanlı şeyleri ama neblim denk mi gelmedi nolduu? Neyse işte On küçük zenci'nin ,diğer kitaplarından daha bi farklı olduğunu duymuştum..Aldık geçen gün işte..Dün iş yerinde bilgisayarsız kalınca 3 saatte mi 4 saatte mi ne bitirdim kitabı..Amanın o ne heyecanlı kitap,nasıl bekliyorsun sonunu ve nasıl da bitmesine az kaldığına üzülüyorsun annatamam! Bir de kitabı okurken kafamda -kendi çapımda senaryolaştırdım ehehe! filmi çekildi mi ki acaba? 

Kitapta,kuş uçmaz kervan geçmez kazulet bi adada gerçekleşen seri cinayetleri okuyorsun ve katilin kim olduğunu tahmin etmek imkansız gibi bişi..ben edemedim misal! Yani uşak olmadığı kesindi de!(herkeş yapıyor bu ivvenç espriyi ben niçün imtina edeyim!)
Ve bir şiirdeki sıralamaya uygun şekilde işleniyor cinayetler..ahanda şiir;

on küçük zenci yemeğe gitti, birinin lokması boğazına tıkandı. kaldı dokuz,
dokuz küçük zenci geç yattı, sabah biri uyanamadı, kaldı sekiz,
sekiz küçük zenci devon’u gezdi, biri geri dönmedi. kaldı yedi,
yedi küçük zenci odun kırdı biri baltayı kendine vurdu. kaldı altı,
altı küçük zenci bal aradı, birini arı soktu. kaldı beş,
beş küçük zenci mahkemeye gitti, biri tutuklandı. kaldı dört,
dört küçük zenci yüzmeye gitti, birini balık yuttu. kaldı üç,
üç küçük zenci ormana gitti, birini ayı kaptı. kaldı iki,
iki küçük zenci güneşte oturdu, birini güneş çarptı. kaldı bir zenci.
bir küçük zenci yapayalnız kaldı. gidip kendini astı. kimse kalmadı.

ne acaip di mi? ürkünç hatta!

Bu şiirle bütünleşen bir durum daha var o da birbirini hiç tanımayan ölmeye aday bu on kişinin her biri için yemek masasının tam ortasında 10 küçük zenci biblosu vardır..İnsanlar ölmeye başlar ve biblolar da gitgide azalmaya..her ölen bir kişi için bir biblooooo..abooooo!! ya kitap çok heyecanlıydı valla abartmıyorum..sonlarına doğru sçtırta sçtırta okutuyor agatha teyzem..Öyle bi yazmış ki sen de o adadasın hem tırsıyor hem çıldırcak gibi oluyor hem de acıkıp soğuk et felan yiyorsun..Ehehehe adamlar patır patır ölüyor ama yine de yemeğe devam..Belki de yazar burda hayat işte ölenler var çıldıranlar var ama insan yaşamaya devam eder demenk istemiştir.Belki de istememiştir bana öyle geldi..

Kitapta yer alan on kişi geçmiş yıllarda birisine ya da birilerine dolaylı ya da direkt zarar vermiş (ölümüne yol açmış ) kişiler...Ve aslında  tanımadıkları bir insandan aldıkları daveti parasız bir tatil olarak değerlendirip tası tarağı toplayıp "zenci"adasına gidiyorlar..Sonra ilahi adalet-adelatin gerçekleşmesi  durumları falan felan..
 
Neyyyyseeea işte korku ile karışık bir haz duygusu yaşamak istiyorsan al oku! 

Şimdi diğer bilmem kaç kitabında sıra;

1920 Ölüm Sessiz Geldi
The Mysterious Affair at Styles
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1922 Gizli Düşman
The Secret Adversary
Tommy ve Tuppence
1923 Dersimiz Cinayet
Murder on the Links
also The Murder on the Links
Hercule Poirot
Arthur Hastings
1924 Kahverengi Elbiseli Adam
The Man in the Brown Suit
Anne Beddingfeld
Albay Race
1925 Köşkteki Esrar
The Secret of Chimneys
Başkomiser Battle
1926 Roger Ackroyd Cinayeti
The Murder of Roger Ackroyd
Hercule Poirot
1927 Büyük Dörtler
The Big Four
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1928 Mavi Tren'in Esrarı
The Mystery of the Blue Train
Hercule Poirot
1929 Dört Neşeli Arkadaş
The Seven Dials Mystery
Bill Eversleigh
Başkomiser Battle
1930 Ölüm Çığlığı
The Murder at the Vicarage
Miss Marple
1931 Sittaford Malikanesi'nin Gizemi
The Sittaford Mystery

also Murder at Hazelmoor
Inspector Narracott
1932 Cesetler Ağlamaz
Peril at End House
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1933 Lord Edgware'yi Kim Öldürdü
Lord Edgware Dies

also Thirteen at Dinner
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1934 Doğu Ekspresi'nde Cinayet
Murder on the Orient Express

also Murder in the Calais Coach
Hercule Poirot
1934 Ceset Dedi Ki
Why Didn't They Ask Evans?

also The Boomerang Clue
Bobby Jones
Frankie Derwent
1935 Üç Perdelik Cinayet
Three Act Tragedy

also Murder in Three Acts
Hercule Poirot
1935 Ölüm Diken Üstünde
Death in the Clouds

also Death in the Air
Hercule Poirot
Başmüfettiş Japp
1936 Cinayet Alfabesi
The A.B.C. Murders

also The Alphabet Murders
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1936 Gece Gelen Ölüm
Murder in Mesopotamia
Hercule Poirot
1936 Briç Masasında Cinayet
Cards on the Table
Hercule Poirot
Albay Race
Başkomiser Battle
Ariadne Oliver
1937 Sessiz Tanık
Dumb Witness

also Poirot Loses a Client
Hercule Poirot
Arthur Hastings
1937 Nil'de Ölüm
Death on the Nile
Hercule Poirot
Albay Race
1938 Ölümle Randevu
Appointment with Death
Hercule Poirot
1938 Noel'de Cinayet
Hercule Poirot's Christmas

also Murder for Christmas
also A Holiday for Murder
Hercule Poirot
1939 Zehiri Kim Verdi
Murder is Easy

also Easy to Kill

1939 On Küçük Zenci
And Then There Were None

also Ten Little Indians
also Ten Little Niggers

1940 Esrarengiz Sanık
Sad Cypress
Hercule Poirot
1940 İskemlede Beş Ceset
One, Two, Buckle My Shoe

also An Overdose of Death
also The Patriotic Murders
Hercule Poirot
Başmüfettiş Japp
1941 Ölüm Oyunu
Evil Under the Sun
Hercule Poirot
1941 N veya M?
N or M?
Tommy ve Tuppence
1942 Cesetler Merdiveni
The Body in the Library
Miss Marple
1942 Beş Küçük Domuz
Five Little Pigs

also Murder in Retrospect
Hercule Poirot
1942 Cinayet Reçetesi
The Moving Finger

also The Case of the Moving Finger
Miss Marple
1944 Sıfıra Doğru
Towards Zero
Başkomiser Battle
Müfettiş James Leach
1944 Yılan İçini Döktü
Death Comes as the End

1945 Şampanyadaki Zehir
Sparkling Cyanide

also Remembered Death
Albay Race
1946 Hollow Malikanesi Cinayeti
The Hollow

also Murder After Hours
Hercule Poirot
1948 Şeytan Dönemeci
Taken at the Flood

also There is a Tide...
Hercule Poirot
1949 Çarpık Evdeki Cesetler
Crooked House
Charles Hayward
1950 Cinayet İlanı
A Murder is Announced
Miss Marple
1951 Bağdat'a Geldiler
They Came to Baghdad
Victoria Jones
1952 Bayan McGinty'nin Ölümü
Mrs McGinty's Dead

also Blood Will Tell
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1952 Zarif Bir Cinayet Gecesi
They Do It with Mirrors

also Murder with Mirrors
Miss Marple
1953 Cenazeden Sonra
After the Funeral

also Funerals are Fatal
also Murder at the Gallop
Hercule Poirot
1953 Porsuk Ağacı Cinayeti
A Pocket Full of Rye
Miss Marple
1954 Bilinmeyen Hedef
Destination Unknown
also So Many Steps to Death

1955 Üç Yanlış Üç Ceset
Hickory Dickory Dock
also Hickory Dickory Death
Hercule Poirot
1956 Sonuncu Kurban
Dead Man's Folly
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1957 16.50 Treni
4.50 from Paddington

also What Mrs. McGillicuddy Saw!
also Murder She Said
Miss Marple
1958 Şahidin Gözleri
Ordeal by Innocence

1959 Kapı Tekrar Vuruldu
Cat Among the Pigeons
Hercule Poirot
1961 Ölüm Büyüsü
The Pale Horse
Inspector Lejeune
Ariadne Oliver
1962 Kırık Ayna (Ve Ayna Kırıldı)
The Mirror Crack'd from Side to Side

also The Mirror Crack'd
Miss Marple
1963 Ölüm Saatleri
The Clocks
Hercule Poirot
1964 Ölüm Adası
A Caribbean Mystery
Miss Marple
1965 Cinayetler Oteli
At Bertram's Hotel
Miss Marple
1966 Üçüncü Kız
Third Girl
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1967 Geceyarısı Cinayeti
Endless Night

1968 Pembe Evdeki Ölü
By the Pricking of My Thumbs
Tommy ve Tuppence
1969 Elmayı Yılan Isırdı
Hallowe'en Party
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1970 Frankfurt Yolcusu
Passenger to Frankfurt

1971 Ölüm Meleği
Nemesis
Miss Marple
1972 Filler de Hatırlar
Elephants Can Remember
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1973 Kader Kapısı
Postern of Fate

Son Tommy ve Tuppence Romanı
Tommy ve Tuppence
1975 Ve Perde İndi
Curtain
Son Hercule Poirot Romanı
Hercule Poirot
Arthur Hastings
1976 Uyuyan Ölüm
Sleeping Murder

Son Marple Romanı
Miss Marple







1 Kasım 2012 Perşembe


ah çocukluğum ahhh...Ah benim ben olmamı sağlayan teyzemm..ah teyzemm..

dinlerken bildiğin gözlerim yaşardı yaaa!!!!





Kenar mahallede bir Pazar günü
Buğulanır toprak, yol ve damlar
Sabah güneşinin ilk akıntılarında,
Göğü turuncu bir ağ kaplar

Konuşmalar, küfürler, çocuk çığlıkları,
Öper yüzünü yeni bir sabahın
Çamaşırlar hışırdar avlularda,
Bayrakları gibi fukaralığın

Kahveye çıkar birer ikişer erkekler,
Yayılarak otururlar iskemlelerde
Çay bardakları şıngırdar, radyo bağırır,
Bir haftanın yorgunluğu atar iliklerde

Ötelerde portakal bahçelerinde
Gün ışığı dans eder, sabah yeliyle
Arklardaki sular el çırpar
Ürpertiden toprağı titretircesine

Bir çocuk çitleri usulca aşar
Geçer uyuklayan bekçinin önünden
Gömleğinin içinde bir damla kalır
Uzayıp giden portakal denizinden

Tulumbada yüzünü yıkar bir işçi
Daha uyanmayan karısına seslenerek
Kalkar kadın elinde eski bir havlu
Geceki yorgunluğu anlatır ezilerek

Bir kumru tüner dallarına
Avludaki yaşlı dut ağacının
Ona sevgiyle gülümser
Sonra sarar belini kadınının

Sokaklarda satıcıların bağırtıları
Kapıların önünde iyice tizleşir
Kenar mahallede bir Pazar günü
Böyle başladı nasıl biter kimbilir

söz: Ahmet Erhan

beste: Eftal Küçük

                                                                                                                                                                                                                

31 Ekim 2012 Çarşamba




Bazı şeylerin zamanı var işte.önceden bilmek mümkün olmuyor ama bugün öğrendiğin için kendini mutlu sayıyor kaldığın yerden bi değişik devam ediyorsun..
Başıma çok büyük,yolumdan çeviren bir olay gelmedi yukardaki pragrafı okuyunca öyle gibi duruyor ama değil..Minoo Javan'ı keşfetmemden mütevellit yazıyorum bunları..Ben bugün bi değişikim..
Zaten J var büyük isminin ilk harfinde..İsfahan doğumlu Javan..İran müziğinin tartışılmaz en büyük kadın seslerinden diyorlar ona..Ve sanırım Doğu'nun kederinden sesindeki kırık dökük kederler..Hangi şarkıyı dinlersen dinle hep o keder,gam..





Sonna geçen gün param yoktu alamamıştım kitapçıdan..bayramda kıyafet yerine kitap aldım..Ayça Şen'in Kalın Kitap (İnce Yazılar) ını..Çokkk şeker..her nerdeysem açıyorum kalın kitabı içinden bi ince yazı seçip okuyorum oracıkta..Kendi kendime sırıtıp duruyorum sonna olduğum yerde.bi komik bi komik ki..!

Memo ile "maceralarını" okuyunca ene! bizde de böyle oluyor diye düşünüp bünyeyi rahatlatmak da cabası oluyor :) 

Kitap Artemis yayınlarından çıkmış..Okurken gülmek için ve aslında derinliği farketmek için..




22 Ekim 2012 Pazartesi


Bayramda ben gider miyim bilemiyorum ama fırsat yaratsam gitmek istediğim yerler;

1-ABANT-YEDİGÖLLER

Bu mevsimde hele..şimdi oralar sarı-yeşil yapraklarla dolu..tam fotograf çekmelik..

Yedigöller Milli Parkı, 550 hektarlık bir alan. Vadiler arasındaki Büyükgöl, Seringöl ve Nazlıgöl gibi 7 tane göl, çeşit çeşit ağaçlarla çevrili.

Üstelik ilk gittiğimde çadır kiralandığını orda kamp kurmaya izin verildiğini söylemişlerdi..Çadır fazla öğrenci işi derseniz milli park içinde bungalowlarda doğayla başbaşa bir tatil geçirebilirsiniz. Bunun için Orman Bölge Müdürlüğü'nden yer ayırtmanız gerekiyor. Gecelik ödemeniz gereken ücret ise 50 YTL. Ancak bölgenin hemen hiçbir yerinde cep telefonlarının çekmediğini de hatırlatayım :)

yakın bir sürü otel de bulmak mümkün..Bazısı lüks bazısı mütevazi..keyf sizin..

Benim için en dikkat çeken Yurdaer Otel oldu..Mutfak Sanatları Merkezi imişş..Daha ne diyeyim..!

http://www.hotelyurdaer.com/tr/




2-ADIYAMAN-KAHTA

Nemrut dağı ile ayrı bir yakınlığım var zira Nemrut Dağı ve üzerinde kurulmuş olan Kommagene krallığı benim tez konumdu..Sayın Antiochus Theos ile zamanında epey yakınlaşmıştık..Sevgili kral dağın tepesine Yunan ve pers heykelleri ve kendi mezar-anıtını da diktirmiştir..Çok muhteşem bir olay..Son sınıfta tezi hazırlarken gitmeyi çok istemiştim ama olmamıştı..Hala kaçabileceğim ilk fırsatı kolluyorum, kendimi Antiochus'un kollarına atacağım :) Elbette bi sürü şey yapılır yenilir içilir felan filan ama sabah gün doğumunu burdan izlemek...Anlatılır gibi değil-miş! Yapmak lazım tabe..



3-KAZ DAĞI YA DA IDA DAĞI

Dört koca yılımı geçirdiğim güzel şehir Çanakkale ile Balıkesir arasında yer alan dağ sırası.
Homeros'un İliada destanında burası "Bin Pınar İda" olarak geçer..Rivayet odur ki; Şu an Zeus tapınağının olduğu yerden teee ozmanlar Zeus bi yandan Afrodit ile sevişirken bir yandan da savaş yönetirmiş..

Burda kalmak için ben olsam Tunçel Kurtiz'in ortağı olduğu Zeytinbağı'nı tercih ederdim sanırım zira şukela bir ege mutfağı görüyorum ben sitelerinde...Bi de sakindir..Ama tabi her kaliteli mekan gibi;

"İki kisilik oda ücretimiz YP 320,00-350,00 TL'dir. Hafta sonları minimum 2 gece konaklama kabul edilir."

diyorlar..

bi de site burdan; http://www.zeytinbagi.com/

diğerleri de var gayet güzeller;

Bunu da çok sevdim;

Erguvanlı ev (http://www.erguvanliev.com/index.html)



http://www.hunnaphan.com/








4-KULİNDAĞ
Burayı duymuştum ama daha önce hiç gitmedim..İstanbul'a çok yakın hemen Riva'nın dibi.. 
Terasları çok rahat ve bağımsız görünüyor..Tam kafa dinlemelik..

http://www.kulindag.com/ 



5-Club Rena 

Marmaris'ten Bozburun'a giderken bungalov evler denizin dibinde imiş..Dev Okaliptus ağaçları balık ve rakı.Hesaplı olduğunu gördüm sağdan soldan..Ama tabi kime göre neye göre??
Bi de böyle sakin yerde ne yapılır? Koklaşılır yazılır..yaz allah yaz...


 

 Gidenlere şimdiden bol keyifli günler :)

Ve bu da gidenlerin şarkısı;




18 Ekim 2012 Perşembe


şahane klip..şahane müzik..bugün hep bunu dinliyorum..
İnsan her bir gün yeni bişi öğreniyor..negzel negzel...




16 Ekim 2012 Salı





ve biter...

11 Ekim 2012 Perşembe





8 Ekim 2012 Pazartesi


Şu anda okuduğum kitabın adı bi değişik; Kaplan Anne'nin Zafer Marşı..

Amy Chua isimli çinli bir anne tarafından yazılmış kitap.


Arka Kapak yazısı;

"Çok satanlar listelerinde 1 numara"
ABD, New York Times, İngiltere, Sunday Times, Almanya, Der Spiegel

ABD, Almanya, Brezilya, Çin, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsrail, İsviçre, İtalya, Japonya, Norveç ve Rusya dâhil, 25 ülkenin ardından, şimdi de Türkiye'de


Çinli anne Batılı anneye karşı mı?

Dünya güçleriyle yarışmaya başlayan Çin'in bu başarısının ardında Doğu disiplini görülüyor; Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, bu disiplinin çekirdek ailedeki pratiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Amy'nin kızlarının şunları yapmaları yasak: yatıya kalmak, çocukların bir araya getirildiği oyun gruplarına gitmek, okul tiyatrosunda rol almak, televizyon izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak, kendi ders dışı etkinliklerini seçmek, A'dan daha düşük bir not getirmek, keman ya da piyanodan başka bir enstrüman çalmak, keman ya da piyano çalmamak.


"Chua'nın hatıratı, Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, okunması kolay, zekice yazılmış, eğlenceli, dürüst ve biraz da hüzünlü."
Chicago Sun-Times

"Chua, tipik Asyalı çocukların sıra dışı başarılarının ardındaki sırrı açıklıyor: Çinli anne. Bu çocukları yetiştirmede başarılı olan en geleneksel yöntemi de ön plana çıkarıyor: katı, eski ve tavizsiz değerler. (!) Chua, yöntemlerinin korkutucu olduğunu inkâr etmiyor; fakat elde ettiği sonuçların tartışılmaz olduğunun da farkında!"
Publishers Weekly


Evet benim Şirin'i yetiştirme tarzıma çok uzak olan şeyleri Amy kızlarının üzerinde birebir uygulamış..Beni tanıyanlar bilir yumuşak bir anneyim ben ama Şirin'i tanıyanlar da bilir şirin de sert bir çocuk değildir..Uyku zamanını,okula gitme zamanını,evden çıkma ya da giyinme zamanına uyan sözümü dinleyen bir kız çocuğu..Elbette itiraz ettiği zamanlar oluyor..Mesela akşamları uyurken uykusundan uyanıp (o derin uykudan nasıl uyanıyor hala anlayamıyorum) bi kaç kez seslenip beni yanına çağırır..Bu hayatımızı etkileyen bir durum zira benim uyku kalitem de onun uyku kalitesi de zarar görüyor..Bi de tabi yemek mevzu var ki o zaten şirin ilk doğduğu andan itibaren hayatımızda..Hoş artık daha çok çeşit yemek yiyor (ıspanak felan da dahil buna) ama yemek yeme süresi oldukça uzun ve meşakkatli..evde öyle en azından..doğuştan peynirden nefret edenler kategorisinde..Peynir yemiyor..Böyle çok insan varmış sonradan öğrendim peynirin kokusuna dayanamazlarmış bırak tatmayı..Kızım o gruptan işte..Bu konuda henüz hiçbir şey yapamadım..Neyse işte yani sonuç itibariyle çok katı kuralları olmayan ama koyduğu  kuralları da maksimum düzeyde koruyan bir anne tarafından büyütülüyor şirine..

Bu kitap neden ilgimi çekti sorusuna da yanıtım üstte anlattıklarımdan çıkarılabilir sanırım..Çinli ebeveynlerin kuralcılık ve çocuk yetiştirmede ki katılıkları herkesçe bilinir  öyle değil mi? Fakat bu kitapta öyle şeyler okuyorum ki çocuklara acımamak elde değil..Çinli anne Amy elbette çocuklara zarar vermiyor ve kızlarını çok seviyor ancak prensipler türk annelerinin öcü görmüşçesine korkacağı tipten..

 Amy'nin ilk kızı Sophia yumuşak huylu..On sekiz aylıkken alfabeyi öğrenmiş matematikte de üstün başarılar göstermiş bi kız..Öyle ki kreşte çocuklar henüz 1'den 10'a kadar saymayı öğrenirken Amy Sophia'ya alışılmış Çin yöntemleri ile toplamayı,çıkarmayı,çarpmayı,bölmeyi,kesirleri ve ondalıkları öğretmiş bile.

İkinci kız Louisa'yı ise amy şöyle tanımlıyor: "O melek suratlı bir asi!"Hatta diyor ki; "onu düşündüğüm zaman gözümün önüne vahşi bir atı eğitmeye çalışmak geliyor.."


Ve elbette anne kızın arasındaki bu çekişmeler ve zorlukları bi kaç satır sonra Amy kendisi açıklıyor ; Kaderin cilvesi şu ki,Lulu ve ben birbirimize çok benziyoruz: Benim çabuk parlayan,çatal dilli ve hemencecik affeden kişiliğimi almış.." Tanıdık değil mi? :) 

Amy ne yaptığını bilen entellektüel bir kişilik aslında..O bir hukuk profesörü..Kendinisin yetiştirilirken aldığı ve o sebeple hukuk profu olduğu geleneksel çin eğitimini kendi kızları üzerinde uygulamış ancak şöyle bir ayrıntı var olayda..Onun çocukluğu zamanındaki gibi değil ne çocuklar ne de hayat..Gelişen teknoloji,  kolay bilgi edinme ve vericilerin zenginliği sayesinde çocuklar artık bir kuşak öncesindeki nesilden bile fazla farkındalar herşeyin..Kendilerini çok kolay ifade ediyorlar ve özgüvenleri çok çok yüksek ebeveynlerine göre..Amy işte bu nesiller arası gelişmeyi reddederek anne babasının onu yetiştirirken verdikleri gelenekler eğitimi çocuklarına vermek istiyor..Ve yapıyor da..Ancak ciddi çatışmalar yaşıyorlar özellikle lulu ile.Lulu 13 yaşındayken bir lokantada bardakları yerlere atıp annesine,"Hayattan ve senden nefret ediyorum"diye bağırmış..

Amy'ye  göre çocukların annelerini sevmelerinden çok başarılı olmaları önemli..Önlerinde ki hayatın zorluklarını düşünürsek aslında çok da yanlış bir düşünce değil ve bir çeşit fedakarlık gibi ama elbette bizler ve çinliler çok farklı kültürlere sahip toplumlarız..E baktığımızda da şu anda Çinlilerin  dünya üzerindeki güçleri tartışılmaz e bi de bize bakın..Koyun gibi nereye sürülürse oraya giden hiç bir zamda sesini yükseltmeyen üç kuruş kazanabilmek için kıçından ter akıtan bir milletiz..Fark ortada gibi!!

Kitap yayınlandığında elbette çocuk yetiştirme tarzı üzerinde epey tartışmalar yaşanmış..Time dergisine kapak olmuş kitap ve ABD,İngiltere ve Almanya'da bir numaraya yükselmiş çok satanlar listesinde..Ve karşıt eleştiriler Amy'nin bir anneden çok bir canavar olduğu yönünde hatta ölüm tehtitleri bile almış Amy..

O tüm bunlara şöyle yanıt veriyormuş;

"Bu, bir anne, iki kızı ve iki köpeği ile ilgili bir hikaye. Aynı zamanda Mozart ve Mendelssohn, piyano, keman ve Carnegie Hall'a çıkmayı nasıl başardığımızla ilgili... Bu, sözde, Çinli anne babaların Batılılardan nasıl daha iyi olduğuyla ilgili bir hikaye olacaktı. Ama onun yerine, kültürlerin acı çatışması, kısa süren bir zafer sevinci ve 13 yaşında birinin benim burnumu sürtmesiyle ilgili oldu."

Ben okurken disiplin yöntemlerini -Hiç bir zaman Amy'nin yöntemleri kadar katı olmayacaksa da-sorgulamaya başladım açıkçası..Bakalım ilerleyen sayfalar bize :) neler sunacak..

İçimden sizi öpmek geldi..

Kocaman öpücük!!


6 Ekim 2012 Cumartesi

Kapa gözlerini ve dinle....


 

4 Ekim 2012 Perşembe





Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Dumanı da caba
Dumanı da caba
Dumanı da caba
Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş…

2 Ekim 2012 Salı


Başlık da benim değil yazı da..ben okudum siz de okuyun deyü alıntı yaptım bugün..Yıldız'ın yazılarını seviyorum..

                                      




1 Ekim 2012 Pazartesi


Sabah gözümün önünde bir sis perdesi ile uyandım hala tam aralayabilmiş değilim..
bi de bu sıcak canımı sıkıyor!





 

28 Eylül 2012 Cuma


PİJAMA - BOŞVERMİŞİM...





PAPYON - ALIŞMAK SEVMEKTEN ZOR..




DUMAN - OLMADI YAR (FAVORİM HEM DE ÇOK)






UMUT KAYA - GÜL GÜZELİ





AYYUKA - BENİ DE ALLAH YARATTI (HASTASIYIMMM)





dışardayım..denize ayaklarımı sokma şansım var ama ben yapmiyorum birazdan yapcam onu..şimdi nemli çimlerde uzandım kulaklarımdan tüm bedenime yayılan bir şarkı..
sözler,ıpılık bir rüzgar tepemde..buz gibi biram da var..ohhhh..misss...
defalarca defalarca aynı şarkıyı başa alıp dinliyorum..

Veee vee bugünkü keşfim.. "EDEPSİZ KOMEDYA" allam bayıldım çok güzell...




gözlerin ya vardı aklımda
biz çoktan unuttuk dünya dediklerini
aşk bir kaza dedin bizse sağ kurtulduk
bugün senin günün onu da mahvettin
seni sorana her yanım derim
ve dahasını da eklerim
ellerini uzat ki dokunsun
parmakların bugün



27 Eylül 2012 Perşembe



Tereddütsüz alıp okumak lazım..çok ilgi uyandırıcı..

Bu akşam iş çıkışııı??.hımpf..keşke şimdi elimde olsa "fena", ilk sayfayı açıp içine ismimi yazsam, önce koklasam kitabı sonra bi çay koyup koca fincana başlasam okumaya..

atila özer belli ki çok değişik bakış açısına sahip bir yazar..ve röportajı için işte size link;

RÖPORTAJ

Ve çarpıcı bir anlatımla Özer'in kendinden Fena...


26 Eylül 2012 Çarşamba

Bu katliamla ilgili elbette bir sürü şey yazılabilir küfürler edilir lanetler okunur ama benim bugün bunların hiçbirini yapacak gücüm yok..

bilgi edinmek isterseniz konuyla ilgili vikipedia

üzgün bir gün..



25 Eylül 2012 Salı


Tarih: 1936
Yer: Nipomo, California
Fotoğrafçı: Dorothea Lange



ey ezilmişlik!
bir gün ben de ulaşacağım kapılarına.
yoksulluğun o sonsuz panayırını aşacağım.
aşkın şiirini ve memuriyetini kuracağım
ve elbette bitecek zamanla edebiyat tarihi
sevdanın ve alkolün kahramanlığı er mektupları
gurbetin yüreğimi dağlayan diktatörlüğü.

sevgilim acemi bir karanfil gibi açıyor
her sabah şehrin yanaklarında
bense her gece sıkıntıdan ve yeminden
elbiseler biçiyorum, namussuz ve onurlu sevdalar
dağları dağları da deliyor yalnızlık

ışıdım yoksulluğa, perişanlığa.
uykusuz kamyonlar çizdim gecenin alnına
devşirme köyler, puslu kasabalarda dolaştım.
kaç yıl
umudun ve ezilmişliğin çadırında besledim
yorgunluğu
sokakların dilber ellerinden öptüm
saçlarını okşadım dağların
ve kuşlar bile uğramazken karanlığıma
şimdi hey desem şehri saçaklarından sarsıyor yalnızlığım

eğil yüzüme sevgilim, çöz iplerini
o uslanmaz hayvanlığımı utandır, bırakılmışlığımı çınla
çünkü doymuyorum abazanlığıma pazar
mecmuaları, şahane çirkinliğim ve hülyalarımla
ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi
şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık


REFİK DURBAŞ


PENGUEN

Penguen
bana sırtını dönme
biliyorum, sana benziyorum
ve içinde saklı tuttuğun yele.

Penguen
benim de içimde saklı tuttuğum
buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.

Kim bağışlayacak beni, penguen
çizdim senin beyaz ve narin yerini.

Bir yanım bembeyaz ışık
kör ediyor, bir yanım zehir gece
parktaki salıncağa binmeyi
beceremedim bugün ben de.
Penguen bana sırtını dönme.

Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
Dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim
var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz,
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.

Penguen,
kim bağışlayacak beni?
çizdim senin beyaz ve narin yerini
elimde unuttuğun ince metalle.

PENGUEN 2

O büyük ve muazzam zamanda unuttum
Kanatlarım çok oldu üşüyor benim
Bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
Bu yüzden eğik boynum.


Bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
Bundan gözlerimdeki kayalık,
İçimdeki serseri buzullar


Dürtme içimdeki narı
Üstümde beyaz gömlek var.

Birhan KESKİN


22 Eylül 2012 Cumartesi



SEZEN AKSU - SOR BENİ ile smirnese


Lal olmuş dilim benim
Sen sor beni dağlara
Sır olmuş sözüm benim
Kulak ver rüzgarlara
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
İster yüz sür yağmura
İster anlat suya
Kar kapamış yolları
Yola sor,kara sorma
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
lal olmuş dilim benim
Sen sor beni dağlara

Bu dünyanın sarhoşuyum çocuklar gibi
Sev beni anneni sever gibi
Sır olmuş sözüm benim
Kulak ver rüzgarlara
İster yüz sür yağmura
İster anlat suya
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
Kar kapamış yolları
Yola sor,kara sorma
Dağlara sor beni
Rüzgârlara sor beni
Yollara sor beni
Kendinden bul beni
Yollara sor beni
Kendinden bil beni


Söz: Yıldırım Türker

Müzik: Arto Tunçboyacıyan



18 Eylül 2012 Salı


Evet haberleri izlemekten kaçınıyorum,biliyorum bu hayatımdaki bir sorundan kaçmak,hasıraltı etmek gibi ama akşam evde bulunacağım huzurlu bir kaç saati haberleri izleyerek huzursuz hale getirmek istemiyorum..Fakat bu sefer de kendimi bu ülkenin sahibi insanlardan biri olarak vicdanen rahatsız ve huzursuz hissetmekten alamıyorum..80-90 kuşağının apolitik, tek tutkuları cep telefonlarının markası olan gençlerinden ne farkım kalıyor diye düşünüyorum..Haksızca ve düşmanca her gün toprağa verilen insanları izlemekten başka hiçbir şey yapamamak çok acizce..

Ve fakat zaten başbakanımız -kendisi o kadar milleti düşünen bir lider ki-benim bu çok da dürüstçe olmayan kaçışımı düşünmüş olacak , her bir olaydan ,o olayın yarattığı sonuçlardan halkın haberdar edilmesi konusunda net kararlar almış..Geçen gün Tüsiad başkanı Boyner'in "Uludere'de Afyon'da ne oldu,bunu öğrenmek hakkımız" başlıklı konuşmasından sonra Başbakan bir açıklama yapmış ve buyurmuş ki;"Her şeyin öğrenilmesi gerekenleri,azami ölçüde sinyalini vermesi gereken merci neresidir?Hükümet,yargı,Genelkurmay'dır."Yani bu üçü bir araya gelecek ve ne öğrenip ne öğrenmeyeceğimize karar verecekler..!!

Olan olayları ya da sonuçlarını biz öğrenebilir de,öğrenmeyebiliriz de..Benim bu ülkede olan biteni,neden olduğunu,sonucunda ne gibi önlemler alındığını,ülkemin ne hallerde olduğunu öğrenmem bu üç karar verici mercinin inisiyatifinde..

Bu ülkenin genelkurmayı da hükümeti de yargısı da bu ülkenin vatandaşını zerre kadar düşünmüyor.Daha iyisi nasıl olur, daha doğrusu nedir diye düşünmüyorlar..İnsanlar ölüyor bu insanlar bizim insanlarımız diye düşünmüyor..Ben bu üçüne de güvenmiyorum..Benim hakkımı kim koruyacak?Ben kimin himayesinde bu bayrak altında yaşıyorum? "Dışarıdaki düşmandan" mı koruyayım kendimi "içerideki düşmandan mı"

Çünkü benim huzurumu ve güvenliğimi sağlayacak polis teşkilatı nasıl daha kötüleşirim nasıl daha zarar verebilirim diye kafa yoruyor..Biliyorum bu geçmişte de böyleydi şimdi de böyle ama normal olan biraz da olsa yol almamız değil miydi? Barış için türküler söyleyen grubun solistinin kulak zarı patlatılıyor,keman çalan kolu kırıyorlar acımasızca..Henüz 21 yaşında ve aslında ressam olmak isterken askere giden delikanlı özgürlükçü ve barış sağlamak için "savaşan" örgüt tarafından katlediliyor..Ben neden taraf seçip birine üzülmek zorunda bırakılıyorum! !

Güvenmiyorum bu ülkeyi yönetenlere..Yargıya da güvenmiyorum..Orduya da..Hükümete de..Özgürlüğünü aramak adı altında dağda gencecik insanları gözünü kırpmadan "halkların kardeşliği için,barış ve bağımsızlığı"için adam öldürene de güvenmiyorum..Beni kim koruyacak??? Ve neden ben kendimi korunmaya muhtaç hissediyorum topraklarımda??


17 Eylül 2012 Pazartesi



Barbur yeni bir albüm daha yapmış.."SARI"
BURDAN 4 gün boyunca albümü dinleyebilirmişiz..
Edinmek farz..






Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire

Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?

O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün

Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün

Böylece bitmiş yani,
Birdenbire

Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
İki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12'yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.

Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?

Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte

Ya da ölmek yerine
İki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine...?

Şiir ve ses: Jehan Barbur

14 Eylül 2012 Cuma

11 Eylül 2012 Salı


Onları dinlerken Tanrı ile tanışıp yukarıdan insanoğlunu izler gibiyim..
19 Eylül'de Harbiye'de olacaklarmış..
Keşke en iyi konserler İstanbul'da olmasaymış..






10 Eylül 2012 Pazartesi


epey zaman önceydi,
o vakitler mücadele olarak adlandırdıklarım başka ben başkaydım..
güneşe bakarken gözlerimi hayallerim korurdu,
yara berelerimi göstermekten çekinmezdim, korkularım başka ben başkaydım..

geçilen yollarda yaralarımız da biz de büyüdük,
çocuk aklımızla otuzlu yaşların hayal edilemez olacağını bilemezdik elbet..

o kızın oluruna bırakmayı öğrenebileceğini görmekte varmış ne tuhaf.

oluruna bırakıp olmazsa hayırdan sayıyoruz artık..Doğru olamayacağına inancımız tam kendimizden adımız kadar emin..Diren sadece aykırı bir isimden ibaret bugün..

Sırtımızda o günlerden kalan bir sızı..Ki o sızı İstiklal caddesinde gazete satmak için taşınılan çantalardan yadigar..Bugünkü sızılardan çok uzak..ve ne kadar romantik..!

28 Ağustos 2012 Salı









Eve kavuşma heyecanından sonra gelmesi gereken diğer hasret dolu davranış film izlemekti..Ve elbette ne zamandır aklımda olan eve dönüşü kutlayabileceğim bir film olmalıydı..O film Midnight in Paris idi..

Bir Woody Allen filmi olan Midnight in paris Allen dialogları ve tarzı ile tanış olarak karşılıyor ilk sahneden itibaren..muhteşem paris şehri karşısında herkesin ağzından dökülen cümlenin negzel bir şehirrr olduğundan çok eminim..

Filmin başrol oyuncusu Owen Wilson sanırım çok çalışarak yapmış olmalı bunu , gerçek bir Allen aktörü..mimikler,eller kollar buram buram Allen kokuyor ki bu hafif şaşkın ama ne istediğini bir gün mutlaka bulacağına olan inancı tam karakterin kokusunu hoş buluyorum..yeşil limon gibi..

Filmi izlerken hep ama hep yine aynı cümle dönüp durdu kafamın içinde..Charles Baudelaire'in sözü; "Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir"..bi ara sıklıkla yaşadığım bu his uzun zamandır uğramıyor bana..ne mutlu..ama bu hissiyatı iyi tanıyan biri olarak film sırasında eski dosta selam çakmayı ihmal etmedim..neyse efenim ne diyorduk;Gil (wilson) kafası karışık,karmakarışık bir yazar..Holivudda kiralık kalem! iken Paris'e geldiğinde başladığı bağımsız ve özgün romanına daha bir yakınlaşıyor ve aslında adam Paris'te yaşamak istediğini anlıyor..İstiyor ki Paris'in buram buram sanat kokan,zamanda diğer ülkeler kadar hızlı ilerlememiş bu şehirin yağmuru altında romantizmin dibine dibine vursun..Adam yağmurdan hoşlanan bir kadın arıyor yahu..bence gayet yeterli bir sebep :)) Ve fakat güzel ve ağır amerikan nişanlısı İnez (Rachel McAdams) hayatınızda görebileceğiniz sayılı gıcık aileye sahip ve her aramayıp olduğu haliyle mutlu olan insanın basitliğine sahip bir kadın..Mutlu olan demeyelim de şey diyelim farkındalıkların cezbediciliğine kapılmamış bir kadın..

Bi de hani ilişkilerde bi yere gidince bozulan bir hal vardır..yani varolunan yerde, sıradan hayatlarında çok farkedilmez de mekan değişince o ilişkiye bişiler olur..ne sen eski sensindir artık ne de aşık olduğun kişi..olur bu bazen..tabi manyak gibi aşıksan ve eminsen geri döndüğünde herşey yolunda devam eder ama bazen de ya geri dönmezsin ya da döndüğünde herşey değişmiştir artık..bunu da görüyoruz filmi izlerken işte..anlatabildim mi ya? Bence çok anlatamadım ama napim..bu kadar oldu..filmi izlemek lazım..

Filmi izlerken birdenbire nasıl oldu ki şimdi bu diye mantıklı bir açıklama yapmaya ihtiyaç duymadan zamanda geri dönüşler yaşamaya başlıyoruz..Belki aldığı haplar belki beyninin oynadığı bir oyun belki de hakaten oluyor..dedim ya buna mantıklı bir sebep aramak gayet yüzeysel bence.oluyor işte..ve bu olduğunda sizi Dali'ler (muhteşemmmmm Adrian Brody) Picasso'lar,Hemingway'ler (ki ben en çok Dali ve Hemingway'i beğendim),Fitzgerald'lar karşılıyor sizi 1920'lerin Paris'in de.





eve yeni dönmüşseniz ve yayılıp güzel bir 90 dakika geçirmek istiyorsanız izleyiniz..

bi takım notlar: Çokbilmiş dantel paul yansın bitsin kül olsun bence..
Hehe dedektif olayı güzeldi çok güzeldi..
Marion Cotillard'ın canlanırdığı Adriana karakteri ile şarap içmek isterdim..
Picasso ile yaşamak diye bir film varmış..E onu da isleyelim ozman..




25 Ağustos 2012 Cumartesi


az kaldı..

13 Ağustos 2012 Pazartesi


16 Mayıs 2012 Çarşamba




Bebek, bilmiyormusun ki ben sadece bir insanım
Benim de diğerleri gibi fikirlerim var bazen kendimi bulurum
Oh aman tanrım,pişmanım yaptığım bazı aptal şeylerden dolayı

Ben sadece maksadı iyi olanın ruhuyum
Oh aman tanrım,beni yanlış anlaşılmış durumuna düşürme
Lütfen beni yanlış anlaşılmış durumuna düşürme

Bebek,beni şimdi anlıyormusun?
Kendimi bir parça çılgın hissederim
Fakat bilmiyormusun ki,hiç bir canlı her zaman bir melek olamaz
Bazı şeyler yanlış gittiğinde kötü görünürüm

Çünkü ben sadece maksadı iyi olanın ruhuyum
Oh aman tanrım,beni yanlış anlaşılmış durumuna düşürme

Bebek,bazen o kadar sorumsuzum ki
Gizlemesi çok zor olan bir neşeyle
Bazen bütün yaptıklarım endişeli görünür
Sen o zaman benim diğer yanımı görmenin sınırına gelirsin

Eğer sinirli görünürsem
Seni bilmek,tanımak isterim
Sana tahammül edemediğim anlamına gelmez bu
Hayatın kendi problemleri var
Ve ben kendi payıma sahibim
Ve asla yaparım demediğim bir şey bu
çünkü seni seviyorum.

4 Mayıs 2012 Cuma

Sanıyordum ki o zamanlar beni bir daha kimse bu kadar mutlu edemez..Beni ondan daha iyi kimse tanıyamaz..Yüzüme o gülümsemeyi kimse bir daha yerleştiremez sanıyordum..Ama Ankara bi kez daha şaşırttı beni :)

Başı-boş ordan oraya savrulurken direniyor ve bekliyordum ama sonumu da pek iyi görmüyordum..Güvenemiyordum kimselere..Kolay mıydı bir kişiyi en baştan tanımak teslim etmek kendini? Savunmasız bir durumdaydım ve her an yanlış şeyler yapabilirdim..

İstanbul'dan Ankara'ya göç zamanında ailemi,arkadaşlarımı ve elbette büyüdüğüm Kadıköy'ü arkamda bırakacaktım bişi daha bırakacaktım geride sarı kafamın şekilden şekile girmesini sağlayan ve yüzümde kocaman gülümsemeye sebep olan canım biricik kuaförümü..

Hayatım boyunca saçlarımı sadece iki kişi şekillendirmişti..İlki çocukluğumdan ilk gençliğime ve sonrasında erken kadınlığıma uzanan Yalçın Kan..İkincisi Yakup..London kuaför....Beni ben yapan tarzın ilk yaratıcısı..Kendimi daha iyi hissetmeme sebep olan kişi..Şimdi artık Ankara'da da ağzımı açmadan oturduğum ve kendimi ellerine bıraktığım kuaför-sanatçım Magic Touch'dan Ferhat Özkan..ta-ta-taaa!!!




Ya ben saçımı yaptırırken neblim işte oje sürdürürken felan felan kendimi rahat hissetmeliyim..Böyle içeri girince kapıdan ona buna selam verip azcık laflayıp,kahve içerken kurabiye yiyip bi tane daha var mııı diye sormalıyım..Böyle kasıntı kasıntı duramam yani..Tanıyan bilir :)Ama efenim zor beğendiğimden kelli işinde çok iyi olan insanlar da olmalı..İşte orası MAGIC TOUCH..Valla bak onnarı çok seviyorum diye demiyorum..Biz Şirinella ve Durişko ile gittiğimizde Emine ve Ezgi'ye havale..Kızlarla o kadar sevecen ilgileniyorlar ki..Ebru zaten işinde şahane bir güzellik uzmanı ve kaş ve makyaj bence ondan sorulur..Suzan abla Ankara'da edindiğim hakkaten bir abla..Bi insanın eli bu kadar mı hafif olur bi insanın sohbeti bu kadar mı şeker olur..Suzan ablaa seviyorum seni! :))

Deniz'e para verirken bile zorlanmıyorum düşünün..Evet evet o kasa sorumlusu :)))

Ve elbette bence bir sanatkar o..Sayın kuaförüm Ferhat Özkan..Bigün bile asık suratlı,konuşmaz görmedim onu..İşinin arasında asla başka bir iş almayan uzun yıllardır bu işi layıkıyla yapan sayın Özkan bey..En güzeli de nasılsa artık buraya geliyor deyip fön çekerken bile maksimum profesyonelliği bırakmaması..Yeni saç kesimimi hergün mutlaka bi kişi soruyor..Her seferinde ona da söylüyorum yine sordu biri diye..Sakin bi şekilde gülümsüyor."heh demedim mi ben sana" gülümsemesi o..

böyleyken böyle..mutluyuz yani biz burda..Hep beraber..

diğer çalışan herkese selamlar burdan,sevgiler..Yarın sabah görüşürüz...









Magic Touch Bayan Kuaförü

Güvenevler Mah. Şili Meydanı 5/A Kavaklıdere/ ANKARA

Tel:0 312 466 16 29-30

27 Nisan 2012 Cuma

Böyle gitmez
Öfkeyle yanıyorsun
Böyle gitmez
Bırakalım bu son olsun
Koyu gölgeler içinde korkutuyor gözlerin
Biliyorum ki bakan sen değilsin
Uzak kalmışız ulaşmıyor sesin
Ne farkeder artık
Yolun ortasında inecek gibi
Bavulun hazır sesin ciddi
Çok badireden geçtik ama
Belki de artık vakti
Böyle gitmez
Sen bizi sevmiyorsun

Böyle bitmez
İçimde bu öfkeyle böyle bitmez
Eksiğiz İkimizde
Seni ben sulara çizdim göklere, aynalara
Kalbimdeki kendini anla
ve bu çocuksu çizgilerden al tamamla resmimizi
İlk durakta inen yolcular gibi
Yabancıyız senle yan yana
Belki geç kaldık herşeye
Ama son bir kez dinle beni
Böyle bitmez
Ben bize aşık oldum





Deniz ve Berin'e...

bazen hissettiğin boynundan çıkarıp duvara astığın o uzun mavi boncuklu kolyen gibi aşağı sarkıyor olduğun değil mi? saklama öyle..biliyorum.. fakat unutmamalı o kolyeyi sen her sabah tekrar alıp astığın yerden,koynuna takıyorsun ..kalbinin güm gümleri akşamdan sabaha yaşaması için yetiyor ona..anlayacağın mavi boncuklu kolye idare ediyor..ya sen?sen geceleri neyle besleniyorsun ertesi günü akşama bağlayabilmek için?

umud..
A
N
K
a
r
A




21 Nisan 2012 Cumartesi

Yarın akşam el clasico 





 Pazar akşamı bizim gecemiz olacak!! 



 


o şanlı tarihine süremezler hiç bir leke!

14 Nisan 2012 Cumartesi





Bunu bin iki yüz defa felan dinnemişimdir zahir..



bi de bunu buldum;


12 Nisan 2012 Perşembe

8 Nisan 2012 Pazar

bu pazar...















3 Nisan 2012 Salı

Pardon, bakar mısınız?
Tanışmış mıydık?
Sevmiş miydim ben sizi hiç?
Sevişmiş miydik?

Pardon, daha önce
Konuşmuş muyduk?
Yürüyüp çıkmazlarda
Yorulmuş muyduk?

Yüzünüz ne kadar da aşina
Avucumun içine alıp öpmüş olabilirim
Gözünüz öyle uzak bakmasa
Sizi tanıdığıma yemin ederim

Peki bu şarkıyı hatırlar mısınız?

Pardon, bakar mısınız?
Adınız neydi sizin?
Baş harfini göğsüme
Yazmış olabilirim

Pardon, daha önce
Nerdeydiniz?
Geçtiğiniz yollara
Düşmüş olabilirim


29 Mart 2012 Perşembe



Benim kızım sanatçı olcek..


sirinella ressamken ile sirisko

28 Mart 2012 Çarşamba



Şirinella ile tiyatro günümüzdü bugün..Keloğlan Keleşoğlan adlı oyuna gittik..Ulus'daki Küçük Tiyatro'daydı oyun..Oyunu Ulviye Karaca yazıp yönetmiş..Devlet tiyatrolarının internet sitesinde oyunun konusu kısaca şöyle verilmiş;
"Sıradan bir hayatın içinden çıkıp birden sıra dışı olaylar yaşamaya başlayan Keloğlan’ın hayata ve olaylara bakışı değişir, kendi içindeki dinamikleri fark eder. Artık o eski tembel Keloğlan gitmiş yerine kendine güvenen, aklını kullanan ve insanları olumlu yönde etkileyen bambaşka bir Keloğlan gelmiştir."
BURDAN
siteye ulaşabilirsiniz..

Ben bayılıyorum Devlet Tiyatrosu çocuk oyunlarına..Çocuk oyunu nassaa amann demiyorlar ışık-ses-kostümler şahane oluyor..İzlemek çok keyifli..Çocuğunla izlemek ayrı bir keyif tabi..
Daha öncede Benim tatlı meleğim ile Narnia Günlüklerine ve Müjdat Gezen sahnesindeki Kırmızı Başlıklı Kız oyununa gitmiştik ama şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki özel tiyatrolar Devlet tiyatrolarının yanından bile geçemez..Bir hafta on gün önce biletlerinizi alın ve devlet tiyatrolarına götürün çocuklarınızı..Bilet demişken ciddi ciddi bilet kalmıyor o yüzden dediğim gibi bilet işini en az bi on gün önceden halledin..

Bu arada Ankara’da düzenlenen
“Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali" (link var yine) nisan ayında başlıyor..Ben bugün sordum festival kitapçığı sordum ama henüz dağıtılmamış..

Tiyatro oyununu izledikten sonra dışarı çıkınca kimi gördük biliyor musunuz bu arada? Keloğlan'ı! :)) ehehe..Oyunun bi kısmında kafasındaki başlığı çıkarıyor ve aslında sırma saçları olan devlet tiyatrosu sanatçısını görebiliyorsun..Dışarda görünce Şirin'i dürtüp sordum bak bu kim biliyor musun?? aa dedi keloğlann..saçlarından tanıdımmm :))

Sonra hava çok soğuktu koşa koşa evimize döndük..Şimdi mısır patlatıp 101 dalmaçyalı'yı izliciz..


21 Mart 2012 Çarşamba

su


gözlerinin çimen yeşili, gözlerimle buluştukça suya dönüyor..
öyle pür neşe..
kıştan çıkan bahar dalının renginde..


Ankara/2012

Aşk

Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.

Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.

Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.

Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.

Birhan Keskin



17 Mart 2012 Cumartesi

gece

kara kutunun içinden çıkacakları nefesini tutmuş bekliyordu..adım adım neler yaptığını ne aşamalardan geçtiğini kendi kendine bininci kez tekrar düşündü..bininci kez emin oldu, yoktu onun hiç bir suçu, verilecek hiç bir hesabı yoktu..Ne annesi ile geçen onlarca yılda sorumsuzca davranmış ne de sonradan hayatına aldığı insanlara başının çaresine bak yalnızsın artık demişti.Her zaman kendinden çok etrafındaki insanları düşünen aşırı hassas bir insan olmuştu..Ama şimdi neden bu son olayda kendini kanıtlamak için anlamsız ve hırçın iç savaşın içine sürüklenmişti..Yo hayır kimse sürüklememişti onu, kendi kendine yapmıştı bu haksızlığı..Kendi kendine acı vermeye devam ediyordu..tekrar tüm ayrıntıları gözden geçirmeliydi.Kendini aklamanın tek yolu buydu;beyninin en sapa kıvrımından geçen en ufak bir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışarak yeniden yaşamaya başladı olanları..Sanki kendi kendini delirtmeye çabalıyordu..Delirirse eğer kimse ona "nedennnn???" diye soramazdı.."Bak gördün mü allahından buldu allaan delisi" derlerdi ve sorun çözülürdü kendiliğinden..Ama maalesef delirecek kadar akıllı davranamıyordu..Sinir sistemi tüm kontrolü ele almış akıllıca saçmalamasına izin vermiyordu bir türlü..Nefes alamadığını hissettiği ilk anda kendini sokağa attı.Buz gibi bir güneş parıldıyor insanın hayattan alabileceği zevk kırıntılarını anında donduruyordu..öldürmeyen güçlendirir mantığıyla adımlarını sahile doğru hızlandırdı.Tekelden aldığı kutu bira ve bi paket sigara ile artık hazırdı dünyanın tüm suçlarını üstlenmeye..
O buz tutmuş bankta kaç saat oturdu yaşanılan veyahut yaşanacak olan kaç kahabati üstlendi hatırlamaz olduğunda silkinerek kalktı..Haberim olmayanlar için artık çok geç kabahatlisi benim ancak bu yaşanılan sonuncusu için bişeyler yapmalıyım diye düşünüyordu..Oksijen onu teslim almadan inanıyordu suçu kabahati olmadığına ama işte yine direnememiş ucundann kıyısından beynini kemiren "ben de böyle yapmasaydım...." düşüncesi bir paket sigara sonunda oksijenin yaptığı ile aynı şeyi yapmıştı..Kahrolası "ben böyle yapmasaydım .... olmayacaktı",ikinci bir kimlik gibi yakasına yapışmış kendine güvensiz bir insanın yaratışında muhteşem başrolü üstlenmişti yine..
Bunca, içtenlikle içini döktüğü içe-dönüşten sonra yapılacak şeyi biliyordu..Kara kutu parçalanacak,saçılacakların hepsini yutacak ve sonunda kendini patlatacaktı.Böylece hiç kimse onun ne kadar az-ne kadar çok ne kadar iyi ne kadar kötü ne kadar yanılmış ne kadar doğru kararlar almış-vermiş olabileceğini değil sadece patlamış,lime lime olmuş,buruşmuş ruhundan ya da bedeninden (hangisini görürlerse) arta kalanlara dikkat kesilecek neden ile değil sonuçla ilgileneceklerdi..Evet evet yapması gereken buydu ve hemen hiç vakit kaybetmeden (ya da vazgeçmeden) ruhunu-bedenini patlatmalıydı..

Sessizce kapıya doğru adım attı ve kimseyi uyandırmak istemezcesine anahtarı kilide yerleştirdi..

Halbuki bir evi kimseyle paylaşmamıştı bugüne dek..

Onu yargılayacak kimse olmamıştı hayatında..Yargılayacak kadar tanıyan kimse..Hiç kimse..

Hayatı boyunca hiç sigara içmemiş hiç bir denizin kenarında metal kutudan bira yudumlamamıştı..

Kara-kutu nedir bilmez,içinde ne barındırdığından haberi olamazdı..

Bir annesi olduğundan habersizdi..İnsanların henüz iyi ya da kötü olarak ayrılsanmadığı evlerin olmadığı göğün olmadığı hayatın ilerlemediği hep durduğu bir yerdeydi..

sesi soluğu kaçmış sese benzer bişi duydu sonra..kulağına fısıldıyordu birisi Gece diyordu,adın Gece..
***********************

İstememişti hiç allah biliyor ya..Evlenmeden olmaz deyip durmuş ama işte başında ona sahip çıkan ne ana ne baba olmadığından sözünü geçirememişti..karanlık ve buz gibi bir odada kaybetmiş ya da kazanmıştı kadınlığını..Nerden baktığına bağlı! O bir yerden bakamayacak kadar korkmuş ve ilgilendiği tek şey onunla evlenip evlenmeyeceği olmuştu.Evlenemeyeceğini çünkü zaten devletin ona verdiği yetkiye dayanarak bir devlet memurunun sevdiği adamı daha önce evlendirdiğini bilmiyordu..Öğrendiğinde de artık üzülemeyecek kadar yorgundu..Gebe olduğundan temizliğe gittiği ofisin tuvaletlerinde kusarken şüphelendi..Eczaneden yemek parasına kıyarak aldığı gebelik testinden sonra em1in oldu artık..üç gün sonra Rasim'e söylediğinde pişman olmuştu bile..Korkunç bir hamilelik geçirmişti..Çocuğunun doğmasının tek nedeni kürtaj yaptıracak kadar parasının olmamasıydı..Rasim hamile olduğunu öğrendiği akşam masaya bir elli lira bırakmış ona aldığı ikinci el telefonu istemiş sonra da çekip gitmişti..Tek göz odada kalakalmışta ağlayamamıştı bile Seher..İşte şimdi dokuz ay geçmiş temizliğe gittiği evlerden biriktirebildikleriyle çocuğunu doğurmaya çalışıyordu bu leş gibi hastane odasında..Yüzü yaralı hemşire tekrar haykırdı; "ıkın kızım ıkın hadi"
***********

Bitti tamam diye verdi kucağına çocuğunu..Bu kapkara saçlı nerdeyse hiç sesi çıkmayan 2 kilo ağırlığındaki "şey"onun bebesiydi!! Ne tuhaf bakıyordu böyle bu? Sanki daha doğmadan kaderini bilir gibi diye geçirdi aklından Seher..

Sonra kulağına fısıldadı sesi soluğu kaçmış sesiyle;Gece diyordu,adın Gece..

16 Mart 2012 Cuma

8 Mart 2012 Perşembe

7 Mart 2012 Çarşamba

26 Şubat 2012 Pazar


25 Şubat 2012 Cumartesi


" Krallar vardır: Halk seçer, veya herhangi bir şekilde gelirler; başlarında taç vardır. Sarayları, büyük servetleri, idare ettikleri halk kitleleri vardır.

Bir de yeryüzünde krallar vardır, onları hiç kimse seçmiş değildir. Başlarında taçları yoktur, bazen hiç kimse tanımaz onları, paraları da yoktur belki...

Belki hayatta kalabilmek bile en büyük sorunlarıdır. Krallardır onlar... Görünmeyen krallar, Allah'ın seçtiği krallar, ruhları kral olanlar...
Yüceliklerini, bazen çok dikkatli bakıldığında, düşünen gözlerinde veya dudaklarındaki suskunlukta görmek mümkün olabilir...
Veya o da olmaz. Esas krallardır onlar... " Erkin Koray/1974





DUMAN İYİDİR!!! ÇOK İYİDİR..BU YORUMU DA SEVDİM..





VE UMUT NE YAPARSA DİNLERİM!

;;