4 Mayıs 2012 Cuma
Sanıyordum ki o zamanlar beni bir daha kimse bu kadar mutlu edemez..Beni ondan daha iyi kimse tanıyamaz..Yüzüme o gülümsemeyi kimse bir daha yerleştiremez sanıyordum..Ama Ankara bi kez daha şaşırttı beni :)
Başı-boş ordan oraya savrulurken direniyor ve bekliyordum ama sonumu da pek iyi görmüyordum..Güvenemiyordum kimselere..Kolay mıydı bir kişiyi en baştan tanımak teslim etmek kendini? Savunmasız bir durumdaydım ve her an yanlış şeyler yapabilirdim..
İstanbul'dan Ankara'ya göç zamanında ailemi,arkadaşlarımı ve elbette büyüdüğüm Kadıköy'ü arkamda bırakacaktım bişi daha bırakacaktım geride sarı kafamın şekilden şekile girmesini sağlayan ve yüzümde kocaman gülümsemeye sebep olan canım biricik kuaförümü..
Hayatım boyunca saçlarımı sadece iki kişi şekillendirmişti..İlki çocukluğumdan ilk gençliğime ve sonrasında erken kadınlığıma uzanan Yalçın Kan..İkincisi Yakup..London kuaför....Beni ben yapan tarzın ilk yaratıcısı..Kendimi daha iyi hissetmeme sebep olan kişi..Şimdi artık Ankara'da da ağzımı açmadan oturduğum ve kendimi ellerine bıraktığım kuaför-sanatçım Magic Touch'dan Ferhat Özkan..ta-ta-taaa!!!
Ya ben saçımı yaptırırken neblim işte oje sürdürürken felan felan kendimi rahat hissetmeliyim..Böyle içeri girince kapıdan ona buna selam verip azcık laflayıp,kahve içerken kurabiye yiyip bi tane daha var mııı diye sormalıyım..Böyle kasıntı kasıntı duramam yani..Tanıyan bilir :)Ama efenim zor beğendiğimden kelli işinde çok iyi olan insanlar da olmalı..İşte orası MAGIC TOUCH..Valla bak onnarı çok seviyorum diye demiyorum..Biz Şirinella ve Durişko ile gittiğimizde Emine ve Ezgi'ye havale..Kızlarla o kadar sevecen ilgileniyorlar ki..Ebru zaten işinde şahane bir güzellik uzmanı ve kaş ve makyaj bence ondan sorulur..Suzan abla Ankara'da edindiğim hakkaten bir abla..Bi insanın eli bu kadar mı hafif olur bi insanın sohbeti bu kadar mı şeker olur..Suzan ablaa seviyorum seni! :))
Deniz'e para verirken bile zorlanmıyorum düşünün..Evet evet o kasa sorumlusu :)))
Ve elbette bence bir sanatkar o..Sayın kuaförüm Ferhat Özkan..Bigün bile asık suratlı,konuşmaz görmedim onu..İşinin arasında asla başka bir iş almayan uzun yıllardır bu işi layıkıyla yapan sayın Özkan bey..En güzeli de nasılsa artık buraya geliyor deyip fön çekerken bile maksimum profesyonelliği bırakmaması..Yeni saç kesimimi hergün mutlaka bi kişi soruyor..Her seferinde ona da söylüyorum yine sordu biri diye..Sakin bi şekilde gülümsüyor."heh demedim mi ben sana" gülümsemesi o..
böyleyken böyle..mutluyuz yani biz burda..Hep beraber..
diğer çalışan herkese selamlar burdan,sevgiler..Yarın sabah görüşürüz...
Magic Touch Bayan Kuaförü
Güvenevler Mah. Şili Meydanı 5/A Kavaklıdere/ ANKARA
Tel:0 312 466 16 29-30
Etiketler: magic touch ankara kuaför
27 Nisan 2012 Cuma
ilk sözler yeni türkü'nün yeni şarkı sözü..diğeri artık bilirsiniz doğa için çal-4...ve ithaf..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Nisan 27, 2012Böyle gitmez
Öfkeyle yanıyorsun
Böyle gitmez
Bırakalım bu son olsun
Koyu gölgeler içinde korkutuyor gözlerin
Biliyorum ki bakan sen değilsin
Uzak kalmışız ulaşmıyor sesin
Ne farkeder artık
Yolun ortasında inecek gibi
Bavulun hazır sesin ciddi
Çok badireden geçtik ama
Belki de artık vakti
Böyle gitmez
Sen bizi sevmiyorsun
Böyle bitmez
İçimde bu öfkeyle böyle bitmez
Eksiğiz İkimizde
Seni ben sulara çizdim göklere, aynalara
Kalbimdeki kendini anla
ve bu çocuksu çizgilerden al tamamla resmimizi
İlk durakta inen yolcular gibi
Yabancıyız senle yan yana
Belki geç kaldık herşeye
Ama son bir kez dinle beni
Böyle bitmez
Ben bize aşık oldum
Deniz ve Berin'e...
bazen hissettiğin boynundan çıkarıp duvara astığın o uzun mavi boncuklu kolyen gibi aşağı sarkıyor olduğun değil mi? saklama öyle..biliyorum.. fakat unutmamalı o kolyeyi sen her sabah tekrar alıp astığın yerden,koynuna takıyorsun ..kalbinin güm gümleri akşamdan sabaha yaşaması için yetiyor ona..anlayacağın mavi boncuklu kolye idare ediyor..ya sen?sen geceleri neyle besleniyorsun ertesi günü akşama bağlayabilmek için?
umud..
A
N
K
a
r
A
Etiketler: doğa için çal, yeni türkü
21 Nisan 2012 Cumartesi
Futbol güzeldir...fenerbahçe daha güzeldir!!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cumartesi, Nisan 21, 2012Yarın akşam el clasico
Pazar akşamı bizim gecemiz olacak!!
o şanlı tarihine süremezler hiç bir leke!
Etiketler: el clasico, fenerbahçe, fenerbahçe marşları
14 Nisan 2012 Cumartesi
Bunu bin iki yüz defa felan dinnemişimdir zahir..
bi de bunu buldum;
Etiketler: iran müziği, niyaz, vas
12 Nisan 2012 Perşembe
Etiketler: buika, No Habra Nadie En El Mundo'' (Romi)
8 Nisan 2012 Pazar
3 Nisan 2012 Salı
Pardon, bakar mısınız? Adınız neydi sizin? Baş harfini göğsüme yazmış olabilirim...
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Nisan 03, 2012Pardon, bakar mısınız?
Tanışmış mıydık?
Sevmiş miydim ben sizi hiç?
Sevişmiş miydik?
Pardon, daha önce
Konuşmuş muyduk?
Yürüyüp çıkmazlarda
Yorulmuş muyduk?
Yüzünüz ne kadar da aşina
Avucumun içine alıp öpmüş olabilirim
Gözünüz öyle uzak bakmasa
Sizi tanıdığıma yemin ederim
Peki bu şarkıyı hatırlar mısınız?
Pardon, bakar mısınız?
Adınız neydi sizin?
Baş harfini göğsüme
Yazmış olabilirim
Pardon, daha önce
Nerdeydiniz?
Geçtiğiniz yollara
Düşmüş olabilirim
Etiketler: pardon, sezen aksu
29 Mart 2012 Perşembe
Etiketler: çocuk sanat, şirinella
28 Mart 2012 Çarşamba
Şirinella ile tiyatro günümüzdü bugün..Keloğlan Keleşoğlan adlı oyuna gittik..Ulus'daki Küçük Tiyatro'daydı oyun..Oyunu Ulviye Karaca yazıp yönetmiş..Devlet tiyatrolarının internet sitesinde oyunun konusu kısaca şöyle verilmiş;
"Sıradan bir hayatın içinden çıkıp birden sıra dışı olaylar yaşamaya başlayan Keloğlan’ın hayata ve olaylara bakışı değişir, kendi içindeki dinamikleri fark eder. Artık o eski tembel Keloğlan gitmiş yerine kendine güvenen, aklını kullanan ve insanları olumlu yönde etkileyen bambaşka bir Keloğlan gelmiştir."
BURDAN siteye ulaşabilirsiniz..
Ben bayılıyorum Devlet Tiyatrosu çocuk oyunlarına..Çocuk oyunu nassaa amann demiyorlar ışık-ses-kostümler şahane oluyor..İzlemek çok keyifli..Çocuğunla izlemek ayrı bir keyif tabi..
Daha öncede Benim tatlı meleğim ile Narnia Günlüklerine ve Müjdat Gezen sahnesindeki Kırmızı Başlıklı Kız oyununa gitmiştik ama şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki özel tiyatrolar Devlet tiyatrolarının yanından bile geçemez..Bir hafta on gün önce biletlerinizi alın ve devlet tiyatrolarına götürün çocuklarınızı..Bilet demişken ciddi ciddi bilet kalmıyor o yüzden dediğim gibi bilet işini en az bi on gün önceden halledin..
Bu arada Ankara’da düzenlenen “Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali" (link var yine) nisan ayında başlıyor..Ben bugün sordum festival kitapçığı sordum ama henüz dağıtılmamış..
Tiyatro oyununu izledikten sonra dışarı çıkınca kimi gördük biliyor musunuz bu arada? Keloğlan'ı! :)) ehehe..Oyunun bi kısmında kafasındaki başlığı çıkarıyor ve aslında sırma saçları olan devlet tiyatrosu sanatçısını görebiliyorsun..Dışarda görünce Şirin'i dürtüp sordum bak bu kim biliyor musun?? aa dedi keloğlann..saçlarından tanıdımmm :))
Sonra hava çok soğuktu koşa koşa evimize döndük..Şimdi mısır patlatıp 101 dalmaçyalı'yı izliciz..
21 Mart 2012 Çarşamba
gözlerinin çimen yeşili, gözlerimle buluştukça suya dönüyor..
öyle pür neşe..
kıştan çıkan bahar dalının renginde..
Ankara/2012
Sevgilim,efendime dünya şiir gününde bir aşk şiiri..Gece ve gündüz eşit bugün hem belki ben de bir şiir yazarım sana..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Mart 21, 2012Aşk
Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.
Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.
Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.
Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.
Birhan Keskin
Etiketler: Aşk, birhan Keskin, dünya şiir günü
17 Mart 2012 Cumartesi
kara kutunun içinden çıkacakları nefesini tutmuş bekliyordu..adım adım neler yaptığını ne aşamalardan geçtiğini kendi kendine bininci kez tekrar düşündü..bininci kez emin oldu, yoktu onun hiç bir suçu, verilecek hiç bir hesabı yoktu..Ne annesi ile geçen onlarca yılda sorumsuzca davranmış ne de sonradan hayatına aldığı insanlara başının çaresine bak yalnızsın artık demişti.Her zaman kendinden çok etrafındaki insanları düşünen aşırı hassas bir insan olmuştu..Ama şimdi neden bu son olayda kendini kanıtlamak için anlamsız ve hırçın iç savaşın içine sürüklenmişti..Yo hayır kimse sürüklememişti onu, kendi kendine yapmıştı bu haksızlığı..Kendi kendine acı vermeye devam ediyordu..tekrar tüm ayrıntıları gözden geçirmeliydi.Kendini aklamanın tek yolu buydu;beyninin en sapa kıvrımından geçen en ufak bir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışarak yeniden yaşamaya başladı olanları..Sanki kendi kendini delirtmeye çabalıyordu..Delirirse eğer kimse ona "nedennnn???" diye soramazdı.."Bak gördün mü allahından buldu allaan delisi" derlerdi ve sorun çözülürdü kendiliğinden..Ama maalesef delirecek kadar akıllı davranamıyordu..Sinir sistemi tüm kontrolü ele almış akıllıca saçmalamasına izin vermiyordu bir türlü..Nefes alamadığını hissettiği ilk anda kendini sokağa attı.Buz gibi bir güneş parıldıyor insanın hayattan alabileceği zevk kırıntılarını anında donduruyordu..öldürmeyen güçlendirir mantığıyla adımlarını sahile doğru hızlandırdı.Tekelden aldığı kutu bira ve bi paket sigara ile artık hazırdı dünyanın tüm suçlarını üstlenmeye..
O buz tutmuş bankta kaç saat oturdu yaşanılan veyahut yaşanacak olan kaç kahabati üstlendi hatırlamaz olduğunda silkinerek kalktı..Haberim olmayanlar için artık çok geç kabahatlisi benim ancak bu yaşanılan sonuncusu için bişeyler yapmalıyım diye düşünüyordu..Oksijen onu teslim almadan inanıyordu suçu kabahati olmadığına ama işte yine direnememiş ucundann kıyısından beynini kemiren "ben de böyle yapmasaydım...." düşüncesi bir paket sigara sonunda oksijenin yaptığı ile aynı şeyi yapmıştı..Kahrolası "ben böyle yapmasaydım .... olmayacaktı",ikinci bir kimlik gibi yakasına yapışmış kendine güvensiz bir insanın yaratışında muhteşem başrolü üstlenmişti yine..
Bunca, içtenlikle içini döktüğü içe-dönüşten sonra yapılacak şeyi biliyordu..Kara kutu parçalanacak,saçılacakların hepsini yutacak ve sonunda kendini patlatacaktı.Böylece hiç kimse onun ne kadar az-ne kadar çok ne kadar iyi ne kadar kötü ne kadar yanılmış ne kadar doğru kararlar almış-vermiş olabileceğini değil sadece patlamış,lime lime olmuş,buruşmuş ruhundan ya da bedeninden (hangisini görürlerse) arta kalanlara dikkat kesilecek neden ile değil sonuçla ilgileneceklerdi..Evet evet yapması gereken buydu ve hemen hiç vakit kaybetmeden (ya da vazgeçmeden) ruhunu-bedenini patlatmalıydı..
Sessizce kapıya doğru adım attı ve kimseyi uyandırmak istemezcesine anahtarı kilide yerleştirdi..
Halbuki bir evi kimseyle paylaşmamıştı bugüne dek..
Onu yargılayacak kimse olmamıştı hayatında..Yargılayacak kadar tanıyan kimse..Hiç kimse..
Hayatı boyunca hiç sigara içmemiş hiç bir denizin kenarında metal kutudan bira yudumlamamıştı..
Kara-kutu nedir bilmez,içinde ne barındırdığından haberi olamazdı..
Bir annesi olduğundan habersizdi..İnsanların henüz iyi ya da kötü olarak ayrılsanmadığı evlerin olmadığı göğün olmadığı hayatın ilerlemediği hep durduğu bir yerdeydi..
sesi soluğu kaçmış sese benzer bişi duydu sonra..kulağına fısıldıyordu birisi Gece diyordu,adın Gece..
***********************
İstememişti hiç allah biliyor ya..Evlenmeden olmaz deyip durmuş ama işte başında ona sahip çıkan ne ana ne baba olmadığından sözünü geçirememişti..karanlık ve buz gibi bir odada kaybetmiş ya da kazanmıştı kadınlığını..Nerden baktığına bağlı! O bir yerden bakamayacak kadar korkmuş ve ilgilendiği tek şey onunla evlenip evlenmeyeceği olmuştu.Evlenemeyeceğini çünkü zaten devletin ona verdiği yetkiye dayanarak bir devlet memurunun sevdiği adamı daha önce evlendirdiğini bilmiyordu..Öğrendiğinde de artık üzülemeyecek kadar yorgundu..Gebe olduğundan temizliğe gittiği ofisin tuvaletlerinde kusarken şüphelendi..Eczaneden yemek parasına kıyarak aldığı gebelik testinden sonra em1in oldu artık..üç gün sonra Rasim'e söylediğinde pişman olmuştu bile..Korkunç bir hamilelik geçirmişti..Çocuğunun doğmasının tek nedeni kürtaj yaptıracak kadar parasının olmamasıydı..Rasim hamile olduğunu öğrendiği akşam masaya bir elli lira bırakmış ona aldığı ikinci el telefonu istemiş sonra da çekip gitmişti..Tek göz odada kalakalmışta ağlayamamıştı bile Seher..İşte şimdi dokuz ay geçmiş temizliğe gittiği evlerden biriktirebildikleriyle çocuğunu doğurmaya çalışıyordu bu leş gibi hastane odasında..Yüzü yaralı hemşire tekrar haykırdı; "ıkın kızım ıkın hadi"
***********
Bitti tamam diye verdi kucağına çocuğunu..Bu kapkara saçlı nerdeyse hiç sesi çıkmayan 2 kilo ağırlığındaki "şey"onun bebesiydi!! Ne tuhaf bakıyordu böyle bu? Sanki daha doğmadan kaderini bilir gibi diye geçirdi aklından Seher..
Sonra kulağına fısıldadı sesi soluğu kaçmış sesiyle;Gece diyordu,adın Gece..
Etiketler: öykü.ben
16 Mart 2012 Cuma
Etiketler: neredesin firuze, ya evde yoksan
8 Mart 2012 Perşembe
Etiketler: Pretty Woman, Roy Orbison
7 Mart 2012 Çarşamba
Etiketler: hani biz, manga, yıldız tilbe
26 Şubat 2012 Pazar
AN İTİBARİYLE KENDİMİ İŞTE BÖYLE HİSSEDİYORUMSS..
2 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazar, Şubat 26, 201225 Şubat 2012 Cumartesi
" Krallar vardır: Halk seçer, veya herhangi bir şekilde gelirler; başlarında taç vardır. Sarayları, büyük servetleri, idare ettikleri halk kitleleri vardır.
Bir de yeryüzünde krallar vardır, onları hiç kimse seçmiş değildir. Başlarında taçları yoktur, bazen hiç kimse tanımaz onları, paraları da yoktur belki...
Belki hayatta kalabilmek bile en büyük sorunlarıdır. Krallardır onlar... Görünmeyen krallar, Allah'ın seçtiği krallar, ruhları kral olanlar...
Yüceliklerini, bazen çok dikkatli bakıldığında, düşünen gözlerinde veya dudaklarındaki suskunlukta görmek mümkün olabilir...
Veya o da olmaz. Esas krallardır onlar... " Erkin Koray/1974
DUMAN İYİDİR!!! ÇOK İYİDİR..BU YORUMU DA SEVDİM..
VE UMUT NE YAPARSA DİNLERİM!
Etiketler: erkin koray, gül güzeli, haberin yok ölüyorum, krallar, melis danışmend, umut kaya
21 Şubat 2012 Salı
kara kutunun içinden çıkacakları nefesini tutmuş bekliyordu..adım adım neler yaptığını ne aşamalardan geçtiğini kendi kendine bininci kez tekrar düşündü..bininci kez emin oldu, yoktu onun hiç bir suçu, verilecek hiç bir hesabı yoktu..Ne annesi ile geçen onlarca yılda sorumsuzca davranmış ne de sonradan hayatına aldığı insanlara başının çaresine bak yalnızsın artık demişti.Her zaman kendinden çok etrafındaki insanları düşünen aşırı hassas bir insan olmuştu..Ama şimdi neden bu son olayda kendini kanıtlamak için anlamsız ve hırçın iç savaşın içine sürüklenmişti..Yo hayır kimse sürüklememişti onu, kendi kendine yapmıştı bu haksızlığı..Kendi kendine acı vermeye devam ediyordu..tekrar tüm ayrıntıları gözden geçirmeliydi.Kendini aklamanın tek yolu buydu;beyninin en sapa kıvrımından geçen en ufak bir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışarak yeniden yaşamaya başladı olanları..Sanki kendi kendini delirtmeye çabalıyordu..Delirirse eğer kimse ona "nedennnn???" diye soramazdı.."Bak gördün mü allahından buldu allaan delisi" derlerdi ve sorun çözülürdü kendiliğinden..Ama maalesef delirecek kadar akıllı davranamıyordu..Sinir sistemi tüm kontrolü ele almış akıllıca saçmalamasına izin vermiyordu bir türlü..Nefes alamadığını hissettiği ilk anda kendini sokağa attı.Buz gibi bir güneş parıldıyor insanın hayattan alabileceği zevk kırıntılarını anında donduruyordu..öldürmeyen güçlendirir mantığıyla adımlarını sahile doğru hızlandırdı.Tekelden aldığı kutu bira ve bi paket sigara ile artık hazırdı dünyanın tüm suçlarını üstlenmeye..
O buz tutmuş bankta kaç saat oturdu yaşanılan veyahut yaşanacak olan kaç kahabati üstlendi hatırlamaz olduğunda silkinerek kalktı..Haberim olmayanlar için artık çok geç kabahatlisi benim ancak bu yaşanılan sonuncusu için bişeyler yapmalıyım diye düşünüyordu..Oksijen onu teslim almadan inanıyordu suçu kabahati olmadığına ama işte yine direnememiş ucundann kıyısından beynini kemiren "ben de böyle yapmasaydım...." düşüncesi bir paket sigara sonunda oksijenin yaptığı ile aynı şeyi yapmıştı..Kahrolası "ben böyle yapmasaydım .... olmayacaktı",ikinci bir kimlik gibi yakasına yapışmış kendine güvensiz bir insanın yaratışında muhteşem başrolü üstlenmişti yine..
Bunca, içtenlikle içini döktüğü içe-dönüşten sonra yapılacak şeyi biliyordu..Kara kutu parçalanacak,saçılacakların hepsini yutacak ve sonunda kendini patlatacaktı.Böylece hiç kimse onun ne kadar az-ne kadar çok ne kadar iyi ne kadar kötü ne kadar yanılmış ne kadar doğru kararlar almış-vermiş olabileceğini değil sadece patlamış,lime lime olmuş,buruşmuş ruhundan ya da bedeninden (hangisini görürlerse) arta kalanlara dikkat kesilecek neden ile değil sonuçla ilgileneceklerdi..Evet evet yapması gereken buydu ve hemen hiç vakit kaybetmeden (ya da vazgeçmeden) ruhunu-bedenini patlatmalıydı..
Sessizce kapıya doğru adım attı ve kimseyi uyandırmak istemezcesine anahtarı kilide yerleştirdi..
Halbuki bir evi kimseyle paylaşmamıştı bugüne dek..
Onu yargılayacak kimse olmamıştı hayatında..Yargılayacak kadar tanıyan kimse..Hiç kimse..
Hayatı boyunca hiç sigara içmemiş hiç bir denizin kenarında metal kutudan bira yudumlamamıştı..
Kara-kutu nedir bilmez,içinde ne barındırdığından haberi olamazdı..
Bir annesi olduğundan habersizdi..İnsanların henüz iyi ya da kötü olarak ayrılsanmadığı evlerin olmadığı göğün olmadığı hayatın ilerlemediği hep durduğu bir yerdeydi..
sesi soluğu kaçmış sese benzer bişi duydu sonra..kulağına fısıldıyordu birisi Gece diyordu,adın Gece..
***********************
İstememişti hiç allah biliyor ya..Evlenmeden olmaz deyip durmuş ama işte başında ona sahip çıkan ne ana ne baba olmadığından sözünü geçirememişti..karanlık ve buz gibi bir odada kaybetmiş ya da kazanmıştı kadınlığını..Nerden baktığına bağlı! O bir yerden bakamayacak kadar korkmuş ve ilgilendiği tek şey onunla evlenip evlenmeyeceği olmuştu.Evlenemeyeceğini çünkü zaten devletin ona verdiği yetkiye dayanarak bir devlet memurunun sevdiği adamı daha önce evlendirdiğini bilmiyordu..Öğrendiğinde de artık üzülemeyecek kadar yorgundu..Gebe olduğundan temizliğe gittiği ofisin tuvaletlerinde kusarken şüphelendi..Eczaneden yemek parasına kıyarak aldığı gebelik testinden sonra em1in oldu artık..üç gün sonra Rasim'e söylediğinde pişman olmuştu bile..Korkunç bir hamilelik geçirmişti..Çocuğunun doğmasının tek nedeni kürtaj yaptıracak kadar parasının olmamasıydı..Rasim hamile olduğunu öğrendiği akşam masaya bir elli lira bırakmış ona aldığı ikinci el telefonu istemiş sonra da çekip gitmişti..Tek göz odada kalakalmışta ağlayamamıştı bile Seher..İşte şimdi dokuz ay geçmiş temizliğe gittiği evlerden biriktirebildikleriyle çocuğunu doğurmaya çalışıyordu bu leş gibi hastane odasında..Yüzü yaralı hemşire tekrar haykırdı; "ıkın kızım ıkın hadi"
***********
Bitti tamam diye verdi kucağına çocuğunu..Bu kapkara saçlı nerdeyse hiç sesi çıkmayan 2 kilo ağırlığındaki "şey"onun bebesiydi!! Ne tuhaf bakıyordu böyle bu? Sanki daha doğmadan kaderini bilir gibi diye geçirdi aklından Seher..
Sonra kulağına fısıldadı sesi soluğu kaçmış sesiyle;Gece diyordu,adın Gece..
20 Şubat 2012 Pazartesi
çok beğendim hem şarkıyı hem klibi..sade sade abartısız negzel!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Şubat 20, 2012Etiketler: living room, paris combo
18 Şubat 2012 Cumartesi
14 Şubat 2012 Salı
ÜŞÜDÜYSEN SÖYLE SEVGİLİM ,BİR KAT DAHA SEVEYİM SENİ
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Salı, Şubat 14, 2012CEMAL SÜREYA
9 Şubat 2012 Perşembe
Gece olmuş, beklerken her şeyini;
mutluluğunu endişe ile harmanlayan o his...bırakmayacak peşini bilirsin,bilirsin de, sen de istemezsin zaten ayrılmak ondan..
soğuktur hava buzdur hatta..Evinde, ayakların çıplak yün battaniyenin altında..üzülürsün sobanın yokluğuna,olsa dersin,mavi çaydanlıkta sıcacık bir çay ben de demlerdim o'na..
mutluluktan çıldırmak olur sıfatın..gözlerin su yeşili derken bir kez daha bir kez daha aşık olur bi kez daha endişe ile harmanlanan o his canlanır içinde..Yine deli divane aşıkların anlamlandırılamaz endişelerini en derinde anlarsın..
Havada kar olduğundan değildir üşümen..Deli divane olduğun yanında değildir ve sen yalnız,aşık bir kadınsındır,incecik bir kadın sesinden bu şarkıyı dinliyorsundur üşümen bundandır..Çıplak ayakların birbirine biraz daha sokulur..o gelene kadar..
Kimsenin mutlu olmasını istemediğin kadar çok istersin de mutlu olmasını, nasıl da korkarsın sensiz mutluluğun keşfine varacağından belki bir vakit..Aşıkların endişeleri derken dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm uyanıverir..Sonra kendine bile hatırlatmaktan çekinerek sönüverir korkak tebessüm..
beklersin işte tüm bunları düşünerek..
Etiketler: gözlerin su yeşili, hazal selçuk
Şirin'in keyifli olduğunda söylemeden geçmeyeceği şarkı! Ben de bayılıyorum..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Şubat 09, 2012Enbed kodu yok ama videonun..youtubedan izle seçeneği sizi videoya ulaştırır!
8 Şubat 2012 Çarşamba
Benim için anlamı çok büyük şarkılarından biri ile anmak istedim ustayı..
Etiketler: bekle beni, cem karaca
30 Ocak 2012 Pazartesi
"Tanrı, sizin kulağınıza fısıldıyor ama benimkine bağırıyor!"
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Ocak 30, 2012Az evvel kapattım televizyonu..içinden çıkardım dvd'yi..Kutusuna koydum..Bunları yaparken görmüyor hala Beethoven'ın olağanüstü, bu sebepten tanrısal notalarını duyuyordum..
Bir filmi çarpıcı bulmam için başından sonuna nefessiz izlemem gerekmiyor..Bu filmde öyle oldu en azından.."Copying Beethoven"
Gözyaşlarımı tutamadım 9. senfoni prömiyeri'ni izlerken..Çok etkilendim..Bir insanın -Beethoven bile olsa- güven duygusuna ne kadar ihtiyacı olduğunu bazen bir insanın sizin için sadece bedenden ibaret değil hem göz hem kalp hem ruh hem de ses olabileceğini bi kez daha farkettim..
O sahnenin finalinde Beethoven alkış kıyameti duymuyor-duyamıyor ta ki Anna kolundan tutup çevirene kadar yüzünü seyirciye..Senfoninin bitip sadece Beethoven'ın nefes alış verişlerini duyduğum o an sanki o salondayım..Beethoven'ın sırtı dönük bana, az önce yaşadığım şeyin; duyduklarımı tanımlamamım izahı yok..Sadece sırtı bana dönük olan tanrının sesi..Nefes alıp verişi..
Olağanüstü'den başka sıfat gelmiyor hem eserlerini hem de hissettirdiklerini tanımlamak için..
Beethoven kaba ve bencil bir takım davranışlar sergiliyor film boyunca ancak aslında gerçekten ne demek istediğini anlayabildiğinde son sahnedeki Anna gibi tıpkı ufak bir odadan dışarı çıkıyorsunuz,doğa kucaklıyor sizi ve siz tanrının sesini duyabiliyorsunuz doğanın içinden geçerken!
Tam anlamıyla sağır olduktan sonra (1917), Ludwig besteliyor 9.senfoniyi..Tıpkı onun dediği gibi;
- tanrı, sizin kulağınıza fısıldıyor ama benimkine bağırıyor!
Ve etkileyici bir ayrıntı daha filmin içinde; Beethoven'ın kapı komşusu yaşlı kadın sessizliğin tadını çıkarıyordur zira Ludwig evinde değildir, doğayı dinlemeye gitmiştir..Anna yaşlı kadınla karşılaşır koridorda..Yaşlı kadına "sessizliğe ihtiyaç duyuyorsanız neden taşınmıyorsunuz burdan" diye sorar .Yaşlı kadın 7.senfoniyi mırıldanır ve der ki "ben Beethoven'ın kapı komşusuyum herkesten önce duyuyorum bestelerini..Bundan daha özel ne olabilir benim için.."
Beklentilerimiz, ihtiyaç duyduklarımız karşısında bazen hiç birşeydir..Ve bunu anlayabildiğimizde, tıpkı yaşlı kadın gibi ,zevk alıyoruzdur artık hayattan..her şey tam anlamıyla istediğimiz gibi olmasa da..
Sanırım bu yazıda oyuncular-oyunculuklar ile ilgili bişi yazmayacağım zira Beethoven'ı anlamak şu an için en önemlisi...
Etiketler: 9.senfoni, copying beethoven, Ludwig van Beethoven
28 Ocak 2012 Cumartesi
bir video.".Allah herkese yaşatsın" dediği an ben ne dediğini anlıyordum!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cumartesi, Ocak 28, 2012Etiketler: çiğdem talu, içimdeki fırtına, melih kibar
27 Ocak 2012 Cuma
portakallı kereviz..orda durma gel mideme kerevizzz...
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Ocak 27, 2012Şimdik arkidişler bu şahane şeyi bizzat ben kendim yaptım..pek şaane pek hafif pek afilli bi yemektir kendileri..
iki kerevizi soy ve rendele..
bi adet sıkılmış suyu çıkarılmış limonla ovala
ki kararmasın kerevizlerrr..
sonna mayonez ve süzzzzme yoğurdu ekle,
sonna bi portakal orda kal'ın kabunklarını rendele..
suyunu da ekle hatta..
ceviz seviyorsan onun da içini ekle..
sonna portakalları 2 cm gibi yuvarlak yuvarlak kes..
ufancık bi kaseye koy kereviz karışımını..portakal dilimlerinin üzerlerine ters çevir.bi ipuncu kaseyi her seferinde su ile ıslat ki yapıştırma kereviz karışımını..
en nihayet üzerlerini dereotu ile süsle..
afiyet bal şekerrrr...
Etiketler: yemek tarifleri
benim memleketlim böyle gösterir tepkisini! abe kozi,sarkozy!
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Ocak 27, 2012Etiketler: romanların sarkozy tepkisi
26 Ocak 2012 Perşembe
Etiketler: patti smith
25 Ocak 2012 Çarşamba
Etiketler: kurtuluş parkı
23 Ocak 2012 Pazartesi
Etiketler: bahçada yeşil çınar, MARSİS
22 Ocak 2012 Pazar
Etiketler: sadri alışık
20 Ocak 2012 Cuma
Etiketler: disko kralı jenerik
19 Ocak 2012 Perşembe
geçenlerde rastladım yine tv'de..her daim kabulüm..
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Ocak 19, 2012
ben elbette orjinalinden bahsediyorum ama bunun sizi yerlere yatırmayacağını kimse söyleyemez!!!
AMAAA BU VİDEO VARYAAA SANIRIM BAYİLİCİMM GÜLMEKTENN!!!!
Etiketler: pink panther theme
18 Ocak 2012 Çarşamba
Etiketler: hakan günday, şirinella, ziyan
16 Ocak 2012 Pazartesi
15 Ocak 2012 Pazar
"içimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti..."
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazar, Ocak 15, 2012Bugün en sevdiğim Nazım'ımın doğum günüymüş..
Nazım'a hiçbir şey değişmedi Nazım desem,
Hala güçlüler çok parası olanlar,
iktidar da vatanı en çok satanlar desem,
doğruyu söyleyeni artık köyden bile kovmuyorlar ve hala içeri tıkıyorlar kısayoldan desem,
hala aynı köyde büyüyenler birbirlerini öldürüyorlar özgürlük adına,
insanları hala kandırıyorlar ,
insanlar hala kanıyorlar desem,
sevda ve sevdalı olmak artık uzak bir hayal çokk gerilerde kaldı,
insanlar şiir yazmıyorlar artık nazım,
bu dünya bıraktığından da yazık durumda desem,
kemiklerin sızlar m?
Sızlar elbet ama benim de bunları anlatasım var be Nazım!
neyse güzelliklerden bahsedelim dediğin gibi;
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları, yalnız pazarları
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
Açılır kara kaplı kitap: Zindan
Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan
Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve, çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir
Hani şimdi biz
İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
ama ben Nazım'ı Piraye'siz düşünemem..Hatice Piraye Pirayende..
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
18 Şubat 1945
Piraye Nâzım Hikmet
Etiketler: nazım hikmet ran, piraye
13 Ocak 2012 Cuma
Etiketler: fenerbahçe, LEFTER KUCUKANDONYADiS
12 Ocak 2012 Perşembe
gönülsüz terkedişler,
aslında hep size kavuşma heyecanı,bilirsiniz sizinle ne severiz kavuşmayı,
ömrümüzün bir kısmı o anı bekleyerek geçti..
kavuşma üzerine hayaller dolusu geceler biriktirdik ayrı şehirlerin soğuk gece yarılarında,
sıcak yataklarımızda -ki asla yeterince ısıtmadı zira yoktuk birbirimizin koynunda
şimdi o hayalleri kötü günler için saklıyoruz henüz okumadığımız kitap sayfalarında
ve sanırım bu sebepten;
hayallerimiz tükenmesin diye okumadığımız halde kitap alıyoruz çocuksu açlıkla..
Etiketler: Şiir
10 Ocak 2012 Salı
seninle herkesin ki kadar geçmişindeki hatıraları, taze hayatında karşısına çıkabilme riskine sahibiz..
seninle kimsenin olmadığı kadar aşık,kimsenin aşikar olmadığı kadar aşikarız birbirimize..her aşık öyle zannetmez mi?
ve fakat sen ve ben her aşık değiliz..
seninle herkesin dinlediği kadar çok dinledik aşk şarkılarını..öncesinde..farkımız şimdi sonrasındayken ilk kez duyar gibi tekrar ama ilk kez dinlemenin olgunluğunu yaşıyor olmamız..her aşık öyle dinlemez mi?
ve fakat sen ve ben her aşık gibi dinlemiyoruz aşk şarkılarını..
seninle herkesin izlediği kadar çok romantik sahneler izledik ayrı ayrı..bu günü bekler gibi değil ama bugünün geleceğinden emin gibi..
sence aldatıldık mı böyle düşünürsen..ya da daha açık söyleyeyim hadi aldattık mı?
seninle herkesin ki kadar geçmişindeki hatıraları, taze hayatında karşısına çıkabilme riskine sahibiz..
ve öyle bir aşk ki bu; ufak bir tebessüm ve beklenmedik olgunlukla alıyoruz o riski..gelsin kabul..sen ol yeter..
Etiketler: Aşk, coşkun demir, ilhan irem
Etiketler: 8mm, Hollywood, mychael Danna























