15 Temmuz 2011 Cuma








































































Eskişehir'i görmeyi istiyordum ne zamandır..O gün ne yapsam ne yapsam diye düşünürken bi anda aa evet dedim yafu Eskişehirr!!

atladım hızlı trene doğruu çibörek yimeğee...Papağan da tabi ne sandın akıllım??

zevkli ve konforlu bi yolculuktu..Hızlı tren sahiden hızlı olum..250 falanla gidiyorsun ama hiç annamıyorsun o kadar hızlı olduğunu..yaşamak gibi di mi?? Ehi..

hemen aç karnı doyurmak lazım tabe.Papağanı daha büyük bi yer zannederdim hakkaten ufancık bi tükan.yiyip kalkıyor millet..oturmalık diil..ben iki tane söyledim ama çocuk annam veremediğinden olsa gerek bi porsiyon getirdi..tamı tamına 5 (yazıyla beşş) adet çibörek..allam dedim nası yicem ki? 6,5 dakika (yazıyla altı buçuk) sonna hiç bişi yoktu tabankta..ama ananeminkilerden sonna yediğim en güzel çiböreklerdi..canlarım bebeklerim benim..artık benim bi parçam onnar!

artık karnım tok şehri keşfe hazırdıms.Porsuk çayı güzel tabi şehrin içinden geçiyo böyle serinletiyor felan..bi de eskiden pis felan kokuyormuş şimdi tertemiz vallak,yeşil yeşil akıyor..etrafında hep duyduğum kafeleri daha bi yakın hayal etmiştim ben aslında..azcık uzağında kalıyor kafelerin ama olsundu yine de güzeldi işte..bol fotograf bol yürüyüş anam ağladı tabi afedersiniz..oturdum bi kafede.buzlu gazozumu diklerken kitap okudum felan..güzeldi işte..akşam da döndüm... öyle yani..







hım bi de bu var..çok tuttum!













8 Temmuz 2011 Cuma










6 Temmuz 2011 Çarşamba


sakin , pek yakın bir yeşil
yeni dünya yerken nasıl mutlu ise öyle işte..
o yeşil de öyle..

cıvıltısında dalın üstündeki kıkırdayan kuşun,
o nasılsa öyle..

dumanlı dağların kokusunu çekerken içine,üstüne sinerken nasıl yeşilse
işte o da öyle..

beyaz çiçek açarken heyecan dolu pıtırdar ya
pıt pıt..pıt pıt..
öyle..

kayık nasıl dalgalarda hışır hışır solur,
koynunda solurken de öyle..

sessiz soluğu kesilir ya hani derinlerde, çok derinlerde ama
öyle derin işte..soluksuz bırakır gibi bazen..

soluksuz bırakır gibi...bazen...


İstanbul
2011



28 Haziran 2011 Salı

18 Haziran 2011 Cumartesi

HOME

14 Haziran 2011 Salı

tabi an ben an haberdar olanlar saylanmaz...

bi de bu var..elimi kolumu kescem şimdi..

3 Haziran 2011 Cuma

30 Mayıs 2011 Pazartesi

























26 Mayıs 2011 Perşembe

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Şimdi havalar ısındı ya..artık kısa kollularla çıkıyorus ya..iyot kokusu tüm yoldan çıkarıcılığıyla geliyor ya burnumuza burnumuza..

Ne zamandır aklıma düşen Üzüm Butik otel'i hayaller oldum..Tüm sevimliliği ile Bozcaada'da beni bekleyen o taş yapıyı..Ada'yı keşfim çokk eskilere dayanır..Taa üniversite yıllarına..Kaçıp kaçıp gider hiç bir yerde tadını bulamadığım şaraplardan ve ayazma'nın denizinden sarhoş olurdum..

Geçen sene yıllar sonra tekrar keşfettim Bozcaada'yı..Sevgili Uğur şahane ağırladı beni adada...Hım Uğur Üzüm otelin pek sevgili sahibi olur..Aslında ailecek (muhteşem ızgara balık yapan bir baba ve atom karınca gibi sürekli koşuşturan,şaane tatlılar yapan bir kızkardeş düşünün) ağırlıyorlar misafirlerini..Onnar sahiden otelde kalan insanları "müşteri" gibi değil beraber evlerini paylaştıkları misafirler gibi görüyorlar..yaşadım biliyorum..

Öyle ki sürekli her konuda aradığım (en son Uğur yaa en iyi midye dolmayı nerden bulurum abicim diye taciz etmiştim:) halde son derece kibardı Uğur..hehe..

Şimdik yaz geldi..Sezonu açıyoruz..E bu yaz da diğer yazlardan farklı..Esaretimden kurtuldum bu yaz her zamankinden özgürüm..O zaman napiyoruzzz hep beraber Üzüm butik otele gidiyorusssss....(cıstak cıstak müziği,her öğünde aynı şeyi yiyormuş hissi uyandıran açık büfeleri ve vıcık vıcık insan selini tercih ediyorsanız gözünüzü sevim uzak durun..Size gelmez ada)

bakınnnn;



BOZCAADA 1 tenedosbozcaada


ÜZÜM BUTİK OTEL 2 tenedosbozcaada


Uğur'cum..en kısa zamanda görüşmek üzre..

23 Mayıs 2011 Pazartesi




























18 Mayıs 2011 Çarşamba

Bu şarkıyı bi kaç gün önce keşfettim...




Bi sürü şey yaşanıyor...
insanlar düşünüyor
insanlar seviniyor
insanlar kahroluyor
insanlar hırslanıyor
insanlar sana sırt dönüyor
insanlar döndüğün sırtını sıvazlıyor ya da saplayıveriyor bıçağı...

elbette bugüne kadar yaşadıklarım yanıma kar kalmamış..görüyorum..farkediyorum ama kızamıyorum işte..özür dilerim kızmıyorum! insan diyorum o da, şu sebeplerden yapıyordur diyorum...en az kırıcı olan haliyle söyleyeyim hadi "saflığı" ben kendime yakıştırıyorsam kim ne diyebilir? Saf olmak benim seçtiğim bişi..ben her şeye rağmen,herkese rağmen yaşanan tüm kötülüklere rağmen salaklık derecesinde saf olmayı seçiyorum..Kim suçlayabilir beni? Senin başına gelmedi mi? İyi olmaya çalışmadın mı hiç?

İnsanlar kazanıyor

insanlar kaybediyor
insanlar olgunlaşıyor
insanlar çirkinleşiyor...

İnsanlar..

Sabah şirine "hayvanları çok seviyorum" dedi.."İnsanlardan daha sevimli onlar dedi"..Çocuk öğrendi ya bu yaşta bunu helal olsun bize..!! "Hangi hayvanı seçerdin" dedim.."Fare" dedi.."Neden" dedim.."seviyorum işte hayvanları" dedi..Bence büyük bi laf etti..farkında mı bilmem, zannetmem de ama içinde küçücük izini taşıyorsa ne mutlu..

Köpek olmak
tavşan olmak
civciv olmak

kolay di mi? Olabiliyorsan fare ol bakalım...İnsanların hep sevebileceği sempati duyacağı bi "yaratık" olmak zorunda değilsin..Herkes seni sevmek zorunda değil..Sen gerçekten ne olduğunun farkında mısın?? Soru bu!!Ben bi fareyim ve beni sevebilen sevsin demek...

İnsanlar yalan sölüyor

insanlar dürüst olmak için hayatlarını değiştiriyor
insanlar adım atıyor
insanlar atılan adımları görmüyor hayat bitiyor...

ben gidiyorum artık..az kaldı...bakalım kimler kalacak...kimler kanayacak? Ben hep içimde iyilikle anacağım ama..iyi olanı seçme hakkım varsa..onu şimdi kullanıyor olacağım..

insanlar....

16 Mayıs 2011 Pazartesi



Bugün Dağların Dumanı Aralandı, Hoş Geldin
Ah Işıklar İçinde Kaldım, Yandım Efendim
Sen Bana Yangın Ol Efendim, Ben Sana Rüzgâr
Tutuşsun Gün, Yansın Geceler,
Zamanımız Dar
Sen Bana Geç Kaldın Efendim, Ben Sana Erken
Soyunsun Gün, Sarsın Geceler, Vaktimiz Varken
Bugün Günlerden Güzellik, Sefa Geldin, Hoş Geldin
Ah Bu Yağmur Yalnızlığımmış, Dindim Efendim


















12 Mayıs 2011 Perşembe






Kurabiyeler ve şirin...


11 Mayıs 2011 Çarşamba




















Voila!! Mango 2011 yaz sezonu..


Sevgilim alcak bana..siz düşünün baane...nıhahahaha!

9 Mayıs 2011 Pazartesi

tenhalaştı...ortalık bi dağıldı ,tozlar kalktı bi , gözüne kaçtı hepsi..sonra tenhalaştı işte.
küçükken de oyuncak istemezdi zaten parası yoksa alamassa üzülür diye..
tenhalaştı ya ortalık...konuşası yok..gözlerinden akan uyku değil kırmızı...
suskun herkes,hiç kimse mi göremiyor yaz güneşini? ve ne çok gürültü var..
hükmen mağlup ne acıklı laf lan..!

6 Mayıs 2011 Cuma

hehehe..daaldım ben izlerken..olum çok komik bu yaa:))))


5 Mayıs 2011 Perşembe

Bugün bu...


3 Mayıs 2011 Salı




günaydın millet!


şimdi yekten şunu söylemek lazım..şurda iki satır bişiler yazmak için ıkınıyor sıkınıyor evirip çeviriyoruz..yalan mı? doğru! Adam kitap yazmış..175 sayfa..kimbilir kaç satır kaç paragraf..baştan kutlamak lazım..çalışkanlığını ve cesaretini....kendi adıma onu çok kıskanıyorum..Son okuduğum kitaplardan "Karanfiller Ölürken" Ve yazarı Can Lafcı..Bi kere isminin Can olması gözümde ayrı bi değere sahip olmasına sebep..Can ismi..tamam yani..Can'sa yakındır bende ki can'a :) Neyse laf kalabalığı yapıyorum..


Karanfiller Ölürken etkileyici bir roman..Erkek dünyasından bakışa biz kadınlar çok mesafeli dururuz bence..Okuruz,ah deriz ne acıklı,hatta nerdeyse anlar gibi olur; kesinlikle anlar gibi yaparız ama mesafemizi hep koruruz zira duyguları ile hareket etmeyen varlıklar erkeklerdir,ilişkinin en güzel yerinde sorun sende değil bende anla beni diyen canavar erkek cinsindedir,muhteşem bi gece geçirdik artık daha da yakınız zannedersin kabusun olur unutana kadar..



Bu kitabı okuduğumda olum dedim insan len onlarda..onlar da terk edilince bunalıma giriyorlar,arkadaşlarına anlatıyorlar,neden diye soruyor yafu,inanabiliyor musun neden sorusunıu soran erkekler var! (yok valla abartmıyorum çoğu soru sormaktan aciz..)

Kahramanını tanımayı -gerçekten tanımayı-çok isteyeceğim bir roman okudum ben...Soru soran,aşık olmaktan haz duyan,tanıştığı kızın naifliği karşısında erkek güdülerinden vazgeçen bir adam..genç bi adam..kendimi yakın hissettiğim bir "erkek kahraman" pek nadirdir..öyle oldu bu romanda..


Arka kapak yazısı;


"Değerli izleyenler bugün aşk soslu karanfil salatası yapacağız.


Malzemeler;

Kendisine ilk defa çiçek alınmış bir erkek.
Beş adet karanfil ve terk edilmiş bir sevgili.


Yavaşça yapraklarından başlayarak karanfillerimizi ince ince kıyıyoruz.Avucumuzun içini derin olmayacak şekilde keserek biraz kan ilave ediyoruz.Mutfak avucumuzun kanıyla kızıla boyandıktan sonra karanfillerin saplarını da doğrayıp bir çöp tenekesine atıyoruz.


Afiyet olsun."



Bence çok yaratıcı..Aşk'ın acıtan halini bir erkekten dinlemek çok keyif verdi bana..İntikam hissi mi? Sahi mi? Öyle mi düşündün hakkaten..bunu mu çıkardın yani söylediğim bunca şeyden..Yürü git!


Bakın romandaki iki erkeğin aşk hakkında fikirleri;



"...Eğilip ayağının altında duran şişelerden iki tanesini açtı.İşte şişelerden çıkan ikinci büyülü ses!Açıldıkları zamanki alkolün gelişini müjdeleyen ses!Bu sesi iki defa saygıyla dinledi.Açtığı şişeyi Özgür'e uzattı.Özgür şişeyi bacaklarının arasına koyup arabayı kullanmaya devam etti.Konuştukları konular sağa sola saptıktan sonra yeniden olması gereken yere,aşka geldi.Özgür kısa cümlelerle anlatmaya çalışıyordu aşkı.


"Aslında yaşanması gereken değil,yaşanmaması gerekene aşk denmeli.Her şey mantıklı ve yerli yerindeyken yaşanan ilişkiden aşk nasıl çıksın ki? Çile yok,ezilme yok,eziyet yok.Aşk buna denemez"


"Ulaşılamayanlar güzel olduğundan böyledir bu.Yaşanan aşk neden olmasın.Senin dediğinle ancak tek kişilik aşktan bahsedebiliriz."


"Aşk zaten iki kişilik olmaz.Tek bir insanın yaşadığına aşk diyorsak eğer,tesadüf eseri birbirlerine aşık olmuş insanların ilişkisinde de ortada iki aşk vardır.Bu aşkları birbirlerine doğrultmuşlardır belki ama ortada tek bir aşk yoktur,olamaz"


"İyi de birbirlerine aşık olmayanların ilişkileri nasıl olacak.O zaman onlar birlikte değiller.Aşık olup birinin peşinden ağlamak ve ona ulaşamamak mıdır aşk?"


Burnunu gürültülü biçimde çekip genzinde birikenleri yuttuktan sonra devam etti Özgür.


"Bazen öyle olduğu da olur.Yani aşık olunan kişinin bundan haberi dahi olmayabilir.Ama ortada bir aşk vardır ve gerçektir"


"Bence yoktur.Aşk bence yerine varması gerekli bir irade beyanıdır..Varmadı mı yok demektir.Daha oluşmamıştır.Ortaya çıkmamıştır.Hiçbir yerde de değildir."


"Ya ne ilgisi var?Mecbur mu adam aşkını açıklamaya?"


"Mecbur tabi.Öyle ona buna aşık olup aşık olduğu insanı habersiz bırakamazsın.Buna kimsenin hakkı yok"


"Ya siktirecen hakkını hukukunu şimdi.Hakla ilgisi ne bunun?Neymiş aşk önce sen onu söyle bakalım?"


"Ne lan bu mülakatta gibi."


"Uyumdur olum uyum.Dünyada yakaladığın uyuma denir."


"Hah işte tam dediğinin tersine vardın.Ben sana söyleyeyim.Aşk ortaklıklardan değil tam da iki insanın arasındaki farklardan kaynaklanır.Birbirlerinin farklarına aşık olur insanlar ve öyle dediğin gibi tek kişilik de değildir.İki kişiliktir aşk.Büyük kasaların iki anahtarı olması gibidir.İki kişi aynı anda orada olmazlarsa aşkın kilidi açılmaz"


Çok geçmeden felsefi bir tartışmaya evrilen konu yine keyifzadelerin dillerinde çürüdü ve ikinci cigaralığı yaktılar.Birkaç nefes çektikten sonra arabanın gidip gitmediğine dair ya da kaç kilometre hızla gittiğine dair sorulacak sorulara verecek cevapları kalmamıştı."


Romanı okurken arada yoklayan ve damağınızda kalan bukowski tadı da yazarın size hediyesi gibi..


Hım bu arada "Roman Kahramanları" isimli dergiyi duydunuz muydu? İstanbul merkezli bir dergi ve işte size link ; BURDAN ...Can Lafcı'nın bir yazısı olacakmış belki de son sayısında..Gördüğünüz üzre takipteyim..Bence siz de etmelisiniz...


Bu arada kitabın yayınevi;Phoenix...idefixe'den ve D&N'lardan kitaba ulaşmak mümkün...Okuyun tartışalım hadi kadını erkeği ve aşkı.. :) Heh..Var mı cesaretiniz Lafcı kadar?


Selametle..








28 Nisan 2011 Perşembe

27 Nisan 2011 Çarşamba

GİZ

Ey yar ; boynumun borcu
strateji ve taktikler burcu
anlat tabii
tek kişi çok kişidir
çöz gövdemin beyaz kimyasını
aklımın hizasını
kanat içimdeki uzayı , akşamın bahçelerini
söze söyle , yazıya dök beni

bir kucakla
bir imkansızlıkla
nasıl bilirsen onunla ilişkilendir
bir anlatana bir anlatılan gerekir...

BİRHAN KESKIN


Şiir hüzün demek biraz,mahsun olmak demek...böyle sanki bi sebepten açamayan tomurcuk gibi hissettiriyor okuduğum Keskin şiirleri..Tren garında bir dakkayla kaçırmışım gibi demir treni..Herkes girmiş ben dışarda kalmışım gibi sarı sıcak ışıldayan eve..

Ve fakat o tomurcuğa su veren de varmış gibi , gara benden sonra gelenin gözleri beni arıyormuş gibi , sarı pencereye bakarken ben, elimden tutup ısıtan varmış gibi de umutlanıyorum..

Çok şükür..

Böyle kayboluyorum kitabın içinde..

Rüyamda yunuslarla yüzdüm ben dün gece..mercanların içinden geçtim..muhteşem mavilikte elele idik..Her gece yatmadan şiir okusam yine gelir mi o yunuslar rüyamıza?Peki sen? Rüyamı gerçekleştirir misin? Ellerim ısınır mı güzel ellerinde? Treni kaçırdığımıza güler miyiz kahkahalarla? Usanmadan bıkmadan sular mısın o tomurcuğu kurumasın diye? Kaybolur musun mavilikler içinde? Şiir okusam yatmadan olur mu bunlar hep?

26 Nisan 2011 Salı




Efkan Şeşen'in albümünün adı Renkler ve Islıklar...



Arap,zaza,ermeni,azeri,gürcü,rus,irlanda,bulgar,türk,latin,laz,kürt,yunan-roman,kıbrıs,italyan halk türkülerini ıslıkla çalmış ve inanılmaz güzellikte bir albüm çıkmış ortaya..



1. der rebbe elimeylech (memleketim) / traditional

2. amari szi amari / traditional

3. gunde hember / traditional

4. el condor pasa / traditional

5. sobalarında kuruda meşe / traditional

6. hastane önünde incir ağacı / traditional

7. dzağigner / traditional

8. tamburam rebab oldu / traditional

9. gözleri hala çoçuk / efkan şeşen

10. kırmızı gül / traditional

11. arbeiter von wien (avusturya işçi marşı) / samuel pokrass

12. greensleeves / traditional

13. esinti / efkan şeşen

14. anadolu'da bir sabah / sinan şeşen

15. ases tod / edvard grieg

16. concerto d'aranjuez / joaguin rodrigo



25 Nisan 2011 Pazartesi



KAPI



geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,

ama nereye geçersin benden ben bilemem.



dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,

dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.



dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,

şu ağaçlar gibi kederli.



açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm

gelenler kadar gidenleri de,


hani sabrın sonu, hani gamlı eşek, pervasız nar nerde,

hani bahçe?



biri gelse.. biri görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..

duruyor hâlâ bende.



kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim

kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?


en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,

çok istedimdi.



bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,

sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye

gıcırdandım takatsız.



gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu!

biri gelse, biri görse, şimdi,

rüzgâr sallıyor beni...



Birhan Keskin



24 Nisan 2011 Pazar

Bu nası bi maçtı yaa..

Allamm kalbim olsa dururdu :)))

20 Nisan 2011 Çarşamba

**az önce sunta yedim..e ama tadı sunta gibi..var ya altınbaşak felan bişiler..
**o kadar sıkıldım ki soğuktan çorapların üstüne yeni aldığım sandaletlerimi giycem..Kavacık'ın delisine çıkcak adım..dişlerimden bi kaçını da söktük mü..heh..benim o...
**masamdaki tespihi biri elimden alır mııı?
**allığım kırıldı..yani allık almak için bahanem var..hadi bana güsel bi allık önerin..ciddiyim..hadi önerin alcam..
**Can Lafcı'nın ilk kitabını okudum.."Karanfiller Ölürken" akşam eve gidim..kitabın bende uyandırdığı halet-i ruhiyeyi paylaşcam..
**Şimdi de şey okicam ; Kadın öykülerinde Ankara..Sel yayıncılıktan çıkmış kitap ve öykücüler arasında;Adalet Ağaoğlu,İnci Aral,Sevgi Soysal,Nazlı Eray,Füruzan var..Bakalım nası annatmışlar Ankara'yı..
**5 Mayıs'da Hıdrellez var.11 yıldır her yıl o gün kutlanıyor..Geçen sene gidememiştik Nazan'ın dilinden kurtulamadık aylarca..Bu sene gitcez artık..(Nazan'a not ; Gitcez taam olum yaaa...) Yannız bi tuhaflık var..Bilet alcaksınız diyolar..Nası ya? Ya 10 liraymış bilet ama ossun yani allann sokağına girmek için yani...neblim..al bi de link sana;

http://web03.biletix.com/etkinlik/MKHR1/TURKIYE/tr




14 Nisan 2011 Perşembe




yağmur tüm kudretiyle yağıyor İstanbul'un üzerine...Hani bardaktan boşanırcasına..hemen açtık jaluziyi..kocaman pencerede evden çıkamayan küçük kız çocukları gibi dayadık burnumuzu cama..yani küçük kız çocukları olsaydık ve evden dışarı çıkmamıza izin verilmeseydi öyle yapardık...ama küçük kız çocukları da değiliz,evden çıkmamıza da izin verilmiyor değil...Gayet yaşını başını almış ve yaptıklarından kendimizin sorumlu olduğu yetişkinleriz di mi? Hasstiirrr...!

Radyo Eksen güzel çalıyor bu sabah evet..Teşekkürler öneri için :)

Arada reklamlara girince kendimi evde felan hissediyorum..Reklamlar niye bende evle özdeşleşmiş..Halbuki evde de izlemem ne reklam ne tv.

Yetişkinlerdik en son di mi? Neye yetiştik peki? Ne için yetiştirdik kendimizi..Ya gecikmişliklerimiz? Ya yetişemediysek?

Hayatımı düşünüyorum..Niye düşünmemeli miyim? düşünmeden mi oynanır bu oyun bebek?

Yok ben inatla ve bağımlılık derecesinde düşünmekteyim.Zira düşündükçe açılıyor yolllarım benim..O yollar beni bi yerlere götürüyor ve ben her seferinde bunu yaşamasaydım nolurdu,nasıl öğrenirdim diyorum..Acıtsa da o yollarda karşılaştıklarım -bazen- ben hep payıma düşeni alıp yola devam ediyorum..Hayat bu demek...yaşamak..acımak..öğrenmek...şükretmek..

bundan sonrasını düşünmek bugünlerde kanımın daha hızlı akmasına,kalbimin daha şiddetli çarpmasına sebep oluyor..Heyecan ve sabırsızlık dolu zamanlar..Sakin olmayı öğretiyor hayat bana..Hiç sakin olamayan ben,sakin davranmayı becermeye çalışıyorum..Acele etmeden bişi yapamayan ben sabırla koruğun üzüm olduğunun farkına varıyorum..:) sadece kendimi değil diğer değerli herkesi düşünmek ne zor ve ne kadar iyi hissettiren bişimiş...

hayatın mantıklı tarafıyla ilgilenmeyen ben duygu dolu olup mantıklı davranmak nedir öğreniyorum..Hayat bundan ibaret benim için..yaşamak ve öğrenmek...ölüm denilen şey ne zaman gelecekse o ana kadar öğrendiklerimi kar saymak..sonrasında dedim ya göreceğiz..ya da görüp göreceğimiz bu kadarmış,bileceğiz..

eksen güzel çalıyor evet..teşekkür ettim miydim?

pencerede yağmur damlaları,aklımda bölük pörçük düşünce kırıntıları,kalbimde sonsuz sevgim..

sanırım yine benim yalnız kalma,kendimle bi kaç gün geçirme zamanım gelmiş..kimsenin bana ulaşamayacağı,benim hayatımdaki herkesi düşüneceğim sayılı iki gün..Ada ne de güzeldir şimdi..



eski çektiğim resimleri vermek lazım...iç geçirmek hayal etmek lazım..














12 Nisan 2011 Salı


**Fransa'da sokakta peçeye yasak gelmiş..Polis kadınların sokakta peçelerini çıkarmalarını istemeyecekmiş ama emniyete götürüp kimlik tespiti yapılacakmış..Sonra da 150 avro ya da Fransız vatandaşlığı dersi cezası vereceklermiş..Ülkedeki müslümanlar epey gerilmişler..Her yerde aynı sorun hımm..

**Japonya'da İkinci Dünya savaşından beri en büyük felaket sayılan depremin birinci ayında "sessizlik duruşu"yapılmış..-Bizde olsa geyiği yapcam üsgünüm- ama hakkaten bizde olsa , ya büyük bir sessizlik olur zira ses çıkaracak kimse kalmaz ülkede ya da hadi es kaza oldu kalanlar diyelim sessizliği yağmacıların küfürleri bozar!! Öyle yani..Biz böyle bir ülkede yaşıyoruz..


**Murat Belge çok güzel yazmış bugün..




Diyor ki yazının bir bölümünde Belge; ..."Burası benim"dediğiniz yerin kaç metre kare olduğundan daha önemli bir şey bilmiyorsanız,o metre kareler üstünde yaşayan insanların bu durumdan ne kadar mutlu olduğu sorusu da sizi hiç ilgilendirmez. Ama sorun bu kadar yalın değil.."Burası benim" derken, sizden olmayan birinin de orada bulunduğunu görmezden geleceksiniz..Görmezden gelemeyecek aşamalara varan bir dirençle karşılaşınca,"Burada benimle yaşayacaksın ve bundan mutlu olacaksın"diyeceksiniz. Oysa onun mutlu olmasının temel kimliğiyle,kişiliğiyle,olduğu gibi olmak.. Bir bakıma çok da basit olan bu "tanıma"yı esirgediğimiz için bir savaş yıllardır sürüyor ve can alıyor.Ama aldığı candan fazla acı yaratıyor,düşmanlık yaratıyor,sonra bir Allah'ın gününde eskaza "Haydi barışalım" dense,artık barışamayacak hale gelmiş kişiler,zihniyetler yaratıyor.Bunun sonu yok,daha doğrusu "mutlu son"u yok.Böyle bir olay,böyle bir durumun yaratılmasından birinci derecede sorumlu olanların da en istemediği sonuca gider;başka bir yere de gidemez. Ya da İshak Alaton'un mantığını,daha doğrusu çıkış noktasını benimseriz.Amacımız,hegemonyayı güçlendirmek değil hegemonyayı devreden çıkarmak olur.Bunun da -bu saatten sonra-kolay olduğunu iddia etmiyorum edemiyorum.Belki daha da zor,çünkü sağlam bir barışı kurmak,müzmin bir savaşı başlatmaktan daha güç bir iştir,her zaman. koyu renk yaptığım sözün altına imzamı atarım..Her zaman..


**Türkiye'de ilk kez yapılan bir eylemle Greenpeace "Nükleeri durdur" çağrısı yapmış. Galata Kulesi'ne projeksiyonla hem türkçe hem japonca "Kalbimiz seninle"yazısı yansıtılmış ve çeşitli animasyonlarla Erdoğan'ın deprem sonrası yaptığı açıklamalar eleştirilmiş.. Bi de kulenin üzerine "Erdoğan'ı durdur,nükleeri durdur" mesajı yansıtılmış..Ya hiç mi ders almassın hiç mi geleceğini düşünmezsin bu ülkenin ben annamıyorum ya nası bi çırpıda satılıyor bu ülke?? Sinop ve Mersin değil ki sorun..Azımıza sıçcaklar ben diyim..



**Hani bi kız vardı..İsviçre'de bir tren kazası geçirmişti..Şafak Payev..Uzun süre BM için çalıştıktan sonra (mülteciler için tek kolu ve bacağı olmadan Tahran'da çalışan bi insandan bahsediyoruz)İşte o kız CHP'de İstanbul 2.Bölge'den dördüncü sırada aday gösterilmiş..


**Hehe bunları yazarken "Anadolu'nun Kayıp Şarkıları"albümünü dinliyorum..Tesadüfe bak! İşte size bununla ilgili bi haber..Garajİstanbul,müziğin görsel sanatlar ile olan etkileşimine yer verdiği Temps D'images Festivali'nde önemli bir etkinliğe daha ev sahipliği yapıyormuş.Festival kapsamında Nezih Ünen'in yönetmenliğini yaptığı belgesel Anadolu'nun Kayıp Şarkıları yer ve zaman algısını boyutlandırarak sahnede bir derinlik sağlıyormuş..Etkinlik 16 Nisan saat 21.00'da izlenebilirmiş.. bu arada filmin fragmanını veriyorum..Bu kısacık tanıtım filmi bile bana keyif veriyor..Ben seviyorum ya topraamıı..





pamuk tarla'yi dinneyin bakın ne diyo; "işçiler para ister yola gel, patronlar sopa ister yola gel.." ehehehe..şimdi slogan atcam az kaldı..


**Amy geliyorr nabberrr?Gitcez tabi olum kaçar mı? 20 Haziran pazartesi :(...Biletler sahne önü 600 lira :)) sahne önü çevresi dedikleri golden circle 350 , normaller - ki biz gayet normal insanlarız ondan sebep burdan alcaz- 131 lira..Konsere sarhoş gitmeyen nolsun...




hadin eyvallak..

8 Nisan 2011 Cuma

4 Nisan 2011 Pazartesi

Şirin'e bayılıyorum.. Artık evde sıkıldığımızda "hadi çıkalım ya" diyebileceğim bi arkadaşım var benim..Bu, kızım 4 yaşına girdiğinden beri böyle olmaya başlamıştı ama artık gerçek bir arkadaşa sahibim.. Tanrının şanslı kullarındanım..Cumartesi sabah yataktan "bugün tatillll" diyerek zıpladı :) Eh tamam erken bi saatti ve dünya dönüyordu hala bana ama onun o bıcır bıcır hali kopardı beni sıcak haftasonu yatağından..gık demedim :) Önce Berin ile kahve-muhabbet zamanı..Erenköy Beyaz Fırın yanınızda minik bir insan da varsa çok uygun bir buluşma noktası..İçerde sıcak bir ortam ve büyük koltuklar v.s var..Büyükçe bir masada da çocuklu büyüklü insanlar ya kitap okuyorlar ya da boya v.s şeyler yapabiliyorlar.. Şirinella yan masada oturan abileri bu haliyle çok güldürdü..Ekranı göremeyen abiler (o sırada dinazor oyunu oynuyordu) Şirin'in ciddiyeti karşısında kesin önemli bişi yapıyo olum diye düşünmekte haksızlar mı? Bakar mısınız?

Kahveler içildi çilekli milföy pasta yenildi..Kocaman bir garfield kurabiyesi önce burnundan başlanarak indirildi mideye...Sonra anne-kızın kuaför zamanı..aa tabi canım..artık beraber gidiyoruz saç kestirmeye..Kuaförümüz Suadiye'deki London..Sanatçılar çalışıyor orda biliyor musunuz? Yakup ve Serkan gerçek birer sanatçı bence..Saçlarım yine kısaldı...Hala sarı :) Veee Şirine'de kestirdi saçlarını..Tam bonus kafa oldu kızım..

Bitti mi? Hayır bitmediii...Kuaförden sonra süslü püslü bowling oynamaya gittik..Bi de su tosbaası aldık kuzeni Ege'ye doğum günü hediyesi..Şirin ben de istiyorum demedi şaşırttı beni..Sonra çıktı kokusu olayın..Efenim o su kaplunbağası istemiyormuş bildiğin kara kaplumbağası istiyormuş..Kocamanından..te allamm..Geçiştirdim tabi ama takıldı bi miktar üzerime gelecek belli.. :) Ve en nihayet karanlık çöktüğünde babası ile buluşma ve eve dönüş zamanı.. Cumartesi akşamı Nazan'lar da parti vardı...Gökçe'nin özgürlüğünü kutladık hep beraber..Osman bize gitar çaldı..Hep beraber söyledik..Çok keyifli çok eğlenceli bi akşamdı..Nazom güzel ev sahibi:) güzel mutlu mesut yaşayın güpgüzel evinizde bir ömür.. Pazar sabahı ailenin kadınları kahvaltı yaptık...Kahveler içildi fallar bakıldı..Sonra çok özlediğimiz sevgilimizi ziyaret ettik hep beraber..Tam onu ziyarete yakışır gibi gittik..O'ndan bahsedip yaptığı komiklikleri düşündük..Duamızı ettik,ne kadar özlediğimizi fısıldadık içimizden.. Ve Şirinella ile kavuşma zamanı..Market alışverişinde satın alınan en sefimli şeye bakar mısınız?

Akşam olunca Şirinella uykunun kollarına ben dexter'a doğru yollandım..


Dexter enteresan bi adam...Ama başka bir yazının konusu..Biraz daha tanımamız gerekiyor birbirimizi :)



Bu arada ciddi bi fenerbahçe taraftarı yetişiyo..haberiniz ola..






Mor yazma bekleyen bana ; Umut Kaya - Mor Yazma (2009) by Aluxton Aluxton69

1 Nisan 2011 Cuma



Hayat, durmadan dayat
Bir ben daha çıkar körelmiş içimden
Ya bu deve güdülür ya bu diyar terkedilir hayat
Hayat hiç sormadan dayat
Bir ben daha eksilt tükenmiş içindem
Yerime yeni bi ben ya da beni gel alıver hayat

Yazılmış yalanlar, seni hep bulurlar
Kendine biçtiğin sonsuz yalnışlıklar
Hayat sen hep dayat
Hayat bu yüzden dayat

Yoksa bulamazsın saklı halini
Yoksa göremezsin gerçek dengini
Kanat içini, sök at yanlış kendini..

;;