11 Mart 2010 Perşembe

Yahu ben bunu yeni görüyorum ya!!
İzlerken avuçlarımın içi terledii (iyk ne iğvenç dimi:) accaip heyecan yaptım..
Dans başlıbaşına müthiş bir olay zaten , bi de bu Michael dansı beni çıldırtıyorrrrrrrr....
Original değil ama baştan sona izlemenizi öneririm..Şahane..
kıskanç not:Bu thriller dansını öğrenmezsem bana da kıskanç umo demesinler...
göko hadi kızım..
Etiketler: britain's got talent, michael jackson, müzik
10 Mart 2010 Çarşamba
Gökçe'me...
Şimdi size Emine hanım'ın hikayesini anlatacağım..
Emine hanım ve Emin bey..İki insan..."İyi" iki insan..Artık zor bulunur insanlardan..
Sene 25 eylül 1923...
Emine hanım doğduğunda bir bebeğin başına gelebilecek en kötü şeyi yaşıyor...Anası vefat ediyor Emine'yi doğururken..Emine bir sene sonra da babasını kaybediyor..Hayatı boyunca tekrarlayacağı, hep içinde taşıyacağı acıyı şu şekilde dillendiriyor Emine hanım yıllar sonra da "ben hem yetim hem öksüz büyüdüm."Emine'yi İnebolu'lu varsıl bir aile evlat ediniyor..Yeni ailesi ve Emine ufak yaşlarında İstanbul Beşiktaş'a yerleşiyor..
Emine hep içine kapanık hep sessiz..Okuyor hep...O dönemlerde en sevdiği şey kitap okumak Emine'nin..Aşk kitapları okuyor..Küçükken geçirdiği köy kazası Emine'nin sırtında kalıcı bir yük bıraksa da diğer yükler genç yaşında daha ağır geliyor o'na..O da kitaplarla mutlu olmayı seçiyor..
Emin bey Bartın'lı...Kafası zehir gibi,kalbi tertemiz...Askerlik dönüşü İstanbul'a geliyor.Kafası çalışıyor ama tutunacağı kimsesi yok ki , iş arıyor yanayakıla..
Kaderde Emine hanım'la tanışmak var...Beşiktaş'da Emine hanım'ın oturduğu binaya kapıcı arıyorlar , Emin bey kabul ediyor işi... Çalışmaktan korkmayan bir adam o.
Zamanla bu iki insan hal hatır sormaya başlıyorlar birbirlerine , kitaplardan konuşmaya başlıyorlar...Ama şimdiki gibi son sürat gelişmiyor herşey tabi..-Çok şükür,ne sağlam ilerliyor o zamanlar ilişkiler..Şimdi neden diye soruyorlar ya neden olmuyor eskisi gibi? e cancağzım emek mi var şimdi zaman mı veriyorlar insanlar?
Bi de Emine hanım bir ketum bir muhafazakar sormayın..Ama Emin bey aşık olmuş bir kere...En sonunda konuşmaya karar veriyor müstakbel hanımı ile..Bir gün kapı eşiğinde soruveriyor, diyor ki;
"Emine hanım ben sizinle bir yuva kurmak , sizi eşim olarak almak isterim ne dersiniz?"
Emine hanım kabul etmiyor önce..."Bakınız diyor ,ben öyle çok iş yapamam benim sırtımda "yük" var siz çocuk istersiniz ben çocuk doğuramam.."Kafasından neler geçiyor Emine'nin kimbilir?
Emin bey dedim ya aşık pek çok.."Tamam diyor nasıl isterseniz siz , ben herşeyinizle kabul etmekteyim sizi... "
Evleniyorlar 1955 yılının Mart ayında..31 Mart 1955....
Bir sene sonra ilk kızları doğuyor...Cin gibi bir kız çocuğu..İlerde tarihe olan ilgisini ve kitaplara olan aşkını anne ve babasından alacak olan ilk kızları..Babasının öngörüsü şaşmıyor ve ilk kızları Esin hanım muhteşem bir tarih öğretmeni oluyor..Belki de babasının kızına kitaplarını koyması için aldığı kocaman tahta kitaplık onda yeni ufuklar açıyor..Kim bilir?
İkinci kızları Emel hanım annesine daha benzer bir kadın..İçinde yaşayan içinde yaşatan ama aynı zamanda..Hassasiyeti bazen kendine zarar verse de aksini yapamayan bir kadın...
Üçüncü kızları Hatice hepsinden farklı!Kendine dönük bir kız çocuğu o..Kaç yaşında olursa olsun kız çocuğu olarak kalacak bir kadın.. O kadar sıcak o kadar içten..
Emine hanım üç çocuğunu da gık demeden normal yolla doğuruyor..Belki de annesiyle aynı kaderi yaşamak bile olsa aklında anne olmak düşüncesi cesurlaştırıyor onu...
Emine hanım ve Emin bey..Evlilikleri boyunca Emine hanım "efendim" diye sesleniyor Emin bey'e...Aralarında yüksek sesli tek tartışma geçmiyor geçse de kimseler duymuyor..Emin bey kimselere muhtaç etmeden bakıyor hanımına ve üç güzel kızına..Güzel kız çocukları veriyor Emine hanım efendi'sine...Evleri hep kalabalık hep neşeli hep huzurlu..Bir sürü kadın biraraya geliyorlar bazen..E evde üç kız olunca :)
Emin bey bu küçük kadınları hep tatlı bir tebessümle izliyor..Hatta evde yapılan el yapımı kolye saatlerinde yardımı bile dokunuyor Emin bey'in gönüllü...
Emine hanım süsüne düşkün hoş bir hanımefendi..Saçlarını mutlaka her daim boyayıp kızına kestiren , sabahları Emin bey'in ocağa koyduğu çayın fokurtuları ile uyanan , uyanır uyanmaz elbiselerini giyen bir hanım..Emin bey her sabah traşını olan, evin içine yaydığı huzurun dışında traş losyonu kokularını da eksik etmeyen bir beyefendi..Sabah sekiz dedin mi kahvaltı sofrasında herkes...Sonra Emin bey'in keyif saati 9'da..İnce belli bardağı ve gazetesi mutlaka hazır..Çayını yudumlarken eski usul radyolarından sanat müziği nağmeleri yükseliyor...Mutlaka ama..Onsuz olmuyor..Aslında Emin bey'in sesi de pek güzel ama Emin bey söylemiyor öyle ulu orta şarkı türkü..Mırıldanıyor en fazla...bi de çok muhteşem resim yapıyor Emin bey..En sevdiği figür at..
Hele bi de keyfi yerinde olduğunda , mutfaktan gelen mis yemek kokuları dolduruyor evi..Emin bey mutfakta hanımına ve kızlarına pek tabi minik toruna yemekler hazırlıyor..En çok Bartın pidesinin tadı damaklarında..Hala....
Çay keyfi sonrası iş yolu Emin bey için...
Emine hanım her gün onikide öğle yemeğinde..Akşam oldu mu herkes sofrada..
Emin bey'in işi geç bitiyor geceleri..On bir gibi eve dönüş saati..Emine hanım o saate kadar uyku uyanıklık arası bekliyor efendi'sini..Geldiğinde yemeği hazır oluyor Emin bey'in..Sonra oturuyor hanımı ile yanyana..Konuşuyorlar uzun uzun..bitmiyor hiç anlatacakları birbirlerine..Öyle seviyorlar birbirlerini..Evin küçük torununun -en minik kızları yada- masanın altından dedeyle kıkırdama saati bu saatler..Emin bey torununu ayrı seviyor..Yıllar yıllar sonra bile hergün arayamasa içine dert oluyor..Telefon gelmedi mi iki gün arayla Emin bey arıyor torunu..Nasılsın yavrum diyor..İşlerin nasıl gidiyor?
Ufak kız çocuğu o evde büyüyor..Dedim ya minik evlatları..Evde hiç eksik olmayan kokular var..Hala burnuma gelir o kokular diyor arada..Sıcak fırından yeni çıkmış ev poğaçası , kakaolu kek en kabarığından..Emine hanım torununa gözü gibi bakıyor...Evladı gibi..
Emine hanım ve Emin bey mutlular..Dar zamanlarında tek göz odada yaşadıkları Çamlıca'nın o zamanlar kurt inen sokaklarında mutlular..Kimseye muhtaç değiller ya..Beraberler ya..Emin bey başında ya Emine hanım'ın..
Sene 2002...Yaz ayı...
Emin bey bir gün Bartın'a ziyarete gitmek istiyor sebepsiz..Adeti değil halbuki..Kızlarıyla helalleşiyor giderken , "annenize iyi bakın" diyor bilirmişçesine olacakları...Kızlar kızıyorlar babalarına..
Emin bey Bartın'da kalp krizi geçiriyor..En büyük kız alıp getiriyor onu İstanbul'a...
ama tüm çabalara ve dualara rağmen kurtarılamıyor Emin bey..13 Haziran 2002'de 03.02 'de vefat ediyor...
Sebebi kalp krizi olsa da Emin bey'in en büyük keyfi sigara aslında sebep oluyor bu kötü sona...Ciğerleri yetmiyor Emin bey'in devam etmeye...
Bartın'da evden çıkarken Emin bey omuzlarda , Emine hanım her zaman ki sükuneti ve derinde yaşattığı acısıyla ; Emin bey diyor beni bırakıp nereye Emin bey? Nereye gidiyorsunuz efendim?
Belki de yıllar sonra tekrar hatırlıyor yetim ve öksüzlüğünü...
Emine hanım nasıl dersiniz?? Emine hanım efendisi ile birlikte anılarını , hatırlama yeteneğini , kendini de kaybediyor..
Birkaç ay içinde Emine hanım'da alzheimer saptanıyor..Emine hanım unutmayı seçiyor...
Son sekiz senedir Emine hanım hatırlamadan yaşıyor..Belki de hatırlarsa yaşayamayacağı için unutmayı seçiyor...
İstanbul 201o
9 Mart 2010 Salı
Dum..Hissediyordum..Bir surat gördüm bu sabah , soğukta beklerken..Kulağımda müzik çalıyordu..Mutsuz bir şarkı ile aynı anda geldiler.Bir anda belirdiler yanımda.
Elele tutuşmuşlardı.
Üzerlerinde sahte , naylon eşofman vardı ikisininde.Başka da bişeyleri yoktu.
Üşümezler miydi böyle sahte naylonların altında?
Üşüyor gibi durmuyorlardı.Bir kız bir adam.
Sanırım baba-kız.
Karı-koca gibi değillerdi ama anlaşılmıyorduda.
Kızın yaşını kestirmek zor.Adamında! Hem bu kadar yoksul olup hem nasıl yaşını göstermez insan diye geçiriyorum aklımdan.Sanırım yaş sorunundan çok daha vahim sorunları var.Yaşsız'lar..Ama ajda pekkan gibi değil.Yaşsız ; yaşamamış gibi, yaşamıyor gibiler..
Kızın yüzü dikkatimi çekiyor sonra.Gülümsüyor mu?Hayır basbayağı gülüyor!Gülümsemiyor ama...Sanki hiçbirimizin göremediği birşey görüyorda gülüyor gibi..İntikamcı bir gülüş gibi.
Afallıyorum..Babaya bakıyorum en ufak bir tebessüm bile yok yüzünde.Hiç ifade yok , şaşılacak şey.Dümdüz..Aklını yitirmiş , düşünemez gibi..
Kızın o zaman farkına varıyorum.Başka boyutta olanlardan.İnce çizgiyi çoktan geçenlerden..
Hah tamam oldu şimdi diye düşünüyorum ister istemez.Yoksa insan dünyaya niye gülerek bakar ??!!
Hepimizin yüzü beton gibi.Sabahın bu saatinde onlarca insan geçiyor yanımdan.
Biz "normaller" taş gibiyiz.O kız , saçları sımsıkı örülmüş -aklına inat onu sabit tutmaya çalışırlarmış gibi-kafasında plastik taç olan kız , babasının eline sımsıkı yapışmış kız , sahte naylon adidas eşofman giymiş kız gülüyor. Ne görüyor acaba? Hislerimizi aldırmış bizlerden farklı neler hissediyor?
Arkalarından bakıyorum.Ayıramıyorum gözlerimi eşofmanından..Üşümüyor mu hakkaten?
Elele tutuşmuşlar , hızla yürüyorlar.
Ben bakıyorum arkalarından.
Sahte sahte üzülüyorum..Gerçek bir acıyla kaldırımda kımıldamadan sahteleniyorum..
Acı acıyı çağırır dimi?
Mutlu değilim artık bu sabah..
Yarın yine geçerler mi burdan acaba diyorum..
Göze alabilir miyim onlarla konuşmayı?
Gerçek miyim o kadar?
Sahte olabileceğimi görmeye hazır mıyım?
Servisin içindeyim şimdi.Az kaldı birazdan sıcaktan şikayet ettiğimiz ofiste olacağım.Sıcaktan şikayet eden insanlar olarak çalışacağız.Çalıştığımız için şikayet edeceğiz.Dışarda olsam şimdi diyeceğiz..
Dışarda demir bilyelerle oynayanları bir an bile aklımıza getirmeden atlı karıncaya binmeyi hayal edeceğiz..
Kız çocuğunun suratını silemiyorum aklımdan...
Bugün de böyle geçecek..
09.03.2010
İstanbul
not 1 :Nazanım ondan sebep suratım böyle :(
not 2:Paintte resmi ben yapınca bu kadar oldu...
Etiketler: ben
8 Mart 2010 Pazartesi
Etiketler: ben
O kadar karışık ki başlığa ne yazsam bilemedim...
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Pazartesi, Mart 08, 2010Bi de;
Bigün yeri gelirse daha çok konuşuruz..
Karatahta aldık evimize..Ben eve taşıyana kadar epey incindim ama deydi :))
Etiketler: dünya kadınlar günü, haftasonu, marilyn monroe
5 Mart 2010 Cuma
Kadın olduğumuzu unutmayanlar unutturmayanlar için..Hala var onlardan çok şükür!
1 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Mart 05, 2010Etiketler: 8 mart, ben, dünya kadınlar günü, kadın olmak
Saat 02.12...
Pencereden baktığımda dışarısı görünmüyor , çok karanlık...
Ama yağmur yağıyor sanırım...Sesini duyabiliyorum...
1 Milyon Kalem! "GUNEŞİN KIZLARI" için El ele Kampanyası...
0 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Mart 05, 2010(Birmilyonkalem’den alıntıdır.)
Koşuyolu Mh. Çetin Gümeç Sk. Başkanlar Sitesi A6-Blok Daire: 10 Koşuyolu- Acibadem / İSTANBUL
Etiketler: güneşin kızları
bu saatte beni uyandıracak tek şey! Millettt uyuyor musunuzz?? :) ehe
2 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Mart 05, 20104 Mart 2010 Perşembe
Etiketler: ben.çalışmak
Ben ve Ciddi maddesel bağlantı bozukluklarım..
9 yorum Gönderen Umudum zaman: Perşembe, Mart 04, 2010Etiketler: ben
2 Mart 2010 Salı
Etiketler: ben, çin, deneyim, incelikler yüzünden, sertab erener, şirinim
1 Mart 2010 Pazartesi
Epey önce yine bir taksim akşamı , bi arkadaş usuldan kanyak şişesi uzattı bana doğru ..Sokakta yürüyoruz hava da epey soğuk.."Bilmem ki acıdır be o" dedim.."Isıtır çek bi yudum" dedi...
Sonra güldük kendi kendimize "film repliği yaptık olum" dedim "yenisin sen galiba" dedi bana muhtehzi muhtehzi gülümsüyordu bıyık altından :) İyi madem ,ver bakalım dedim..
Ba-yıl-dım!
Söz vermiştim alcam kendime bi şişe diye..
Yaptım geçtiğimiz cuma akşamı..Bir şişe tekel kanyağı aldım..Yanına çikolata ve bi paket sigara..
Önce Scala'da film izledik..Kandahar..Filmle ilgili ayrıntıları vereceğim sonra..Ama kısaca kadın olmak, Afgan kadını olmak, özgürlük, umut'la ilgili çok acaip deneyimler sunuyor film..
Bakınız;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kandahar_(film)
Film bitti..Ahali nereye dağıldı bilemem ama ben güvenli kollarda kanyağa doğru hızlı bir dalış sergiledim:)
Barın dışında elimde şişe otururken olduğumuz mekandan Metin Üstündağ ve eşi çıktı..Beni ve kanyağı görünce oo dedi asıl muhabbet burdaymış..:))
güzeldi..
Etiketler: ben, film, kandahar, metin üstündağ, scala, tekel kanyak
26 Şubat 2010 Cuma
İlk Gençlik yılları,"şimdi"nin ağırlığı ve son hikayem...
3 yorum Gönderen Umudum zaman: Cuma, Şubat 26, 2010Nasılsınız millet?
Ben keyifliyim..
Ama başım ağrıyor bi kaç gündür..
Her gün hap atıyorum Nazan'cım iki gözüm sağolsun..Bi de öksürüyorum sıkça..Sigarayı mı arttırdım acaba??
Öksürmeye başlayınca kızlar koşa koşa su yetiştiriyorlar bana..Azcık rahatlıyorum..Seviyorlar beni..Ben de onları..Bak içlendim yine..Kaçık kız grubu seviyorum olumm sizi ben..
Neyse işte..
Bu sabah ilk gençlikte dinleyip dinleyip bıyıkları yeni terlemeye başlayan oğlan çocuklarına aşık olduğumuz -olduğumuzu düşündüğümüz- zamanlardaki şarkılar var kulağımda..Ne çok acı çekerdik o zamanlar..Biz küçüktük acılar mı büyük geliyordu şimdi büyüdüğümüz için acılar mı küçüldü yoksa hayat daha geniş şimdi o genişlikte acılar mı az yer kaplıyor?
Büyüdük mü dersiniz?Büyüyünce hayat ve acı daha mı katlanılır oluyor?
Yoksa hayata karşı sağlam durmak mı benim yaşadığım?
Kendime çok mu misyon yüklüyorum? Öyleyse bile iyi idare ediyorum :)
Aslında ben başka bişi yazacaktım döküldüm dimi? :)
******
Çarşamba Scripta vardı..Scala'daki yazı grubu
Bu arada scripta nerden geliyor bilen vardır ama bilmeyenler için;
"Verba volant scripta manent" yani "söz uçar yazı kalır"..Hoş dimi?
O gün bi çalışma yaptık..
10 kişilik bi grup düşünün bir kişinin cümlesi ile başlıyor çalışma..Sonraki cümleyi başka birisi söylüyor..Sıra falan yok..Ama tabi anlamı bozmayacak cümleler sıralanıyor..Bu şekilde bir pragraf yaratıldıktan sonra herkes kendine göre tamamlıyor hikayeyi..
Çok enteresan hikayeler çıktı..Ne kadar kişiysen o kadar değişik sonla karşılaşıyorsun..
Hikayenin başlangıcını ve benim hikayemin sonunu yazacağım ben şimdi;
Ağır adımlarla gecenin sisinde ilerledi.Bir adım ötesini bile göremiyordu.Ne yapacağını bilmez bir şekilde bir süre bekledi. O esnada sisi yırtan canhıraş bir çığlık işitildi.Sokak lambasının altından bir silüetin koşarak geçtiğini gördü.Bu o muydu acaba?Gerçek miydi , her zaman ki halisünasyonlardan biri mi?Başının ağrımaya başladığını , nabzının düştüğünü ve gözlerinin karardığını hissetti..
-bundan sonrası benim-
Gözlerini açtığında loş bir odada , nemli bir şilte üzerindeydi.İçerki odadan ufak tıkırtılar geliyor,birisi sanki bişeyler arıyordu..Yattığı yerden doğrulmaya çalıştı..O sırada kolu şiltenin yanında duran lambaya çarpınca loş sessizlik parçalandı.
Odadan koşarak geldi adam.
-Nasıl oldun? diye sordu.
Selma,
-Daha iyiyim dedi belli belirsiz.
Daha iyi miyim gerçekten?
Kemal'i tanımıştı daha nasıl oldun der demez.
Bunca yıl sonra diye geçirdi aklından.Başı korkunç derecede ağrıyor sabit tutmakta zorlanıyordu kendini..
Sonra birden farketti ki onca sene gördüğünü düşündüğü şeyleri görmüştü gerçekten..Halisünasyon değildi demek!
Yaşadıkları tutkulu aşkı düşündü.İçi acıdı..Nasılda yıkılmış , nasıl dağılıp paramparça olduğunu ve çok uzun yıllar evet yıllar kendine gelmek için ne büyük çabalar sarfetmişti..Aldığı antidepresanların haddi hududu yoktu..Bu sebepten halisünasyonlar gördüğünü düşünmüştü yıllarca.Ama işte gerçek tam karşısında duruyor sevecen ama ezilmiş gözlerle ona bakıyordu..
Selma ne hissetmesi gerektiğini düşündü bir an..Öfke , kin? Özlem ? Korku?
Çözemedi..Kendini çözemedi..Uzun yıllardır olduğu gibi..Bu duygusu çokça tanıdıkdı zaten..
Yıllar önce Kemal' e çok yalvarmış bırakma beni nolur yapamam sensiz demişti..Kendini küçülttüğünü hiç düşümemişti..Aşkla tutkuyla seviyordu Kemal'i..Yalvarmıştı..Ama Kemal dönmemişti..Selma dönmediğini düşünmüştü yada....
Odadan gelen ses irkilmesine neden oldu adamın..Uyanmış mıydı Selma? Hemen bıraktı elindekileri..Evet işte uyanmış , kolu ile çarptığı lambaya boş gözlerle bakıyordu..
Nasıl oldun dedi..Çıkan ses sanki ona ait değildi.Daha iyiyim dedi kadın..Daha iyi miydi gerçekten?
Kemal utanıyordu..Koşup Selma'yı kollarına alıp "seni çok özledim,seni hiç unutmadım" demek istiyor ama Selma'nın gözlerinde bir türlü çözemediği gel-git ler engel oluyordu buna.
Yıllar önce Selma'yı terketmiş ve bunun o zaman için doğru bir karar olduğunu düşünmüştü..Anlatsa kadına anlamayacağını ve ona düşman olacağından emindi..Sonuçta yine de düşman etmişti kadına kendini..Selma çok yıkılmış kabullenememişti ayrılığı..Nasıl da ağlamıştı günlerce gecelerce..Ama kemal içi de erise kararından geri dönemiş bırakmıştı Selma'yı..Şimdi dönüp baktığında belki bir çıkar yol bulabilirdim diye düşünüyordu..Ama artık herşey için çok geçti..Selma onu asla affetmeyecek bir daha asla ona eskiden baktığı gibi bakmayacaktı..
Selma kendine gelmeye başlayınca odayı ve neden bu odada olduğunu sordu kendine..Sonra Kemal'e..
-Ne işim var benim burda? Senin ne işin var burda? Neden burdayız??
Kemal bu soruya nasıl cevap vereceğini düşünmemişti hiç..Selma'yı son 4 aydır takip ettiğini beni affet demek için geri döndüğünü onu hiç unutmadığını nasıl anlatabilirdi ki?
Bu dökündü odayı kiralamıştı hapisten çıktıktan sonra..Selma'yı içerde olduğu her gün her saat aklında çıkarmamış,çıkaramamıştı..
Yıllar önce bir anda sebepsiz terkinin de sebebi buydu..Aranılıyordu Kemal..Üstü örtülmüş bir dava tanıklardan birinin bir süre sonra konuşmasıyla tekrar açılmış ve Kemal her yerde aranılır olmuştu..
****
Biraz işim var ama hikayeyi bugün tamamlayacağım...Valla!
Etiketler: öykü.ben
24 Şubat 2010 Çarşamba
Gerçek bir kadın Gerçek bir erkek ve zavallı pırpır kuşunun hazin hikayesi!
6 yorum Gönderen Umudum zaman: Çarşamba, Şubat 24, 2010Rahatlamıştır pır-pır kuşu.
Etiketler: Aşk, aşkın evrimi, ben, berin aral, can aral
23 Şubat 2010 Salı
İzleyeli epey oluyor ama ben yeni yazıyorum :(
Film şahane baştan onu diyeyim..Bu kadar eğlenip koltukta mıkırdadığım film azdır..Ben genelde film izlerken susarım..Tıp! Ama bu filmde yerimde duramadım şaşırdım,kahkaha attım,üsüldüm sonra yine güldüm felan işte..
Hatta şunu düşünüyorum filmin orjinalini alıp sesini açıp hem dansedip hem filme takılmak zira filmin müzikleri beni deli etti:) Muhteşem! Edinilesi benden demesi...
Ve ne fena biliyor musunuz? Film Türkiye de 69 bin , Almanya'da 1 milyon civarında kişi tarafından izlenmiş..Umudumu yitirmeye başlayacağım yakında..:(
Ben bi de en çok neden sevdim biliyor musun bu filmi?
Film günümüzdeki çarçabukluğu,kardeşine bile güvenmeyeceksin kardeşimciliğe inat dost olmaktan,yemeğin gerçekten yemek gibi yenmesi ve tadına varılmasından ve vefadan bahsediyor..İşte ben sırf bu iyi niyetleri yüzünden bile severim soul kitchen'ı ve Fatih Akın'ı..
Ama benim tek sebebim bu değildi filme aşık olmam için..Sebeplerimden biri de;
Şimdi hazır mısınız?
Filmde benim takıldığım noktaya??



Bir adam bu kadar mı ......... .............. ..... .... ..... ............................. ............... ............. olur yafu??
Bittim.Bu kadarım ben:)) Derin duygular besliyorum biline..
Sirtaki en seksi oyunmuş onu farkettim.:)
Taam susuyorum artık yoksa...Sustuuummm...
Filmde oyunculuğunu konuşturan kişi uzak ara moritz dir..Evet evet benim derdim sadece sinemasal anlamda bir yorumda bulunmak...Yoksa adam seksiymiş hani şöyleymiş böyle de bakılırmış gibi bir derdim zinhar yok!! Olmadı dimi?? :))) Ben bile inanmadım oğlum kendime:))
Neyse işte..Gidin izleyin bence..Büyük eğlenceyi kaçırmayın..
Hım bu arada müzikleri dedim ya şahane diye;filmin iki cd lik bir soundtracki var efenim..
1. rated x – kool & the gang
2. hicky burr – quincy jones
3. i don't know – ruth brown
4. brown bag – boogaloo joe jones
5. we got more soul – dyke and the blazers
6. get the money – mongo santamaria
7. don't do it - syl johnson
8. get down – curtis mayfield
9. to sxoleio – the olympians
10. i want to be your man – zapp & roger
11. the creator has a master plan – louis armstrong
12. it’s your thing – the isley brothers
13. disko – jan delay
1. walking in dub – burning spear
2. soundhaudegen – sillywalks movement
3. fragosiriani – locomondo
4. manolis o hasiklis – shantel
5. mission of love – love ravers
6. sing song girl – er france
7. moon shayn – bad boy boogiez
8. arcilla – steven pfeffer
9. to blues tou paliokaravou – pavlos sidiropoulos
10. steve's la paloma – steve baker
11. sisters keepers dub – turtle bay country club
12. gang & gaebe - broke but busy
13. das letzte hemd hat leider keine taschen - hans albers
bi de filmin resmi sitesi müsikleri burdan da dinleyebilirsiniz..
http://www.soulkitchenfilm.com/
Etiketler: fatih akın, moritz bleibtreu, soul kitchen
22 Şubat 2010 Pazartesi
Etiketler: bahar.hayat, ben
Bu haftasonu planladığım ufak yolculuğumu işlerin yoğunluğu sebebiyle bir hafta ertelemek zorunda kaldım..Olsundu..Mutlu olmak için uzaklara gitmem gerekmiyordu. (Avutuyorum kendimi bozmayınız lütfen) Hem Mart daha güzel bi aydı seyahat için..(hala avutuyorum evet :)
Hastasonu yine sokaklarda geçti :)
Şirin cumartesi sabahı anneannesine kahvaltıya giderken..Halinden pek memnun görünmüyor dimi? Sabah mahmurluğu diyelim..
Sonra keyfi yerine geldi ama..Pikniğe gittik,ağaçlara tırmantık (bize deli bunlar diyenler oldu bozmadık hiç kendimizi ama biz:)
Şirin ağaca sarılıyor evet,sevdik ağacı benden öğrendi ağaca sarılmayı..:) Ehe ehe..
Oturduk piknik yaptık,kedileri besledik keyfimiz iyice yerine geldi..Çimlerde yuvarlanırken bu da..Pek romantiğiz dimi? :))
Cumartesi bol temiz hava bol kahkahalı geçti günümüz..
19 Şubat 2010 Cuma
Bugün öğlen itibariyle benim baharım geldi!
Kaçamak yaptım..İşten bi kaç saatliğine de olsa ,koşarak uzaklaştım...

ekşi sözlüğe sıklıkla girerim..
Bugünün açılış yazısına bayıldım :)))
paylaşamdan edemicim;
seks ile savaş arasındaki benzerlikler
ikisinde de kaba kuvvet degil, gelismis teknik kazanir.
utangaç not:öhöm :)
Etiketler: ben, ekşi sözlük





.jpg)




