11 Mart 2010 Perşembe







Yahu ben bunu yeni görüyorum ya!!


İzlerken avuçlarımın içi terledii (iyk ne iğvenç dimi:) accaip heyecan yaptım..


Dans başlıbaşına müthiş bir olay zaten , bi de bu Michael dansı beni çıldırtıyorrrrrrrr....


Original değil ama baştan sona izlemenizi öneririm..Şahane..


kıskanç not:Bu thriller dansını öğrenmezsem bana da kıskanç umo demesinler...


göko hadi kızım..

10 Mart 2010 Çarşamba

Gökçe'me...


Şimdi size Emine hanım'ın hikayesini anlatacağım..

Emine hanım ve Emin bey..İki insan..."İyi" iki insan..Artık zor bulunur insanlardan..

Sene 25 eylül 1923...

Emine hanım doğduğunda bir bebeğin başına gelebilecek en kötü şeyi yaşıyor...Anası vefat ediyor Emine'yi doğururken..Emine bir sene sonra da babasını kaybediyor..Hayatı boyunca tekrarlayacağı, hep içinde taşıyacağı acıyı şu şekilde dillendiriyor Emine hanım yıllar sonra da "ben hem yetim hem öksüz büyüdüm."Emine'yi İnebolu'lu varsıl bir aile evlat ediniyor..Yeni ailesi ve Emine ufak yaşlarında İstanbul Beşiktaş'a yerleşiyor..

Emine hep içine kapanık hep sessiz..Okuyor hep...O dönemlerde en sevdiği şey kitap okumak Emine'nin..Aşk kitapları okuyor..Küçükken geçirdiği köy kazası Emine'nin sırtında kalıcı bir yük bıraksa da diğer yükler genç yaşında daha ağır geliyor o'na..O da kitaplarla mutlu olmayı seçiyor..

Emin bey Bartın'lı...Kafası zehir gibi,kalbi tertemiz...Askerlik dönüşü İstanbul'a geliyor.Kafası çalışıyor ama tutunacağı kimsesi yok ki , iş arıyor yanayakıla..

Kaderde Emine hanım'la tanışmak var...Beşiktaş'da Emine hanım'ın oturduğu binaya kapıcı arıyorlar , Emin bey kabul ediyor işi... Çalışmaktan korkmayan bir adam o.

Zamanla bu iki insan hal hatır sormaya başlıyorlar birbirlerine , kitaplardan konuşmaya başlıyorlar...Ama şimdiki gibi son sürat gelişmiyor herşey tabi..-Çok şükür,ne sağlam ilerliyor o zamanlar ilişkiler..Şimdi neden diye soruyorlar ya neden olmuyor eskisi gibi? e cancağzım emek mi var şimdi zaman mı veriyorlar insanlar?

Bi de Emine hanım bir ketum bir muhafazakar sormayın..Ama Emin bey aşık olmuş bir kere...En sonunda konuşmaya karar veriyor müstakbel hanımı ile..Bir gün kapı eşiğinde soruveriyor, diyor ki;

"Emine hanım ben sizinle bir yuva kurmak , sizi eşim olarak almak isterim ne dersiniz?"

Emine hanım kabul etmiyor önce..."Bakınız diyor ,ben öyle çok iş yapamam benim sırtımda "yük" var siz çocuk istersiniz ben çocuk doğuramam.."Kafasından neler geçiyor Emine'nin kimbilir?

Emin bey dedim ya aşık pek çok.."Tamam diyor nasıl isterseniz siz , ben herşeyinizle kabul etmekteyim sizi... "

Evleniyorlar 1955 yılının Mart ayında..31 Mart 1955....

Bir sene sonra ilk kızları doğuyor...Cin gibi bir kız çocuğu..İlerde tarihe olan ilgisini ve kitaplara olan aşkını anne ve babasından alacak olan ilk kızları..Babasının öngörüsü şaşmıyor ve ilk kızları Esin hanım muhteşem bir tarih öğretmeni oluyor..Belki de babasının kızına kitaplarını koyması için aldığı kocaman tahta kitaplık onda yeni ufuklar açıyor..Kim bilir?
İkinci kızları Emel hanım annesine daha benzer bir kadın..İçinde yaşayan içinde yaşatan ama aynı zamanda..Hassasiyeti bazen kendine zarar verse de aksini yapamayan bir kadın...
Üçüncü kızları Hatice hepsinden farklı!Kendine dönük bir kız çocuğu o..Kaç yaşında olursa olsun kız çocuğu olarak kalacak bir kadın.. O kadar sıcak o kadar içten..

Emine hanım üç çocuğunu da gık demeden normal yolla doğuruyor..Belki de annesiyle aynı kaderi yaşamak bile olsa aklında anne olmak düşüncesi cesurlaştırıyor onu...

Emine hanım ve Emin bey..Evlilikleri boyunca Emine hanım "efendim" diye sesleniyor Emin bey'e...Aralarında yüksek sesli tek tartışma geçmiyor geçse de kimseler duymuyor..Emin bey kimselere muhtaç etmeden bakıyor hanımına ve üç güzel kızına..Güzel kız çocukları veriyor Emine hanım efendi'sine...Evleri hep kalabalık hep neşeli hep huzurlu..Bir sürü kadın biraraya geliyorlar bazen..E evde üç kız olunca :)
Emin bey bu küçük kadınları hep tatlı bir tebessümle izliyor..Hatta evde yapılan el yapımı kolye saatlerinde yardımı bile dokunuyor Emin bey'in gönüllü...

Emine hanım süsüne düşkün hoş bir hanımefendi..Saçlarını mutlaka her daim boyayıp kızına kestiren , sabahları Emin bey'in ocağa koyduğu çayın fokurtuları ile uyanan , uyanır uyanmaz elbiselerini giyen bir hanım..Emin bey her sabah traşını olan, evin içine yaydığı huzurun dışında traş losyonu kokularını da eksik etmeyen bir beyefendi..Sabah sekiz dedin mi kahvaltı sofrasında herkes...Sonra Emin bey'in keyif saati 9'da..İnce belli bardağı ve gazetesi mutlaka hazır..Çayını yudumlarken eski usul radyolarından sanat müziği nağmeleri yükseliyor...Mutlaka ama..Onsuz olmuyor..Aslında Emin bey'in sesi de pek güzel ama Emin bey söylemiyor öyle ulu orta şarkı türkü..Mırıldanıyor en fazla...bi de çok muhteşem resim yapıyor Emin bey..En sevdiği figür at..

Hele bi de keyfi yerinde olduğunda , mutfaktan gelen mis yemek kokuları dolduruyor evi..Emin bey mutfakta hanımına ve kızlarına pek tabi minik toruna yemekler hazırlıyor..En çok Bartın pidesinin tadı damaklarında..Hala....

Çay keyfi sonrası iş yolu Emin bey için...

Emine hanım her gün onikide öğle yemeğinde..Akşam oldu mu herkes sofrada..

Emin bey'in işi geç bitiyor geceleri..On bir gibi eve dönüş saati..Emine hanım o saate kadar uyku uyanıklık arası bekliyor efendi'sini..Geldiğinde yemeği hazır oluyor Emin bey'in..Sonra oturuyor hanımı ile yanyana..Konuşuyorlar uzun uzun..bitmiyor hiç anlatacakları birbirlerine..Öyle seviyorlar birbirlerini..Evin küçük torununun -en minik kızları yada- masanın altından dedeyle kıkırdama saati bu saatler..Emin bey torununu ayrı seviyor..Yıllar yıllar sonra bile hergün arayamasa içine dert oluyor..Telefon gelmedi mi iki gün arayla Emin bey arıyor torunu..Nasılsın yavrum diyor..İşlerin nasıl gidiyor?

Ufak kız çocuğu o evde büyüyor..Dedim ya minik evlatları..Evde hiç eksik olmayan kokular var..Hala burnuma gelir o kokular diyor arada..Sıcak fırından yeni çıkmış ev poğaçası , kakaolu kek en kabarığından..Emine hanım torununa gözü gibi bakıyor...Evladı gibi..

Emine hanım ve Emin bey mutlular..Dar zamanlarında tek göz odada yaşadıkları Çamlıca'nın o zamanlar kurt inen sokaklarında mutlular..Kimseye muhtaç değiller ya..Beraberler ya..Emin bey başında ya Emine hanım'ın..

Sene 2002...Yaz ayı...

Emin bey bir gün Bartın'a ziyarete gitmek istiyor sebepsiz..Adeti değil halbuki..Kızlarıyla helalleşiyor giderken , "annenize iyi bakın" diyor bilirmişçesine olacakları...Kızlar kızıyorlar babalarına..

Emin bey Bartın'da kalp krizi geçiriyor..En büyük kız alıp getiriyor onu İstanbul'a...
ama tüm çabalara ve dualara rağmen kurtarılamıyor Emin bey..13 Haziran 2002'de 03.02 'de vefat ediyor...

Sebebi kalp krizi olsa da Emin bey'in en büyük keyfi sigara aslında sebep oluyor bu kötü sona...Ciğerleri yetmiyor Emin bey'in devam etmeye...

Bartın'da evden çıkarken Emin bey omuzlarda , Emine hanım her zaman ki sükuneti ve derinde yaşattığı acısıyla ; Emin bey diyor beni bırakıp nereye Emin bey? Nereye gidiyorsunuz efendim?

Belki de yıllar sonra tekrar hatırlıyor yetim ve öksüzlüğünü...

Emine hanım nasıl dersiniz?? Emine hanım efendisi ile birlikte anılarını , hatırlama yeteneğini , kendini de kaybediyor..

Birkaç ay içinde Emine hanım'da alzheimer saptanıyor..Emine hanım unutmayı seçiyor...

Son sekiz senedir Emine hanım hatırlamadan yaşıyor..Belki de hatırlarsa yaşayamayacağı için unutmayı seçiyor...

İstanbul 201o

9 Mart 2010 Salı



Dünden hallice hava.Yine soğuk, soğuk ama belki de ben daha iyi hissediyorum bu sabah...

Dum..Hissediyordum..Bir surat gördüm bu sabah , soğukta beklerken..Kulağımda müzik çalıyordu..Mutsuz bir şarkı ile aynı anda geldiler.Bir anda belirdiler yanımda.

Elele tutuşmuşlardı.

Üzerlerinde sahte , naylon eşofman vardı ikisininde.Başka da bişeyleri yoktu.

Üşümezler miydi böyle sahte naylonların altında?

Üşüyor gibi durmuyorlardı.Bir kız bir adam.


Sanırım baba-kız.


Karı-koca gibi değillerdi ama anlaşılmıyorduda.


Kızın yaşını kestirmek zor.Adamında! Hem bu kadar yoksul olup hem nasıl yaşını göstermez insan diye geçiriyorum aklımdan.Sanırım yaş sorunundan çok daha vahim sorunları var.Yaşsız'lar..Ama ajda pekkan gibi değil.Yaşsız ; yaşamamış gibi, yaşamıyor gibiler..

Kızın yüzü dikkatimi çekiyor sonra.Gülümsüyor mu?Hayır basbayağı gülüyor!Gülümsemiyor ama...Sanki hiçbirimizin göremediği birşey görüyorda gülüyor gibi..İntikamcı bir gülüş gibi.


Afallıyorum..Babaya bakıyorum en ufak bir tebessüm bile yok yüzünde.Hiç ifade yok , şaşılacak şey.Dümdüz..Aklını yitirmiş , düşünemez gibi..


Kızın o zaman farkına varıyorum.Başka boyutta olanlardan.İnce çizgiyi çoktan geçenlerden..

Hah tamam oldu şimdi diye düşünüyorum ister istemez.Yoksa insan dünyaya niye gülerek bakar ??!!


Hepimizin yüzü beton gibi.Sabahın bu saatinde onlarca insan geçiyor yanımdan.


Biz "normaller" taş gibiyiz.O kız , saçları sımsıkı örülmüş -aklına inat onu sabit tutmaya çalışırlarmış gibi-kafasında plastik taç olan kız , babasının eline sımsıkı yapışmış kız , sahte naylon adidas eşofman giymiş kız gülüyor. Ne görüyor acaba? Hislerimizi aldırmış bizlerden farklı neler hissediyor?

Arkalarından bakıyorum.Ayıramıyorum gözlerimi eşofmanından..Üşümüyor mu hakkaten?


Elele tutuşmuşlar , hızla yürüyorlar.


Ben bakıyorum arkalarından.


Sahte sahte üzülüyorum..Gerçek bir acıyla kaldırımda kımıldamadan sahteleniyorum..


Acı acıyı çağırır dimi?

Mutlu değilim artık bu sabah..

Yarın yine geçerler mi burdan acaba diyorum..

Göze alabilir miyim onlarla konuşmayı?


Gerçek miyim o kadar?


Sahte olabileceğimi görmeye hazır mıyım?

Servisin içindeyim şimdi.Az kaldı birazdan sıcaktan şikayet ettiğimiz ofiste olacağım.Sıcaktan şikayet eden insanlar olarak çalışacağız.Çalıştığımız için şikayet edeceğiz.Dışarda olsam şimdi diyeceğiz..

Dışarda demir bilyelerle oynayanları bir an bile aklımıza getirmeden atlı karıncaya binmeyi hayal edeceğiz..

Kız çocuğunun suratını silemiyorum aklımdan...


Bugün de böyle geçecek..

09.03.2010


İstanbul


not 1 :Nazanım ondan sebep suratım böyle :(

not 2:Paintte resmi ben yapınca bu kadar oldu...

8 Mart 2010 Pazartesi

ehe :)

Berin, Gökooo bu resmi size ithaf ediyorum bu arada :))

ay çok eğlendim iki dakkada yine...

Cumartesi sabahı bi yedik bi yedik..Her zaman sağlıklı anne olmak hem beni sıkar hem meleği..

Acaip sağlıksız ama mutluyduk kahvaltıda..Nutella nutella olalı böyle eziyet görmedi :)








haftasonu çok bişey yaptım..yaptık..

Cuma akşamı bigün öncenin uykusuzluğu gece 12 gibi çöreklendi..3 saatlik uyku yetmedi 48 saate..ama yine de;





Bi de;







Benim için Marilyn Monroe vazgeçilmezdir..Evet orda Audrey var, Elizabeth var , Jane var ama ben M.M derim başka bişi demem..

Bu resim Cuma akşamı masada bi ara göründü dayanamadım çektim..Yatarken ne giyersiniz sorusuna sadece chanel no 5 demiş bir sarışın o...Muhteşem bir ses'dir aynı zamanda..Kadın sesi..Herşeyini severim..


izlemeden olmaz,





Marilyn benim için sadece seksi bir sarışın değildir..Hatta benim için o değildir..Çok çok daha fazlasıdır..O nasıl anlatsam norma jean baker'dır..Çok masum,çok zeki..Çok acı dolu..





Ölümünde ise aldığı ilaçların sonunu getirdiğini söylerler..Oysa otopside çıkan bir sürü şey hasıraltı edilmiştir.Çok sonraları otopsisini yapan doktor barbiturat ve nembutal'in kolonuna lavman ile boşaltılmış olduğunu farkettiğini söyleyecektir..Bilirsiniz belki Marilyn geceleri uyumak için librium alırmış..Bu da uyanmamasına neden olan şey işte..

Ben çok üzülüyorum hala..Çok etkileniyorum..

Bir ropörtajında, keşke marilyn adını kabul etmeseydim, jean monroe için ısrar etseydim" demişti, keşke biraz daha kendim olmak için ısrar etseydim derken.

ve bu cümle de çok şey açıklıyor aslında; ben küçükken kimse bana güzel olduğumu söylememişti. bütün kızlara güzel oldukları söylenmeli, gerçekte güzel olmasalar bile."

Bir filminin galasından hemen önce düşürdüğü bebeği onda,hayatında neler değiştirecekti acaba?

makyajsız ilah;





Aslında konuşacak çok şey var bu konuda evlilikleri , evlendiği adamlar ve sonuna sebep olanlar..

Bigün yeri gelirse daha çok konuşuruz..


Bu arada fransız yapımı bir belgesel var dailymotion'da..Altyazı yok ama gerek de yok ki!!

Toplamda 3 bölüm sanırım belgesel..



******************
ben neler yazacaktım neler oldu :)


Karatahta aldık evimize..Ben eve taşıyana kadar epey incindim ama deydi :))





Aklımda hala norma jean var..

Benim Kadınım Marilyn..Ben onun Kadınlar gününü kutlayacağım bugün..

5 Mart 2010 Cuma



İlk kadınlar günü kutlamamı sanal da olsa aldım...Çok möhüm bir web adresidir yabana atmayın zamanında elim ayağıma dolanırken az bilgi edinmedin buralardan..


anneyizbiz.com ....sizi gidi rahatımyerindeohh.com'cular siziiiii..
artık bende rahatım bi kerem..


ya napalım olum benim bi yıldızım fazla yapcak bişi yok taam mı??


bakın gelen tebrike ne cici...


an be an...

Saat 02.12...

Pencereden baktığımda dışarısı görünmüyor , çok karanlık...

Ama yağmur yağıyor sanırım...Sesini duyabiliyorum...



(Birmilyonkalem’den alıntıdır.)


Merhaba Birmilyonkalem Dostları,

1MKalem olarak, yaşları 18-25 arasındaki genç kızlarımıza hizmet amacıyla kurulmuş "Genç Kız Sığınma Evi Derneği" ile işbirliği yaparak, bu kızlarımızın yiyecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarına destek olmayı amaçlıyoruz.

Genç kız sığınma evinde toplam 20 civarında genç kızımız barınabiliyor. Özellikle bulunduğu çevrede bir şekilde mağduriyet yaşayıp, destek almak isteyen genç kızlarımız burada kalıyor. Bu nedenle "Güneş Evleri"nin adresi gizli tutuluyor.

Birmilyonkalem (1MK) olarak, bu kampanyada sadece ihtiyaçları sahiplerine ulaştırmak değil, aynı zamanda toplumsal ihmal, istismar ve şiddete karşı bir duyarlılık hareketi de başlatmak istiyoruz. Huzurlu ve mutlu bir toplum olabilmek için birbirimizin ihtiyaçlarına duyarlı, komşusu açken uyuyamayan, kendi değerlerinin farkında bir toplum olduğumuzu hep birlikte yeniden anımsamak istiyoruz.

Her zaman olduğu gibi 1MKalem olarak yardımları biz kabul etmiyoruz. Sizler doğrudan ilgililere ulaştırıyorsunuz. Biz sadece duyarlılığınıza sesleniyoruz.


Saygılarımızla.

Yardım etmek ve daha ayrıntılı bilgi almak isteyen dostlar için adres:





GENÇ KIZ SIĞINMA EVİ DERNEĞİ
Koşuyolu Mh. Çetin Gümeç Sk. Başkanlar Sitesi A6-Blok Daire: 10 Koşuyolu- Acibadem / İSTANBUL

Duyarlılığınız için çok teşekkür ederiz.

BİR MİLYON KALEM Web Sitesi Yönetimi

4 Mart 2010 Perşembe


Bu saatte işte olmaktan daha kötü ne olabilir??

Bilen var mııııı?

mutsusuuummmm...






Bi fotograf makinem var fena bişi değil..Yani bana yetiyor..


Bi aydır , o kadar olmasa da 15 gündür kullanamıyorum.Açılmıyordu..Luna'ya verdim Eminönü'ne götürdü kuzum tamire Erkayalar'a..
Dün telefon geldi bunun pillerini değiştirin diye...!!

Çok utanıyorum :)))))))))

***az önce utanırken çekilen resimler dumanı üstünde..
Tabi ki Luna!

2 Mart 2010 Salı

İnce iş!



İncelikler yüzünden..

Çok acaip şarkıdır bu..Ta yüreğime dokunur..O küçük kız çocuğu benim bazen..Bazen kızım..
Yaşamadan anlayamadım..Tecrübe dedikleri şeyi..Acıta acıta, kanata kanata öğreniyorsun..ama sonunda hayat sen istemezsen yaralayamıyor artık seni.."Büyük laf" diye yazdım Gökçe'me az önce..


Tesadüfen mi bilemem ama karşılaşıyorsun istersen içinde kendinle..Minicik kız çocuğu duruyor ve sen anlatamıyorsun gördüklerini o'na..


Ben ne kadarını nasıl anlatabileceğim meleğe?


Bana anlatanlar oldu çok şükür..Hala bıkmadılar anlatıyorlar fısır fısır..Ürkütmeden
korkutmadan ama..Benim de öyle yapmam lazım..Ürkütmemek lazım kuşu zira,ince iş :)

********

Ya şimdi aradı Şirinella beni.Emziğini arıyorlarmış bulamamışlar "nereye sakladın emziğimi?" diye hesap soruyor bana zilli :)) Ben neler düşünüyorum o bana ne soruyor :)) Ay çok absürt oldu bu şimdi :))) Ben şinci ciddi de olamam :))))))

Neyse işte..Öğrenecek aramasını da bulmasını da diye bağlayayım ben bu iç dökme şeysini :)


Bi de dün yine Çin yemeği yedim üzerinize afiyet..Acaip bi şey önerdi Okan bana..Yemek olarak! :)

"General çikın.."
Bakınız bu..Çok acaipti çokkk..Hem tatlı hem acı..Değişik..




Bu da içinden ben çıkmış hali ve Luna ve nilo :)


Görüşürüz.

1 Mart 2010 Pazartesi

Epey önce yine bir taksim akşamı , bi arkadaş usuldan kanyak şişesi uzattı bana doğru ..Sokakta yürüyoruz hava da epey soğuk.."Bilmem ki acıdır be o" dedim.."Isıtır çek bi yudum" dedi...


Sonra güldük kendi kendimize "film repliği yaptık olum" dedim "yenisin sen galiba" dedi bana muhtehzi muhtehzi gülümsüyordu bıyık altından :) İyi madem ,ver bakalım dedim..


Ba-yıl-dım!


Söz vermiştim alcam kendime bi şişe diye..


Yaptım geçtiğimiz cuma akşamı..Bir şişe tekel kanyağı aldım..Yanına çikolata ve bi paket sigara..


Önce Scala'da film izledik..Kandahar..Filmle ilgili ayrıntıları vereceğim sonra..Ama kısaca kadın olmak, Afgan kadını olmak, özgürlük, umut'la ilgili çok acaip deneyimler sunuyor film..


Bakınız;


http://tr.wikipedia.org/wiki/Kandahar_(film)










Film bitti..Ahali nereye dağıldı bilemem ama ben güvenli kollarda kanyağa doğru hızlı bir dalış sergiledim:)

Barın dışında elimde şişe otururken olduğumuz mekandan Metin Üstündağ ve eşi çıktı..Beni ve kanyağı görünce oo dedi asıl muhabbet burdaymış..:))

güzeldi..


26 Şubat 2010 Cuma


Hikayeyi tamamlamicam..Canım istemiyor.Keyfim yok şimdi.


Bugünün şarkısıı...




akşam dans etcem deli gibi karar verdim..Görüşürüz....


ayıp not: Hımm bu arada.




Nasılsınız millet?
Ben keyifliyim..
Ama başım ağrıyor bi kaç gündür..
Her gün hap atıyorum Nazan'cım iki gözüm sağolsun..Bi de öksürüyorum sıkça..Sigarayı mı arttırdım acaba??
Öksürmeye başlayınca kızlar koşa koşa su yetiştiriyorlar bana..Azcık rahatlıyorum..Seviyorlar beni..Ben de onları..Bak içlendim yine..Kaçık kız grubu seviyorum olumm sizi ben..

Neyse işte..

Bu sabah ilk gençlikte dinleyip dinleyip bıyıkları yeni terlemeye başlayan oğlan çocuklarına aşık olduğumuz -olduğumuzu düşündüğümüz- zamanlardaki şarkılar var kulağımda..Ne çok acı çekerdik o zamanlar..Biz küçüktük acılar mı büyük geliyordu şimdi büyüdüğümüz için acılar mı küçüldü yoksa hayat daha geniş şimdi o genişlikte acılar mı az yer kaplıyor?

Büyüdük mü dersiniz?Büyüyünce hayat ve acı daha mı katlanılır oluyor?

Yoksa hayata karşı sağlam durmak mı benim yaşadığım?

Kendime çok mu misyon yüklüyorum? Öyleyse bile iyi idare ediyorum :)

Aslında ben başka bişi yazacaktım döküldüm dimi? :)

******

Çarşamba Scripta vardı..Scala'daki yazı grubu

Bu arada scripta nerden geliyor bilen vardır ama bilmeyenler için;

"Verba volant scripta manent" yani "söz uçar yazı kalır"..Hoş dimi?

O gün bi çalışma yaptık..

10 kişilik bi grup düşünün bir kişinin cümlesi ile başlıyor çalışma..Sonraki cümleyi başka birisi söylüyor..Sıra falan yok..Ama tabi anlamı bozmayacak cümleler sıralanıyor..Bu şekilde bir pragraf yaratıldıktan sonra herkes kendine göre tamamlıyor hikayeyi..

Çok enteresan hikayeler çıktı..Ne kadar kişiysen o kadar değişik sonla karşılaşıyorsun..

Hikayenin başlangıcını ve benim hikayemin sonunu yazacağım ben şimdi;

Ağır adımlarla gecenin sisinde ilerledi.Bir adım ötesini bile göremiyordu.Ne yapacağını bilmez bir şekilde bir süre bekledi. O esnada sisi yırtan canhıraş bir çığlık işitildi.Sokak lambasının altından bir silüetin koşarak geçtiğini gördü.Bu o muydu acaba?Gerçek miydi , her zaman ki halisünasyonlardan biri mi?Başının ağrımaya başladığını , nabzının düştüğünü ve gözlerinin karardığını hissetti..

-bundan sonrası benim-

Gözlerini açtığında loş bir odada , nemli bir şilte üzerindeydi.İçerki odadan ufak tıkırtılar geliyor,birisi sanki bişeyler arıyordu..Yattığı yerden doğrulmaya çalıştı..O sırada kolu şiltenin yanında duran lambaya çarpınca loş sessizlik parçalandı.

Odadan koşarak geldi adam.
-Nasıl oldun? diye sordu.
Selma,
-Daha iyiyim dedi belli belirsiz.

Daha iyi miyim gerçekten?

Kemal'i tanımıştı daha nasıl oldun der demez.
Bunca yıl sonra diye geçirdi aklından.Başı korkunç derecede ağrıyor sabit tutmakta zorlanıyordu kendini..
Sonra birden farketti ki onca sene gördüğünü düşündüğü şeyleri görmüştü gerçekten..Halisünasyon değildi demek!

Yaşadıkları tutkulu aşkı düşündü.İçi acıdı..Nasılda yıkılmış , nasıl dağılıp paramparça olduğunu ve çok uzun yıllar evet yıllar kendine gelmek için ne büyük çabalar sarfetmişti..Aldığı antidepresanların haddi hududu yoktu..Bu sebepten halisünasyonlar gördüğünü düşünmüştü yıllarca.Ama işte gerçek tam karşısında duruyor sevecen ama ezilmiş gözlerle ona bakıyordu..

Selma ne hissetmesi gerektiğini düşündü bir an..Öfke , kin? Özlem ? Korku?
Çözemedi..Kendini çözemedi..Uzun yıllardır olduğu gibi..Bu duygusu çokça tanıdıkdı zaten..

Yıllar önce Kemal' e çok yalvarmış bırakma beni nolur yapamam sensiz demişti..Kendini küçülttüğünü hiç düşümemişti..Aşkla tutkuyla seviyordu Kemal'i..Yalvarmıştı..Ama Kemal dönmemişti..Selma dönmediğini düşünmüştü yada....

Odadan gelen ses irkilmesine neden oldu adamın..Uyanmış mıydı Selma? Hemen bıraktı elindekileri..Evet işte uyanmış , kolu ile çarptığı lambaya boş gözlerle bakıyordu..

Nasıl oldun dedi..Çıkan ses sanki ona ait değildi.Daha iyiyim dedi kadın..Daha iyi miydi gerçekten?

Kemal utanıyordu..Koşup Selma'yı kollarına alıp "seni çok özledim,seni hiç unutmadım" demek istiyor ama Selma'nın gözlerinde bir türlü çözemediği gel-git ler engel oluyordu buna.

Yıllar önce Selma'yı terketmiş ve bunun o zaman için doğru bir karar olduğunu düşünmüştü..Anlatsa kadına anlamayacağını ve ona düşman olacağından emindi..Sonuçta yine de düşman etmişti kadına kendini..Selma çok yıkılmış kabullenememişti ayrılığı..Nasıl da ağlamıştı günlerce gecelerce..Ama kemal içi de erise kararından geri dönemiş bırakmıştı Selma'yı..Şimdi dönüp baktığında belki bir çıkar yol bulabilirdim diye düşünüyordu..Ama artık herşey için çok geçti..Selma onu asla affetmeyecek bir daha asla ona eskiden baktığı gibi bakmayacaktı..

Selma kendine gelmeye başlayınca odayı ve neden bu odada olduğunu sordu kendine..Sonra Kemal'e..
-Ne işim var benim burda? Senin ne işin var burda? Neden burdayız??

Kemal bu soruya nasıl cevap vereceğini düşünmemişti hiç..Selma'yı son 4 aydır takip ettiğini beni affet demek için geri döndüğünü onu hiç unutmadığını nasıl anlatabilirdi ki?

Bu dökündü odayı kiralamıştı hapisten çıktıktan sonra..Selma'yı içerde olduğu her gün her saat aklında çıkarmamış,çıkaramamıştı..
Yıllar önce bir anda sebepsiz terkinin de sebebi buydu..Aranılıyordu Kemal..Üstü örtülmüş bir dava tanıklardan birinin bir süre sonra konuşmasıyla tekrar açılmış ve Kemal her yerde aranılır olmuştu..


****

Biraz işim var ama hikayeyi bugün tamamlayacağım...Valla!

24 Şubat 2010 Çarşamba

Dün akşam gezenti blog sahibi Moda'da idi..Keyifli bir eve davetliydik..

Evin sahibi zat-ı şahaneleri teyzem olur Berin Aral , çıtır yakışıklı Can Aral ve içerde o gece kaderinde Gökçem ile İngilizce çalışmak olan Billur Aral..Ha onlar hallerinden pek memnundu o ayrı..

Çok eğlendik..Bir fotoroman yaptık..Aslında önce biz Can'la dans etmeye başladık ve herşey böyle başladı sanırım.."Papatya gibisin beyaz ve ince" diye söylemeye başlayınca ben, yakışıklı kuzenim Can beni dansa davet etti..

Sonra fotograflar birbirini izledi..Teyzee! eyvallah :)

Can ile benim hikayemi de anlatayım da tam olsun madem..Can'ın ilk sevgilisi benim efenim..Bu velet daha 3 yaşındayken başladı bizim hikayemiz..Aslında elime doğdu diyebilirim ama neyse abi kendini bildi bileli beni beğenir..Bilirim..O çok demez sulandırmaz ama ben bilirim :)

Hatta Can'ın benim evleneceğim gün nikah dairesinde olay çıkarmışlığı vardır..Bildiğin ortalığı birbirine kattı...Acaba bana bişey mi demek istemiş o zamandan çocuk :))


neyse..


Can Aral..


Seni seviyorum yakışıklı çıtırım benim..


1-Kadın ve erkek helecan içindedirler.

Gözler telefonda,akıl hep ondadır.
Nazenin halet-i ruhiyeler ve kalplerde pır-pır kuşu!
Aşkın "başlangıç" hali.
En çok bu halini severim aşkın!



2-Kadın ve erkek ; artık sevgilidir onlar.
Minicik sahiplenişler,kadının aklı gelecekte , erkeğin aklı kadındadır.

Rahatlamıştır pır-pır kuşu.
Aşkın "uçarı" hali.
En çok bu halini severim aşkın!




3-Kadın ve erkek pır-pır'a uyum sağlamışlardır.
"Kendileri gibi olmaya"en nihayet başlamışlardır..
Kadının aklı hala gelecekte , erkeğin aklı akşam film sonrasındadır.

Aşkın "olgunluk"hali..





En çok bu halini severim aşkın..


4-Kadın ve erkek aynı evi paylaşıyorlardır artık.

Evli yada ev'siz farketmez.

Pır-pır kuşunu gören var mı?
Aşkın "tadından yenmez hali"hatta "yemede yanında yat hali"
Herkes kendi işiyle ilgilenirken diğerinin ne yaptığını yan gözlerle değil alenen izlemektedirler.
En çok bu halini severim...




5- Kadın ve erkek artık hareket çekebilecek kadar rahatlamışlardır.

"Kendisi olmanın" doruklarındadırlar..

Kadının aklı gelecekte erkeğin aklı kimbilr nerde?

Bir zamanlar , neydi o kuşun adı?

Aşkın "Gerçek"hali!

En çok...




Can sevgilim..

23 Şubat 2010 Salı



Soul Kitchen bir Fatih Akın filmi.

İzleyeli epey oluyor ama ben yeni yazıyorum :(

Film şahane baştan onu diyeyim..Bu kadar eğlenip koltukta mıkırdadığım film azdır..Ben genelde film izlerken susarım..Tıp! Ama bu filmde yerimde duramadım şaşırdım,kahkaha attım,üsüldüm sonra yine güldüm felan işte..

Hatta şunu düşünüyorum filmin orjinalini alıp sesini açıp hem dansedip hem filme takılmak zira filmin müzikleri beni deli etti:) Muhteşem! Edinilesi benden demesi...

Ve ne fena biliyor musunuz? Film Türkiye de 69 bin , Almanya'da 1 milyon civarında kişi tarafından izlenmiş..Umudumu yitirmeye başlayacağım yakında..:(

Ben bi de en çok neden sevdim biliyor musun bu filmi?
Film günümüzdeki çarçabukluğu,kardeşine bile güvenmeyeceksin kardeşimciliğe inat dost olmaktan,yemeğin gerçekten yemek gibi yenmesi ve tadına varılmasından ve vefadan bahsediyor..İşte ben sırf bu iyi niyetleri yüzünden bile severim soul kitchen'ı ve Fatih Akın'ı..
Ama benim tek sebebim bu değildi filme aşık olmam için..Sebeplerimden biri de;

Şimdi hazır mısınız?

Filmde benim takıldığım noktaya??





Bir adam bu kadar mı ......... .............. ..... .... ..... ............................. ............... ............. olur yafu??

Bittim.Bu kadarım ben:)) Derin duygular besliyorum biline..

Sirtaki en seksi oyunmuş onu farkettim.:)

Taam susuyorum artık yoksa...Sustuuummm...

Filmde oyunculuğunu konuşturan kişi uzak ara moritz dir..Evet evet benim derdim sadece sinemasal anlamda bir yorumda bulunmak...Yoksa adam seksiymiş hani şöyleymiş böyle de bakılırmış gibi bir derdim zinhar yok!! Olmadı dimi?? :))) Ben bile inanmadım oğlum kendime:))

Neyse işte..Gidin izleyin bence..Büyük eğlenceyi kaçırmayın..

Hım bu arada müzikleri dedim ya şahane diye;filmin iki cd lik bir soundtracki var efenim..

1. rated x – kool & the gang
2. hicky burr – quincy jones
3. i don't know – ruth brown
4. brown bag – boogaloo joe jones
5. we got more soul – dyke and the blazers
6. get the money – mongo santamaria
7. don't do it - syl johnson
8. get down – curtis mayfield
9. to sxoleio – the olympians
10. i want to be your man – zapp & roger
11. the creator has a master plan – louis armstrong
12. it’s your thing – the isley brothers
13. disko – jan delay

1. walking in dub – burning spear
2. soundhaudegen – sillywalks movement
3. fragosiriani – locomondo
4. manolis o hasiklis – shantel
5. mission of love – love ravers
6. sing song girl – er france
7. moon shayn – bad boy boogiez
8. arcilla – steven pfeffer
9. to blues tou paliokaravou – pavlos sidiropoulos
10. steve's la paloma – steve baker
11. sisters keepers dub – turtle bay country club
12. gang & gaebe - broke but busy
13. das letzte hemd hat leider keine taschen - hans albers


bi de filmin resmi sitesi müsikleri burdan da dinleyebilirsiniz..

http://www.soulkitchenfilm.com/

22 Şubat 2010 Pazartesi

Bu haftasonu planladığım ufak yolculuğumu işlerin yoğunluğu sebebiyle bir hafta ertelemek zorunda kaldım..Olsundu..Mutlu olmak için uzaklara gitmem gerekmiyordu. (Avutuyorum kendimi bozmayınız lütfen) Hem Mart daha güzel bi aydı seyahat için..(hala avutuyorum evet :)

Hastasonu yine sokaklarda geçti :)



Şirin cumartesi sabahı anneannesine kahvaltıya giderken..Halinden pek memnun görünmüyor dimi? Sabah mahmurluğu diyelim..






Sonra keyfi yerine geldi ama..Pikniğe gittik,ağaçlara tırmantık (bize deli bunlar diyenler oldu bozmadık hiç kendimizi ama biz:)


Şirin ağaca sarılıyor evet,sevdik ağacı benden öğrendi ağaca sarılmayı..:) Ehe ehe..



Oturduk piknik yaptık,kedileri besledik keyfimiz iyice yerine geldi..Çimlerde yuvarlanırken bu da..Pek romantiğiz dimi? :))





Cumartesi bol temiz hava bol kahkahalı geçti günümüz..


******
Pazar sabahı evden çıktığımızda yağmur başlamıştı ama biz vazgeçmedik sabah kahvaltısını ne olursa olsun açık havada deniz kıyısında yapacaktık..Kıçımız dondu mu dondu ama olsundu keyifliydik..Tarihi fırından aldığımız simitler sıcacık ve çıtır çıtırdı..



Akşam oldu Şirin uyudu erkenden,oksijeni niye verdim sanıyorsunuz :))
Sevdiklerim ve benim muhabbet saatimiz..


19 Şubat 2010 Cuma



Bugün öğlen itibariyle benim baharım geldi!

Kaçamak yaptım..İşten bi kaç saatliğine de olsa ,koşarak uzaklaştım...




Çengelköy'e gelmiş Berin'le Beyhan..Durur muyum ben? Atladım taksiye doğru Çengelköy'e, Çınaraltına:)




Güneş sıcacık ısıttı beni..Orta şekerli kahvemi denize bakarak içtim bugün..



Bahar geldi bana bugün..Sadece bu keyfi yaşadığım için, sadece o an orada güneş beni ısıttığı için mutlu oldum..Daha büyük bir sebep aramadan..


Takside camı açtım hemen bahar kokusunu çektim içime içime...Denizin kenarında büyük konaklara imrenerek baktım...İsmi "Saadet Yalısı" olan 27 numerolu beyaz konağı daha bi kıskandım ne yalan diyeyim?
Balık tutan amcayla sohbet ettim..Her öğlen gelirmiş amca balığa..77 yaşındaymış..Emekli olduktan sonra kahveye gideceğine balığa geliyormuş..Hem akşamları "Gülsüm teyzenle balık yiyoruz işte fena mı" dedi..Gülsüm teyze'ye hürmetlerimi ilettim yanından istemeden ayrılırken balıkçı dedenin.
Onlarda kaldı aklım..
Menemen yedim öğlen yemeğinde..ellerimle..ekmek bana bana:)
Bakın bahsi geçen menemen;



Öyle işte..Ben çabuk davranıp rol çaldım bu öğlen..İçim kıpır kıpır..Baharım geldi..

ekşimtrak!



ekşi sözlüğe sıklıkla girerim..

Bugünün açılış yazısına bayıldım :)))

paylaşamdan edemicim;


seks ile savaş arasındaki benzerlikler

ikisinde de kaba kuvvet degil, gelismis teknik kazanir.



utangaç not:öhöm :)

;;